1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Orta Çağı Aydınlatanlar

Konusu 'Sosyoloji' forumundadır ve Suskun tarafından 18 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    Orta Çağı Aydınlatanlar
    Batı'da M.S. 742?814 yılları arasında yaşayan en şöhretli hükümdar Şarlman, kendisi doğru dürüst yazı yazmasını bilmemesine rağmen koyu bilgisizlik ve taassup halini hafifletmeye çalıştıysa da muvaffak olamadı. Merkezi İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğunda da durum parlak değildi. Hala Aristo?nun eserleri okutuluyor, antikite eserler yeniden değerlendirmeye tabi tutulmuyordu. Yalnız 911?lerde VI. Leon?un matematik öğretmeni canlandırma teşebbüsleri göze çarpar. Bu arada, ilim, fen ve edebiyatı himaye eden Harun Reşid (763?809) in Şarlman?a hediye olarak gönderdiği ve dillere destan olan marifetli çalar saat dikkate değer tarihi bir hakikattir. Bütün insanlık âleminde yaygın bir cahiliyet ve ilme alakasızlık göze çarparken İslam medeniyetinin kısa zamanda gelişip yaygınlaşması Müslümanları ilme yöneltmiş, astronomi, matematik, filozofi, hatta coğrafya, yeni gelişmeler, yeni buutlar kazanmıştır.

    El-Me?mun (786?833), zamanında Bağdat?ta ?Beyt?ül-Hikme? adını verdiği bir kütüphane ve rasathane kurmuş, güneş?in eliptik eğilimini ölçme işlemlerini yürütmüştür. Bulunan değer 23°33?dır. Ayrıca gezegenlerin hareketleriyle ilgili cetveller hazırlatmış, büyük bir dünya haritası yaptırmıştır. Aynı zamanda 1 derecelik meridyen yayının boyu için 123300 m. hesaplamış ki, bu da bugün bilinen değerinden sadece 23o60 m. kadar büyük demektir. Yaklaşık % 2 hata. Böylelikle dünyanın büyüklüğü hakkında, eskilerden çok daha doğru bilgi edinilmesi mümkün kılınmıştır. MS. 800 yıllarında yaşamış olan iki büyük ilim adamının, 20. yüzyıl modern fizik anlayışına uygun görüş ve buluşları ise şöyledir: Kufe?de doğan Kindî; eserlerinden birinde; cisim, zaman, hareket ve mekân?ın birbirinden önce ve sonra olmadıklarını, hepsinin özde bir olup aynı anda yaratıldıklarını, cisim gibi zaman ve hareketinde sonlu olduklarını, dolayısıyla Yaratıcı?nın bu kayıtlar dışında, herşeyin sahibi olmasının zaruretini izah etmeye çalışmıştır. Onu fizikten felsefeye kadar bütün ilimlerle meşgul ettiren şey Kur?an ayetlerinin açıklamasıdır. Einstein?in izafiyet teorisi de aynı şeyleri söyler. Bundan 1160 yıl önce, Abbasiler zamanında kurulan Harran Medresesinde fizik, kimya âlimi Cabir İbn-i Hayyan, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen talebelerle bir fizik dersinde şu sözleri söyler: Madde, yoğun enerjidir. Bu yüzden Yunan fizikçilerinin, maddenin bölüne bölüne bölünüp parçalanmaz bir en küçük parçayla son bulduğuna ve kitlenin bu sayısız parçacıklardan meydana geldiğine dair olan iddiaları yanlıştır. Atom adını verdikleri bu nesne de parçalanır ve bundan enerji hâsıl olur! Bu, öyle bir enerjidir ki, benzetmek gibi olmasın, Allah kudreti gibidir ve bir habbeciğin bu şekilde parçalanması, Allah göstermesin, Bağdat gibi bir şehri yok edebilir.? Evet, Kur?an-ı Kerim?in cüz?ün de cüzü (en küçüğün de küçüğü, parçası) vardır hakikati ve modern atom teorisinin ilk sahibi diyebileceğimiz Türk asıllı ilim adamı Cabir İbn Hayyan... Bu Harran medresesinde matematik, astronomi, fizik, kimya ve tabii ilimler de okutulmakta idi. Doğu ve batıdan birçok talebesi vardı. Harun Reşid, Cabir?in derin ilmini takdir etmiş ve ona ?Reis-ül müderrisin? (rektör) ünvanını vermiştir. Cabir, 112 si uygulamalı fizik, 70 i teorik kimya, 144 ü madenler fizik ve kimyası ile izah edilemeyen güçler ve 500 ü teorik ve pratik fizik, kimya, matematik, astronomi, felsefe ve dinler tarihi konularında 826 kitap yazmıştır. Cabir, madenlerin birbirine dönüşebilmesinin atom değerlerinin fiziki usullerle değiştirildiği takdirde mümkün olabileceğini de belirtmiştir. Cisimleri teşkil eden atomların kontrol altında parçalanıp değerlerinin değişmesi sonunda ise metalleri birbirine, mesela gümüşü altına değiştirmenin mümkün olabileceğini de belirtmiştir. Cabir, aynı zamanda günümüz fiziğinde geçerli olan optik kanunlarını bulmuş ve mercekler teorisini kurmuştur. İçbükey aynalarla güneş enerjisinden faydalanmanın yollarını göstermiştir. Batı bilginlerince dünyanın gelmiş geçmiş 12 dahisinden birisi, olarak tanınan Cabir, cebir ilminin de kurucusudur. Nişabur?lu Ömer Hayyam ise (1016- 1123) şair, hâkim, felsefeci bir âlimdir. Onun dine karşı olduğunu iddia ederler. Halbuki, iddialara mesned teşkil eden rubailer uydurmadır. Ona ait gerçek rubailerin sayısı 40?ı geçmez. Ve hiçbirinde de dini yerdiğine rastlanmaz. Cebirde 1. ve 2. dereceden denklemlerin çözümlerini, kübik denklemler ve kesirli denklemler üzerine çalışmalarını görüyoruz. Newton formülü dediğimiz 2 terimlinin açılımını Hayyam, n= 2,3,4? İçin vermiştir. Açılımın katsayıları Pascal üçgeni ile bulunur. Fakat bu şemayı da biz daha önce Ömer ibn-Hayyam?da görüyoruz. Onun için Newton (1642-1727) ve Pascal (1623- 1662) dan birkaç yüzyıl önce Hayyam?ın ele almış olduğu bu iki bakışa ?İbn-Hayyam formülü?, ?Hayyam üçgeni? demek daha doğru olur. Ömer Hayyam, karekök, küpkök için de formüller bulmuş, kübik denklemlerin çözümünü 52 sayfalık eserinde halletmiştir. Kübik denklemlerin çözümünde koniklerin kesiştirilmesi metodunu kullanmakla geometri yoluyla cebir yapmış ve böylece matematiğin yeni kollarından biri olan cebirsel geometrinin metotlu ilk adımını atmıştır. Bundan da Dercartes?ten 500 yıl önce analitik geometrinin önderliğini yaptığı anlaşılıyor. Hayyam, Öklid?in oranlar teorisini eleştirmiş ve iki oranın eşitliğini bu oranları ifade eden iki sürekli kesrin karşıt teoremlerinin eşitliği ile ifade etmiştir. Onun bu teorisi ilk defa ileri sürülmüş olması bakımından önemlidir. Ömer Hayyam?ın bu yeni tarifleri Türk matematikçisi Nasreddin el Tüsi tarafından geliştirilmiş ve batı ülkelerine ondan sonra geçmiştir. Ö. Hayyam?ın astronomi hakkında da eserleri vardır. Tarih birçok ilme alaka duyan, ilmi gelişmelere öncülük tanıyan krallara, imparatorlara ve hakanlara şahid olmuştur. Fakat ilimle bizzat meşgul olan bir hakanı ancak bir kez görmüştür sanırız. Büyük Türk astronomu Uluğ Bey (1394?1449), bir hakandı aynı zamanda Batlamyos?un Almagest adlı astronomi kitabında verilen yıldız katalogundan sonra 2. büyük katalog olarak kabul edilen Uluğ Bey?in ?ZİYC?idir. 1018 yıldızın koordinatlarını veren bu değerli katalog 1437 de bitmiş olduğu halde Avrupa?ya ancak 100 yıl sonra geçmiştir. Ve 17. yüzyıla kadar düzenlenmiş katalogların içinde en üstün olduğu söylenir. Kocaları Kadızâde Rumi (zamanın Eflatun?u olarak tanınır) ve İyaseddin Cemşid ile kurup çalıştırdıkları büyük bir rasathane ile Semerkant?ı zamanın ilim merkezi haline getirir. Bu rasathanede Merkür, Venüs, Yer, Mars Jüpiter, Satürn ve Uranüs olmak üzere 7 büyük gezegen ile ay ve güneşin gözlemleri yapılıyor, isabetli hesaplar çıkartılıyordu. Memleketimizde Xlll. yüzyılda kurulan hastane sayısı 2 düzineye ulaşmıştı. Öte yandan tekkeler ruh sağlığı konularını da ele almış ve imkânları nisbetinde akıl bozukluklarına çare aramışlardır. XV. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet (1431?1481) o zamana dek dağınık, fakat önemli ilerlemeler sağlayan hendese (geometri) ve tıp konularını 1453?te İstanbul?da açtığı üniversite programına koymuştur. Astronomi çalışmaları bu devirde yeni bir hız kazanmıştır. Uluğ Bey?in yanında yetişip beraber çalışmış olan ve Uluğ Bey?in öldürülmesiyle Semerkant?tan ayrılmak durumunda kalan Ali Kuşçu, Fatih Sultan Mehmed? in daveti üzerine İstanbul?a gelip yerleşir. Artık Ali Kuşçu Fatih?in ilim adamlarından olmuştur. Ali Kuşçu, astronomide birçok düzenleme ve yeniliklerle eserler verir. Batıda ünlü bilimler tarihi yazarı G. Sarton IV ciltlik eserinde yüzlerce monografilerinde İslam âleminin ilmî çalışmalarına ayırdığı yerler oldukça yeterlidir. Orta çağ, bütün bir insanlığa aydınlık yolu gösteren, bir bütünlük anlayışı kazandıran, akıl-kalb izdivacından nelerin doğabileceğini gösteren Müslüman ilim adamlarının imzalarını taşımaktadır. Görülüyor ki, o zaman yaşamış olmalarına rağmen hala geçerli olan ve yeni tespit edilen birçok yeniliklere de işaret etmelerini sadece ve sadece onların düşüncelerini besleyen ?Kaynak Kitap?a bağlamak herhalde en doğru olanıdır.
     

Sayfayı Paylaş