1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ortak Kültür - ASYA DAĞILIMININ İZLERİ

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 29 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    ASYA DAĞILIMININ İZLERİ​

    Doç. Dr. Haluk BERKMEN

    Bir önceki 59 sayılı yazımda insanlığın ilk dağılım dalgasından söz ettim. Afrika kökenli insanlar Orta-Asya’ya ulaştıklarında o bölgeyi kendilerine yerleşim bölgesi olarak seçmişlerdir. Orada dil, din ve mimari kültürünü geliştirdikten sonra, iklim şartlarının değişmesi sonucu, yeniden göçe zorlanmışlardır. Bu büyük dağılımın izlerine çok az sayıda kalmış olan insan guruplarında hâla rastlamak mümkündür.
    [​IMG]
    Bu guruplardan bir tanesi kuzey Japonya adalarında yaşamlarını sürdürmeye çalışan Ainu halkı, diğeri Avustralya’nın orta bölgelerinde az sayıda kalmış olan Aborijin adıyla anılan yerli halk. Üstteki resimde bu iki halktan birer örnek kişi görülüyor. Aralarındaki uzak mesafeye rağmen yüz hatlarındaki benzerlik çarpıcıdır. (Soldaki resmin kaynağı: AİNU Spirit of the North People, University of Washington Press, 1999, ABD. Sağdaki resmin kaynağı: National Geographic, Şubat 1988, Cilt 173, sayı 2, sayfa 266)

    Ainu halkı Asya’nın en doğu bölgelerine ve adalarına yerleşmiş olan ilk toplumdur. Gelişmiş bir dilleri ve dinleri olmasına rağmen yazı geliştirmemişlerdir. Geleneklerini sözlü masallarla ve destanlarla nesilden nesile aktarırlar. Bölgede yapılmış olan genetik çalışmalar bu halkın Asya kökenli olduğunu göstermiştir. (Kaynak: New Scientist dergisi, 14 Şubat 2007)
    [​IMG]
    Üstteki genetik dağılım haritasında Orta Asya halkı ile tüm doğu ve güney-doğu Asya halkının ortak bir genetik havuzdan türemiş olduğunu görmekteyiz. Kuzey- doğu Asya halkı ile kuzey Amerika halkı arasında da yakın genetik ilişkiler bulunmuştur. Bu sonuçlar bir önceki yazımda belirttiğim dağılım modelini desteklemektedirler. Ainu dilinin Asya kökenli bitişken bir dil olduğu saptanmıştır. Ayrıca, Türkçe ile ilişkili sözcüklere de rastlamak mümkündür. Ainu halkının yaygın yerleşim bölgesini alttaki haritada görmekteyiz. Haritada Ainu halkının Asya kıtasından Sahalin, Kuril ve Hokkaido adalarına göç yolları gösterilmiştir. Taralı bölgede halen yaşayan Ainu’lar vardır.

    Bu bölgede bulunan coğrafi isimler bugünkü Türkçe ile dahi anlaşılabilir ve yorumlanabilir. İşte birkaç örnek: Okhotsk denizi <= Okh-OT denizi (Ateş OK) -sk takısı Rusça’ya aittir. Kuril takım adaları <= Kuru-il (deniz üzerinde kuru bölge)

    Hokkaido adasının adını Okh-aydo şeklinde ayırırsak ilk sözcüğün OKH olduğunu ve OK halkına işaret ettiğini görürüz. Keza, Sakhalin adı Sakha-ilin şeklinde iki sözcüğe ayrılırsa Saka AS-OK halkının ili olmaktadır. Asya kıtasının kuzey-doğu bölgesinde halen yaşayan Yakut halkı ile Sakha halkının aynı olduğu görüşü vardır. Ya-kut adını Ay-kut şeklinde okuyabiliriz. Zira, Ön-Türk /Ay/ damgası /Ya/ olarak da okunabilir. Şu halde Ay kök sözcüğünün Aynu veya –Aydo şeklinde bulunmasına şaşmamak gerekir.
    [​IMG]
    Hokkaido adasındaki Ainu diline ait coğrafi isimler Japonlar tarafından değiştirilmiştir. Eski Ainu isimlerine örnek olarak: Saru deresi (Asyada Siri derya, sarı dere bulunmaktadır). Kami kawa (Kam deresi. Kawa Japonca dere demektir). Kami ise Tanrı demek olup eski şaman geleneği ile ilişkilidir. Ura kawa (ur = yerleşim yeri). Keza, Kamçatka adında da KAM kök sözcüğünü bulmaktayız.

    Ainu halkının yazısı bulunmasa da OK damgasını kendilerine göre çizip çeşitli yerlerde süs olarak kullanmışlardır. Alttaki resimde solda Ainu damgaları ve sağda Anadolu Afşar Yörüklerinin kilimlerde ve çoraplarda kullandıkları damgalar görülüyor. Aradaki benzerlik tesadüf olmadığı kanısındayım. Çünkü Anadolu’ya gelmiş olan Yörükler Selçuk Türklerinden çok önceleri Toros dağlarının eteklerine yarı-göçer olarak yerleşmişlerdir.
    [​IMG]
    Aşağıda görülen Ainu bayrağı oldukça yeni, 1973 tasarımıdır. Üstte görülen motifleri içermesi, bu motiflerin Ainu halkı için hâla, günümüzde bile kutsal anlamlar taşıdıklarının kanıtıdır.

    [​IMG]
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    ORTA ASYA BELGELERİ

    Doç. Dr. Haluk BERKMEN


    Orta Asya bölgesinin bir zamanların önemli bir kültür merkezi olduğundan söz ettim. (Bkz. 31 sayılı Kara Khoto-Tangut-Kutsal Güneş başlıklı yazım) Kara-Khoto’nun batısında ve günümüzde Gobi çölü tarafından yutulmak üzere olan önemli bir şehir bulunmaktadır. Çin’in Kansu bölgesinde bulunan bu şehir Tung Huang, Dunhuang veya Dunwang adları ile anılmaktadır. Tung sözü ile Tunguz, Tangut, Tankut ve Tang adlarının ilişkili olduğu görüşündeyim. Huang ise doğrudan Türk Hanına işarettir. (Bkz. 18 sayılı Khang/Kagan – Dingir/Ra başlıklı yazım) Çeşitli şekillerde telaffuz edilen bu şehrin adına, Türkçe olarak, pekala Tunghan diyebiliriz.
    [​IMG]
    Tunghan şehri belli bir dönemde, uzun bir süre, büyük bir kültür merkezi idi. 1906 ile 1908 yılları arasında bu şehri ziyaret etmiş olan Fransız dil bilimci Paul Pelliot (1878-1945) bir oda dolusu el yazmasından 6,000 kadarını çok ucuz bir fiyata satın alarak Fransa’ya taşımıştır. Toplam sayısı 50,000 kadar olan bu yazmalar ve resimler günümüzde dünyanın 29 farklı müzesinde bulunuyorlar. Alttaki resimde solda yazmaların bulunduğu odada çömelmiş olan Paul Pelliot ve sağda Türkçe Orhun abecesi ile yazılı kısa bir bölüm görülmektedir.
    [​IMG]
    Bu yazıtların Türk Orhun abecesi ile yazılmış olanları çoğunluktadır. Alttaki resimde solda bu yazıtlardan kısa bir bölümü ve sağında Orhun abecesini görmekteyiz. Yazıtın bu bölümünü üç farklı uzman okumuşlardır. Bunlardan ilki Türk yazıtlarını toplayıp kitap halinde yayınlamış olan Hüseyin Namık Orkun’dur. Kendisi bu kısmı okuyup Eski Türk Yazıtları başlıklı eserinde yayınlamıştır. (Kaynak: Türk Dil Kurumu Yayınları 529, sayfa 288, Ankara, 1987) Daha sonra, aynı yazıyı Kâzım Mirşan ve Selahi Diker beyler de ufak farklar getirerek benzer şekilde okumuşlardır.
    [​IMG]
    Yazmadaki bu kısa bölüm bir yemin törenini anlatmaktadır. Günümüz Türkçe’si ile yukarıdaki yazılı metni kendi anlayışım çerçevesinde aktarıyorum:

    "Yemin töreninin beşinci ay on sekizinde bilge lider (biligüç öngül) ile büyük başlangıcı oldu. (on başlangıp kelti) Yabgu Tutuk, Buzaç Tutuk, Öre Börtü Tutuk, Altun Tay Sangun yardımcılık eder. (yarıtmalık erür) Ardından Öz Apa Tutuk adlı yüksek kağanımız (ol ongtu kangımığ), Ok adlı yüz otuz er geliriz. (keltimiz)"

    Parantez içinde ve kırmızı harflerle belirttiğim ifadeler yazıtta kullanılmış olan o günün Türkçe’sine ait gerçek sözlerdir. Öngül sözünün öncü (lider) demek olduğunu ve ol ongtu ile yükselmiş (yönetici olmuş) anlamına geldiğini görüyoruz.
    Ön-Türk toplumlarında, en eski tarih öncesi dönemlerden itibaren yemin törenlerinin kayda geçirilecek kadar önemli olduklarını görüyoruz. Bu törenler büyük topluluklar karşısında yapılır, yemin eden kişi “Tolu” denen bir kutsal içeceği içerdi. (Bkz. 17 sayılı Akhenaton, Khan, Aton başlıklı yazım) Kutsal içeceğin kabı ise genelde içi boş dağ keçisi boynuzu olurdu. Bu tür bir kabın seçimi tesadüf eseri olmayıp /yükselme, yüksekte durma/ kavramını da içermekte idi.

    Ayrıca yazıdaki sözcükler iki nokta üst-üste ile ayrılmaktadırlar. Aynı özelliği hem İtalya’daki Osk yazıtlarında, hem de Girit adasındaki Lineer-A yazıtlarında görmekteyiz. (Bkz. 49 sayılı Yazının Gelişimi başlıklı yazım) Yazı tarzının bu özelliği de tesadüf eseri olamaz. Öyle anlaşılıyor ki, farklı coğrafyalara göç etmiş olan, fakat aynı kök kültürden türemiş olan insanlar gittikleri bölgelerde hem yazı tarzlarını hem de geleneklerini korumuşlardır.

     

Sayfayı Paylaş