1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Oruç fidyesi

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Çağlayağmur tarafından 7 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.093
    Beğenileri:
    4.417
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    811 ÇTL
    Allah Teâlâ şöyle buyurur:


    “Sayılı günler… Sizden kim o günlerde hasta veya yolcu olursa, o günler sayısınca diğer günlerde oruç tutsun. Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye de gerekir. Kim bir hayrı içten gelerek yaparsa onun için daha iyi olur. Oruç tutmanız sizin için daha iyidir. Eğer bilmiş olsaydınız…” (Bakara 2/184))


    Ayette geçen (وve alellezîne yutîkûnehû) ifadesi “… onu tutabilenlere...” anlamındadır. Ancak âlimlerimizin çoğu âyete; “... onu tutamayanlara...” şeklinde olumsuz anlam vermişlerdir. Bu, şaşırtıcı bir durumdur. Şimdi olumlu anlam ile ortaya çıkan hükümleri ve anlamı olumsuza çevirmenin sebep ve sonuçlarını görmeye çalışalım:

    1. Olumlu Anlam Bakara 184.teki ibaresine “..onu tutabilenlere..” şeklinde olumlu anlam verince, “onu” zamiri ya bu âyette sözü edilen hasta ve yolcuların, tutamadıkları Ramazan orucunu kaza etmeleri halini ya da 183. ayette yer alan orucu ( es-sıyâm) gösterir

    A- Zamirin Orucu Göstermesi184. âyette olan “onu” zamirinin 183. âyetteki orucu gösterdiğini söyleyenlere göre yolcu ve hasta olmayıp oruç tutabilenler önceleri serbestti; isteyen tutar, isteyen de tutmaz bir fakiri doyururdu. Sonra “Sizden kim Ramazanı yaşarsa, o ayı oruçlu geçirsin...” (Bakara 2/185) âyeti geldi ve bu hükmü nesh ederek ortadan kaldırdı[1]. Buna göre 184. âyetin açılımı şöyle olur:

    “Orucu sayılı günlerde tutun. Sizden kim hasta veya yolcu olur da oruç tutamazsa, o günler sayısınca diğer günlerde tutsun. Hasta veya yolcu olmayıp gücü yerinde olanlar oruç tutmazlarsa onun yerine bir yoksulu doyuracak fidye vermeleri gerekir…”

    Demek ki ilk zamanlar, hasta ve yolcular, tutamadıkları oruçları kaza etmek zorunda oldukları halde oruç tutabilecek olanlar serbesttiler; isterlerse oruç tutmaz, yerine bir yoksul doyuracak fidye verebilirlerdi. Bu bir çelişkidir, Allah’ın kitabında çelişki olmaz. Bu iddia, bunun dışında üç açıdan daha eleştirilebilir:
    a- Âyetin metni muhayyerlik değil, vücub ifade eder ve alellezîne yutîkûnehû fidyetün taâmu miskîn) Onu tutabilenlere bir yoksulu doyuracak fidye gerekir.” cümlesi, mübteda ve haberden oluşan isim cümlesidir. Haber, ef’âl-i ammeden olup hazfedilmiştir. İsim cümlesi sübut ve devam ifade eder. Çocuğun emzirilmesi ile ilgili şu âyet de aynı yapıdadır: ve ale’l-mevlûdi lehû rizquhunne ve kisvetuhunne bi’l-ma’rûf (Sütannenin) gıda ve giyeceğini temin; çocuk kendi için doğurulmuş babanın görevidir.” (Bakara 2/233) Bu ve benzeri âyetlere, vücub anlamı verilirken yalnızca yukarıdaki âyete muhayyerlik anlamı verilmesinin bir gerekçesi yoktur.

    b- Burada nesihten bahsedilemez. Çünkü nesh eden âyet, ya önceki ile aynı hükmü ya da daha hafif bir hükmü içerir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Biz bir âyeti nesh eder veya unutturursak, yerine ya daha hayırlısını, ya da dengini getiririz.” (Bakara 2/106) Oruç tutabilenlere verildiği iddia edilen ruhsatın kaldırılması, hükmün ağırlaştırılmasıdır. Böyle bir nesih olamaz. Nesih konusuyla ilgili olarak bu kitapta yer alan “Recm Cezasının Neshedilmesi” başlıklı yazıya bakılabilir.
    c- Üçüncü husus şudur: Âyette hasta ve yolcuların tutamadıkları orucu kaza etmelerinden bahsediliyor. Zamirin en yakının göstermesi esas olduğundan “… onu...” zamirinin bu âyetteki “oruç kazası”nı değil de 183. âyetteki “orucu” göstermesi için bir karine gerekir. Okuduğumuz yerlerde böyle bir karineden bahsedilmemektedir. Bize göre Ramazan bayramında verilen fitre bunun karinesi olabilir. O zaman âyetin anlamı şöyle olur: “Ramazan orucunu tutabilenlerin bir miskini doyuracak fidye vermeleri gerekir.”
    Fidye, kişinin İbadetteki eksiğini gidermek için ödenmesi gereken bedeldir[2]. İkrime’nin İbn Abbâs’tan rivayetine göre “Peygamberimiz fitreyi, oruçlunun ağzından çıkabilecek olan boş ve çirkin sözler için bir temizlik ve çaresiz kalmış kişiler (miskinler) için yemek olsun diye farz kılmıştır. Kim onu (bayram günü) namazdan önce verirse makbul bir zekât olur. Kim de namazdan sonra verirse sadakalardan bir sadaka olur[3].”
    Abdullah b. Ömer demiştir ki; “Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem fıtır veya Ramazan sadakasını; erkeğe, kadına, hüre ve köleye, hurmadan bir sa’ [4] veya arpadan bir sa’ olarak farz kıldı. İnsanlar bunu yarım sa’ buğdayla denkleştirdi [5].”
    Oruç; kadın, erkek, hür ve köle her müslümana farzdır. Hadisler, fitrenin de aynı şekilde farz olduğunu açıklamıştır. Âyetteki “orucu tutabilenlere” ifadesi, bu hadis ile örtüşmektedir.


    [1] Ebû Hayyân Muhammed b. Yusuf el- Endelüsî el-Gırnâtî, (654 – 754 h.) el-Bahru’l-muhît fî’t-tefsîr, Beyrut 1412/1992, c. II, s. 189.
    [2] Müfredat mad
    [3] Ebû Davûd, Zekat 18.
    [4] Sa’ 3920 gr. Ağırlığında bir ölçü birimidir.
    [5] Buharî, Zekat 77.
     

Sayfayı Paylaş