1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Osmanlı Arkeolojisi bilinmezleri

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 29 Ekim 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    980'lerin sonlarına kadar arkeologlar yalnızca uzak geçmişle ilgilendiler. Bundan en çok Ortaçağ medeniyetlerinin bir numarası olan Osmanlı İmparatorluğu zarar gördü.Bu yüzden günümüzde mesela Hititler’i, Frigler’i gündelik hayatlarına varıncaya kadar biliriz de Osman Gazi’nin Söğüt’e ne zaman, nereden geldiği hâlâ meçhulümüzdür.Çünkü Osmanlı yadigarı, Cumhuriyet’ten sonra beslenilecek bir kaynak yerine rejim için bir tehdit olarak algılandı. Yaklaşık bir asırdan beri yakamızdan düşmeyen bu kompleks yüzünden koskoca Osmanlı, üniversal araştırmalara kapandı, Vakıflar Kurumu’nun şefkatine, Anıtlar Kurulu’nun merhametine terk edildi.
    Son yıllarda yerli - yabancı bazı tarihçiler, ancak yurtdışında ve bilhassa Amerikan üniversitelerinde Osmanlı İmparatorluğu’nun geçmişine dair yeni açılımlar ortaya koymaya başladılar.Chicago Üniversitesi’nde Halil İnalcık, Harvard Üniversitesi’nde Cemal Kafadar, Princeton Üniversitesi’nde Heat W. Lowry ve öğrencileri, yaptıkları çalışmalarla Osmanlı’nın kuruluşuna dair pek çok bilinmezi aydınlattılar.Hatta bazı “doğru bildiğimiz yanlışlar”ı da düzelttiler. Bunlardan bazıları popüler basında birinci sayfa haberi olacak kadar ilgi gördü. Mesela doğru bildiğimiz yanlışlardan biri Osmanlı Devleti’nin 1299 yılında Söğüt’te kurulduğuydu.Oysa gerçek kuruluş tarihinin 27 Temmuz 1303 olduğu, kurulduğu yerin de bugün Yalova’nın bir köyü olan Koyunhisar olduğu meydana çıktı.Hatta bu yüzden, her yıl kuruluş şenlikleri düzenleyen Söğüt Belediyesi ile bundan böyle şenliğin kendileri tarafından düzenleneceğini ilan eden Koyunhisar muhtarı arasında basında ağız dalaşı bile yaşandı.

    [​IMG]

    Bugün Osmanlı medeniyetinin, küresel tarihin mantıklı bir uzantısı olduğuna inanan tarihçiler, Bizans, Ermeni, Fars, Arap, Rus kaynaklarından yaptıkları karşılaştırmalarla tarihimizi yenibaştan yazıyorlar. Artık bu çabaya arkeoloji de dahil oldu. Günhan Danışman’ın “Osmanlı Arkeolojisi” adlı kitabından öğrendiğimize göre, Osmanlı mirasının Misak-ı Milli sınırları dışında kalan topraklarında “yabancılar” bizim için arkeoloji çalışmaları yapıyorlar: “Brumfield'in Girit'teki yüzey araştırması, köy evleri, tahıl ve zeytin değirmenleri, üzüm ezimevleri ve ekmek fırınları yoluyla yerel halkın Osmanlı yönetimiyle olan ilişkilerini ortaya koydu.

    [​IMG]
    Ziadeh-Seely'nin Filistin'deki Ti'innik köyündeki kazıları, bir yandan Osmanlı dönemi katmanlarının mimari zenginliğini belirlerken, diğer yandan yerel halkın gündelik yaşamının ayrıntılarının ortaya çıkardı. Kuniholm'un Anadolu ve Balkanlar'daki Osmanlı dönemi ahşap yapıları üzerinde yürüttüğü (dendrokronoloji) yöntemiyle çok daha önceki dönemlerde Anadolu'da Türk yerleşmeleri olduğunu ispatladı. Baram'ın İsrail kazılarında bulduğu seramiklerle Carroll'un Anadolu’da bulduğu seramiklerin aynı olduğu anlaşıldı. Kızıldeniz'deki Sardana Adası batığından çıkarılan Çin porselenleri üzerindeki ‘Osmanlı mührü’, uzun mesafelerle yapılan yaygın ticareti gösteriyor.”

    [​IMG]

    “Elâlem” bizim tarihimize bu kadar meraklıyken, acaba Türk arkeologlar Osmanlı devrinin bilinmezleri için neler yapıyorlar?
    Galiba bu konuda halen sürmekte olan iki yüzey araştırması var; biri Eskişehir – Karacahisar’da, öbürüyse Kırklareli – Demirköy’deki Fatih Dökümhanesi’nde. Karacahisar’da bu güne kadar ortaya ne çıkarıldı bilmiyoruz ama Fatih Dökümhanesi hakkında bir şeyler söyleyebiliriz. Güya İstanbul’un fethi sırasında surları döven topların gülleler burada dökülmüş. Bu henüz kanıtlanamadı. Bir başka kanıtlanamayan rivayet ise, Karagöz’ün İstanbul’a gelmeden önce burada demirci olarak çalıştı. Bu söylentiler kazı alanını ilgi merkezi haline getirdi.
    Dökümhanenin bir devlet işletmesi olduğunu gösteren en eski belge 1696 tarihli. Bölgede çalışmalar 2001’den beri sürüyor. Vaktiyle binlerce kişinin çalıştığı anlaşılan dökümhanenin Traklar’dan, Bizans’a oradan da bize geçtiği tahmin ediliyor. Buraya işçiler için bir mescid yapılmış. Bu restore kapsamında. Dökümhanede kılıç, kalkan, mızrak, havan topu, zincir, gülle, mermi, nal, pulluk gibi tarım aletleri üretilmiş. Kazı başkanı Prof. Dr. Günhan Danışman’ın zamansız ölümü nedeniyle 2009’da ara verilen çalışmalara bu yıl Mimar Sinan Üniversitesi’nden Doç. Dr. Nurcan Yazıcı başkanlık etti. Türk Bilim Tarihi Kurumu idarecisi Ekmeleddin İhsanoğlu ve Kırklareli Müzesi’nin de desteğini alan ekipte Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Hadi Özbal, İTÜ’den Prof. Gülsün Tanyeli, Erdoğan Canbaz, Mustafa Kaçar da yer alıyor.
    Yerli - yabancı tüm bu çalışmalar, erken dönem Osmanlı arkeolojisinin çok zengin olasılıklarına işaret ediyor.İmparatorluğun her köşesinde yaşanan değişimin tarihsel ve toplumsal süreçlerinin tam olarak bir parçası olduğunu ortaya koyuyor ve tabii arkeologlarımıza bu konuda daha çok iş düşüyor.
     

Sayfayı Paylaş