1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Osmanlı Devletinde çıkarılmış gazeteler ve tarihleri

Konusu 'Öğrenci Salonu' forumundadır ve Suskun tarafından 11 Kasım 2009 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    OSMANLI’DA İLETİŞİM

    Osmanlı’da iletişim devletin idarî ve bürokratik kararlarının hiyerarşik bir düzen içinde merkezden taşraya iletilmesi ihtiyacının bir sonucu olarak resmî bir mahiyet taşımaktadır. Fermanlar kanunnâmeler nizamnâmeler vb. yazılı olarak gerekli bürokratik merkezlere “Menzil” sistemi ağıyla iletiliyordu. Devlet tarafından kurulan Menzil teşkilatında merkezî yönetim eyalet ve sancaklar arası iletişimin gerçekleşmesi koşucu ulak çapar Tatar isimleri verilen özel olarak yetiştirilmiş mesaj taşıyıcılarla yapılmıştır.

    “Askeri ve yönetim iletişim şebekesi “Menziller” sisteminin yolları merkez olan İstanbul’dan Anadolu ve Rumeli’ye sağ orta ve sol olarak üç ana kol halinde yayılıyordu. Bunlar da yan yollarla bağlanarak iletişim ağı tamamlanıyordu. Yollardaki menzillerde haber taşıyan ulaklar için hayvanlar (at) tutulurdu.” (Halaçoğlu 1995)

    Kara yolundaki hanlar ve kervansaraylar sivil halkın seyahat ve ulaşımında dinlenme barınma ve azık tedariği için bağlantı konak ve duraklarıdır.

    “Eskiden kuleler güvercinler koşucular haberci atlılar iletişimin taşıyıcı aracı olarak kullanılırdı.

    Tarımda tarımsal üretimin itici ve çekici gücü hayvanlardı. Kağnılar düvenler arabalar vb. araçlar üretim ve iletişim teknolojisinin egemen parçalarıydı.” (Arisan 1995)

    II. Mahmud dönemine kadar devletle halk arasındaki iletişimde devlet halka ulaşmak istediğinde fermanlar çıkarılır ve bazen tellallarla “Duyduk duymadık demeyin.” ile başlayan ilanlarla iletişim sağlanırdı. Tellallar haber okuyuculardı.

    Taşrada ve kentlerde mahalle imamları da iletişimin gerçekleştirilmesinde idarenin kararlarının halka ulaştırılmasında aktif rol oynamışlardır.

    Buraya kadar söylediklerimiz iletişimin Osmanlı’da resmi bir boyut taşıyan taraflarıdır.

    Haberleşme devletin kontrolünde ve imkanların şartların belirleyiciliğiyle yapılmıştır.

    Edebiyat ve ürünleri de Osmanlı’da iletişimin vasıtalarından olmuştur. Divan edebiyatı havasın halk edebiyatı ve en önemli birimi olan Aşık tarzı sözlü şiir geleneği âvâmın haberleşme aracı hâline gelmiştir. Köy köy kasaba kasaba dolaşarak her gittikleri beldede cereyan eden hadiseleri bir sonraki durakta anlatan nazmeden halk şairleri kitle iletişim araçlarının henüz gelişmediği dönemlerde haberleşme fonksiyonunu da yerine getirmişlerdir.

    Modern Anlamda İletişim

    (Gazetecilik) ve Osmanlı:


    Osmanlı’da ilk gazete Fransızlar tarafından çıkarıldı. İstanbul’daki Fransız maslahatgüzarı Vermenak İstanbul’daki Fransızlara Fransa Cumhuriyetine dair mâlumat vermek maksadıyla on beş günde bir çıkarılan Gazette Française de Constantinople adlı gazetenin neşrine başladı. (1796) Fransızlar İstanbul ve İzmir’de birkaç gazete daha neşretmişlerdir. Bunlardan Smyrneen Ocak 1824′te Le Spectateur Oriental Ekim 1824′te Le Courrier de Smyrne 1828′de yayına başlamıştır. Fransız menfaatlerini gözeten bu gazetelerin bazısı kapatılmış bazısı da önemini kaybedince kendiliğinden kapanmıştır.

    İstanbul ve İzmir’de Fransızca ve başka dillerde neşredilen gazetelerden başka Osmanlı toprağı sayılan Mısır’da da XVIII. yüzyılın sonlarında birkaç gazete yayınlanmıştır. Fransızların yayınladıkları birkaç gazeteden sonra yarısı Türkçe yarısı Arapça olarak yayınlanan Vekayi-i Mısıriyye 1828′de neşre başlamıştır.

    Gazete Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yı müdafaa etmiştir.

    İzmir’deki Fransız gazetelerinin yayınlarından rahatsız olan İngiliz ve Rus elçilerinin şikayetleri ve bu gazetelerin halk efkârında ve bazı yabancı çevrelerde uyandırdığı müsbet akisler II. Mahmut’un bu konuya eğilmesini sağladı. II. Mahmut’un şahsi gayretiyle 11 Kasım 1831′de ilk Türk gazetesi Takvim-i Vekâyi yayınlanmaya başladı. Takvim-i Vekâyi haftada bir defa yayınlanmak üzere bir resmi gazete olarak kurulmuştur. Asıl amacı resmî tebliğ ve haberleri yayınlamak olan gazete ilk zamanlarda iç ve dış olaylara dair haberler de veriyordu. Fakat sonraları bu önemli mahiyetini kaybetmiş ve içindekiler padişah iradeleri ilgi çekmeyen resmî haberlerle sınırlı kalmıştır. Gazete II. Mahmud hayattayken parlak devrini yaşamış onun ölümüyle düzensiz yayınlanan bir gazete halini almıştır.

    Takvim-i Vekâyi’nin Arapça Farsça Rumca Ermenice ve Fransızca nüshalarının da yayınlandığı çeşitli kaynaklarda ifade edilmektedir.

    Takvim-i Vekayi 1860′tan itibaren resmi gazete haline gelmiş ve gerçek gazete olmaktan çıkmıştır.

    Ceride-i Havadis:


    Basın tarihimizde ikinci adım Ceride-i Havadis’tir. Ceride-i Havadis İngiliz tüccarlar ve muhabir William Churchill tarafından 1840′ta yayına başlamıştır. Gazete gerek dış görüşünü gerekse muhtevası itibariyle Takvim-i Vekâyi’den pek farklı değildi. Churchill gazetesinin mali sıkıntı çekmesi üzerine ölüm ilanlarına yer vermiş ve bu da ilgi görmüştür. 1854′te Kırım Savaşı hakkında sıcak haberlerin yayınlanmasıyla gazeteye rağbet artmış ve Türk okurlar için bu gazete dış âleme açılan yeni bir pencere olmuştur.

    Cerid-i Havadis Türkçe yayınlanan ikinci gazetedir. Yayınlarının niteliği itibariyle yarı resmidir denilebilir.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    Tercüman-ı Ahval:

    Özel teşebbüsle kurulan ilk Türk gazetesidir. Bu gazetenin kendi gazetesini etkileyeceğini düşünen W. Churchill Ruznâme-i Ceride-i Havâdis-i çıkararak Tercüman-ı Ahval’e rekabet etmiştir. Gazeteyi Agâh Efendiyle Şinasi birlikte çıkarmışlardır. Agâh Efendi dünyayı gezmiş ve tanımış cesur bilgili bir aydındı. Şinasi ise Avrupa’ya giderek Fransız kültürünü edebiyatını ve şiirini Türk aydınına tanıtan Batılı şiirlerin tercümesini yapan ve gazeteciliği “İş bu gazete ahval-i dahiliye ve hariciyeden müntehap bazı havadisi ve maarif-i mütenevvia ile şair mevadd-ı nafiaya dair mebahisi neşir ve beyana vasıta olacaktır.” diyerek cemiyetin tekamülüne vesile olarak gören Batıcı bir aydındır.

    Tercüman-ı Ahval’de sanayiye bankacılığa ticarete postacılığa dair çeşitli yazılar çıkmaktaydı. Yabancı basından yapılan çevirilere de gazete de sık sık rastlanmaktadır.

    “Gazetede görülen haberler arasında hatt-ı hümayunlar resmi tebliğler nizamnâmeler vilayetlerden oraların ahvaline dair gazeteye gönderilen mektuplar meteoroloji raporları yer almaktadır.”

    Başta Agâh Efendi Şinasi Ahmet Vefik Paşa Sarı Tevfik Bey Mehmet Şerif Bey Hasan Suphi Efendi gazetenin başlıca yazarlarıdır.

    Tercüman-ı Ahval ve Ruznâme-i Ceride-i Havadis arasında çıkan bir tartışma sonucu Tercüman-ı Ahval 26 Aralık 1860 tarihli sayısında Ceride-i Havadis sahibinin İngiliz olduğunu ve gazetenin gelirinden başka hükümetten de nakdî yardım aldığını açıklamıştır.

    Basın Tarihinde İlk Kapatma:

    Tercüman-ı Ahval’ın hükümetin icraatlarına karşı tenkitçi tutumu ve Ceride-i Havadis’le olan münakaşaları Bâb-ı Âli’yi rahatsız etmişti. Bu rahatsızlığının sonunda hükümetin kapatma kararı Ceride-i Havadis’te yayınladı. (1861)

    18. yüzyıldan sonra fikri hayatımızı tesiri altına alan Batı medeniyeti bu etkiyi evvelâ Osmanlı aydını üzerinde gerçekleştirmiştir. Askerî idarî felsefî ve edebî alanlarda görülmeye başlayan Batı etkisi yine kendisinin öncülüğünü yaptığı gazetecilik alanında da etkili olmuştur. Gazeteyi sahiplenen Osmanlı aydınına karşın halk temkinliydi. Çünkü gazetenin anlam ve önemi henüz yeteri kadar anlaşılmış değildi. Fakat Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle gazete “Ufak tefek hadiseleri nakletmek suretiyle dünya ile bir münâsebet kuran bazı faydalı bilgileri veren okumayı zaman geçirme şekillerinden biri yapan bir vasıta olmaktan çıkar. Hakiki manasında kürsü olur”

    Gazete Osmanlı toplumunda değişimin hızlandırıcısı olmuştur. Aydınları etrafında toplamış. Batı’yla tanıştırmış (ilk tercüme faaliyetlerinin mekanı gazetelerdi) fikri grupları ve ayrılıkların arenası olmuş ve bütün bir toplum hayatının değişmesinde önemli rol oynamıştır. 19. asrın münekkitlerinden Tanpınar gazeteyi ve fonksiyonunu şöyle yorumlar: “Bütün işaretler oradan gelir. Kalabalık onun etrafında kurulur. Okumayı o yazar. Mekteplerin uzak bir gelecek için hazırladığı dağı o tutuşturur.”

    Tiyatro tercüme ve telif ilk örneklerini gazete vasıtasıyla verir. Makale deneme tenkit gibi türler gazete bünyesinde gelişmiş türlerdir. Bu türler vesilesiyle politika güncel ve hayatî meseleler fikri cereyanlar günün hadisesi olmaya başlar. Bu gelişmelerden sonra Osmanlı’da gazeteler hızla yayılmaya ve açılmaya başlar. Matbuat artık güncel ve siyasî hayatın bir parçası haline gelmiştir
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Osmanlılar’da Basın
    Osmanlı Devletinde İbrahim Müteferrika tarafından 1727’de ilk Osmanlı resmi matbaasının kurulmasından sonra belli bir çevre içinde haberleşme risaleler aracılığıyla olmuştu. Matbaanın kullanılışından yaklaşık bir asır sonra Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa tarafından Kahire’de 1828’ yılında Türkçe ve Arapça olarak Vakayi-i Mısriyye adlı resmi vilayet gazetesi yayınlandı.
    İkinci Mahmud Han devrinde 11 Kasım 1831 yılında İstanbul’da Takvim-i Vekayi adlı resmi gazete çıkarıldı. Türkçenin yanında; Arapça Fransızca Rumca ve Ermenice de yayınlanan Takvim-i Vekayi’nin basılması için İstanbul’da Takvimhane matbaası kuruldu. Takvimhane nazırı olarak da Es’ad Efendi tayin edildi. Haftalık olan bu gazetede resmi devlet haberlerinden başka iç ve dış dünya hadiselerine de yer verildi. Ancak Sultan İkinci Mahmud Hanın vefatından sonra sadece resmi devlet haberlerine yer verildi. Yıllık abonesi 120 kuruş olan bu gazete beş bin adet basılıyor belli başlı devlet adamlarına ve memurlara şehir ve kasaba ileri gelenlerine yabancı devlet temsilciliklerine dağıtılıyordu. Önemli hadiseler olduğu zaman Varaka-i Mahsusa adıyla özel ilaveleri de yayınlanıyordu. Tanzimattan sonra bir ara yayını durdurulan Takvim-i Vekayi 1855′ten sonra Meclis-i Ali-yi Tanzimat Nizamnamesi’ni ve bu müessesenin hazırladığı nizamnameleri yayınlamakla resmi gazete olma hüviyetine daha çok yaklaştı. 1860’tan sonra tamamen devletle ilgili belge ve nizamnameleri yayınlayan Takvim-i Vekayi 1878’de kapandı. Ancak üç yıl sonra 1881’de yeniden yayınlanmaya başladı. 4 Kasım 1922 tarihine kadar 4609 sayısı yayınlandı. Ankara hükumeti tarafından 2.1.1922’de Resmi Ceride 1.2.1928’de Resmi Gazete adını alarak yayınına devam etti.

    Takvim-i Vekayi’den başka yabancı devletler nezdinde Osmanlı menfaatlerini korumak için Sultan Mahmud Han Alexander Blacque Bey’e Le Moniteur Ottoman adlı Fransızca bir gazete de çıkarttırmıştı. Bu gazetenin Takvim-i Vekayi’nin Fransızcası olduğu da söylenmektedir.

    Sultan Abdülmecid Han tahta geçince 1840’ta Türkçe yayınlanan Ceride-i Havadis adlı gazeteyi neşrettirdi. Başında William Churchill adlı bir İngiliz gazetecisi vardı. 1850 yılından sonra bu iki Türkçe gazeteden başka Fransızca İtalyanca Rumca Ermenice ve Farsça olmak üzere on altıya yakın gazete yayınlanmaya başladı. 1864 yılında William Churchill’in ölümünden sonra oğlu Ceride-i Havadis gazetesini kapatıp Ruzname-i Ceride-i Havadis adlı gazeteyi çıkarmaya başladı.

    Türkler tarafından çıkarılan ilk özel gazete 21 Ekim 1860’ta neşredilen Tercüman-ı Ahval’dir. Sahibi Çapanoğlu Agah Efendi başyazarı Şinasi olan bu gazete bir haber gazetesi olmaktan ziyade hükumet tenkidine kadar bugünkü gazetecilikte görülen pekçok şeyin menşeini teşkil eden hususlara yer verirdi. İlk zamanlar haftada bir sonra üç sonra Cuma hariç her gün yayınlandı. Ancak siyasi şartlar ve basında giderek artan rekabet karşısında 11.3.1866’da yayın hayatına son verdi. Tercüman-ı Ahval gazetesinden ayrılan Şinasi 27 Haziran 1862’den itibaren Tasvir-i Efkar’ı çıkarmaya başladı. Osmanlı ülkesinde Avrupai fikirlerin yayılmasına dil tartışmasını ortaya atarak devletin bölünüp parçalanmasına yönelik akımların gelişmesi için çalışan devletin temel politikalarını ve hükumetin icraatını tenkid eden muharrir ve yazarların çalıştığı Tasvir-i Efkar gazetesi daha çok fikir gazetesi özelliğini taşıyordu.

    Bu özelliği sebebiyle gazeteye ilgi artıp trajı yükseldi. Şinasi ve Namık Kemal Avrupa’ya kaçınca Recaizade Ekrem tarafından çıkarıldı. Fakat kamuoyundaki etkisini giderek kaybeden Tasvir-i Efkar 830 sayı çıktıktan sonra 1866’da kapandı.

    İlk Türk dergisi ise 1850’de yayınlanmaya başlayan Vekayi-i Tıbbiye’dir. Meslek dergisi özelliğinde olan bu dergiden başka Temmuz 1862’de Münif Paşa tarafından Mecmua-i Fünun yayınlanmaya başladı. Ancak 1864’te kolera salgını yüzünden yayınını durduran Mecmua-i Fünun 1866’da yeniden yayınlanmaya başladıysa da kısa bir müddet sonra yayına ara verdi. Üçüncü defa 1883 yılında tekrar yayınlanmaya başladı. Fakat yeniden kapandı. Mir’at-ı Mecmua-i İber-i İntibah ve devamı olan İbretnüma ile Ceride-i Askeriyye de ilk çıkan dergilerdendir.

    1860’tan sonra Türkçe basınının devlet ve hükumet ile hükumet ricaline karşı tutum alması diğer dillerde yayınlanan gazetelerin de Osmanlı Devletinin bütünlüğünü bozmaya yönelik yıkıcı yazılar neşretmeleri üzerine saltanatı hükumeti Osmanlı toplumunu meydana getiren milletleri ve dinlerini saldırılardan koruyabilmek için bazı tedbirler alındı. 1860’ta özellikle yabancı basından şöyle bir taahhütname alınmaya başlandı:

    “Osmanlı hükumetini diğer devletlerle münasebetlerini memurların çalışmalarını tenkid etmemek; başyazıları önceden Basın Bürosuna bildirip tasdik ettirmek Basın Bürosunun tasdik etmediği haberleri yayınlamamak Avrupa gazetelerinde çıkan yazıları düzeltmek gayesiyle Basın Bürosunca verilecek yazıları aynen yayınlamak…” gibi.

    Bu doğrultuda yapılan uygulamalar birçok şikayetlere sebeb oldu. Tanzimatın getirdiği eşitlik ve kanunlara dayanan uygulama ilkelerinin çiğnendiğini ileri süren yabancı basın mensupları kapitülasyonlardan faydalanmak istediler. Yabancı gazeteleri ve gazetecileri cezalandırma veya yasaklama teşebbüsleri karşısında yabancı devlet elçilerinin basın hürriyetinin sınırlarını belirleyici bir kanun bulunmaması ve kendi konsolosluk mahkemelerinde muhakeme edilmek istemeleri sebebiyle kanuni düzenlemeye gidildi. 1864’te Matbuat Nizamnamesi çıkarıldı.

    Bu dönemde İstanbul’da devletin yarı resmi gazetesi olan Fransızca Journal de Costantinople İngilizce The Levant Herald Fransızca Courier d’Orient Rumca Bizantis Bulgarca Bulgaria Ermenice Megs Masis Avedapar ve Tar gazeteleri çıkıyordu. İzmir Kahire Beyrut gibi şehirler başta olmak üzere diğer şehirlerde de azınlıklar ve Müslümanlar tarafından hayli gazete yayınlandı. Ayrıca yine İstanbul’da Mecmua-i Havadis ve Münad-i Erciyas adlı Anadolu gazeteleri de yayınlanıyordu.
     

Sayfayı Paylaş