1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Osmanlı Devletinde Gemicilik tarihi

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 25 Ocak 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Osmanlı Devletinde gemicilik tarihi

    Muhteşem Denizcilik Tarihimizi Keşfedin



    1808'de, 24 yaşında tahta çıkan II'nci Mahmut'un dönemi 31 yıl sürdü.
    Amcası III. Selim'in Kabakçı Mustafa isyanı sonucu tahtan indirilip öldürülmesinden sonra, Rumeli'den gelen Alemdar Mustafa Paşa tarafından tahta çıkarılan genç padişahın ilk saltanat yılları büyük karışıklıklar ve sıkıntılar içinde geçti.
    Ülke tamamen gericilerin elindeydi. Gerçek bir devrimci olan II. Mahmut sabırla hareket etti, zaman zaman gericilere ödün vererek devlet yönetiminde ve orduda reformları gerçekleştirmek için uygun zamanı bekledi. Nitekim kokuşmuş olan yeniçeri ocağını lâğvetmeğe muvaffak oldu. (Vak'a-i Hayriye, 1826)
    İkinci Mahmut'un 1808-1839 yılları arasındaki saltanat yılları tarihimizin en ilginç olaylarının cereyan ettiği yıllardır.
    III. Selim'in feci bir şekilde öldürülmesinden sonra tahta çıkan II. Mahmut'un ilk işi, Alemdar Mustafa Paşa'yı sadrazam tayin etmek ve amcasını katledenlerini kılıçtan geçirmek oldu.
    III. Selim'in 1804 de Tersaneyi ve Donanmayı ıslâh amacı ile çıkarmış olduğu Kanunname ile Tersane Eminliği kaldırılmış, "Umur-u Bahriye Nezareti" kurulmuştu. Eskisine göre tersane biraz düzen altına alınmış, "Tersane Hazinesi" kurularak mâli olanaklar sağlanmıştı. Ancak dış ve iç problemler nedeniyle gemileri yönetecek, tersaneyi gerektiği şekilde idare edecek personel bir türlü temin edilememişti.
    Çeşme Faciası üzerine tersane ve donanma işlerinde ciddi reformlar yapılması gereği hemen hemen herkes tarafından kabul ediliyordu. Ancak Kabakçı Mustafa isyanı, yapılmış olan çok şeyi bozmuş, III. Selim'in yılarca uğraşarak olgunlaştırmaya çalıştığı bütün reformları ortadan kaldırmıştı. Tabii bu arada, Bahriyede başlamış olan ıslâhat hareketleri de durmuştu.


    -------------------------------------


    II. Mahmut döneminin belli başlı olaylarına bir göz atılacak olursa, tarihimiz açısından bu devrin ne kadar önemli bir dönem olduğu görülür.
    - II. Mahmut tahta çıktıktan birkaç ay sonra başlayan, Alemdar Mustafa Paşanın da ölmesi ile sonuçlanan yeniçeri isyanı, ülkede zaten bozuk olan düzeni daha da bozdu.
    - Türk Magna Carta'sı da denilen "Sened-i İttifak" II. Mahmut tarafından imzalandı. (7/10/1808)
    - Yunan isyanı başladı. Batılı büyük devletler ve Rusya bu isyana yardım etti, bu arada İstanbul Rum-Ortodoks Patriği vatana ihanet suçu ile Patrikhane kapısında asıldı. (22/4/1821)
    - Mora'da Tepedelenli Ali Paşa isyan etti. (20/8/1820)
    - Yeniçeri ocağı lağvedildi. (15/6/1826)
    - Fransız, İngiliz, Rus müttefik donanması Navarinde Osmanlı-Mısır donanmasını kalleşçe yaktı.
    - Mısır'da Mehmet Ali Paşa isyan etti. Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa komutasındaki Mısır Ordusu, Anadolu'da, Osmanlı ordusunu yendi, Kütahya anlaşması imzalandı. (21/2/1833)
    - Mehmet Ali Paşa'ya karşı Rusya'dan yardım istendi ve Hünkâr İskelesi anlaşması imzalandı. (8/7/1833)
    - Bu dönemde Osmanlı Devleti ilk kez Amerika Birleşik Devleti ile ilişkilere başladı.
    - Fransızlar Cezayir'i işgal etti. (12/6/1830)
    - İlk Türkçe gazete basıldı. (25/7/1831)
    - İlk buharlı gemi geldi ve padişah bu gemi ile gezdi. (20/5/1828)
    Bu dönemin en önemli olayı Vak'a-i Hayriye diye anılan yeniçeri ocağının söndürülmesi, yeniçeriliğin kesin olarak ortadan kaldırılmasıdır.
    Bütün gücü ile reform yapmaya çalışan II. Mahmut'a ülkenin tüm gerici, tutucu güçleri, batılı büyük devletler, Ruslar ve İmparatorluktan kopmak isteyen küçük milletler, karşı gelmiş, hep O'nu engellemeye çalışmışlardır. Yaşamı isyanlar, ihanetler, savaşlara rağmen yenilikler ve reform çabaları ile geçen II. Mahmut kuşkusuz kara ordusu kadar bahriyenin de reforma muhtaç olduğunu biliyordu, bu konuda da gayret sarfediyordu, ancak bu çabaları bir türlü yeterli olamadı.
    Devlet için önemli olan Kara Kuvvetleri idi. Deniz Kuvvetlerinin başında Kaptan-ı Derya vardı. Ancak denizcilikten sorumlu olan Kaptan-ı Deryalara gerek III. Selim ve gerekse II. Mahmut zamanında gerekli önem verilmedi, bu makam bir türlü istikrarlı bir makam olamadı. Kaptan-ı Deryalığa genellikle gerçek denizci olmayan, bürokrasiden gelme kişiler atandı ve bu kişiler de sık sık değiştirildi. Nitekim III. Selim zamanında, 19 yılda görev yapan 7 Kaptan-ı Derya'dan sadece Küçük Hüseyin Paşa 9 yıl görevde kalmış, geri kalan 10 yıl süresince 6 Kaptan Paşa değişmiştir. II. Mahmut döneminde, 31 yılda, 16 Kaptan-ı Derya görev almış, bunlardan Koca Hüsrev Paşa 6 yıl, Çengeloğlu Tahir Mehmet Paşa 4 yıl görevde kalmış, kalan 21 yılda 14 Kaptan-ı Derya değişmiştir.


    2. Bahriyede reform çabaları

    II. Mahmut'un tahta çıkar çıkmaz sadrazam tayin ettiği Alemdar Mustafa Paşa, Kaptan-ı Derya Seydi Ali Paşa'yı görevden aldı ve onun yerine islahat yapması için kendi adamı olan Abdullah Ramiz Efendi'yi getirdi.
    Seydi Ali Paşa gerçek bir denizci idi, ancak korsanlıktan gelmeydi ve çok kötü şöhreti vardı. Alemdar, Seydi Ali Paşa'ya Silistire eyaletini verdi, ancak Seydi Ali Paşa, "Ben denizciyim, kara işlerinden anlamanı" diyerek bu görevi reddetti, bunun üzerine Bursa'ya sürgüne gönderildi.
    Rumelili Abdullah Ramiz, Paşa unvanı ile derhal göreve başladı, haraç almaları önledi, Tersaneyi haydutlardan temizledi, kimini azletti, kimini hemen oracıkta idam etti, Donanma ve Tersaneyi düzene sokmak için acımasızca hareket etti. Ancak Tersanenin bozuk düzeninden yararlanmakta olan hırsızlar, haydutlar bu durumdan çok şikayetçi oldular. Zaten 14 Ekim 1808 de yeniçeriler Alemdara karşı isyana başlamışlardı. Bu arada sürgünde bulunan Seydi Ali Paşa'nın akrabalarından Kandıralı Mehmet isimli bir sergerde de 17 Ekim 1808 de, Kasımpaşa'da, ne kadar rezil, serseri, eşkıya varsa hepsini toplayıp organize etti ve bu güruh Donanmayı zabt etti. Çıkan kargaşada Donanma az daha yanıyordu. Yeniçeriler şehir içinde çarpışıyorlardı.
    Alemdar Mustafa Paşa, sığındığı binadaki cephaneliği patlatarak, intihar etti.
    Haliçteki donanma, saray ve çevresine ateş ediyordu. Sultanahmet, Divanyolu ve Ayasofya civarında donanmadan açılan top ateşi yüzünden yangınlar çıktı.
    Alemdar'in adamları, Rumeli Yaranı, Rumeli'ye kaçmak zorunda kaldılar. Bu arada Alemdar'ın Kaptan-ı Deryası Abdullah Ramiz de öldürülmüştü.
    İsyanı yeniçeriler kazanmıştı. II. Mahmut Kaptan-ı Deryalığa yine Seydi Ali Paşa'yı tayin etmek zorunda kaldı. Padişah isyancılara bir şey yapmadı ve sessizce güçleneceği günü bekledi.
    Eski bir korsan olan Şeydi Ali Paşa yeniden Kaptan-ı Derya olunca yine asıp kesmeye başladı, donanmayı ve tersanayi it, uğursuzlularla doldurdu. Bahriye eskisinden daha da kötü bir duruma geldi.
    Seydi Ali Paşa'dan sonra, iki yıl boyunca, dört Kaptan Paşa daha değişti ve sonunda 1811 de Koca Hüsrev Paşa Kaptan Paşalığa tayin edildi.
    Koca Hüsrev Paşa, Mısır'da Fransız ve İngiliz donanmalarının nasıl çalıştığını görmüş, modernleşmenin önemini kavramış bir kişiydi. Padişahın da kendisini desteklemeleri ile ciddi çalışmalara girişti. Derhal yeni gemiler inşa ettirmeye başladı. Ege Adalarından alınması mutad olan Rum denizcileri yerine müslüman denizciler topladı, disiplini ve eğitimi sağlamak için denizcilere yüksek ücretler vermeğe başladı. Hüsrev Paşa 1818 de Kaptan-ı Deryalıktan ayrıldı, yerine denizcilikten anlamayan beş Kaptan-ı Derya geldikten sonra, Hüsrev Paşanın yetiştirmesi Topal İzzet Mehmet Paşa göreve getirildi. İzzet Mehmet Paşa'da donanmada ıslâhat çalışmalarına kalkıştı. Temel hiyerarşiyi koruyarak, yetenekli denizcilerin ücretlerini artırarak, yeteneksizleri atarak, gemi kaptanlarının sadece Bahriye Mektebi mezunlarından olmasını sağladı, bu yönde çalışmalarını sürdürdü. Sonuçta donanmada 8.000 kişi kaldı. Bunları 4.200'ü reis (denizci) 3.000'ü (topçu), 800'ü de tüfekçi (deniz piyadesi) olarak sınıfladı. Donanma cephanesinden hırsızlıklar önlendi. Her yıl iki savaş gemisi inşası plânlandı, güneybatı Anadolu'dan gemi yapımı için gerekli kerestelerin sevkıyatı düzene sokuldu.


    3. 1821-1822 yıllarında Mora, Sisam, Sakız olayları

    O yıllarda garb ocakları (Trablus ve civarı) ve Mısır hariç, tüm Ege ve Akdeniz kıyıları Rum gemicilerin kontrolü altında idi. Rumlar hem denizcilikte usta idiler hem de deniz ticaretinin iyi biliyorlardı.
    Sahil şehirlerinde yaşayan Rum korsanlar tüm deniz ticaretini ellerinde tutuyorlardı. Fransızların büyük gemileri ile bu Rum korsanlar iş birliği yapıyorlardı, hem Rum korsanlar hem Fransız gemileri iyi para kazanıyorlardı.
    İstanbul'daki Kaptan-ı Derya, Ege Adalarında ortalığı kasıp kavuran Rum korsanlarla mücadele etmiyor, bilakis onlardan hediyeler alıyordu, bu hediye almak usuldendi. Korsanlar da adeta düzenli bir şekilde gemi çalıştırıyorlardı. 400 kadar korsan gemi vardı. Hydra, Psara, Naxos adaları korsanların merkezi idi.
    Yunanistan'da ve Adalarda, ayaklanma olduğu zaman bu korsan gemilerinin derhal silahlanıp savaş gemisine dönüşmesi gayet kolaydı. Gerçekten de Yunan İsyanında tüm korsan-tüccar gemileri, Osmanlıya karşı hemen savaş gemisine dönüşmüş, Osmanlı donanmasındaki Rum tayfalar da derhal görevlerini bırakıp asilerin safına geçmişlerdi.
    1821'de, Sisam'da ilk ayaklanma başladığı zaman korsanlara ait yüz kadar ticaret gemisi silahlanarak savaş gemisine dönüştü, hattâ bunlar Çanakkale'ye hücum etmeye bile kalkıştılar.
    Korsan tüccar gemileri silahlanıp Osmanlı devletine karşı savaşırken İstanbul'da, Kasımpaşa da Kaptan-ı Derya gemilere tayfa bulmak için çabalıyordu. İstanbul kayıkçılarını gemici olarak almaya çalıştı. Kayıkçılar gelmediler, sonunda Galata kahvehanelerinden ipsiz, sapsız serseriler toplandı, ayrıca Kasımpaşa'daki tersanede çalışan Maltalı, Cenovalı denizciler de para uğruna gemilere tayfa yazıldılar ve böylece 25 gemi düzene sokulabildi.

    Bu arada devlet Cezayir, Tunus, Mısır'dan da gemi istemek zorunda kaldı. Kaptan-ı Derya Abdullah Paşa'nın tayin edilmesi sonucunda, donanma, İstanbul'dan hareketle âsilerin bulunduğu Sisam'a geldi. 14/8/1821.
    Asi Rum filosu da oradaydı, ancak iki donanma da birbiri ile savaşmaktan çekindi, Osmanlı donanması sonra Mora yarımadasına gitti. Leponta'da bulunan asi gemileri de alarak İstanbul'a döndü. Sisam Adasındaki isyanı bastırmak için Kara Mehmet Paşa Adaya asker çıkartarak asileri ezdi, asiler de Adayı terk ederek Mora'ya gittiler.
    1822 baharında, Osmanlı Donanması Ege'ye açıldı. Kaptan-ı Derya Nasuh Ali Paşa komutasındaki donanma 17 kalyon, 16 firkateyn ve bir çok nakliye gemisinden oluşuyordu.
    Donanma 11/4/1822 günü Sakız Adasına geldi. O gün şeker bayramı idi. Kaptan-ı Derya ve ileri gelen denizciler bayram nedeniyle eğlenirken donanma Rumların sabotajına maruz kaldı.
    Komutanlar o derece gaflet içindeydiler ki, korsanların her hangi bir sabotajına karşı hiçbir tedbir almamışlardı. Rum korsanlar limana Avusturya gemisi süsü vererek iki ateş gemisini soktular ve bu ateş gemileri tüm donanmayı yaktı. Koca kalyonlar, firkateynler yanarak battı, yanan ve boğulan denizcilerin içerisinde Kaptan-ı Derya da vardı.

    Missulig Olayı:

    Yunan isyanı nedeniyle Osmanlıya yardım eden Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa oğlu İbrahim Paşa komutasında güçlü bir askeri birliği Mora ve Ege Adalarına sevk etmişti. İbrahim Paşa 54 savaş gemisi, 400 ticaret gemisine 150 top ve 16000 asker yükleyerek yola çıkmıştı.
    Osmanlı, Mısır birleşik donanması, 1825 de, Amiral Miaulis komutasındaki Yunan Donanmasını yenmiş ve Navarin'e asker çıkartmışlardı. Yunan kara kuvvetleri Navarin limanını muhasara ettiyse de, İbrahim Paşa orduları, Yunanlıları yenerek Mora'ya hakim olmuştu.
    II. Mahmut, Hristiyanlarca kutsal bir yer sayılan Missuling'u almak istiyordu. Bu amaçla, Osmanlı-Mısır donanmasına yüklenen 25000 asker ile İbrahim Paşa, Missilung önüne gelip şehri muhasara etti ve 23/4/1826 da Missilung'u işgal etti.
    İbrahim Paşa Yunan topraklarında ilerledi. Atina'ya girdi. İsyan'ın ele başlarını tutukladı. Yıl 1827.
     

Sayfayı Paylaş