1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Osmanlıcada ''I''ile başlayan kelimelerin anlamları

Konusu 'Türkçe Sözlük' forumundadır ve arz-ı hal tarafından 5 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. arz-ı hal

    arz-ı hal Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.017
    Beğenileri:
    539
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    İşe başlamadan tatile giren hakime
    Yer:
    yüreğinden uzaklar da...
    Banka:
    199 ÇTL
    IBARE
    Beyan etmek, açıklamak.
    IBB
    (C.: E'bâ) Yük dengi, ağır yük.
    IBLIK
    Erkek.
    IBT
    (Ibıt) Koltuk. Omuzun alt ve iç tarafı.
    ICAN
    Kubl ile dübür arası. * Ahmak kimse.
    ICAZ
    İnat etmek.
    ICRE
    Başına tülbent sarmak. * Besili ve semiz olmak.
    ICRİM
    Kısa boylu bodur adam.
    IDA'
    Bir şeyi birbiri ardınca yapmak.
    IDAA
    (Bak: İdaa)
    IDAD
    Isırmak. * Geçinmekte darlık, maişet zorluğu.
    IDAD
    Hazırlamak. * Ses, sada.
    IDAE
    Parlamak veya parlatmak. Ruşen etmek veya ruşen olmak.
    ID'AF
    Zayıf etmek, zayıflamak. * Muzaaf etmek, fazlalaştırmak. İki kat yapmak.
    IDAFE
    Misafir edinmek. * Ulaştırmak. * Tâbi olmak, uymak.
    IDAKA
    Darlık vermek.
    IDAT
    (Bak: Izat)
    IDBAB
    Yaş olmak, ıslanmak. * Kin tutmak.
    IDCA'
    Yatırmak.
    IDCAC
    Çağırmak, çağırtmak.
    IDCAR
    Gönül kırmak. Iztırab vermek. Darıltmak.
    IDD
    (C.: Adât) Pınar ve kuyu suları gibi aktıkça kesilmeyen, devamı gelen su. * Çokluk, kesret.
    IDFE
    Ondan elliye varana kadar olan erkekler. * Kıt'a. * Akşam vakti.
    IDGAN
    Kalbinde bir kimseye kin ve adavet olmak.
    IDGAS
    Karıştırmak. * Otu eliyle tutamlamak.
    IDHA'
    Kuşluk vaktine girmek.
    IDHAK
    Güldürmek. Güldürülmek.
    IDHİYAN
    Nurlu, ruşen, parlak.
    IDİN
    Dağılmış, perâkende olmuş.
    IDK
    (C.: Adâk-Uduk) Hurma salkımı.
    IDL
    Yük dengi, misil, eşit.
    IDLA'
    Çok yemekten dolayı midenin dolması ve hasta olmak.
    IDLAL
    (İdlâl) Hak dinden, imân ve islâmiyetten saptırmak. Doğrudan, Hak ve hakikat caddesinden ayırmak. Azdırmak.
    IDMAME
    (C.: Ezâmim) Cemaat, topluluk.
    IDNA'
    Hastalığın hastayı zayıflatması.
    IDRAR
    Zarar vermek. * Avret üstüne avret almak, evli iken bir daha evlenmek.
    IDRİC
    İbrişim kilim.
    IDTIBA'
    Hacıların ihramlarını sağ koltukları altından çıkarıp sol omuzlarına örtmeleri.
    IDTICA'
    Yan yatmak.
    IDTIGAN
    Ayağıyla kendi kendine vurmak.
    IDTIHAD
    Zulmetmek, cefâ vermek.
    IDTILA'
    Kuvvetlendirmek.
    IDTIMAR
    İnce belli, karınsız olmak.
    IDTIRAB
    Deprettirmek, hareket ettirmek. Izdırap.
    IDTIRAM
    Ateş yakılmak. * Şule vermek, ışıklandırmak.
    IDVA'
    Azık yapmak.
    IDVE
    (C.: Udât) Yüksek yer. * Dere kenarı.
    IFA'
    Devekuşunun yeleği. * Devenin yükünün çok olması.
    IFAS
    Şişe ve divit ağzını kapatmakta kullanılan deri.
    IFDAC
    (C.: Ufâzic) Semiz, besili hayvan. * Yumuşak nesne.
    IFLIK
    Eski çalgılardan birinin adıdır.
    IFRAT
    Davarın alın saçı. * İnsanın ense saçı.
    IĞLAK
    (Bak: İğlâk)
    IĞRAZ
    (Bak: İğraz)
    IĞVA
    (Bak: İğva)
    IH
    Deveyi çökertmek için kullanılır sestir. * Yorgunluk ve heyecanla hızlı nefes vermeği tasvir eder.
    IHAFE
    Korkutmak.
    IHAZE
    (C.: İhâzât-İhâz) Su birikip toplanacak yer. * Bir kimsenin kendisi veya sultanı için hıfzedip gözlediği yer.
    IHBAS
    İfsad etmek. Bozmak. * Yaramazlık öğretmek.
    IHBAT
    Huşu ve tevazu' etmek, alçak gönüllülük yapmak.
    IHDAC
    Doğan çocuğun bir yerinin eksik olması.
    IHDAR
    Kendini gözlemek. * Bir yerde durmak, ikâmet.
    IHDI
    Deve çöktü.
    IHDILAL
    Yaş olmak, ıslanmak. * Ağacın budak ve yapraklarının çok olması.
    IHDIRAR
    Yeşillik.
    IHFAK
    Gazâda ganimet malından pay almamak. * Avcıların av yakalayamaması.
    IHFAS
    Çirkin olmak.
    IHLA'
    Hâli etmek, boşaltmak.
    IHLA'
    Çıkarmak.
    IHLAD
    Meyletmek, yönelmek, eğilmek. * Sonsuzlaştırmak, ebedi kılmak. * Geç ihtiyarlamak.
    IHLAF
    Su aramak. Yerine halef etmek. * Kılıç çıkarmak için elini uzatmak.
    IHLAK
    Elbise eskimek veya eskitmek.
    IHLAL
    Terketmek.
    IHLAMAK
    Ih diyerek deveyi çökertmek. * Ih diyerek yorgunluk ve heyecanla hızlı nefes vermek.
    IHLAMUR
    Kerestesi marangozlukta kullanılan ve çiçeği haşlanıp çay gibi içilen ağaç. * Ihlamur ağacından yapılmış.
    IHLİVLAK
    Eskimek. * Bulutun gökyüzünü kaplaması.
    IHMAD
    Ateşi söndürmek.
    IHMAL
    Saçak yapmak.
    IHMAR
    Gizli etmek, saklamak.
    IHN
    Boyalı sof kumaş. * Renkli yün.
    IHNA'
    İfsad etmek, bozmak. * Yaramaz söz söylemek.
    IHN-İ MENFUŞ
    Didilmiş kumaş. Hallac edilip atılmış renkli yün.
    IHRAB
    Viran etmek, harabe haline getirmek.
    IHRIVVAT
    Uzamak.
    IHRİNMAS
    Sükut etmek, susmak.
    IHRİT
    İsmi işitilmeyen bitki.
    IHSA'
    Haya çıkarmak.
    IHSA'
    Irak etmek, uzaklaştırmak.
    IHSAR
    Noksanlaştırmak, eksiltmek.
    IHSAS
    Yaramaz iş yapmak.
    IHŞÎŞAN
    Kabalığı, inatçılığı ve katılığı fazla olmak.
    IHTA'
    Hatâ etmek, yanılmak.
    IHTİBA'
    Gizlenmek, örtünmek.
    IHTİBAR
    İmtihan ve tecrübe etmek.
    IHTİDAB
    Boyamak.
    IHTİDAD
    Otu köküyle birlikte biçmek.
    IHTİDAM
    Hizmet etmek.
    IHTİLA'
    Çıkarmak.
    IHTİLA'
    Ot biçmek.
    IHTİLAB
    Aldatmak.
    IHTİLAC
    Seğirtmek, koşmak. * Hareket etmek.
    IHTİLAK
    Yalan olmak. * Muhtaç olmak.
    IHTİLAL
    (İhtilal) Halel vermek, zarar vermek. * Muhtaç olmak.
    IHTİLAS
    Hırsızlık için gelip bir şey alıp kaçmak.
    IHTİMAM
    Ev süpürmek.
    IHTİMAR
    Mütegayyer olmak, bozulmak, değişmek.
    IHTİNAS
    Kırılmak. * İkiye bükülmek, iki kat olmak.
    IHTİRA'
    Vücud vermek, icad.
    IHTİRAF
    Cem'etmek, toplamak.
    IHTİRAK
    Kat'etmek, kesmek.
    IHTİRAM
    Eksilmek, noksanlaşmak. * Kesilmek.
    IHTİRAT
    Kılıç çekme.
    IHTİSAM
    Husumet etmek, düşmanlık yapmak.
    IHTİSAR
    Elini böğrüne koymak. * Muhtasar yapmak.
    IHTİTAF
    Sür'atle ahzetmek, çok hızlı almak.
    IHTİTAN
    Sünnet olmak.
    IHTİTAT
    Sakal bitmek. Yer tutmak. * Hatla işaret koymak.
    IHTİVA'
    Kendini aç bırakmak.
    IHTİZA'
    Parça parça edip taksim etmek. * Kat'etmek, kesmek.
    IHTİZAL
    Kesilmek. * Ayrılmak.
    IHTİZAN
    Sırrı gizlemek.
    IHVE-İ MÜTEFERRİKÎN
    Ana baba bir veya yalnız ana bir yahut da yalnız baba bir erkek kardeşler. (Müennesi: "Ahavat-ı müteferrikat'tır)
    IKAB
    Azap, mihnet.
    IK'AD
    Yüksek bir yere çıkarmak. * Oturtmak.
    IKAK
    Tırnaklı hayvanların gebeleri.
    IKAL
    İkl, bağ, bend. * Daha ziyade Arabların başlarına koyup sardıkları bağ, agel. (Bak: Sâhib-üt tac)
    IKAM
    şiddetli harpler. * Yaramaz huylu.
    IK'AR
    Derinletmek, derinleştirmek.
    IKD
    İnci. Gerdanlık. Mücevher, boyuna takılan dizilmiş kıymetli şey. * İnci dizecek iplik. * Hurma salkımı.
    IKFAL
    Kilitlemek.
    IKHÂR
    Kahr etme, kahr edilme, kahr edilmiş olma.
    IKHÂR-I DÜŞMEN
    Düşmanın kahrolması.
    IKKA
    Çocukların doğduklarında mevcut olan saçı.
    IKLAB
    Aksine döndürmek. Tersine çevirmek veya çevrilmek.
    IKLAL
    Azaltılma, azaltma.
    IKLÎD
    (C.: Akalîd) Anahtar, miftah.
    IKLİM
    Bir yerin hava şartları. Memleket. Küre-i arzın kıt'a ve her bir memleketi.
    IKMA'
    Gelen bir kimseyi geri döndürme. * Birisini aşağılama.
    IKMAH
    Enaniyet ve azametle kafa tutma.
    IKMAR
    Ayın doğmasını bekleme.
    IKMAS
    Suya daldırıp çıkarma.
    IKNAS
    Adi ve rezil bir kimse iken asaletlilik iddiasında bulunma.
    IKNAT
    Allah'a dua etme. Aczini ve fakrını anlayarak Allah'a yalvarma. * Namazda kıyamı uzatma. * İnkisar etmek.
    IKSÂ
    Uzaklaştırılma. Uzaklaştırma.
    IKSAM
    Kasem etme, and içme, yemin etme.
    IKSAR
    Yapabileceği ve elinden geldiği halde ihmâl etme.
    IKSAT
    Hakkâniyet, doğruluk gösterme.
    IKSÂ-YI ÂMÂL
    Emel ve isteklerinden uzaklaştırma.
    IKTA'
    (Kat.'dan) Delil göstererek susturma. * Mülkiyeti devlete ait olan bir arazinin menfaatinin hazinede istihkakı bulunan kimseye padişah tarafından verilmesi. * Maktuan ihâle.
    IKTAAT
    (Iktâ. C.) Sahibi olmayan ve üzerinde imaret eseri olmıyan yerlerden olup, ulülemr tarafından istihkak sahibine imar ve inşa etmesi için tahsis olunan arazi.
    IKTAR
    Damlatma, damlatılma.
    IKTIDA
    Tâbi olma. Uyma.
    IKTIDAEN
    Uyarak, ıktıda ederek, tâbi olarak.
    IKTİFA'
    (Kafa. dan) Arkasından gitme, izinden gitme.
    IKTİFAEN
    İzinden giderek, örnek tutarak, misal kabul ederek.
    IKVA'
    Ev boşalmak. * Azık tamam olmak. Şâirin şiirin kafiyesini çeşitli yapması.
    IKVAL
    Bir kimsenin söylemediği bir sözü, söyledi diye iddia etmek.
    IKVÂLİYYÂT
    Söylenmediği hâlde söylendi diye iddiâ edilen sözler. Lüzumsuz iddialar.
    IKY
    Yemek yemezden evvel çocuğun karnından çıkan necisi.
    IKYAN
    Halis iyi altın. * İnci parçası.
    ILAB
    Boyunda olan uzun nişan.
    ILAC
    Bir şeyi yerinden alıp gidermek.
    ILAKIYE
    Aşikârelik, açıklık, meydanda oluş.
    ILAT
    (C.: Alât) Devenin boynuna takılan ip.
    ILBA'
    (C.: Alâbâ) Boyun siniri.
    ILC
    (C.: Uluc-Aluc-Ilce) Kervan. * Yabani eşek. * Acem küffarından bir erkeğin adı.
    ILGAM
    Sıcak mevsimlerde çöl veya ovalarda buharın yayılmasıyla uzaktan su gibi göüren yer. Serap, pusarık.
    ILGAMAK
    At başıboş olarak dörtnala koşması.
    ILGAR
    Düşman topraklarına ansızın yapılan hücum, akın. * Başıboş hayvanın dörtnala koşması.
    ILGARCI
    Akıncı.
    ILGIDIR
    Bir metre kadar uzunluğunda, uçlarına birer karış kadar iki çivi sokulmuş ağaçtan yapılma bir ölçü âletidir.
    ILGIMSALGIM
    Sıcak mevsimlerde çöl veya ovalarda, buharın yayılmasıyla uzaktan su gibi görünen yer. Serap, pusarık.
    ILHİZ
    Büyük kene.
    ILICA
    Sıcak pınar suyu. Bunların yerden kaynayanına kaynarca; üzerine bina veya kubbe yapılmış olanına ise kaplıca denir.
    ILIK
    Ne sıcak ne soğuk. Az ısınmış veya sıcaklığı kırılmış.
    ILK
    Sakız. * Ağızda çiğnenen şey.
    ILK
    (C.: Alâk) Kurumak. * şarap, hamr. * Her nesnenin iyisi.
     
  2. arz-ı hal

    arz-ı hal Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.017
    Beğenileri:
    539
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    İşe başlamadan tatile giren hakime
    Yer:
    yüreğinden uzaklar da...
    Banka:
    199 ÇTL
    ILKA
    Kişinin göbeğine dek olan gömlek.
    ILKİD
    Şişman, kısa boylu, hakir ve hayrı az olan kadın. * Katı yoğurt.
    IMYA (IMİYYÂ)
    Görmeyerek, düşünmeyerek.
    INAK
    Kucaklaşıp sarılma, muânaka.
    INAN
    (C.: Aınne) Atın dizgini.
    INAS
    Kızın büluğ çağına vardıktan sonra evlerinde evlenmeden çok durması.
    INİZ
    Cimâa kadir olmayan erkek. * Cimâdan safâlı olmayan avret.
    INNÎN
    İktidarsız, güçsüz, âciz.
    INTIFA
    Sönme. Yanarken sönme. Ortadan kalkma.
    INTIFA-YI HARİK
    Yangının sönmesi.
    INTİYAN
    Yiğitlik evveli.
    IR
    t. Nağme, ezgi, basit türkü. * Ahenk, terâne.
    IRA
    Karakter, seciye.
    IRA'
    Mıknatıs.
    IRAB
    Tazı. * Yükrek at.
    IRABET
    Yaramaz sözler söylemek, fuhşiyyat.
    IRAFET
    Kethüdâlık, reislik. Ululuk, şereflilik.
    IRÂK
    Dicle nehrinden aşağı Basra'ya kadar Şat Suyu'nun iki tarafı olan memleket. * Su kenarı. * Kökler, asıllar, bünyadlar. * Uzak.
    IRAKA
    (Bak: İrâka)
    IRÂK-I ACEM
    (Acem Irakı) Tar: Irak'ın Dicle nehrinden başlayarak İran sınırındaki yüksek dağlık mıntıkaya kadar uzanan bölgesine Osmanlılarca verilen ad.
    IRÂK-I ARAB
    Arap Irak. Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan ve Bağdat'ın kuzeyine kadar uzanan topraklara Osmanlı İmparatorluğu zamanında verilen isim.
    IRAKÎ
    (Irâkiyye) Irak halkından, Iraklı. * Irak'a ait.
    IRAN
    Evin uzak olması. * Mıh, çivi. * Mızrak. Süngü.
    IRAS
    Devenin başını ayağına bağladıkları ip.
    IRDA'
    (Bak: Irzâ')
    IRDAM
    Üzüm veya hurma salkımı olan budak.
    IREM
    Irmak kenarı. "* Su bendi. * Dere, vâdi. * Sert yağan ve taneleri iri olan yağmur. * Gözsüz köstebek. * Kemikten etin suyunu almak.
    IRGAF
    Hızla yürüme, hırsla bakma.
    IRGAT
    (Rumca) Rençber, işçi. * Yapı işçisi. Amele. * Gemilerde demir zincirini toplamak için ve binalarda bazı ağır şeyleri kaldırmak için zincirlerle çevrilmiş, ufki bucurgat.
    IRIP
    Balık tutmak için atılan büyük ağ.
    IRK
    Nesil. Zürriyet. Sülâle. * Soy. Kök. Damar.
    IRK-I AHMER
    Kızıl derili.
    IRK-I ESVED
    Siyah derili, zenci.
    IRKIY
    (Irkıyye) Irkla ilgili, ırka âit.
    IRKÎL
    Belâ. Zahmet, meşakkât. * Çok güç nesne.
    IRK-ÜZ-ZEHEB
    Altınkökü denilen bir nebat.
    IRMAK
    Büyük akarsu, doğrudan doğruya denize dökülen nehir.
    IRMİS
    Büyük taş. * Kuvvetli ve dayanıklı deve.
    IRNÎN
    Kaş tarafında burun ucu. * Her nesnenin evveli.
    IRRİS
    Arslan yatağı.
    IRS
    Koca ile karıdan her biri. * Nâmus.
    IRSÎ
    Gelincik dedikleri hayvanın rengine benzer bir renk.
    IRTIR
    Yerinden ayrılmak.
    IRV
    (C.: Arâ) Cemaat, topluluk.
    IRZ
    Namus. Temizlik. Cinsî haysiyet. * Ehil ve ıyal. İnsanın korumağa mükellef olduğu nefsi, hasebi, şerefi ve mahremleri, zemmedilecek veya medhedilebilecek durumları.
    IRZA
    Çayırlık, çimenlik. Otu bol olan yer.
    IRZÂ'
    Emzirmek veya emzirilmek.
    IRZÂ-İ ETFAL
    Çocukların emzirilmesi.
    IRZÂ-İ GAYR-İ MÂDERÎ
    Çocuğu hayvan sütüyle besleme.
    IRZÂ-İ MÂDERÎ
    Çocuğu ana sütüyle besleme.
    IRZAL
    Bağcıların arslan korkusundan dolayı ağaçların üzerinde yaptıkları yatak. * Avcıların, yatağında topladıkları kuru ot.
    IRZİM
    Sağlam, sert ve dayanıklı. * Şiddetli toplayıcı.
    IS
    (Iss) t. Bayındırlık, mâmuriyet. Şenlik. * Ses. * Sâhib. Mâlik. * Efendi.
    IS'AB
    Güç. Çetin bulmak. Güçleştirmek. Zorlaştırmak.
    ISABE
    (C.: Asâib) Cemaat, topluluk. * Tıb: Yaraları sarmakta kullanılan bağ, yara bantı. * Başa sarılan ve şeâir-i İslâmiyeden olan sarık.
    IS'AD
    Yukarı çıkarmak. Yükseltmek. * Mekke-i Mükerreme'ye gitmek. * İnbikten geçirmek.
    ISADET
    Avlatmak.
    ISAGA
    Kuyumculuk yapma. * Eritilmiş maddeleri kalıba dökme.
    ISAHA
    Kulak verip dinleme.
    ISALET
    Hamle yapmak. * Ulaşmak.
    ISAM
    Göze çekilen sürme. * Kırba bağı. * Kırba örtüsü.
    I'SAR
    Ayağını kaydırıp yere yıkmak.
    I'SAR
    Fakir olmak. * Güç olmak, zor olmak.
    I'SAR
    Hafif esen rüzgâr.
    IS'AR
    Enaniyet ve kibirle surat asma.
    ISARE
    Çadır kazığı. * Çadır ipi.
    ISARET
    Meylettirmek, eğmek.
    IS'AS
    Gece karanlığı başlamak, karanlık basmak. * Karanlığın açılması. * Bulutun yere yakın olması. * Peşinden gitmek.
    ISATA
    Seslenme, ses çıkarma.
    ISBA'
    Tulu etmek, meyletmek.
    ISBAH
    Seher vakti. Sabah vakti. * Gafil olmamak. Uyanıklık.
    ISBAR
    Sabrettirmek.
    ISBI'
    (Usbu'-Asba'-Asbi') Parmak.
    ISDA'
    (Sadâ. dan) Yankı. Aks-i sada. Sesin bir yere çarpıp dönmesiyle duyulan ikinci ses.
    ISDAD
    Men'etmek, engel olmak, geri döndürmek.
    ISDAK
    Verilecek parayı kadının nikâhında tesbit edip kararlaştırma.
    ISDAR
    (Sudur. dan) Çıkarma, çıkarılma, sudur ettirme. * Deveyi sudan geri döndürmek. * Rücu ettirmek, geri döndürmek, vazgeçirmek.
    ISFA'
    Arındırılmak. Hâli olmak.
    ISFAK
    Kapıyı örtmek. * El ile bir nesneye erişmek.
    ISFİRAR
    Sararmak. Sarı olmak.
    ISFİRAR-I AYN
    Gözün sararması.
    ISFİRAR-I EVRAK
    Yaprakların sararması.
    ISFİRAR-I ŞEMS
    Güneşin sararmış gibi görünüşü.
    ISGA'
    Söylenilen bir sözü dinleyip kabul etme ve yapma. * Söylenilen bir sözü kulak verip dinleme. * Meyl etmek. * Eksiltmek.
    ISGAR
    (Sagir. den) Hakir ve hor görme. * Küçültme.
    ISHA'
    Gökyüzünün açık ve bulutsuz olması.
    ISHAB
    Yoldaşlık yapmak.
    ISHAM
    Biçim vakti yetişmek, hasat zamanının gelmesi.
    ISHAR
    (Sıhriyyet. den) Akrabalık, yakınlık, kurbiyet, sıhriyet. Damat olma. Damat edinme. * Ulaşmak. * Erimek.
    ISHÎRAR
    Ot kurumak.
    ISKA
    (Bak: İska)
    ISKAÇA
    Gemi direğinin ayaklığı.
    ISKALARA
    Gemi arması merdiveni. * Harp gemilerinin sol taraflarındaki merasim merdiveni.
    ISKALARİYA
    Geminin üst kısmına çıkabilmek için iskele, yani merdiven teşkil etmek üzere çarmıhlara aykırı ve kazık bağı ile bağlanmış ince halatlar.
    ISKAPARMA
    İtl. Bir gemiyi toptan kiralama.
    ISKARÇA
    İtl. Geminin yükünün pek sıkı olarak istif edilmesi.
    ISKARMOZ
    Kayık ve sandallarda kürek takılmak üzere yan kenarlara dikine sokulmuş tahta çiviler. * Bir cins küçük balık.
    ISKARSO
    İtl. Yelkenleri doldurur dik rüzgâr. * Geminin götürü olarak kiralanması.
    ISKARTA
    Herhangi bir sebepten dolayı değerini kaybetmiş mal.
    ISKAT
    Düşürmek. Düşürülmek. Aşağı atmak. Hükümsüz bırakmak. * Silmek. * Ölünün azaptan kurtulması ümidi ile ölen kimse nâmına dağıtılan sadaka.
    ISKAT-I CENİN
    Kadının çocuk düşürmesi.
    ISKAT-I SALÂT
    Ölmüş bir kimsenin kılmadığı namazlar yüzünden hâsıl olan günahını giderir ümidi ile verilen sadaka.
    ISKOTA
    İtl. Büyük yelkenleri kullanmaya yarayan ip.
    ISKUNA
    ing. İki direkli bir nevi yelkenli gemi.
    ISLA'
    Ateşte kızdırmak. Ateşte yakmak.
    ISLAH
    İyileştirmek. Düzeltmek. Kusurları gidermek. (Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. S.)
    ISLAHAT
    Kusurları ve eksiklikleri gidermek için yapılan işler ve düzeltmeler.
    ISLAHAT-I ADLİYE
    Adli ıslahat.
    ISLAHAT-I ASKERİYE
    Askerlikte yapılan ıslahatlar. Askerî ıslahat.
    ISLAHAT-I MÜLKİYE
    İdarede yapılan düzeltmeler, yenilikler.
    ISLAHATPERVER
    Islahat taraftarı, ıslahatı seven.
    ISLAHEN
    Islah ederek, düzelterek.
    ISLAHHANE
    Tar: San'at mekteblerine önceleri verilen isim. * Islah evi.
    ISLAH-I HÂL
    Kendi halini ıslah etme, düzeltme.
    ISLAH-I ZÂT-ÜL BEYN
    Aralarındaki kırgınlığı kaldırarak iki kişiyi barıştırma.
    ISLAHÎ
    (Islahiyye) Islah etmeye ve düzeltmeğe dair. Düzeltme ile alâkalı.
    ISLAHPEZİR
    Islah edilebilir olan. Düzeltme ve tâmir kabul eden, ıslaha kabiliyeti olan.
    ISLÎ'
    Boynu ince ve başı fındık gibi yumruca olan yılan.
    ISLİHMAM
    Ayak üstüne durmak.
    ISLÎT
    Zinetli kılıç, üzeri süslenmiş kılıç.
    ISMAM
    Şişenin ağzını tıkama. * Sağırlaştırma, duymaz hâle getirme.
    ISMARLAMA
    Sipariş verme, emanet etme. Hususi siparişle yaptırılmış, hazır alınmayan.
    ISMAT
    Susturma, susturulma, sükut ettirme.
    ISMİ'LAL
    Muhkem olmak, sağlam olmak. * Otların birbirine dolaşmaları.
    ISNA'
    Yardım etme, yardımda bulunma.
    ISNAKAT
    El darlığı. * Men'etmek, engel olmak.
    ISNAN
    Israr etme, inat etme, ayak direme. * Gücenme, darılma. * Gururlanma, kibirlenme.
    ISPARÇANA
    Halatın üzerine sarılmış olan ip. * Halatın yapıldığı bükmelerin herbiri.
    ISPARMACA
    Deniz içinde birkaç zincirin birbirine karışması.
    ISPAVLİ
    Eskiden gemilerde kullanılan bir çeşit kalın sicim.
    ISPAZMOZ
    Sinirlerde beliren gerginlik ve titreme.
    ISR
    Ahd. Sözleşme. Yemin. * Kulakta küpe deliği. * Şiddetli ahkâm ve teklifler. * Altındakini yerinde tutan ağırlık, bağ.
    ISRAH
    Medet yetişmek, yardım gelmek.
    ISRAM
    Derviş olmak.
    ISRAR
    Bir fikir veya meşru dâvadan dönmemek. Direnmek, sebat etmek. Hayırlı bir hâl üzere sadakatla kalmayı istemek.
    ISTABL
    Ahır.
    ISTABL-I ÂMİRE
    Saray ahırı.
    ISTABL-I HÂS
    Padişahın atlarına mahsus ahır.
    ISTAFLÎN
    Havuç.
    ISTAHAR
    Havuz, küçük göl. Su birikintisi.
    ISTAM
    Kepçe.
    ISTIAD
    Yükseğe çıkma, terfi etme.
    ISTIBAB
    Dökülme. * Damardan kan fışkırması.
    ISTIBAG
    Boyanma.
    ISTIBAR
    Sabretmek. * Kısas almak.
    ISTIDAM
    İki şeyin birbirine şiddetli çarpması.
    ISTIFA
    Bir şeyin iyisini seçip ayıklamak. * Bir şeyi ıslâh edip sâfileştirmek. * Seçmek. Ayıklamak.
    ISTIFAF
    Dizilme. Sıralanma. Saf bağlama.
    ISTIFA-GERDE
    f. Seçilen. Seçilmiş bulunan.
    ISTIHAB
    Saklama, gizleme. * Dostluk kurma. * Konuşma, musâhabe etme.
    ISTIHAM
    Ayak üstüne dikili durmak.
    ISTIKAK
    Tokuşmak.
    ISTILA
    Ateşte ısınma.
    ISTILAH
    Tabir, deyim. Belirli bir topluluğun, bir lafzı lügat mânasından çıkararak başka bir mânada kullanmaları. * Bir ilim veya mesleğe âid kelime. Terim. Erbab-ı ilim arasındaki ve herkesin anlamadığı kelime. * Muvafakat. Uygunluk. Barışmak. İttifak.
    ISTILAHAT
    Istılahlar. İlmî tabirler.
    ISTILAHÎ
    Istılaha dair. Istılaha âid ve müteallik.
    ISTILAM
    Kesme, koparma.
    ISTINA'
    Seçme, intihab, ayırma. * Adam seçme. * İyilik etmek. * İş işletmek.
    ISTINA-İ SIDDIK
    Sâdık dost seçme.
    ISTIRAH
    Yardım isteme, istimdat.
    ISTIRAM
    Hürmet etme, saygı gösterme.
    ISTIYAD
    Avlamak. Vahşi hayvanı ele geçirmek.
    ISTIYAF
    Yaz mevsimini geçirmek, bir yerde yazlamak.
    ISVA'
    Kuruma, yaşlığı ve rutubeti kaybolma.
     
  3. arz-ı hal

    arz-ı hal Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.017
    Beğenileri:
    539
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    İşe başlamadan tatile giren hakime
    Yer:
    yüreğinden uzaklar da...
    Banka:
    199 ÇTL
    ISVEDE
    Küçük bir böcek adı. * Kuvvetli.
    IŞÂ'
    Yatsı zamanı. Akşam ile yatsı namazı arasındaki vakit. * Güneş batmasından ertesi günü fecre kadar olan zaman.
    IŞÂÂN
    Akşam ile yatsı.
    IŞAEYN
    Akşam ile yatsı zamanı.
    IŞAR
    (Aşerâ. C.) On aylık hamile develer.
    IŞAR
    Birlikte geçinmek. Muâşeret etmek.
    IŞAYA
    (Işâ. C.) Akşam ezanından yatsı ezanına kadar geçen zamanlar.
    IŞİR
    (C.: Aşâr) Çanak çömlek parçaları.
    IŞK
    (Bak: Aşk)
    IŞKA
    Sarmaşık adı verilen bir bitki.
    IŞKÎ
    İki ucu saplı eğri bıçaktır ve deri ve tahta kazımakta kullanılır.
    IŞTIN
    Toprak kandili.
    ITABE
    İyi etmek. * Hoş kokulu etmek.
    ITAF
    Kaftan.
    ITAK
    Hürriyet. * Kuvvet. * şiddet.
    ITAKA
    Güç etmek, zorlaştırmak.
    ITAK-ÜT TAYR
    Yırtıcı kuşlar.
    ITAM
    İdrar zorluğu, idrar tutukluğu.
    IT'AM
    (Bak: İt'âm)
    ITAR
    (C.: Utur) Dudak kenarı. * Elin kasnağı. * Diğerlerini ihâta eden nesne.
    ITARE
    Uçurma, uçurulma.
    ITAŞ
    (Atşân. C.) Susamış olanlar.
    ITBAK
    Örtünmek. * Yürümek. * Değiştirmek. * (Bak: İtbak)
    ITEH
    Ahmaklık, bunaklık.
    ITER
    (Itret. C.) Nesiller, akrabalar, zürriyetler, aynı soydan gelenler.
    ITF
    Omuzbaşı.
    ITFA'
    Söndürmek.
    ITFAK
    Maksadına eriştirme, gayesine vardırma.
    ITFAL
    Kadının oğlanını getirmesi.
    ITFET
    şefkat, merhamet. * Boncuk.
    ITGA
    Azdırma, azdırılma.
    ITK
    Azad edilmek. Hürlük. Esir veya köle olanın serbest edilmesi. Azad olmak. * Kerem ve hüsn-ü cemâl. Asâlet ve necâbet. Şeref, şan ve kıdem. Kuvvet.
    ITK ALÂ MAL
    Bir köle veya cariyenin kitabet suretiyle olmaksızın cins ve miktarı malum bir mal veya muayyen bir hizmet mukabilinde azad edilmesidir. Buna "Itk alâ cu'l" da denir. (Ist. Fık. K.)
    ITKAN
    (Bak: İtkan)
    ITK-I MUALLAK
    Bir şarta talik suretiyle vuku bulan ıtkdır. Bir kimsenin kölesine "şu işi yaparsan hürsün" demesi gibi ki, köle o işi yapınca azad olur. (Ist. Fık. K.)
    ITK-I MUZAF
    Bir zamana, bir vaktin girmesine veya çıkmasına izafe edilen ıtkdır. "Sen gelecek ayın başında hürsün." denilmesi gibi ki, o ayın başında ıtk hadisesi vücuda gelir. (Ist. Fık. K.)
    ITK-I MÜNECCEZ
    Bir şarta muallak veya bir zamana muzaf olmaksızın derhal vuku bulan ıtkdır. Bir kimsenin memluküne hitaben "seni azad ettim." demesi gibi ki, onunla köle derhal hürriyetine kavuşur. (Ist. Fık. K.)
    ITK-I MÜŞTEREK
    İki veya daha fazla kimsenin, mâlik oldukları bir köleyi azad etmeleridir.
    ITKNAME
    Azad edilmiş olan köle veya cariyeye azad edildiklerini bildirmek üzere verilen vesika.
    ITL
    (C.: Atâl) Böğür.
    ITLA'
    Tulu ettirmek, zuhur ettirmek, doğdurmak.
    ITLA'
    Kokulu şeyler sürünmek. * Hevâiyata heves etme.
    ITLAK
    Salıvermek. Bırakmak. Koyuvermek. Serbest bırakmak. Serbest olup her tarafta bulunmak. Cezadan kurtarmak. * Boşama. Boşanma. Afvetmek.(...Elbette mutlak ve muhit olan o ef'âlde iştirak muhaldir. İmkânı yoktur. Evet, ıtlakın mahiyeti iştirake zıddır. Çünkü, ıtlakın mânası, hatta mütenahi ve maddi ve mahdut bir şeyde dahi olsa, yine istilâkârane ve istiklâldarane etrafa, her yere yayılır, intişar eder. Meselâ: Hava ve ziya ve nur ve hararet, hatta su, ıtlaka mazhar olsalar, her tarafa yayılırlar. Ş.)
    ITLAK-I İNAN
    Dizginini salıverme. Başıboş bırakma.
    ITLAK-I LİSAN
    Ağzına geleni söylemek. Çok serbest ve kolay konuşmak.
    ITLAK-I YED
    Hayır işleme.
    ITLAL
    Havâle olma, birşey üzerine yüklenme. * Boşu boşuna zaman geçirme, vakit öldürme.
    ITLIHAH
    Gözden yaş akma, ağlama.
    ITLINSA
    Çok fazla terleme.
    ITMAH
    Yukarı bakma, gözü yukarı dikme.
    ITMAL
    Mahvetme, perişan etme.
    ITMAS
    Bir şeye geriden uzaktan bakmak. Helâk etmek.
    ITNA'
    Sâlim olmak, sağlam ve sıhhatli olmak.
    ITNAB
    Edb: Konuşurken, fazla tafsilât vermek. Lüzumundan fazla sözü uzatmak. (Îcazın zıddı)
    ITNABE
    Gölgelik, sâyeban. * Keman teli, keman kirişi.
    ITNAB-I MAKBUL
    Bahsi iyice anlatmak için lüzumlu olan sözün uzatılması.
    ITNAB-I MÜMİLLE
    Lüzumsuz olarak sözü uzatmak, usanç verecek şekilde uzatmak.
    ITNAN
    Çınlatma. Madeni bir ses çıkartma.
    ITR
    Hoş ve güzel koku. Güzel kokulu şey. * Yaprakları güzel kokulu bir bitki.
    ITRA'
    Bir kimseyi mübalağa ile medhetmek. En güzel şekilde sena etmek.
    ITRAB
    (Tarab. dan) şevke getirme, keyiflendirme.
    ITRAD
    Bir kimseyle birlikte bahse girişme.
    ITRAH
    (Tarh. dan) Çıkarma, tarhetme, dışarı atma.
    ITRAK
    Sükût etmek, susmak. Gözünü yere dikip bakıp durmak.
    ITRAR
    Kandırmak, igra.
    ITRET
    Zürriyet. Nesil. Ehl-i beyt. * Gerdanlık. * Güzel kokulu şey.
    ITRÎ
    Itra mensub, ıtır gibi kokan. * Müzik ilminde bir üstaddır. Asıl adı Mustafa'dır. Bayramlarda okunan tekbirin ilâhi ve kuvvetli bestesi onundur. Bestelere âid Segâh, Ayin-i Şerif gibi 25 eseri olduğu söylenir. Osmanlı padişahı IV. Mehmed'in nedimlik ve esirler kethüdalığında bulunmuştur. Vefatı Mi: 1711'dir. İstanbul'ludur. * Tezhib ıstılahlarındandır. Bir cins yaprak şekli. Bu şekil ıtr yaprağına benzediği için bu ismi almıştır.
    ITRİF
    Habis, hilekâr, kötü, pis.
    ITRÎH
    Devenin hörgücü.
    ITRÎS
    Hiddetli, cebbar kimse. * Kuvvetli, dayanıklı deve.
    ITRİYYAT
    (Itr. C.) Güzel kokulu yağ, esans gibi maddeler.
    ITRİYYE
    Erişte aşı.
    ITRNAK
    f. Güzel ve hoş kokulu.
    ITTILA
    Kokulu şeyler sürünme.
    ITTILA'
    (Tulu. dan) Haberli olmak. Öğrenmek. Haberi, malumatı bulunma. * Yukarıdan aşağı bakmak.
    ITTILAAT
    (Ittılâ'. C.) Bilmeler, ıttılâlar, öğrenmeler, haberli olmalar.
    ITTILAK
    İnşirahlı olma, ferahlı ve sevinçli olma.
    ITTIRAD
    İntizamlı, uygun şekilde. Saat gibi intizamlı hareket. Sıra ile birbirini takib eden. Ritmik.
    ITVAL
    Uzatmak. Uzatılmak.
    ITYA'
    Avdet etmek, dönmek.
    IVAZ
    (Bak: İvaz)
    IVEC
    (Bak: İvec)
    IYADET
    Hastayı ziyaret edip hatırını sormak, gidip görmek.
    IYADETEN
    Hastaya hatır sorarak.
    IYAF
    Gönül dönmek. * Mütereddit olmak, kararsızlık, tereddüt etmek. * Tiksinmek, iğrenmek.
    IYAL
    Fık : Bir adamın üzerine nafakasını vermek vacip olan, kendilerini geçindirdiği kimseler.
    IYALULLAH
    Halk, insanlar.
    IYAN
    (Bak: Ayân)
    IYAZ
    Sığınma. İltica.
    IYAZEN
    Sığınarak.
    IYD
    (Bak: Îd)
    IYŞ
    (Bak: Îş)
    IZ
    (C.: Uzuz-A'zâz) Çok zekâlı kötü adam. * Dikenli ağaçların küçüğü.
    IZA
    Nasihat, öğüt, vaaz.
    IZAA
    Bir şeyi zâyi etmek. Zâyi olmak. Kaybetmek. Mahvetmek, mahvedilmek.
    IZAET
    Parlatmak. Işıtmak. Işıklı olmak. Aydınlık etmek.
    IZ'AF
    Bir şeyin üstüne bir misli koyma. * Zayıflama.
    IZAHET
    (C.: Izât) Dikenli büyük ağaç. * Yalan, sihir, bühtan.
    IZAM
    (Bak: İzâm)
    IZAT
    (C.: Izât) Nasihat, öğüt.
    IZAT
    Yalan. Sihir. Bühtan. * Dikenli büyük ağaç.
    IZAZ
    Berk muhkem yer.
    IZAZAT
    Noksanlık.
    IZBANDUT
    Eskiden Rum korsanlarına verilen addır. * Haydut, yolkesen, şaki, eşkiya. * İri vücutlu, korkunç.
    IZCA'
    Yırtma. * Yatarken vücudun yan tarafı üzerine yatma.
    IZFAR
    Biri tarafından tırnaklanma. Bir kimseyi tırnaklama.
    IZÎN
    (İze. C.) Her biri bir fırkaya mensub. Parça parça, fırka fırka. Müteferrik hâlde.
    IZK
    (C. Azâk) Hurma salkımı.
    IZLAK
    Süçtürüp kaydırma.
    IZLAK-I AKDÂM
    Ayakların sürçüp kayması.
    IZLAL
    Gölgeli olma, gölgelendirme.
    IZLAL
    (Bak: Idlâl)
    IZLAM
    Karanlık, zulmet. * Zulmetme, karanlıkta bırakma.
    IZMAME
    (C.: Ezâmim) Cemaat, topluluk.
    IZMAR
    (İzmâr) Kalbde gizlemek, saklamak. Belli etmemek.
    IZMAR-I GAYZ
    Kin saklama.
    IZMAR-I KABL-EZ ZİKR
    Edb: Bir kelimenin zikrinden önce ona âit zamiri kullanmak.
    IZNAN
    Bir kimseyi kabahatlı çıkarma.
    IZRA'
    Zelil etmek, hor hakir etmek, alçaltmak.
    IZRAF
    Zarflamak. Zarfa koymak.
    IZRAM
    Ateşi tutuşturma, ateşi alevlendirme.
    IZRAR
    Zarar vermek. Zarara uğratmak.
    IZRAT
    Yellendirmek.
    IZTICA'
    Namaz kılarken secdede koltukları sıkarak göğsü yere değdirme. * Yan üstüne yatma.
    IZTILAM
    Koparmak. Kat'etmek, kesmek.
    IZTIMAR
    Atı, idman yaptırarak yola dayanabilecek şekilde kuvvetlendirme. * İnce belli olma.
    IZTINA'
    Sıkılma, utanma, kızarma.
    IZTIRAB
    Acı, elem, sıkıntı, vesvese, azab.
    IZTIRABAT
    (Iztırâb. C.) Elemler, acılar, sıkıntılar, azablar. Vesveseler.
    IZTIRAB-ÂVER
    f. Iztırab veren, elem çektiren.
    IZTIRAM
    Saç ve sakala kır düşme. * Alevlenme.
    IZTIRAR
    Çâresiz olmak. Mecburiyet. İhtiyaç.
    IZTIRARÎ
    Çaresizlik içinde oluş. Mecburiyet.(Lisan-ı ıztırariyle bir duâdır ki; muztar kalan her bir ziruh kat'i bir iltica ile duâ eder, bir hâmi-i mechulüne iltica eder. Belki Rabb-i Rahimine teveccüh eder. S.)
    IZTIRARİYAT
    (Iztırarî. C.) Mecburi olarak yapılan şeyler, mecburiyetler.İA' $ Bir nesneyi kab içine koyup saklamak.
     

Sayfayı Paylaş