1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Osmanlıda Askeri Kurumlar

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 20 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Osmanlıda Askeri Kurumlar


    Osmanlı Devleti'nde Batı örneğine göre açılan ilk askerî eğitim kurumları Humbarahane ve Hendesehane'dir. Bunlar, topçu sınıfındaki askerlerin teknik bilgilerle yetiştirilmesini amaçlıyordu. Ancak, bu okullar, Yeniçeri Ocağı'nın direnişi karşısında bir süre sonra kapatılmıştı. Halil Hâmid Paşa, sadrazam olunca, bu okulun yeniden faaliyete geçmesine karar verilmişti. Baron de Tott'un kurduğu modern topçu birliği ve ona bağlı olarak çalışan Hendesehane, III. Selim'in hükümdarlık yıllarına kadar varlığını sürdürmüştü.

    Ancak, çağdaş bir okul hâlinde kurulan ilk askerî eğitim kuruluşu Mü-hendishane-i Bahrî-i Hümâyûn'dur. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, Rus donanması, Çeşme'de baskın yaptığı Osmanlı donanmasını yok etmişti. Rusya'nın Karadeniz'e çıkması, İstanbul'un savunması bakımından büyük bir tehlike olarak görünüyordu. Çeşme bozgunundan kurtulan Cezayirli Gazi Hasan Faşa, yeni bir donanma kurmakla görevlendirildi. Bu donanmanın subaylarını eğitmek için de bir Deniz Mühendis Okulu açılması kararlaştırıldı. Böylece, Mü-hendishane-i Bahrî-i Hümâyûn 1773'te Kasımpaşa'da faaliyete geçti. Bu okulda, öğretmen olarak yabancı uzmanlar görevlendirildi. Okuma-yazma, Arapça, Farsça derslerine ilâveten Fransızca, fen ve denizcilik dersleri de programa konuldu.

    Rusya, askeri eğitim sisteminde yapılan bu yeniliklerden ve Fransız subayların modern teknikleri öğretmesinden rahatsızlık duymaktaydı. Fransa'ya başvurarak, bu subayları geri çekmesini istedi. Fransız subaylar ülkelerine döndüler. III. Selim (Bkz: Resim 86), Fransız İhtilâli'nden sonra, yeniden subay ve teknik eleman gönderilmesi isteğinde bulundu. Yeni Fransız yönetimi bunu uygun karşıladı. Ayrıca, İsveçli ve İngiliz subaylar da, bu okulda ders vermek üzere İstanbul'a geldiler.

    Deniz Mühendislik Okulu'mın ders programlan sürekli geliştirildi. Kaptan yetiştirmek üzere Seyr ü Sefâin bölümü açıldı. Gemi İnşa bölümünde ise Öğretmenler ve tersanelerde çalışacak elemanlar yetiştirildi. Okulun yeri, yangın vb. gibi sebeplerle birkaç kere değiştirildi. Beyoğlu'na, Heybeliada'ya ve en sonra Kasımpaşa'da yeni yapılan binasma taşındı (1838). Bu bina, 400 öğrencinin eğitim yapabileceği şekilde inşa edilmişti. Okulun adı, 1842'de Mekteb-i Bahriye-i Şâhâne olarak değiştirildi. Cumhuriyetten sonra da Deniz Harp Okulu adıyla Türk deniz kuvvetlerine subay yetiştirmeye devam etti.

    III. Selim, topçu ve istihkâm subayı ile mühendis yetiştirmek üzere Mü-hendishane-i Sultanî adıyla bir okul açtırdı (1793). Eyüp'te faaliyete geçen bu okulda Avrupa'dan getirtilen subaylar ders veriyordu. Fransız Harp Oku-lu'nda uygulanan ders programları örnek alınmıştı. Bu okuldan yetişen subaylar başarılı olmuşlar; hem kendi birliklerini düzenli ve disiplinli hâle getirmişler hem de kale savunmalarında yararlık göstermişlerdir. II. Mahmud döneminde de, asker ocağının yeniden teşkilâtlanmasında bu okulun önemli hizmetleri görülmüştür.

    Muhendishane-i Berrî-i Hümâyûn adı ile kurulan askerî okulun amacı, kara kuvvetlerine subay yetiştirmekti. Okulda 200 öğrenci okuyordu. Okul kütüphanesi için Fransa'dan savaş sanatı ile ilgili fizik, topçuluk, matematik konularında kitaplar ve ansiklopediler getirtilmişti. Bu okul, eğitim çalışmalarını Birinci Dünya Savaşının sonuna kadar sürdürmüştür (Bkz: Resim 87).

    Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn, daha sonra Yüksek Mühendis Mektebi, 1944'ten itibaren de İstanbul Teknik Üniversitesi adlarını almıştır.

    Osmanlı Devleti'nde tıp öğretimi, Kanunî Sultan Süleyman zamanından beri medreselerde yapılıyordu.
    Dârüşşifâlar da uygulama yerleriydi. Ancak, medreselerin yeniliklere ve gelişmelere ayak uyduramaması, tıp öğrenimini de yetersiz hâle getirmişti. II. Mahmud, yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra Asâkir-i Mansûre-i Muh amme diye adı ile yeni bir askerî düzen kurunca, bu ordunun hekim ihtiyacı ile karşılaştı. Bunun üzerine, askerî hekim yetiştirmek amacıyla Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Mâmûre adlı bir tıp okulu açıldı (1826). Açılış töreninde bulunan Sultan II. Mahmud, eğitim için gerekli tıp kitaplarının Türkçe yazımına gayret gösterilmesini istedi. Sadrazama gönderdiği yazıda da, kısa zamanda yetiştirilecek hekimler sayesinde yabancı hekimlere ihtiyaç kalmayacağını belirtti.

    Tıbbane-i Âmire'de öğretim süresi, başlangıçta dört yıldı. Fransızca, zorunlu dersti. Ayrıca, tıpla ilgili dersler gösteriliyordu. Daha sonra öğretim süresi altı yıla çıkarıldı. Okulun adı da Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne olarak değiştirildi (1838). Batı dillerinden tıp kitapları çevrilmeye başlandı. Bu okulu bitirenler arasından ünlü doktorlar kadar, fikir ve siyaset adamları, edebiyatçılar ve yazarlar da yetişmiştir. Bu günkü Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATAVnin temelini de Mekteb-i Tıbbiye oluşturmuştur.

    Kuruluş ve yükselme dönemlerinde büyük başarılar göstermiş olan Osmanlı ordusu, 17. yüzyıl sonlarından itibaren yenilgilere uğramaya başlamıştı. Bunun sebeplerini araştıran Osmanlı yöneticileri, Avrupa ordularının silâh ve teknoloji bakımından üstün seviyeye ulaştıklarını görmüşlerdi. Bu ordularla başa çıkabilmenin tek yolu, Osmanlı ordusunun da teşkilât ve donanım bakımlarından o seviyeye çıkarılmasıydı. Bunun için de, üstün komuta yeteneğine ve modern savaş bilgisine sahip subayların yetiştirilmesi gerekiyordu. Bunda başarılı olmak için, Batı usulünde bir Harp Okulu açılması lâzımdı.

    II. Mahmud, bu göreve Namık Paşa'yı getirdi. Namık Paşa, Avrupa ülkelerine gidip oradaki harp okullarını incelediği için bu konuda hazırlıklıydı. İlk olarak Maçka kışlası onarıldı ve okul binası hâline getirildi. Sonra öğretim için gerekli olan programlar hazırlandı, ders araç ve gereçleri getirtildi. Harp Okulu "Mekteb-i Harbiye" adıyla 1835'te açıldı.

    Harp Okulu, başlangıçta dokuz sınıflıktı ve lise seviyesindeydi. Birinci kitabı bitiren öğrenciler ikinci kitaba geçerlerdi. Başarılı sayılanlar da subay olurlardı. Ancak, bu sistemin, istenen sonuçları vermediği görüldü. Okulun dört yıla çıkarılarak, savaş bilgisi veren bir yüksek okul hâline getirilmesi kararlaştırıldı. Üstün başarı gösteren öğrenciler yüksek kısma, diğerleri orta kısma (idadî) alındı. Fen ve kültür derslerine Fransızca da ilâve edildi. Öğretmen yetiştirmek üzere Avrupa'nın çeşitli Ülkelerine öğrenciler gönderildi. Avrupa ülkelerinden Öğretmenler getirtildi.

    Galib Paşa'nın okul kumandanlığı döneminde, askerî Öğretmen sınıfı kuruldu. Bu Öğretmenler, orta kısımda ders vereceklerdi. Süleyman Paşa'nın kumandanlığı sırasında piyade ve süvari sınıflarının eğitimi için Fransa; topçu sınıfının eğitimi için de Prusya harp okullarının metodları kabul edildi.

    Osmanlı ordusu 1877-1878 Savaşı'nda Rus ordularına yenilince, askerî eğitimde yeniliklere gitme fikri kuvvetlendi. Sultan II. Abdülhamid, bu amaçla Almanya'dan uzman subaylar istedi. Berlin Harp Okulu tarih Öğretmeni olan Binbaşı Colmar von der Goltz (Kolmar fon der Golç) İstanbul'a gönderildi. Goltz'a paşalık unvanı ile birlikte yeni düzenlemeler yapmak görevi verildi.
    Golç, askerî eğitim sisteminde köklü yenilikler yaptı. Harp Okulu da bu değişimlerden payını aldı. İstanbul'dan başka Manastır, Şam, Bağdat, Erzincan ve Edirne'de yeni harp okulları açıldı. Fakat, bunlar İkinci Meşrutiyetten hemen önceki yıllarda kapatıldı. Mekteb-i Tıbbiye bünyesinde 1849'da açılmış olan Baytar Sınıfı (veterinerlik bölümü), 1906'da Mekteb-i Tıbbiye ile birleştirildi.

    İkinci Meşrutiyet döneminde de Harp Okulu'nun ders ve talim programında değişiklikler yapıldı. Viyana, Paris, Londra, Berlin gibi Avrupa başkentlerine öğrenciler gönderildi. Birinci Dünya Savaşı çıkınca ikinci sınıf öğrencileri, asteğmen rütbesiyle orduya alındılar. Harp Okulu kapatıldı (1914).

    Osmanlı ordusunda, okullardan mezun olmuş subayların yanında bir de "alaylı" denilen subay sınıfı vardı. Bunlar, askerî birliklerde gösterdikleri başarıya göre terfi ederek subay oluyorlardı. 1909'da yapılan düzenleme sırasında, alaylı subayların eksikliklerini tamamlamak üzere Zabıtan Talimgahı kuruldu. Ordunun subay ihtiyacı, Birinci Dünya Savaşı sırasında bu talimgahtan karşılandı.

    Millî Mücadele döneminde Ankara'da açılan talimgaha, zaferin kazanılmasından sonra Harp Okulu adı verildi.

    Harp Okulu, 19. ve 20. yüzyıllarda çok değerli subaylar ve kumandanlar yetiştirmiştir. Bunun yanı sıra -Askerî Tıbbiye'de olduğu gibi- Harp Oku-lu'ndan mezun olmuş siyaset ve devlet adamlarının, sanat ve edebiyat dünyasında seçkin yeni bulunan sanatkâr ve edebiyatçıların, ressamların sayısı pek çoktur. Kurtuluş Savaşımızı zaferle sonuçlandıran kadro, Harp Oku-lu'nda okumuş kumandanlardı. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları da Harp Okulu'nun mezunları arasındadır.

    Harp Akademileri: Osmanlı ordusunun kurmay subayları, 1845'e kadar, kuvvet karargâhlarında özel olarak veya yabancı ülkelere gönderilerek yetiştiriliyorlardı. 1845'te bu subaylara erkânıharp zabiti adı verildi. 1848'de ise bu günkü Harp Akademilerinin temeli atıldı. İlk kurmay subaylar 1849'da orduya katıldılar.

    Teşkilâtında ve ders programlarında çeşitli dönemlerde değişiklikler yapılan ve 1909'da Erkân-ı Harbiye Mektebi adını alan Harp Akademileri, cumhuriyetin ilânından sonra bir komutanlık hâline getirildi. Deniz ve Hava Harp Akademileri de kurularak aynı komutanlığa bağlandı. Bu gün de faaliyetini sürdürmekte olan Millî Güvenlik Akademisi 1952'de kuruldu.

    Köylerde ve kırlık kesimde güvenliği sağlamak ihtiyacı, 19, yüzyılın ikinci yarısında gündeme geldi. Bu amaçla, 1870'te bir nizamname yayınlandı ve askeri zaptiye teşkilâtı kuruldu. Bu teşkilât, jandarmanın çekirdeğini oluşturdu. 1903'te Jandarma Nizamnamesi çıkarıldı. Jandarma birliklerine kumanda edecek subaylarm yetiştirilmesi amacıyla 1909'da, İstanbul'da, Jandarma Mektebi açıldı. Karakol kumandanı ve başçavuş adayı yetiştiren bu okullar, daha sonra ülkenin başka bölgelerinde de faaliyete geçti.
     

Sayfayı Paylaş