1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Osmanlı’da, Isyanlar Fatih Camii’nden Idare Edilirmiş!

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 1 Şubat 2011 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    [​IMG]

    Osmanlı Devleti’nde isyanlar, genellikle hükümetin yanlış görülen politikalarına yöneliktir. Hükümetin icraatları toplum kesiminde hoşnutsuzluk meydana getirirse, en uygun protesto ve muhalefet biçimi olarak isyanlar görülmüştür.

    İsyancılar, isyan nedenlerini ve isteklerine şer’i fetvalara dayandırmak zorundadır. Eğer ulema fetva vermezse isyanlar siyasi nitelikli kalır toplumsal muhalefete dönüşmezdi. Gerek Genç Osman’ın öldürülmesinde gerek diğer devlet adamlarının katledilmesinde dini çevrelerden fetva alınmıştır. Halkın katıldığı isyanlarda hedef öncelikle veziriazam, defterdar olmuş, bu şahsiyetlerin ya görevden alınması ya da öldürülmesi istenmiştir.

    İsyanların planlandığı mekanlar genellikle Et Meydanı’ndaki Orta Camii’dir. Kanuni döneminden sonra isyanların idare edildiği yer eğer ulema destek veriyorsa Fatih Camii olmuştur.

    Ulemanın destek vermediği isyanlarda ise merkez olarak Beyazıt semtindeki Kahvehaneler seçilmiş, bu nedenle bazı dönemlerde kahvehaneler isyan merkezleri oldukları gerekçesiyle kapatılmışlardır. Camiler ve kahvehaneler halkın ve askerlerin buluşma noktaları olduğu için isyan merkezleri rolünü üstlenmişlerdir. 18. yüzyıldan sonra ise Kumkapı, Samatya, Galata gibi özellikle gayrimüslimlerin yaşadığı bölgelerde isyan merkezleri olmuştur. Özellikle Bektaşilerin tekkeleri bu semtlerde açmaları Müslüman olmayan halkında isyanlara katılmasını sağlamıştır.

    Osmanlı tarihçisi İsmail Hami Danişment, 17. yüzyılda uzun süren savaşların bir nedeni olarak padişahın orduyu savaşta tutmak istemesi olduğunu söyler. Çünkü savaş olmadığı zamanlarda isyan hareketleri daha sık görülmektedir.

    Naima tarihinde Sultan İbrahim döneminde gerçekleşen isyanın idare merkezi Fatih Cami’si gösterilir. Halkta isyana camiye geldikten sonra katılmıştır.

    Vakanüvisler, genellikle isyanın aniden geliştiğini iddia etseler de isyanların büyük bir bölümü iyi bir organize ve planlama ile gerçekleştirilmiştir. İsyan liderleri bile ordunun ileri gelenlerinden seçilmez ama isyan sırasında Yeniçeri ağası başta olmak üzere üst komutanlar seçilen liderlere itaat ederler. Aslında Osmanlı’da her isyan hareketi başlı başına bir olaydır. Bu olaylar bütün yönleri ile aydınlatılmadıkça isyanı açıklayabilmek zor olacaktır. I. Mahmut dışında diğer padişahlar ve Köprüler dışında diğer devlet adamları bu isyanları bir bütün olarak görememiş ve isyana ve sonrasına yönelik gerekli refleksler sergileyememişlerdir. Patrona Halil isyanı hükümetin bütün yönleriyle aydınlatabildiği nadir isyanlardan birisidir.

    İsyanlarla ilgili yanlış bilinenlerden biri de Yeniçeri isyanlarının sipahi isyanlarından fazla olduğudur. İsyanların birçoğu sipahiler yani saray askerleri tarafından çıkarılmış yeniçeriler ise daha sonra bu isyanlara katılmışlardır. I. Ahmet döneminde sipahilerin isyanlarına Yeniçeriler destek vermemiş, bu nedenle de başarılı olamamıştır. Yeniçeriler ulema ile halkın isyana destek vermesini sağlayan aktörler olurken, isyan süresince esnafın bulunmasına özellikle dikkat edilmiştir.

    Bazen isyan çıkacağı anlaşılırsa ulema gözetim altına alınarak isyancıların meşruiyet sağlamaları önlenirdi. Örneğin 4. Murat isyan öncesinde Şeyhülislam’ı gözetim altına alarak isyancılara destek vermesini önlemiştir.

    18. yüzyıl Osmanlı Devleti’nde nüfusun arttığı bir dönemdir. Nüfusun artışı işsizlik sorunu da beraberinde getirmiş, işsiz gençler ve kırsal kesimden İstanbul’a yeni gelenler isyancıların en önemli kitlelerinden birini oluşturmuştur. Kazanın devrilmesinden sonra yapılan ilk iş zindanlardaki tutukluların salıverilmesi olduğu için bu kişilerde isyanın doğal aktörleri durumuna gelmişlerdir.

    Osmanlı’daki isyanların en önemli özelliği devletin niteliğine ve meşruiyetine yönelik isyanların gerçekleşmemesidir. Sorunu kişilerde gören isyancılar, padişah veya devlet adamlarının azli veya katli ile problemin çözüleceğine inanmışlardır.

    İsyan başarısız olursa yine ulemanın onayı ile isyancılar cezalandırılırken, başarıya ulaştığında padişahla ulemanın huzurunda bir sözleşmenin imzalanmasına dikkat edilmiştir. Gerek isyancılar gerek padişahın isyan karşısında ulemanın tasvibini almak zorunda kalmaları, Fatih Camiini bir ibadet yeri dışında siyasi bir işlev görmesini de sağlamıştır.

    Tarık Yalçın-Dünya Bülteni
     

Sayfayı Paylaş