1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Osmanlı’da Isyanlar Ve Mezhep Meselesi

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 4 Şubat 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Osmanlı tarihinde özellikle 16. asırda yaşanan ayaklanma ve şiddetli bastırmaların sebebi, mezhep farkı mı idi?

    İlk tesbit etmemiz gereken gerçek, göçebe veya yarı göçebe gelenekleri sürdüren Türkmen hayat tarzının merkezileşen Osmanlı siyasi sistemiyle uyuşmamsıydı. Nitekim sadece o devirde “ Kızılbaş” denilen “heterodoks” Müslüman Türkmen boyları değil, Karamanlı ve Akkoyunlu gibi “Sünni” Müslüman Türkmen boyları da yerleşik ve merkeziyetçi Osmanlı’ya sert çarpışmalara girmişlerdir. (1)

    Türkmen, Yörük Kızılbaş gibi adlarla anılan göçerler, 16. yüzyıl başlarında Andadolu nüfusunun yüzde 15’ini oluşturmaktadır. Göçer kökenli yaya ve müsellem askerleriyle bu oran yüde 27 olmaktadır. Askeri disiplin altında bulunan yaya ve müsellem’ler konumuzun dışındadır. Yine de 15’lik bir göçer nüfus sosyal düzen bakımından önemlidir, üstelik nüfusları kentlilerden daha fazla artmaktadır. (2)

    Göçerlere fetihlerle toprak açmak da artık zorlaşmıştır.

    Üstelik, F. Braudel’in belirttiği gibi, 16. asırda sadece Osmanlı’da değil bütün Akdeniz havzasında nüfus patlaması ve ona bağlı olarak Avrupa’da da sosyal ve dini oranlarda patlamalar yaşanmaktadır. (3)

    Bu ağır sosyal bunalım döneminde, en çok da “kenar” daki göçerlerin, çorak Anadolu topraklarında ki köylülerin, işsiz güçsüz bekar delikanlıların (levent) zarar görüp tepki göstermesi tabiidir.

    Bu belalı dönemde özellikle de bozkır İç Anadolu’da Osmanlı köylüsü toprağını bırakıp (çift bozan ve leventlik) ayaklanmakta, eşkiyalık yapmakta, işsiz medrese talebeleri (suhteler) soyguncu çeteler oluşturmakta, hele de göçerler sık sık isyan etmek, tam bir sosyal kargaşa yaşanmaktadır.

    İşte böyle bir ortamda, kurulu düzenin “kenarın “ da kalıp mağdur olan göçer ve köylü kitlelere Safevî propagandası yöneldi ve etkili de oldu. Prof. Ocak’ın belirttiği gibi devlet eliyle yerleşik hayata geçmeye zorlanan yarı göçebe Türkmenler, “kendilerini Osmanlı yönetiminin zulmünden kurtaracak bir “mehdi” bekliyorlardı. Bu mehdi Şah İsmail şeklinde zuhur etti.(4)

    SOSYAL VE EKONOMİK FAKTÖRLER

    Üstelik “hemen hiç bir kıymet verilmeyen” bu Türkmen oymak ve beylerine, Türkmen geleneğine dayanan Şah İsmail mevkiler, makamlar veriyordu.(5)

    Ayaklanmalar sadece göçer Türkmenler değil, köylüler tarafından da yapılmıştır.

    Konunun ekonomik, sosyal ve sosyolojik yönlerini görmeyip meseleyi mezhep kavgası veya “Osmanlı’nın Türkleri ezmesi diye basite indirgemek son derece yanlıştır.

    Tarihçi merhum Mustafa Akdağ’a göre, köylü-Türkmen ayaklanmalarını ilk başlatanların genelde Kızılbaş eğilimli oldukları doğrudur. Fakat ayaklanmalar mezhep ve tarikat gayretiyle olmamıştır.

    “Mallar yağma ve kendileri bir hınçla parçalananlar hep hükümet mensubu kimselerdi. Eğer Sünniliğe karşı bir Şiilik-Kızılbaşlık ayaklanması olsa idi, çoğunlukta oldukları kesinlikle bilinen Sünni halk da karşı koymaya kalkar, iki hasım mezhep arasında kanlı çatışmalar çıkardı. Böyle bir şey olduğunu gösteren olduğunu gösteren hiçbir belge yoktur… Türkmenler olsa bile, çıkardıkları isyan bir mezhep ayrılığı iddiası değildir.

    Osmanlı kayıtlarında da halkın ağır vergilerden, devşirme-kapıkulu vali ve sipahilerin baskılarından büyük öfke duyduğu bilinmektedir. İsyanlara Sünniler de katılmıştır.

    “Harekete yer yer timarlı sipahilerin katıldığı da az görülmediğine göre, Alevi olmadıkları ya da onları korumaları da gene olayın Alevi bağnazlığı olmadığına başka bir delildir.” (6)

    Meselâ Maraş’ta ayaklanan Kalender Baba’ya 20 bin kişi katılmış, devletin gönderdiği ordulara yenik düşmüştür. Kanuni’nin Sadrazamı İbrahim Paşa, ellerinden timar toprakları alınanların da isyana katıldığını farketmiş ve alınlanların da isyana katıldığını farketmiş ve toprakların iade edileceğini açıklayınca, isyancıların sayısı 20 binden 4-5 bine düşmüştür. (7)

    İsyanların özellikle Orta Anadolu’da meydana gelmesine dikkat çeken Prof. Ocak diyor ki;

    “Çiftçilikle uğraşan reayanın (köylü) özellikle Orta Anadolu gibi, yılda bir defadan fazla ürün almaya müsâit bulunmayan bir payı olduğunu hesaba katmamız gerekiyor. Üstelik giderek artan nüfus karşısında zaten yetersiz olan ekilebilir arazinin daha da yetersiz hale geldiği görülmektedir… Bu ise, reayanın kendisinden istenen vergiyi her zaman düzenli bir biçimde ödemesini zorlaştırıyordu… Orta Anadolu’da özellikle mehdici hareketlerin en fazla vuku bulduğu Bozok sancağındaki timarlar (toprak birimi) diğer sancaklara kıyasla daha küçük çaplı arazilerden oluşuyordu…(8)

    Meseleyi sosyal, ekonomik ve siyasî faktörlerden soyutlayarak mezhep sorununa indirgemek kesinlikle yanlıştır.

    İNANÇ FAKTÖRÜ

    İsyanlar salt Alevî isyânları olmadığı gibi genel olarak ‘Alevî’ demek de mümkün değildir. İsyancı veya isyân etmese de anti -sosyal çeşitli grup ve tarikatlar vardır ki, bunlar tamamıyla “ibaha” (her şeyi mübah sayma) yolunu tutarak toplum ve din kurallarına aldırış etmeyen, hatta onları alaya alan ve Fuat Köprülü’nün deyişiyle “yüksek felsefi” mülahazalara ve tecrübelere kabilliyet olmayan câhil ve korkunç bir nihilizme ve immoralizme kapılmış genellikle aşağı tabakalardan oluşan anti-sosyal ve anarşik tarikatlardı. (9)

    İnsanları diri diri yakan kadın ve çocukları kılaçtan geçiren zümreler de görülmüştür. Osmanlı kaynakları bile bu vahşetleri anlatırken “asıl Kızılbaş kendü gelse bu kadar afet olmazdı” diye yazmıştır.

    Devletin isyanları bastırmada ölçüyü kaçırıp zalimce davranmasında bu olaylarında rolü olmuştur.

    Bunları “Alevi ve Kızılbaş” saymak mümkün değildir.

    Bunlar Anadolu kültürünün ulaştığı felsefi ve medeni düzeyin çok gerisinde, ilkel “underclass” ve Prof. A. Yaşar Ocak’ın isabetli deyimiyle “ne Sünni, ne Alevi marjnal gezgin mistik gruplardır.

    “Yunus’un ve Anadolu’da yetişen seleflerinin, Ahmet Yesevi ve takipçilerinin tesirinde oldukları muhakkaktır. Hoca, Ahmet Yesevi ile Yunus’un sanat unsurları bile birbirinden hemen aynıdır; yanlız Yunus’ta felsefi unsur daha geniş ve daha yüksek bir mahiyet almıştır…”(11)

    Anadolu’daki bu yüksek tasavvufi kültürün Sünnilikteki tezahürü Mevlevi, Alevilikteki tezahürü Bektaşi tarikatlarıdır. İkiside kentli ve merkez’dedirler.

    “Osmanlı, (Alevi tarikatı olan,) Bektaşilikle başlangıçtan beri (1826’da Yeniçeriliğin ilgası olayına kadar) barışık olmuş bu tarikatı koruyup kollamıştır. Bektaşilik de asla bir muhalefet ve başkaldırı ideolojisi olmamış sürekli Osmanlı merkezi yönetiminin yanında yer alıp onun sağladığı imkânlardan Mevlevilikle atbaşı yararlanmıştır.”(12)

    Değerli tarihçi Cemal Kafadır’ın yeni yayınlana fevkalade önemli eserinde belirttiği gibi, Osmanlı göçer Türkmenleri “uç”larda (serhadlerde) gazaya sevkederek akıncılar ve gaziler olarak baba ve dervişlerin şeyhlerin dinamizden yararlanmış, onlara destek vermiştir. Ama merkezleşme ve kurumlara destek vermiştir. Ama merkezileşme ve kurumlaşma süreci ve “nizami ordu” ihtiyacı geliştikçe bu bağımsız ve gezgin gruplarla ihtilaflar çıkmış ve nizami ordu onların yerine geçilmiştir. Gördügümüz sosyo-ekonomik şartlar da Osmanlı ile Anadolu’da ki göçer Türkmenleri ve yoksul köylüleri karşı karşıya getirmiştir.

    Halbuki bunlar Osmanlı’nın müttefikleriydi.

    “Neticeden, bu eski müttefiklerinin bir kısmı Osmanlı’ya muhalif hale gelirken daha yerleşik ve kentli nitelikteki sufi Osmanlı tarafından tercih edilmiştir”. (13)

    Görülüyorki merkez-kenar çatışmasında o pek vahim kanlı olaylarda mezhep (Sünni-Alevi) farkından ziyade, asıl zamanın sosyolojik, ekonomik ve kurumsal süreçleri etken olmuştur.

    Nitekim “Şah ‘ın ülkesinde de paralel süreçler yaşanmıştır.”


    TAHA AKYOL

    Kaynaklar


    1)H. İnalcık, The Ottoman Empire, Londan 1973 sf. 195

    2)H. İnalcık, An Economic and Social History of the Ottoman Empire Cambrige 1992, sf. 34

    3)F. Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, cilt 1, Eren yay. 1982, sf. 265

    4)A. Y. Ocak Türk Sufiliğine Bakışlar, sf, 208

    5)Mustafa Cezzar, Osmanlı Tarihinde Leventler, İstanbul 1965, sf. 96-97

    6)M. Akdag, Celali İsyanları, Cem yay, 1993. sf. 116-122

    7)M. Cezzar, age, sf. 93

    8)A. Y. Ocak xvı. Yüzyıl Osmanlı Anadolusu…Türkiye Sosyal ve İktisat Tarihi Kongresi TTK yay. 1990 sf. 820

    9)A. Y Ocak Kalenderler TTK, yay. 1992, sf. 62

    !0)Bkz. M. Cezzar ağe, sf. 88-89

    11)F. Köprülü İlk Mutasavvıflar, sf. 336

    12)Ocak, Türk Sufiliği, sf. 20,216

    13)C. Kafadar, Between Two Worlds, University of California Press 1995, passim ve sf.147
     

Sayfayı Paylaş