1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Osmanlıda Resmi Törenleri -Dini Törenler-Toplumsal Törenler

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 9 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Resmi Törenler​
    [​IMG]

    [​IMG]

    Cülûs Törenleri

    Osmanlılarda, tahta çıkacak şehzadenin padişahlığının ilan edilmesi dolayısıyla yapılan merasim.

    Bu merasim, Osmanlı Devleti töreleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü cülûs-ı hümâyûn, İslâm kültüründen alınan bir takım usul ve teşrifat yanında Oğuz töresinin izlerini göstermekte olduğundan, millî bir karakter taşımaktaydı.

    Osmanlılarda, saltanat sürmekte olan padişahın ölümü veya saltanattan hal’i üzerine yerine geçen padişahların cülûsları, merasimle yapılır ve hiç vakit geçirilmeden yeni padişaha hemen o gün biat olunurdu. Eğer padişah gece vefat etmiş ise, merasim sabah erkenden yapılırdı. Yeni padişahın cülûsu, gün ve saati, teşrifatçı tarafından merasime iştirak edecek olanlara derhal bildirilirdi.

    Padişahın tahtı Bâbüssaâde denilen Akağalar Kapısı önünde kurulurdu. Bundan sonra, Dârüssaâde Ağası, Silahtar Ağa ile birlikte yeni padişaha giderek onu babasından, amcasından veya ağabeyinden boşalan tahta davet ederdi. Bundan sonra yeni padişah, Hasoda önündeki demir kapıdan çıkarak taht odasına geçer, burada Hırka-i Saâdet yanında iki rekat namaz kılarak, şükrederdi. Daha sonra cülûs törenine gitmek üzere, saltanat alâmeti olan yûsûfî destâr ve samur erkân kürkü giyen padişah, dışarı çıkarak Bâbüssaâde önünde kurulu tahta oturur ve merasim başlardı. Kanun gereği sırasıyla; Nakibü’l-Eşraf, Kırım Hanzâdesi, Saray Ağaları ve Rikab Ağaları ile Kapıcıbaşı Ağalarının tebriklerinden sonra, Şeyhülislâm Efendi kısa bir dua yapar ve biat ederdi.

    Biat merasimi, Mataracıbaşının biat edişine kadar devam ederdi. Biat merasiminden sonra, yeni hükümdar, huzurda bulunanları selamlayarak Hasoda'ya geçerdi. Burada biraz dinlendikten sonra, vefat eden padişahın cenaze namazına katılırdı.

    Cülûs töreni, kılıç alayı ve türbe ziyaretleriyle tamamlanırdı. Önce bütün hükümdar türbelerini içine alan ziyaret, sonraları sadece Fatih Sultan Mehmed Hanın türbesine yapılır oldu. Yeni padişahın cülûsu haberi, derhal İstanbul’da tellallar vasıtasıyla ve toplar atılarak ilan olunurdu. Ayrıca bütün Osmanlı ülkesine fermanlar gönderilerek tamim edilir ve şenlikler yapılırdı. Cülûs töreninden sonra, hükümdar cülûs bahşişi dağıtırdı.

    Cülûs bahşişi:
    Cülûs bahşişi verme usulü, Osmanlılardan evvelki İslâm devletlerinde de vardı. Osmanlılardaki cülûs bahşişleri iki türlüydü. Birisi, belli ve kanunda belirtildiği gibi, bir defaya mahsus olarak verilir, diğeri ise, askerlerin ulûfelerine zam suretiyle icra edilirdi. Tahta çıkan her padişahın; “Kullarımın bahşiş ve terakkîleri makbulümdür, verilsin” suretinde lisanen tasdik etmesi ve bu tasdiki askerin işitmesi, usuldendi.

    Bu bahşişten yalnız asker değil, büyük-küçük bütün memurlar istifade eder, sadrazam ve şeyhülislâma otuzar bin akçe verilirdi.

    Osmanlı tarihinde ilk defa cülûs bahşişi, 1389 tarihinde Kosova sahrasında padişah seçilen Yıldırım Bayezid Han tarafından kapıkullarına verilmiş ve bu usul, Sultan Birinci Abdülhamid’in cülûsuna kadar devam etmiştir.

    Cülûs bahşişi verilmesi, Fatih tarafından kanun hâline getirilmiş, Yavuz Sultan Selim Han da cülûs bahşişinde ödenecek paraları tespit etmiştir.

    İlk zamanlarda padişahların bir ihsanı şeklinde olan cülûs bahşişi, sonraları padişahların bir lütfu olmaktan çıkmış ve bu bahşiş uğrunda bir hayli ihtilâller olmuştur.

    Cülûs bahşişi dîvânı:
    Cülûs bahşişi verilmek üzere toplanan dîvân. Cülûs bahşişi kanununda, bu paranın dağıtılması emrinin padişah tarafından sözle bildirilmesi şart olduğundan, bu iş için dîvân normal bir toplantı yapar ve bahşiş parasının hazırlanmış olduğunu bildiren bir telhis yazılır, Kapıcılar Kethüdâsı ile Bâbüssaâde Ağası eliyle padişaha sunulurdu. Padişah, bir taraftan bahşişin dağıtılması için yazılı izin verirken, sözle de; “Kullarımın bahşiş ve terakkîleri makbûlümdür, verilsin” diyerek dîvâna haber gönderirdi. Hazırlanan bahşiş keseleri, ulûfe dağıtımındaki esaslara göre ilgililere verilirdi. Bahşiş dağıtımı bitince, vezirler arza girerlerdi. Bu merasime Defterdar katılmazdı.

    Cülûs çıkması: Padişahların cülûsları münasebetiyle yapılan çıkmalar hakkında bir tabir. Buna büyük çıkma, umum çıkması da denilirdi. Çıkma, mezuniyet demek olup, acemilerin yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri, saray hizmetlerinde bulunanların taşra hizmetlerine veya saraydaki odalardan birinden diğerine memur edilmeleridir.

    Cülûs tebliği: Yeni padişahın Osmanlı tahtına geçtiğini, münasebette bulunulan devletlerin hükümdarlarına gönderilen elçilerle bildirmektir. Bundan başka İstanbul’da devamlı bulunan elçilere de tercümanlar aracılığıyla birer nâme gönderilirdi.

    Bu tebliğ üzerine yeni padişahı tebrik etmek üzere İstanbul’a gelen elçiler, padişah tarafından özel bir törenle kabul edilirdi.

    Yeni padişahın tahta geçtiği, Osmanlı tebaasına fermanla duyurulur ve hutbenin yeni hükümdar adına okunması bildirildiği gibi, devlet içindeki il darphanelerine gönderilen başka bir hükm-i şerîf ile de, paranın yeni hükümdar adına basılması bildirilirdi. Bundan başka Kırım Hanına da özel bir Kapıcıbaşı gönderilmek suretiyle yeni padişahın cülûs ettiği haber verilirdi.

    Cülûsiyye: Padişahların saltanat tahtına çıkmaları münasebetiyle söylenmiş manzume veyahut yazılmış makaleler. Önceleri kaside tarzında kaleme alınan cülûsiyyeler, İkinci Abdülhamid Han devrinde mensur olarak yazılmaya başlanmıştır. Cülûsiyyelerde, yeni hükümdarın tahta çıkmasıyla memleketin daha çok huzura kavuştuğu ve halkın neşesi anlatılır.

    Sultan Osman için Nef’î’nin yazdığı cülûsiyyeden bir beyt şöyledir:

    Şehinşâh-ı adâlet-pîşe Osmân Hân-ı Sânî kim
    Vücûduyla hayât-ı tâze buldu mülk-i Osmânî



    Cenaze Törenleri

    Tahta çıkış merasimi tamamlandıktan sonra ölen padişahın cenaze işlemlerinin yapılması adetti. Cülûs merasiminden sonra vefat eden padişah için matem elbiseleri giyinip üzüntü belirtilirdi. Vefat eden padişahın tabutunun üzerine Kabe Örtüsü ve tabutun kavuğuna siyah sorguç takılırdı. Matem giysilerin özel şekli olmayıp sadece rengi bakımından önemlidir. Matem elbisesinin ve sarığın siyah olması ve bazen başa sadece siyah şemle sarılmasıyla genelde siyah renkli elbise tercih edildiğini gösterir. Koyu renkli bir sarık olarak başa sarılan şemler, padişahların cenazelerinde kullanılırdı. Fatih Sultan Mehmet (1451- 1481) babasının cenazesinde siyah elbise ve sarıkla yas tutmuştu. II. Selim (1566- 1574) de babasının cenazesini siyah çuha giyip şemle sarmıştı.

    Cenaze törenlerinde ayrıca koyu renkli kaftanlar giyilirdi. Tabutun baş tarafına konulan ve ölen padişaha ait olan kavuk II. Beyazid’ın (1481- 1512) cenazesinden itibaren görülmektedir. 17. Asırdan itibaren cenaze törenlerinde matem elbisesiyle matem sarığına tesadüf edilmemektedir. IV. Murat’ın (1623- 1640) cenaze töreninde tabutun önünde gazaya binerek gittiği atlar tersine eyerlenip yürütülmüştü.


    [​IMG]
    Sultan Mehmet Reşad Eyüp Sultan'a 'Kılıç Kuşanma' törenine giderken

    Kılıç Kuşanma Töreni

    Osmanlı padişahları tahta çıktıktan birkaç gün içinde kılıç kuşanma törenine katılırlardı. Bu kılıç kuşanma âdetinin Osmanlılarda hangi tarihte başladığı resmi olarak bilinmemektedir. Osmanlı padişahları İstanbul’un fethinden sonra kılıç kuşanmaları bir kanun bir gelenek halini almıştır.

    Kılıç kuşanma törenine padişah bazen kara bazen deniz yoluyla gelirdi. Eğer padişah Eyüp’e deniz yoluyla giderse kara yoluyla döner, kara yoluyla gelmişse dönüşte deniz yolunu tercih ederdi. Çok nadir olarak kara yolunun gidiş ve dönüşte tercih edildiği olmuştur.

    Padişahın kuşanacağı kılıç padişahın arzusuna göre saraydaki emanet kılıçlar arasından seçilirdi. IV. Murat (1623- 1640), Hz. Muhammed’in ve Yavuz Sultan Selim’in (1512-1520) kılıçlarını kuşanmıştı. Padişahın kılıç kuşanmasına işlemeli kaftanını giymesine devlet adamları yardım ederdi. Bu merasimde padişahın adına bastırdığı sikke yahut paraları dağıtması adettendi.



    Sefere Çıkış Merasimi


    Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren tüm padişahlar sefere çıkardı. Sefere çıkılmadan önce ordunun ihtiyaçları karşılanırdı. XVIII yy itibaren padişahlar sefere çıkmamışlar orduya Serdar-ı Ekrem olarak veziriazamlar eşlik etmiştir.

    Padişahların sefere çıkma merasimi ve sefer dönüşü görkemli bir törendir. Padişahlar sefere çıkmadan bir ay kadar önce bütün hazırlıklara başlanılırdı. Yine yolculuğa çıkılmadan önce dualar edilir seferin hayırlı olması temenni edilirdi. Kazanılan sefer dönüşünde ziyafet verilir top ve tüfek atışları yapılırdı. Halk da bu eğlenceye katılır evlerini süsler, deniz ortasında atılan fişekleri coşkuyla izlerdi.

    Padişah da seferin yapılacağı mevsime göre giyinirdi. Mevsim müsaid ise padişah beyaz elbise tercih ederken havanın uygun olmadığı zamanlarda koyu renk kaftan giyilirdi. Yine uzun yola gidilecekse padişahın özel ihtiyaçları ihtimamla temin edilirdi. Padişahların çıktıkları seferlerde hizmetinde özel aşçıları, kilercileri, sofracıları bulunurdu.



    Dini Törenler​
    [​IMG]
    Bayram Töreni


    Osmanlı Devleti’nde bayramların dini öneminin yanı sıra Osmanlı hanedanının ihtişamını ortaya koymaları yönünden ayrıcalığa sahipti. Osmanlı sarayında cülûs merasiminden sonra en önemli tören Ramazan ve Kurban bayramlarında yapılan tebriklerdi.

    Bayram gününden bir gün evvel sarayın ikinci avlusunda ve kubbe altında Arife merasimi yapılırdı. Padişah giydiği temiz ve şık kaftanıyla bayram tebriklerini kabul ederdi. Padişah rahatsızlığı nedeniyle çıkamazsa taht üzerine konan sarığına karşı divan kurulup merasim yapılırdı. III. Ahmet (1703- 1730) ayaklarından rahatsız olduğu için arife tebrikine çıkamadığından sarıklı kavuğuna karşı merasim yapılmıştı.

    Padişahların bayramın birinci günü sabah namazını Hırka-i Saadet dairesinde namaz kılmaları gelenekti. Revan Kasrı denilen yere giden padişah burada saltanat elbisesini giyerdi. Padişaha hazırlanmasında yardımcı olan kimseler daha sonra tahtı yerinden alıp gerekli süslemeleri değerli taşlarla yaparlardı. Bayram tebriklerini tahtında kabul ettikten sonra padişah bayram namazına gitmek üzere kıyafetini değiştirirdi.

    Padişah kılacağı bayram namazını kendisi seçerdi. Padişahların bu yolculuğunda onlara eşlik eden bayram alayı bulunurdu. Bayram alayında sadrazam sağ elinde gümüş asa, sırtında kısa kürkle bulunurken padişah da başında mücevherli üsküf, bellerinde incili kuşak ve mücevher kakmalı entari ve kaftanlarla yürürdü.

    Bazı bayramlarda padişah halka açık büyük şenlikler düzenlerdi. Özellikle Ramazan Bayramında bu tür eğlencelerin yapıldığı görülürdü. Bayram eğlencelerinde belli bir düzen hâkimdi. Öğlenden önce bayramlaşma ve ikramla geçerken öğleden sonra gösteriler yapılırdı.


    [​IMG]
    Mevlid Töreni


    Mevlid Hazreti Muhammed’in doğum günü olarak kabul edilen Osmanlı Devleti’nde kutlanan önemli gündür. Bu gecede birtakım münacat, naatlar ve kasideler okuma evvelce gelen adetlerdendir.

    O gün merasimin yapılacağı camiye gidecek olan kişiler resmi elbiseleri giymiş olurdu. Şeyhülislam dahi bu hususa uyarak beyaz ferace, samur kürk ve kavukla, alimler kürkleriyle, vezirler ferace ve samur kürkleriyle bu rütbelerden aşağı olan kişiler de memuriyetlerine uygun kıyafetlerle gelmeye mecburdular. Başka vakitlerde camide mevki ayrımı gözetilmezken bu törende bu ayrım aranılırdı. Bu merasimin gerçekleşmesi için Mekke-i Mükerreme emiri tarafından padişahın sadakatını bildiren mektubun reis-ül küttap elinden padişaha verilmesi gerekirdi.



    Toplumsal Törenler​
    [​IMG]
    Sünnet Töreni


    Erkek çocukların buluğ çağına girmeden önce sünnet edilmeleri İslam ülkelerinde bir gelenektir. Sünnet merasimi toplu halde yahut bireysel olarak yapılabilir. Maddi durumu iyi olan aileler kendi çocuklarının yanında sünnet edilecek fakir çocukları da sünnet ettirebilirler. Genellikle çocuğun sünnet edileceği yaş seçiminde 3-5 gibi tek sayılar tercih edilir. Yine genelde sünnet törenleri hayırlı bir gün olduğu için Perşembe günü gecesi (Cuma akşamı) tercih edilir.

    Sünnet düğününden önce çocuklara sünnet kıyafetlerini giydirilip isteğe göre çocuklar araba, at veya faytonla gezintiye çıkarırlardı. Bu gezintiler sırasında İstanbul’daki çocuk mutlaka Eyüp’e götürülür orada dualar edilirdi. Akraba, eş, dost ziyaretleri yapılarak el öptürülür olacak sünnet düğününün özenle hazırlanmış davetiyesi verilirdi.

    Sünnet giysisinde önemli olan aksesuar başa giyilen takke ve çapraz olarak elbisenin önüne takılan “Maşallah” yazılı şerittir. Ayrıca beze sarılmış işlemelerle süslenmiş sopa ile kıyafet tamamlanır. Sopaya sarılan bezin rengi genellikle beyaz renkte olan elbiseye uygun tercih edilirdi.

    Sağdıç yahut eski adıyla kirve sünnetin önemli geleneklerindendir. Buna göre aile tanıdığı ve güvendiği birisine kirvelik teklif eder ya da bu teklif kişinin bizzat kendi tarafından gelebilir. Teklif edilen kişi bu görevi kabul eder be süne düğününde çocuğa yardımcı olur ona o gün için hediyeler verirdi. Çocuğun ilgisini dağıtmak ve eğlenmek amacıyla çalgılar çalınır, karagöz gösterisi yapılır ve alkış tutulurdu. Sünnet düğününe katılan davetliler çocuğa hediyeler verir ya da sünnet yastığının altına para koyarlardı. Sünnetten birkaç gün sonra okutulan mevlitte konuklara gülsuyu ve şerbetli baklava ikram edilirdi.
     
  2. KarhaN

    KarhaN Aktif

    Katılım:
    23 Şubat 2012
    Mesajlar:
    375
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    0 ÇTL
    Değerli bilgilendirmeler için teşekkürler.
     

Sayfayı Paylaş