1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Osmanlı'dan Cumhuriyete Türk Resim Sanatı

Konusu 'Hobiler & Sanat Eserleri' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 18 Ekim 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.783
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.063 ÇTL
    Osmanlı'dan Cumhuriyete Türk Resim Sanatı

    Osmanlılar, Selçuklulardan miras olarak minyatür sanatını da devralmışlardır. Fetihler dolayısıyla bu sanat dalında uzun süre önemli eserler ortaya konulamadı. Fatih Sultan Mehmet döneminde, onun himayesinde bir araya getirilen sanatçılar ilk önemli Osmalı minyatürlerini yaptılar. II. Bayezit daha da ileri giderek sanatçıları sarayda teşkilatlandırdı. Minyatür sanatı, XVI. yüzyılda doruğa ulaştı. Saray nakkaşhanesinde tarihi ve edebi eserler resimlendirildi. Bu yüzyılda Matrakçı Nasuh, Nigarî, Osman gibi ünlü nakkaşlar yetişti. XVII. yüzyılda Nakkaş Hasan ve Nakşî geleneği sürdüren başarılı sanatçılar olarak ön plana çıktılar. Bu yüzyılda Avrupa resim sanatının etkisi minyatürde hissedilmeye başladı. 1685 tarihli Gazneli Mahmut Mecmuası'nda tam sayfa natürmortlar ve manzaralar görüldü. XVII. yüzyılın başlarında Lale Devri'nde bu etki iyice su yüzüne çıktı. Mimarî dekorasyonda çini yerine duvar resimleri kullanılmaya başlandı. III. Ahmet'in Topkapı Sarayı'ndaki yemiş odası meyve ve çiçek resimleri ile donatıldı. Lale Devri'nin ünlü nakkaşı Levnî ve yüzyılın diğer ünlü nakkaşı Abdullah Buharî'nin yaptığı minyatürlerde üçüncü boyut (derinlik) ortaya çıktı. Buharî'nin 1729 tarihinde cilt kapağı üzerine yaptığı iki peyzajı ilk figüratif manzara resmi kabul edilebilir.
    Mimarî dekorasyonda manzara resmi, çiçek, cami kullanma geleneği Anadolu'da ve Balkanlardaki eserlere de yansıdı. Böylece minyatürden Batı anlayışında resme geçiş için elverişli bir ortam hazırlanmış oldu.
    Batı anlayışında Türk resim sanatının temelleri ıı. Selim döneminde 1795'te açılan Mühendishane-i Beri-i Hümâyun'da atıldı. Bu okulda ilk kez resim dersleri verilmeye başlandı ve ilk ressamlar yetişti. II. Mahmut, XIX. yüzyıl başlarında portresini yaptırıp devlet dairelerine astırdı. 1827'de açılan Askerî Tıbbiye ve 1834'te açılan Mekteb-I Harbiye'ye de resim dersleri konuldu. II. Mahmut'un Avrupa'ya gönderdiği öğrenciler arasında resim öğrenimi için seçilenler de vardı. 1859'da açılan Mekteb-i Mülkiye, 1868'de açılan Galatasaray İdâdîsi (Lisesi) ve 1872'de açılan Darüşşafaka İdâdîsi'nde programa resim dersleri konuldu. Bu sayede Darüşşafaka'dan çok sayıda ressam yetişti.
    XIX. yüzyılın Osmanlı ressamları adları belirtilen askerî ve sivil okullardan yetişti. Çoğu asker kökenliydiler. Genellikle manzara resmi yapan bu asker kökenli ressamlardan ilk akla gelenler; Beşiktaşlı Tevfik, Giritli Hüseyin, Karagümrüklü Hüseyin, Darüşşafakalı Hüseyin, Mirlivâ Osman Nuri, Servili Ahmet Emin, Kaymakam Ahmet Şekür, Üsküdarlı Osman ve Bedri Kulları'dır.
    Figürsüz Türk resim sanatını geliştiren asker ressamlar, eserlerini padişaha sunarak dikkat çekmişler, önce Ferik İbrahim Paşa (1815-1889), Ferik Tevfik Paşa (1819-1866) ve Hüsnü Yusuf Bey (1817-1861) resim öğrenimi için İngiltere ve Fransa'ya gönderilmişler, onları 1861 yılında Şeker Ahmet Ali Paşa (1841-1907), Süleyman Seyyit (1842-1913), H. Zekâi Paşa (1860-1919) ve Osman Nuri Paşa (1839-1906) izlemiştir.
    Tanzimat döneminde 1860'lı yıllarda Fransa'ya resim öğrenimi için gönderilen Türk ressamları için Paris'te Mekteb-I Sultanî kuruldu ve 1874'e kadar hizmet verdi. Gèrome, Boulanger ve Cabanel atölyelerin de yetişen sanatçılar arasında Süleyman Seyit ve Ahmet Ali Paşa sivrildi. Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yabancı ressamlar Osmanlı topraklarına gelerek çok sayıda gravür ve tablo yaptılar. 1874 yılında İstanbul'a gelen Fransız Guillement bir resim atölyesi kurdu. Bu atölyeden M. Civanyan ve S. Diranyan gibi ressamlar yetişti.
    İstanbul'da ilk tablolar 20 Şubat 1863'te açılan bir sergide sergilendi. Gerçek anlamda ilk resim sergisi ise, 1873 yılında Şeker Ahmet Ali Paşa'nın öncülüğünde açıldı. Sultan Abdülaziz 1871 yılında heykeltıraş Fuller'e üzerinde bir heykelini yaptırarak bir tabuyu daha yıktı. 1876 yılında II. Abdülhamit ile başlayan Meşrutiyet döneminde Sanayi-i Nefîse Mekteb-i Âli'sinin kurulması için, 1882 yılı başlarında Osman Hamdi Bey (1842-1910) görevlendirildi. Osman Hamdi Bey, Paris'te resim öğrenimi görmüştü. Osman Hamdi Bey, binasını da yaptırarak 3 mart 1883 tarihinde okulun öğretime başlamasını sağladı. Bu tarihten itibaren Türk ressam ve heykeltıraşları bu kaynaktan da yetişmeye başladı. Ressam Ömer Adil (1868-1924), Osman Asaf (1869-1935), Tekezâde Sait (1870-?), Mehmet Muazzez Özduygu (1871-1956), İsmail Hakkı Atunbezer (1871-1940) ve Şevket Dağ (1876-1944) okulun ilk mezunlarıdır.
    II. Abdülhamit döneminde deniz resmi yapan üç asker ressam; Mülazım Ressam İhsan, Bahriyeli İsmail Hakkı (1863-1926), Diyarbakırlı Tahsin (1874-1937) büyük ün yaptı. Asker kökenli ressamlar arasında Üsküdarlı Cevat Göktengiz (1871-1939), Sadık Göktuna (1876-1951), Mehmet Ali Laga (1878-1947), Kaymakam Remzi (1864-1937) ve M. Sami Yetik (1876-1945) de sivrilmişlerdi. Bu arada asker ressamlardan Halil Paşa (1857-1939) ve Hoca Ali Rıza (1858-1930) izlenimci anlayışın öncüsü oldular.
    1908 yılında ilk ressamlar örgütü olan "Osmanlı Ressamlar Cemiyeti (Derneği)" kuruldu. Dernek, 1910 yılında bir dergi yayımlamaya başladı. Derneğin adı, 1921 yılında Türk Ressamlar Cemiyeti oldu.
    1914 yılına değin Batı anlayışında Türk resim sanatı naif, akademik gerçekçi sanat anlayışı çizgisinde gelişti. İlk izlenimci eğilimler belirdi. 1910 yılında Sanay-i Nefîse Mekteb-i Âlisi mezunlarından İbrahim Çallı (1882-1960), Hüseyin Avni Lifij (1886-1927), Namık İsmail Sebük (1890-1935), Nazmi Ziya Güran (1881-1937), Feyhaman Duran (1886-1970), A. Hikmet Onat (1882-1977) ve M. Ruhi Arel (1880-1931) resim öğrenimi için Fransa, Almanya ve İtalya'ya gönderdiler. I. Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine yurda dönen bu ressamlar; "Çallı Kuşağı", "1914 Kuşağı" veya "Türk İzlenimciler" olarak tanınmışlar, izlenimci sanat anlayışıyla Türk resmine yeni bir soluk getirmişlerdir. 1906 yılında Galatasaraylılar Yurdu'nda başlayan ve 1914'ten sonra Galatasaray Lisesi'nde açılmaya başlanan "Galatasaray Sergileri" Çallı Kuşağı'nın tanınmasında önemli rol oynadı. Galatasaray Sergileri, Cumhuriyet Dönemi'nde de bir süre devam etti.
    1914 yılında kız öğrenciler için İnas Sanayi-i Nefîse Mektebi açıldı. İlk kadın ressamlarımız bu okuldan yetiştiler. 1925 yılında Sanayi-i Nefîse Mekteb-i Âlisi ile birleştirildi. 1917 yılında Harbiye Nezaretince İstanbul Şişli'de bir resim atölyesi kuruldu ve ressamlardan kahramanlık tabloları yapmaları istendi. M. Sami Yetik, M. Ali Laga, İbrahim Çallı, A. Hikmet Onat, Ali Sami Boyar (1880-1967), M. Ruhi Arel, Ali Cemal Benim (1881-1941) kuşağının diğer ressamları bu atölyede resim yaptılar. Yapılan 143 tablo Viyana ve Berlin'de sergilendi. 1923 yılında İstanbul Valisi Ali Haydar Bey'in desteğiyle İstanbul'da Serbest Resim Atölyesi adıyla ilk özel resim kursu açıldı. M. Ruhi Arel, İbrahim Çallı, A. Hikmet Onat kız ve erkek kursiyerlere ayrı ayrı ders verdiler. Aynı yıl Sanayi-i Nefîse Mekteb-i Âlisi'nin yeni mezunları arasında Şeref Akdik (1902-1972), Sami Özeren (1902-1964), Refik Ekipman (1902-1974), Elif Naci (1898-1988), Mahmut Cûda (1904-1987), Muhuttin Sebati (1902-1935), Ali Avni Çelebi (1904-1993), Zeki Kocamemi (1902-1959) ve Cevat Dereli (1900-1989) "Yeni Resim Cemiyeti" adıyla yeni bir dernek daha kurdular. Osmanlı döneminde XVIII. yüzyıl sonlarında temelleri atılan, XIX. yüzyıl ve XX. yüzyıl başlarında bir çok Türk ressama kavuşan Batı anlayışında Türk resim sanatı, Cumhuriyet döneminde dünya resimlerindeki gelişmeleri yakından izleyerek daha da gelişti. Sanayi-i Nefîse Mekteb-i Âlisi 1928 yılında Güzel Sanatlar Akademisi, 1982 yılında da Mimar Sinan Üniversitesi adını aldı. Türk ressam ve heykeltıraşları bu öğretim kurumunun yanı sıra Eğitim Enstitüleri, Üniversite Güzel Sanatlar Fakülteleri, Eğitim Fakülteleri, Kültür Bakanlığı kursları ve özel atölyelerde yatiştiler. Ayrıca yurtdışında pek çok sanatçımız öğrenim gördü. Bugün sayıları, yaklaşık 500'e ulaşan Türk ressamları uluslararası düzeyde başarılı eserler yaratarak, Türk sanatına katkıda bulunmaktadır.
     

Sayfayı Paylaş