1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ozanlarımız

Konusu 'Şiir' forumundadır ve TeBeSSüm tarafından 28 Eylül 2006 başlatılmıştır.

  1. TeBeSSüm

    TeBeSSüm Pamuk Prenses ツ Özel üye

    Katılım:
    19 Eylül 2006
    Mesajlar:
    2.223
    Beğenileri:
    1.217
    Ödül Puanları:
    4.830
    Cinsiyet:
    Bayan
    Banka:
    728 ÇTL
    Aşık Veysel Şatıroğlu

    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    Halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu 21 Mart 1973’te Sivas’a bağlı Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyündeki evinde akciğer kanserinden öldü ve vasiyeti gereği türküler söylenerek toprağa verildi.
    Bir şiirinde “Üç yüz onda gelmişim cihana” diyen Aşık Veysel 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde doğdu. Yedi yaşında geçirdiği çiçek hastalığı nedeniyle sol gözünü, daha sonra da bir kaza sonucu sağ gözünü yitirdi. 13 yaşında saz çalmaya başladı ve Çamşıhlı Ali Ağa’dan dersler aldı. 1919 ve 1928’de iki evlilik yaptı ve yedi çocuğu oldu. Sivas, Tokat, Yozgat ve Kayseri köylerinde türkü söyleyerek dolaştı. 1931’de folklor araştırmacısı Ahmet Kutsi Tecer’in keşfettiği Aşık Veysel 1933’te Cumhuriyet’in 10. yılı nedeniyle geldiği Ankara’da “Cumhuriyet Destanı” adlı şiirini okudu. Daha sonra İstanbul Radyo’sunda türküler söyledi.
    1941-1946 yıllarında sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli, Akpınar köy enstitülerinde halk türküleri ve saz dersleri verdi. Aşık Veysel’e 1952’de büyük bir jübile yapıldı ve 1965’te Türkçeye ve milli birliğe yaptığı hizmetler nedeniyle TBMM’nin çıkardığı özel bir kanunla maaş bağlandı.
    Aşık Veysel’in şiirleri Ümit Yaşar Oğuzcan’ın düzenlemesiyle Dostlar Beni Hatırlasın (1970, 1971) adlı kitapta toplandı. Yaşamı, senaryosunu Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yazdığı ve Metin Erksan’ın çektiği Aşık Veysel’in Hayatı/Karanlık Dünya (1952) adıyla filme alındı.
    Halk şiiri geleneğinde özgün bir yeri olan, şiirleri ve türkülerinin sürekli yeni besteleri ve yorumları yapılan Aşık Veysel her yıl haziran ayında Şarkışla’da düzenlenen bir şenlikle anılır.

    Ben giderim adım kalır
    Dostlar beni hatırlasın
    Düğün olur bayram gelir
    Dostlar beni hatırlasın


    Can bedenden ayrılacak
    Tütmez baca, yanmaz ocak
    Selam olsun kucak kucak
    Dostlar beni hatırlasın... ​
     
  2. kelebek

    kelebek -ütopik- V.I.P

    Katılım:
    9 Haziran 2006
    Mesajlar:
    8.680
    Beğenileri:
    132
    Ödül Puanları:
    4.730
    Banka:
    573 ÇTL
    Uzun ince bir yoldayım
    Gidiyorum gündüz gece
    Bilmiyorum ne haldeyim
    Gidiyorum gündüz gece

    Dünyaya geldiğim anda
    Yürüdüm aynı zamanda
    İki kapılı bir handa
    Gidiyorum gündüz gece

    Uykuda dahi yürüyom
    Kalmaya sebeb arıyom
    Gidenleri hep görüyom
    Gidiyorum gündüz gece

    Kırkdokuz yıl bu yollarda
    Ovada dağda çöllerde
    Düşmüşüm gurbet ellerde
    Gidiyorum gündüz gece

    Şaşar Veysel işbu hale
    Gah ağlayan gahi güle
    Yetişmek için menzile
    Gidiyorum gündüz gece

    AŞIK VEYSEL
     
  3. TeBeSSüm

    TeBeSSüm Pamuk Prenses ツ Özel üye

    Katılım:
    19 Eylül 2006
    Mesajlar:
    2.223
    Beğenileri:
    1.217
    Ödül Puanları:
    4.830
    Cinsiyet:
    Bayan
    Banka:
    728 ÇTL
    Aşık Mahzuni Şerif


    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]


    Hayatı ve Şiirleri

    1940 'ın başlarında, ileride ' Pir Sultanların ' ölümsüzlüğünün en büyük kanıtlarından biri olacak Mahzuni Şerif, Afşin' in Berçenek Köyünde doğar.
    1956yılında Berçeneğe gelen ilk okuldan mezun olur. Berçeneğin okulsuz yıllarında, Elbistan' ın Alembey Köyü' nde, Lütfü Efendi Medresesinde Kur 'an eğtimi almış, Eski Türkçe okumuş ve yazmıştır.
    1957 yılında Mersin Astsubay Okulu' na gider. 17 yaşındayken babasının zoruyla dayısının kızı Emine ile evlenir. Bu evlilikten bir kızı olsa da Mahzuni bu evliliği bir mektupla bitirir.
    1960 yılında Ankara Ordu Donatım Teknik Okulu' nu başarıyla bitirir. Başarısının gereği Kuleli Askeri Lisesi' ni aynı yıllarda hak etmesine karşılık, toplumculuğa ve halk edebiyatına gönül verdiği ve Alevi olduğu için ordudan ihraç edilir.
    1961Ankara'da İtalyan asıllı Sovina (Suna) isimli bir kızla tanışır. Bu evlilikten Züleyha, Emrah, Ferhat adlı üç çocuğu olur. Bu yıldan itibaren, sevip gönül verdiği yoldan giderek, yüzlerce plak ve kaset yapar. Hakkında yazılan ve yazdığı kitaplar uluslararası edebi tartışmalara konu olur.
    1971Mahzuni üçüncü eşi Fatma Hanım ı görür beğenir sever ve evlenir. Bu evliliklerinden Derya, Ali, Şeyda ve Yetiş adlı dört çocukları oldur. Aynı yılolan askeri darbeden sonra kurulan Nihat Erim hükümeti nin Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarına kıymasına dayanamayıp 'Erim Erim Eriyesin' türküsünü patlatmasından dolayı hemen tutuklanıp dört ay cezaya çarptırılır. Tahliye olur ve yeniden tutuklanır.
    1972 de Gaziantep' deki evi kundaklandı. Ozanmız' ın tüm ödülleri ve arşivinin yandığı söyleniyor.
    1973yılında halkı suça teşvik etmekten tutuklanır. Ankara'da Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanır.
    1962 - 1988 sürecinde defalarca saldırıya uğrar, evi yakılır, mahkemelik olur, tutuklanır, hapse atılır, dövülür, dişleri sökülür...
    1989-1991yılları arasında 'Halk Ozanları Derneği' genel başkanlığını yapmıştır.1997yılının haziran ayında Almanya'da beyin kanaması geçirip, Almanya 'nın Ulm Şehrinde tedavi görür.
    1998yılında, 58 kaset sahibi olan Ozanımız, dünyanın yaşayan üç büyük ozanı arasında birinci sırayı aldı. Bir çok yabancı ülkede deyişleri değişik dillerde okunmuştur. Tüm türkülerinin yer aldıığı 8 kiyabı bulunan Ozanımız 'ın, Bektaşı Kültürünün ve Anadolu Ezgilerinin dünyaya tanıtılmasında önemli bir yeri vardır.
    2001 in başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle, JFK Hospital'da yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında, günümüzün Pir Sultan'ı Aşık Mahzuni Şerif, bir kez daha ölümü yenmeyi başardı. Ve aynı yılın kasım ayında kendisine, ''Elhamdülüllah Kızılbaşım ve Laikim. Ben değil yedi sülalem kızılbaştır. Bir suç varsa oda dedemdedir! " dediği için,DGM tarafından dava açıldı. Duruşma 27. 12. 01 tarihinde DGM ' de yapıldı.
    2002 Mayıs ayının 17 si Mahzuni Severler için kara bir gün: Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Değerli Ozanımız 62 yaşında Almanyanın Köln Şehrinde hayata gözlerini yumdu. Bu acı ana kadar O, devletin düzenini yıkmak suçundan, hala yargılanıyordu.Şu an son ikamatkahı olan Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınındaki Çilehane adı verilen bölgede huzur içinde yatıyor.


    İŞTE GİDİYORUM

    İşte gidiyorum çeşmi siyahım
    Önümüze dağlar sıralansa da
    Sermayem derdimdir servetim ahım
    Karardıkça bahtım karalansa da
    Haydi dolaşalım yüce dağlarda
    Dost beni bıraktı ah ile zarda
    Ötmek istiyorum viran bağlarda
    Ayağıma cennet kiralansa da
    Bağladım canımı zülfün teline
    Sen beni bıraktın elin dilinde
    Güldün Mahzuni'nin berbat haline
    Mervan'ın elinde parelense de

    BAYRAM GÜNÜ

    Bahar kış ile barışır
    Güller biter bayram günü
    Küskünler hak'ka varışır
    Kinler biter bayram günü
    İnsanın kökü derinde
    Hak'kı vardır bir yerinde
    Baykuşun bozgun dilinde
    Bülbül öter bayram günü
    Şu bizim köyler bucaklar
    Bayramda dostu kucaklar
    Hak'ka bakan kör ocaklar
    Yanar tüter bayram günü
    Der Mahzuni ahu zarım
    Ahu zarım benim kârım
    Hey bana küsen dostlarım
    Artık yeter bayram günü

    SAVULSUN GİTSİN

    Ambargo mambargo dinleme gardaş
    Gelin Amerika kovulsun gitsin
    Üsleri müsleri çıksın burdan
    Kendi toprağına savulsun gitsin
    Bu herifler senden alır haşhaşı
    Morfin eder sana açar savaşı
    Boşuna vurmadan gardaş gardaşı
    Bir bayram davulu çalınsın gitsin
    Elin gavurunu boşa çagırma
    Evdeki dövüşü ele duyurma
    Seni senden, beni benden ayırma
    Böyle bir memleket öğünsün gitsin
    Bu topraklar bizimdir bizim olacak
    Amerika bela buldu bulacak
    Mahzuni bağımsız şehit kalacak
    Yeter ki Türkiye'm dev olsun gitsin.

    BULDUĞU ZAMAN

    Gökte yıldız yerde ışık görülmez
    Güneş doğup gündüz olduğu zaman
    İnsanoğlu ara yerde sürünmez
    Baş koyacak yastık bulduğu zaman
    Çalışmadan yetim hakkını yeme
    O kül kafan ile bilirim deme
    Dağılır ordular, kalkar mahkeme
    İnsanlık kavgasız kaldığı zaman
    Bak ne hale koydun garip başımı
    Zehir ettin ekmek ile aşımı
    Boşa süslemeyin mezar taşımı
    Mahzuni Şerif' im öldüğü zaman

    ZALİMİN ZULMÜ VARSA

    Karamanın koyunu
    sonra çıkar oyunu
    Ben artık seyredemem
    devrilesi boyunu
    Zalımın zulmü varsa
    mazlumun allahı var
    Ahım seni kül eder
    vallahi billahi yar
    At ölür meydan kalır
    yiğit ölür şan kalır
    Kör olası dünyada
    can gider zaman kalır
    Mahzuni bu rıhtıma
    yanaşıyor son gemi
    Düşenin dostu olmaz
    bunu unutma emi

    YORGUNUM BUGÜN

    Ey doktor çekil başımdan
    Gönlümden yorgunum bugün
    O yar bana inanmıyor
    Dargınım bugün, dargınım bugün
    Geçen günüm aylar gibi
    Eğilmişim yaylar gibi
    Coşup giden çaylar gibi
    Durgunum bugün, durgunum bugün
    Bu yol gider vara vara
    Etrafını yara yara
    Eski sevdigim dostlara
    Kırgınım bugün, kırgınım bugün
    Der Mahzuni bile bile
    Taşa tutu beni hile
    Aşık oldum azraile
    Vurgunum bugün, vugunum bugün.

    CANANIM

    Bana yücelerden seyreden dilber
    Siyah kirpiklerin ok mu cananım
    İnsaf et yüzünü yüzüme dönder
    Istırabın sonu yok mu cananım
    Gönül sevdi benim günahım nedir
    Yandım ateşine bunca senedir
    Mecnun'un derdinden derdim fenadır
    Bu derdin dermanı yok mu cananım
    Bu dünya misaldir çatısız hana
    Ebedi kalmadı şah'a sultan'a
    Deryanın içinde bir damla bana
    Bu da Mahzuni 'ye çok mu cananım.

    AĞLAMA

    Kader böyle imiş böyle yazılmış
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama
    Mezarımız gurbet ele kazılmış
    Gidiyorum dudu dilim ağlama
    Ceylan bakışını üzme boşuna
    Kurbanlar olayım gözün yaşına
    Keder yakışmıyor hilal kaşına
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama
    Emanet eyledim benli kuzumu
    Arkalarda koyma benim gözümü
    Getir ver çalayım kırık sazımı
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama
    Mahzuni Şerif 'im yollar göründü
    Garip başım dertten derde büründü
    Fadime'm duvağın yerde süründü
    Gidiyorum kara gözlüm ağlama.

    BARIŞAK

    Ömrümün serdar'ı gönlümün şah'ı
    Sana bu günlerde noldu barışak
    Gönderme ardımdan ahu imamı
    Bahar geldi bayram oldu barışak
    Ben giderim gönül senden gitmiyor
    Kuru çöl'de mavi sümbül bitmiyor
    Küsenlere mevlam yardım etmiyor
    Ömür bitti çile doldu barışak
    Kara zülüflerin dökmüş kaşına
    Ben seni sevmedim boşu boşuna
    Gücenmek günahtır mezar taşına
    Farzet ki Mahzuni öldü barışak

    GERİ DÖN

    Düşündükçe kan ağlıyor gözlerim
    Onbeşinde bahar günüm geri dön
    Birbirini tutmaz oldu sözlerim
    Nerdesin pirim benim geri dön
    Göçüm kalkmış Acemistan hoyunda
    Sülalem sulanmış Dersim soyunda
    Dünyaya gelmiştik Zeynel soyunda
    Hemen gitme tatlı canım geri dön
    Varıp gidip Elbistana karışsam
    Ben kimim ki Yaradanla yarışam
    Mahzuni'yem kırdım isem barışam
    Yandı Kerem Aslı Hanım geri dön

    ÇEKER GİDERİM

    Ben de bir peygamber olmuş olsaydım
    Birlik tohumunu eker giderdim
    Önce yasaklardım kula kulluğu
    İnsan Hak'tır deyip çeker giderdim
    Bakmazdım zalimin gözü yaşına
    Sabıra bağlamazdım boşu boşuna
    İtikat etmezdim mezar taşına
    Taş yerine çiçek eker giderdim
    İnsan olduğu yön kıbledir bana
    Ben böyle inandım çünkü insana
    Çok sebeptir diye kavgaya kana
    Bütün hududları söker giderdim
    Cehalet insana pusudur pusu
    Kolay bilinmiyor işin doğrusu
    Hocam çekmeseydi ahret korkusu
    Dünyaya bal gelir şeker giderdim
    Mahzuni hüner yok şah'ın tacında
    Aşk yanamaz cehennemin sacında
    Son isim isterse dar ağacında
    İnsan der boynumu büker giderdim.

    DERMANIM MI VAR

    Ben de şu dünyanın nesini sevem
    Ovada savrulan harmanım mı var
    Çıkıp seyran edem hangi yaylayı
    He deyip kalkacak dermanım mı var
    Anlamaz da garip gönlüm anlamaz
    Mazlum öldürünce yiğit şanlanmaz
    Ağardı saçlarım sözüm dinlenmez
    Benim padişahtan fermanım mı var
    Pare pare etti hakim yaramı
    Şaşırdım dünyamı ak mı kara mı
    Der Mahzuni neyim alır harami
    Benim soyulacak kervanım mı var.

    DOKUNMA KEYFİNE

    Dokunma keyfine yalan dünya'nın
    İpini eline dolamış gider
    Gözlerinin yaşı bana gizlidir
    Dertliyi dertsizi sulamış gider
    Kimi hızlı gider uzun yol tutar
    Kimi altın satar kimi pul yutar
    Kimi soğan bulmaz kimi bal yutar
    Kimi parmağını yalamış gider
    Mahzuni bu nasıl yazı Mahzuni
    Bazen Şerif olur Bazı Mahzuni
    Yurdunda anasız kuzu Mahzuni
    İnsanlık ardından melemiş gider

    VASİYETİM

    Ben Ölünce sevenlerim toplansın
    Ağlamayıp benim sesim çalsınlar
    Dualar etsinler kendi dilimden
    Gökyüzüne kızıl ışık salsınlar
    Ankarada yüklesinler dengimi
    Berçenekte başlatmıştım cengimi
    Nevşehire taşısınlar rengimi
    Hacı Bektaşı şeyhine dalsınlar
    İnanarak gittim yüce Allaha
    Hüseyinle düştüm ah ile vaha
    Yanlış imam elin vurmasın daha
    Bir seyitle namazımı kılsınlarÜstüme 'Bir Ozan Bektaşı' yazın
    Ama yazıları derince kazın
    Çekem diye şu beş taşın ayazın
    Ara sıra kışın beni bulsunlar
    İki fidan dikin selviden olsun
    Cemler yapılırken yüreğim dolsun
    Bir de bostan yapın altında kalsın
    At yolcular karpuz kelek alsınlar
    Yakın kaldı, yakın kaldı zamanım
    İşte gidiyorum kaşı kemanım
    Benim sevgiydi dinim imanım
    Sevenlerim beni böyle bilsinler
    Can taşıyan canlı mutlaka ölür
    Değişir dünyadan başka şey gelir
    Benim kim olduğum yavrular bilir
    Ehlibeyt dünyası sahip olsunlar
    Mahzuni asalet sözüne doydum
    İnsanlık adına serimi koydum
    Ben Ali'yi sevdim, Ali oğluydum
    Bütün sevenlerim hoşça kalsınlar.

    DERMANIM MI VAR

    Ben de şu dünyanın nesini sevem
    Ovada savrulan harmanım mı var
    Çıkıp seyran edem hangi yaylayı
    He deyip kalkacak dermanım mı var
    Anlamaz da garip gönlüm anlamaz
    Mazlum öldürünce yiğit şanlanmaz
    Ağardı saçlarım sözüm dinlenmez
    Benim padişahtan fermanım mı var
    Pare pare etti hakim yaramı
    Şaşırdım dünyamı ak mı kara mı
    Der Mahzuni neyim alır harami
    Benim soyulacak kervanım mı var.

    VEYSEL'E MEKTUP

    Sen bu bahçelerden çok gelip geçtin
    Dostlar seni unutur mu Veysel'im
    Arılarla çiçeklerde inleştin
    Dostlar seni unutur mu Veysel'im
    Ne haktan incindin ne de incittin
    Taş ile geleni gül ile ittin
    Koyunu kurdunan güderek gittin
    Dostlar seni unutur mu Veysel'im
    Hak nurunu insanlarda aradın
    Sabrı tarif ettin derde yaradın
    Gönüllerde kaldın gözden ıradın
    Dostlar seni unutur mu Veysel'im
    Dopdoluydun gezdim dedin beyhuda
    Bin göz vermiş sana Cenabı Hüda
    Sen dostları unutmadın dünyada
    Dostlar seni unutur mu Veysel'im
    Kuru laf etmedin Mahzuni gibi
    Gözünde berraktı deryanın dibi
    Mustafa Kemal'in gerçek talibi
    Dostlar seni unutur mu Veysel'im

    EFENDİM ( Güzel Dostum )

    Güzel dostum aramızda senlik benlik olur mu
    Neden gönlüm sarayını tarumar ettin böyle
    Bilirsin ki viranede hanedanlık olur mu
    Bir nefes alayım derken, bin zarar ettim böyle
    Aman aman aman güzel efendim
    İkrarım sana bağlıdır efendim
    Nefsim gitti sonbahara ulaştı
    Seller suskun bağlar gazel efendim
    Her baharda boz bulanıp, coşup coşup çağladın
    Geçemedim sellerinden yollarımı bağladın
    Diyarı gurbete saldın, ardım sıra ağladın
    Figanı figana katıp, ahuzar ettin böyle
    Aman aman aman güzel efendim
    İkrarım sana bağlıdır efendim
    Nefsim gitti sonbahara ulaştı
    Seller suskun bağlar gazel efendim
    Hey Mahzuni sevdiğimin sözünü ferman gördüm
    Kuru çöllerde dolaştım, susuz değirmen gördüm
    Ayaklarına yüz sürdüm, elinden derman gördüm
    Kaldırıp vurdun sineme, zülfükar ettin böyle
    Aman aman aman güzel efendim
    İkrarım sana bağlıdır efendim
    Nefsim gitti sonbahara ulaştı
    Seller suskun bağlar gazel efendim
     
  4. TeBeSSüm

    TeBeSSüm Pamuk Prenses ツ Özel üye

    Katılım:
    19 Eylül 2006
    Mesajlar:
    2.223
    Beğenileri:
    1.217
    Ödül Puanları:
    4.830
    Cinsiyet:
    Bayan
    Banka:
    728 ÇTL
    Aşık Gevheri

    Hayatı ve Şiirleri

    17 nci yüzyılın ikinci yarısıyla 18�inci yüzyılın ilk yarısı arasında yaşadı. Asıl adı Mehmet ya da Mustafa. Yaşamına ilişkin kesin bilgiler yok. Nereli olduğu da kesin olarak bilinmiyor. Kırımlı, İstanbullu ya da devşirme olduğu yolunda tahminler var. Ancak Merzifonlu Kara Mustafa Paşa�nın ikinci Viyana kuşatması üzerine söylediği şiirler, onun bu savaşa katıldığını göstermese de dönemin olaylarıyla ilgili bilgisi olduğuna işaret eder. Osmanlı devletinin birçok yerini gezdi. Hem aruz, hem hece ölçüsüyle şiirler söyledi. Aruzda, hecedeki kadar başarılı olamadı. Pek çok eski eserde ondan sözedilmesi şiirlerinin çokça tanındığını ve sevildiğini gösterir. Müzikle de ilgilendi. Şiirlerinde pekçok makam kullandı. Bazı şiirleri başkaları tarafından bestelendi. Kendi adıyla bilinen bir de makam vardır. Yani "Gevheri Makamı."







    BEYAZ GÖĞSÜN BANA KARŞI

    Beyaz göğsün bana karşı
    Açma, beni öldürürsün!
    Elâ gözler süze süze
    Bakma, beni öldürürsün!

    Öldürüp kanıma girme
    Herbir yada gönül verme
    Elâ göze siyah sürme
    Çekme, beni öldürürsün!

    Gevheri der: Şah-ı bülbül,
    Beyaz gerdan bina-yı pül
    Yanağına kırmızı gül
    Takma, beni öldürürsün!





    EY EFENDİM BANA MEYLİN VAR İSE

    Ey Efendim, bana meylin var ise
    Mahabbetin benim ile yâr olsun
    Eğer senden gayri güzel seversem
    Bülbül gibi işim ah ü zar olsun.

    Tamahım yok bu dünyanın malına
    Atlasına, dilbasına, şalına
    Ben de Mecnun gibi dostun yoluna
    Terkettiğim namus ile ar olsun.

    T�an eyleyip niçin eli kınarım
    Yad elinden giryan olup yanarım
    Pervaneyim, dost şem�ine dönerim
    Gam değildir, ko meskenim yâr olsun.

    Gevheri der: Fırsat gitti elimden
    Anın için korkum yoktur ölümden
    Kim cüda kıldıysa beni gülümden
    Bencileyin gonceleri hâr olsun!





    CEMALİN BAĞINDA SEYRAN EYLEDİM

    Cemalin bağında seyran eyledim
    Bülbül sesi, gonca sesi, gül sesi
    Gûşume dokundu, ihsana geldim
    Ayva sesi, turunç sesi, nar sesi.

    Sende ne halet var, ey peri sanem!
    Gönül verir sana her gören âdem
    Kâkülünden gelir gûşume her dem
    Zenci sesi, Mansur sesi, dâr sesi.

    Dost ele alınca tir-ü kemanı
    Gör nice eyledi divane beni
    Gördüm âşıkların, tutulmuş cihanı
    Efgan sesi, girye sesi, zil sesi.

    Gevheri! Gözyaşım döndü ırmağa
    Yine minnet düştü elden ayağa
    Beni Mecnun edip düşürdü dağa
    Ahu sesi, maral sesi, yâr sesi.





    TAZELENDİ ÂLEM NEVBAHAR OLDU

    Tazelendi âlem nevbahar oldu
    Gel sevdiğim senin ele gidelim
    Açıldı her taraf sebzezar oldu
    Gel efendin Şam�a doğru gidelim

    Tîg-i gam ile hasmını hakla
    Okunu düşmanın bağrında sakla
    Küheylan at ile kargı mızrakla
    Gel efendim yaylalara gidelim

    Andelipsiz bağlar gülşen olmaz
    Bunda gamlı gönüller şen olmaz
    Bu diyarlar bana mesken olmaz
    Gel efendim Şam�a doğru gidelim

    İş edelim mest-i müdam olunca
    Çamlıbel�de çay kenarı bulunca
    Eğlenelim uz-i kasım gelince
    Gel efendim Şam�a doğru gidelim

    Bilemizce ola şeştar
    Amma arada olmaya ağyar
    Bu Gevheri bir sen bir de hizmetkar
    Gel efendim çöllere doğru gidelim





    NE KAÇARSIN BENDEN EY YÜZÜ MÂHIM

    Ne kaçarsın benden ey yüzü mâhım
    Seni seven var mı benden ziyâde
    Rûz u şeb durmayıp alırsın âhım
    Âşıkım ağlatma bundan ziyâde

    Gece gündüz bir visâle ermedim
    Bülbül olup gonce gülün dermedim
    Bu cefâlar nedir ben de bilmedim
    Var mı ki bir zâlim senden ziyâde

    Söyle murâdını ben de bileyim
    İnsaf eyle çok ağlattın güleyim
    Kabul eyle sözüm kurban olayım
    Haddim yoktur sana bundan ziyâde

    Hercâisin gonce gülüm kokulmaz
    Geçer gider hatırcığım sorulmaz
    Der Gevherî mâh yüzüne bakılmaz
    Yakar hüsnün beni nârdan ziyâde





    KOŞMA

    Elâ gözlerini sevdiğim dilber!
    Salınıp geldiğin yolar öğünsün
    Ne güzel yaratmış seni Yaradan
    İnce belin saran kollar öğünsün.

    Aman, hey eğlencem, gel yine aman!
    Yok mudur zerrece göğsünde iman?
    Soyunup koynuma girdiğin zaman
    Göğsünü okşayan eller öğünsün.

    Bir melek nesli mi vardır soyunda
    Hak nazarım kaldı selvi boyunda.
    Ol günlerde, bahar bayram ayında
    Üstüne gölge olan dallar öğünsün.

    Gevheri yârinin gülleri aktır
    Var yürü yüzüne perdeler döktür.
    Bilemem, sevdiğim, akranım yoktur.
    Zülfüne dokunan yeller öğünsün...





    TÜRKÜ

    Beni kimse eğleyemez
    Benim gönlüm alan gelsin
    Tabipler bilmez ilâcım
    Beni derde salan gelsin.

    Mailim selvi boyuna
    Melek karışmış soyuna
    Soyunup uryan koynuna
    Sinesine saran gelsin.

    Kaşların yay, kirpiğin ok
    Sana mail olanlar çok
    Şu cihanda akranın yok
    O kaşları keman gelsin.

    Gevheri yi kimse bilemez
    Aşıkın ağlatan gülmez
    İsmini söylemek olmaz
    Filân kızı filân gelsin...​
     

Sayfayı Paylaş