1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Padişah Gömleklerinin Gizemi...

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve gülüşüm tarafından 17 Temmuz 2009 başlatılmıştır.

  1. gülüşüm

    gülüşüm Usta

    Katılım:
    2 Kasım 2008
    Mesajlar:
    834
    Beğenileri:
    22
    Ödül Puanları:
    630
    Yer:
    Sahiii.. Nerden?
    Banka:
    39 ÇTL

    Osmanlı sultanlarının ayet, hadis ve sembollerle süslü her biri üç-dört yılda dokunan ‘tılsımlı gömlekler’inin sırrı hâlâ çözülemiyor. Uzmanlar, gömleklere işlenen şifrelerin Osmanlı tarihine ışık tutacağına inanıyor. Osmanlı padişahlarının savaşta galip gelmek, nazardan korunmak ve şifa bulmak için giyindikleri tılsımlı gömleklerin üzerindeki harf ve rakamların işaret ettiği anlam şimdilik bir sır.

    Üstelik çözülemeyen yalnızca şifreler değil, kumaşların nasıl olup da 8 bin çözgü ipiyle dokunduğu da anlaşılabilmiş değil.

    Gömleklerin şifresini ve dokuma tekniğinde kullanılan formülü bulmak ise merak tatmininden daha öte bir anlam taşıyor. Amaç, ‘altın oran’ı Türk tekstilinin hizmetinde kullanmak.Tılsımlı sultan gömlekleri, ayet ve duaları tespit eden bir alim, işe başlamak için ‘eşref saati’ni hesaplayan müneccim ve sonunda gömleği bezeyen nakkaşların ortak ürünü. Kumaşlar çoğunlukla o zamanki adıyla Tonguzlu olan Denizli’den getiriliyor saraya. Denizli’nin kaliteli pamuğundan dokunan bezler, iç giyimi olarak tasarlanan tılsımlı gömlekler için bire bir. Hattatların kağıdı terbiye etmek için kullandığı aharlama yöntemiyle yazıya elverişli hale getirilen kumaşlar nakkaşlar atölyesinde işlenmiş. Bir gömlek üzerinde 3-4 yıl uğraşan hattatlar için meçhul kahramanlar yakıştırması yerinde olur; çünkü gömleklerin pek azında kimin tarafından yapıldığı yazılı.

    1978 yılından bu yana Topkapı Sarayı Müzesi’nde Osmanlı tekstili ve padişah giysileri üzerine çalışan Doç. Dr. Hülya Tezcan, tılsımlı gömlekleri grafik sanatının zirvesi olarak tanımlıyor. Gömleklerin üzerine celi, sülüs, kufi yazıyla işlenen ayetler ve dualar kare, yıldız gibi geometrik şekillerin ya da Kadem-i Saadet, Süleyman Mührü, Zülfikâr, lale gibi anlamlı motiflerin içine yazılmış. 15-20. yüzyıl arasında hazırlanan padişah giysilerini içeren saray koleksiyonunda Peygamber Efendimizin nübüvvet mührü, Hilye-i Şerif ve O’nun için yazılan Kaside-i Bürde’yle bezenmiş dört gömlek yer alıyor. Ancak diğer gömlekler üzerinde de yine Peygamberimize ait Kadem-i Saadet ve Nalın-ı Saadet motifleri kullanılmış.

    Tılsımlı gömlekler üzerinde sıkça yer alan iki motif ise Hz. Ali’nin ucu çatallı kılıcı ‘Zülfikâr’ ve çoğunlukla Musevi inancıyla bağdaştırılan Süleyman Mührü. Hülya Tezcan, gömleklerde Süleyman Mührü’nün saltanatın ebediyetini temsilen kullanıldığını ve Allah, Hz. Muhammed ve Hz. Ali isimlerinin çoğunlukla bir arada anıldığını tespit etmiş. Koleksiyonun en eski tarihli gömleği Şehzade Cem’e ait. Üzerinde 1477-1480 yılları arasında yapıldığına dair bir not bulunan gömlek ihtimal ki, 18 Temmuz 1482’de Anamur açıklarında şövalyelerin gemisine binerek Rodos’a hareket eden Cem Sultan’ın üzerindeydi. Talihsiz şehzade, saltanat yarışından galip çıkması için giydiği tılsımlı gömleğe rağmen Rodos’ta esir alındı. Cem’in gömleği şimdi Topkapı Sarayı koleksiyonunda. Ancak Viyana kuşatmasında bozguna uğrayan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın gömleğinin hâlâ Viyana’da bir manastırda olduğu tahmin ediliyor.

    Hülya Tezcan, Osmanlı tarihinin tılsımlı gömlekler üzerinden okunabileceğini söylüyor. Nitekim 2. Selim’e Hürrem Sultan tarafından diktirilen gömlek yalnızca Selim ve Bayezıd arasındaki taht mücadelesini değil, Rüstem Paşa’nın entrikalarıyla boğdurulan Şehzade Mustafa’nın hazin sonunu da anlatır. Sultan 3. Murat’a ait gömlekte ise Konya Mevlevihanesi’ni kuran Şeyh Sinaneddin Dede’nin padişahlarla kurduğu iletişimi görmek mümkün. Sinaneddin Dede sadece gömleği yapan kişi değil, doğu seferine çıkarken elini öpüp hatırını soran Yavuz Sultan Selim’e; “Seferden zaferle döneceksin; benim senden tek isteğim dergâha yardım etmendir.” diyen ilginç bir kişilik.

    Yavuz hakikaten savaştan zaferle dönüyor ve Konya Mevlevihanesi’ni yapmaya başlıyor. Yavuz’dan sonra Kanuni ve 2. Selim dönemlerini de gören Şeyh Sınaneddin Dede’nin ömrünün son demlerinde 3. Murat’a hediye ettiği tılsımlı gömlek saraya bir teşekkür babında. Yine aynı sultana ait gömleklerden biri ‘Oğlum, aslanım.’ diye başlayan kitabesiyle diğerlerinden ayrılıyor. Oğluna pek düşkün olan Nur Banu Sultan’ın hazırlattığı gömleğin amacı gözü Safiye Sultan’dan başkasını görmeyen 3. Murat’ın başka evlilikler yapması. Nur Banu Sultan tahtı vârissiz bırakmamak için girdiği bu gömlekli mücadeleden zaferle çıkıyor ve 3. Murat ardında 19 erkek 20 küsur kız çocuğu bırakarak bu dünyadan ayrılıyor. Ancak erkek çocukların sonraki taht kavgalarında öldürülmesi Nur Banu Sultan’ın çalışmalarının boşa gittiği şeklinde yorumlanabilir.

    Allahım sevgimi kulun Mustafa’nın gönlüne ver!

    Tılsımlı gömlekler sadece padişahlar ve şehzadeler için yapılmamış. Saray çevresine yakın paşalardan özellikle makam hırsı olanlar da kendileri için gömlek hazırlatmışlar. Onlardan biri Moralı Hasan Paşa, gömleğinin üzerine şöyle yazdırmış: “Allahım senden sevgimi, muhabbetimi kulun Mustafa’nın gönlüne vermeni dilerim. Nasıl vahyini sevgilin Muhammed’in kalbine ilham etmişsen ruhumla Sultan Mustafa’nın ruhunu uzlaştır.” Gömleğin yakasındaki küçük karelerde ise “Ey herşeyi kolaylaştıran Allahım, Hasan Paşa’nın muradını da kolaylaştır.” yazıyor. Hasan Paşa’nın muradı nedir, sadrazam olmak.

    Hülya Tezcan bu gömlekten hareketle yaptığı araştırmada, paşanın çok hırslı bir adam olduğu ve sadrazam olabilmek için padişahları canından bezdirdiği bilgisine ulaşmış. Moralı Hasan Paşa sonunda muradına ulaşıp sadrazam olabilmiş. Saltanat kavgalarının uzağındaki halk da tılsımlı gömleklerden payına düşeni almış. Dönemin tarikat dergahlarında, sarılıktan, akrep sokmasından korunmaya yönelik hazırlanan gömlekler arasında kadınları eşlerine şirin gösteren gömlekler de var. İç gömleklerden günümüze ulaşanlar, üzerlerindeki leke hatta yaka kirleriyle duruyor; çünkü bu gömleklerin yıkanması mümkün değil.

    Bir de hiç kullanılmadan kaldırılan gömlekler var koleksiyonda. Tezcan, “Sarayda her şeyin bol bol yedeği vardır. Elimizde yüzlerce giyilmemiş bebek elbisesi var.” diyor. İpeğin nadir kullanıldığı bu alanda tılsımlı takke ve takma yakalar da var. Takma yakayla ilgili bir açıklamaya rastlamayan Hülya Tezcan, kendince bir çıkarımda bulunuyor: “Yaka, sultanların törenlerde giydiği kaftanın yaka kesimine benziyor. Üzerindeki iplik izlerine bakılırsa kötülüklerden korunma niyetiyle kaftanın içine monte edildiği söylenebilir.”

    Gömlekler şimdi koruma altında; sergilenmek için özel izinle saraydan çıkarılabiliyorlar; ancak kimi zaman hiç hesapta olmayan çok daha özel istekler olabiliyor. Tezcan, Osmanlı Hanedanı’ndan ismini açıklamadığı bir kadının şifa bulmak için tılsımlı gömleklerden birini giyerek bir müddet beklediğini ve sonra teşekkür ederek ayrıldığını söylüyor. Hülya Tezcan yaklaşık 30 yıldır gömlekler arasında yaşasa da tılsımlarını çözmeye hiç çalışmamış. “Bir şifre var, bu açık; ama o rakamları ve harfleri çözmek uzmanlık gerektirir. Kaldı ki, giysilerin üzerindeki gubarî hatla yazılan Arapça metinler bile daha okunmadı. Gömleklerin hem dokuması hem de deseni itibariyle gerçek bir sanat eseri olduğunu kabul etmeliyiz. Dokuma üzerine çalışanlar da 8 bin çözgü teliyle dokunan Gülistanî Kemha tekniğini henüz çözemediler.” Hülya Tezcan’ın hazırladığı Padişah Giysileri kitabı önümüzdeki günlerde Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanacak.

    Şifreyi çözmek Türk tekstiline yeni bir açılım getirecek

    Türkiye’de tılsımlı gömlekler üzerindeki şifreyi çözmeye çalışan tek isim Mehlika Orakçıoğlu. Bilinen tek isim demek daha doğru; çünkü gömleklere ulaşma hususunda Hülya Tezcan’la bağlantıya geçmiş başka biri yok. 1998’den bu yana “Türk Tekstilindeki Kültürel Etkiler” başlıklı doktora tezi üzerinde çalışan Orakçıoğlu, şu günlerde 2. Selim’in gömleğini inceliyor. Şimdilik gömleğin ön yüzündeki küçük karelere yerleştirilen rakamlarla Fetih Sûresi’nin kodlandığını keşfetmiş. Tezini Londra’daki bir üniversite’de hazırlayan Mehlika Hanım, İngiliz danışmanlarının kendisini bu alana yönlendirdiğini ve asıl niyetlerinin gömlekler üzerindeki kodlama sistemini çözerek günümüz tekstiline yeni bir açılım kazandırmak olduğunu söylüyor: “Bu konu, dışarıda daha çok ilgi topluyor. Harvard Üniversitesi bütün imkanlarını ücretsiz olarak seferber etti mesela. Sonunda neye ulaşacağımı bilmiyorum. Kodlama sistemini günümüze uyarlamayı başaramasam bile bu tez bitirilmeyi hak ediyor. Fakat çözebilirsem yeni tekstil tasarımları oluşturmak zor olmayacaktır.”

    Osmanlı tekstilini incelerken siyaset, ekonomi ve tarihten yararlanmak gerektiğini söyleyen Orakçıoğlu, tılsımlı gömlekler üzerinde dörde yakın formül kullanıldığını tespit etmiş. Uzun yazılar yerine rakamlar ve harfler tercih etmek sınırlı zemini verimli kullanmayı sağlıyor. Ancak altta, gündelik hayatta pratik olma felsefesi yatıyor. Nitekim Osmanlı döneminde tüccarların uzun cümleler yerine kelimelerin sayısal değerleriyle anlaştığı biliniyor. Gömlekler üzerindeki geometrik desenler ve kodlanan rakamlar bir matematik dehasına da işaret ediyor. Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın Türk İslam Kültürü’nde Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme (Ötüken Yayınları) adlı kitabından faydalanan Orakçıoğlu, Mimar Sinan’ın da eserlerinde ebced hesabı kullandığını hatırlatıyor.

    Mehlika Orakçıoğlu sadece bir gömlek üzerinde çalışıyor. İncelenmeyi bekleyen onlarca tılsımlı gömlek olduğu hesaba katılırsa gömleklerin dilinin çözülmesinin hayli vakit alacağı söylenebilir. Fakat onun halihazırda çözdüğü bir figür var. Yavuz Sultan Selim’in kaftanı üzerindeki desenleri inceleyerek ‘ellerini gökyüzüne açmış yakaran insan figürü’ne ulaşan Orakçıoğlu, yurtdışında bu kaftan üzerine üç konferans vermiş. Sanatkârın desenler arasına ustaca gizlediği figür, kutsal hazineleri İstanbul’a taşıyan ve ilk Osmanlı Halifesi unvanını alan Yavuz’un İslamî esasların koruyucusu olduğunu simgeliyor. Mehlika Hanım’a göre, görsel bir illüzyon halinde kimi zaman açıkça görünüp kimi zaman da desenler arasında yiten figürü doğrudan Yavuz Selim’e atfetmek de mümkün. Çünkü taç kullanan tek Osmanlı Padişahı Yavuz.

    alıntıdır
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Osmanlı Sultanlarının Şifalı Gömlekleri
    Saray koleksiyonunda, Kâbe kumaşlarından padişahların kaftanlarına kadar, yerli Osmanlı kumaşlarından veya Avrupa kumaşlarından üretilmiş 5000'e yakın eser kayıtlıdır. Bunların içinde ufak bir grup olarak da yazılı gömlekler bulunur.

    Giyenin hastalıklara karşı şifa bulması, türlü kötülüklere karşı korunması, gözlere şirin görünmesi gibi amaçlar taşıyan yazılı gömlekler, Osmanlı ile birlikte diğer kültürlerde de mevcuttur. Bütün bu kültürlerde bu gömleklerin ortak noktası, en yaygın olarak nazara karşı düşünülmeleridir. Daha çok içe giyildiklerinden, tene uygun malzeme seçilmiş, pamuklu kumaş kullanılmıştır. Ancak üzerlerine yazı yazabilmek için kâğıt özelliği kazandırmak gerektiğinden, pamuklu kumaşın yüzeyi ahrarlanmış,daha sonra da ince kamış kalemlerle kitap gibi yazılmıştır. Bu yazılarda kırmızı, mavi, yeşil, siyah mürekkep ve özellikle sultanlar için hazırlananlarda altın yaldız kullanılmıştır. İpekli kumaşa daha çok gömleklerin pervazlarında, yakalarında ve kol ağızlarında rastlanır. Koleksiyonda gömleklerden başka tılsımlı yakalar, takkeler, örtü ve sancaklar bulunur.


    Gömleklerin üzerindeki yazılar içi harfler ve rakamlarla dolu karelere, dikdörtgenlere ayrılmıştır. Harf ve rakamların ebced hesabına göre diyagonal veya soldan sağa okunmasıyla rakamlar elde edilir. Bu rakamlar bazı Kuran ayetlerine tekabül eder ve bu ayetlerin ilgili hastalığa iyi geldiğine inanılır.

    Bu giyeceklerin bir özelliği, tek kişinin elinden çıkmış olmamalarıdır. Sarayın kadrolu memurları olup reisü'l-küttaba bağlı çalışan müneccimler (bugünün astrologları) konu üzerinde çalışarak gömleğe başlamak için uygun saat olan "eşref saati"ni belirlerler. Ardından, derin hocalar hastalık veya kötü göz için uygun ayet veya hadisleri tespit ederler. Hattat bu verilen ayet veya hadisleri en güzel yazılarla yazarak gömleğe geçirir. Bir aşama da bu yazıların tezhibi veya resimlenmesidir. Bunların muskalardan farkı, muskalarda bazen kötülük amaçlı yazılmış olanlara rastlanırken, bu giyeceklerin tamamen iyilik verme amacı taşımasıdır. Yazılar yazılırken nesih, talik, sülüs, kûfi gibi bütün yazı çeşitleri kullanılmıştır; bir tek üslupla yazılı örnekler olduğu gibi, birkaç yazı çeşidinin bir arada bulunduğu örnekler de mevcuttur.

    Gömleklerin üzerinde yazılar dışında semboller ve amblemlere rastlanır. Örneğin "zülfikâr" olarak bilinen, Hz. Ali'nin kılıcına sıkça rastlanır. Diğer bazılarında ok ve yayı, kadem-i saadet (Hz. Muhammed'in ayak izi), Kâbe tasvirleri, mühr-ü Süleyman motifi görülür. Örneklerin birinde Hz. Muhammed'in hilyesi anlatılmış, bir diğerinde "nübüvvet mührü", yani peygamber mührü denen mühür kullanılmıştır. Hz. Ali'nin gözü veya eşkali diye bilinen motif ile Allah, Hz. Muhammed ve Hz. Ali'nin adlarının bir grafik düzen içinde beraber yazıldığı motife de rastlanır; bu motiflerde grafik sanatının doruk noktasına ulaşılmıştır. İç içe, gözü içe çeken kareler şeklinde düzenlenen örtülerde müthiş bir tasarım ustalığı söz konusudur. Bunlar dışında kozmik tasvirlerde gökyüzünün bir kesiti, yıldızlar ve aralarındaki yollar kesit halinde verilir veya kuyrukluyıldız gibi gökcisimleri bir gömleğin etek tarafını süsler. Akrep motifi, eskiden akrep sokmalarına karşı insanlar çok hassas olduğundan, akrebin uyuyacağı ve gömleği giyen kişiye ulaşamayacağı inancıyla kullanılır. Araştırmalarımızda, Rufailerin akrepleri uyutma yeteneği olduğunu öğrendik; bu da bu tür gömleklerin Rufai tekkelerinde hazırlanıyor olabileceğini düşündürmektedir.

    Yazılı gömleklerin üzerinde Kuran ayetleri dışında yazı olarak kitabeler ve dualar da kullanılmıştır. Bu yazılar düzyazı olarak değil, yıldız şeklinde, karelerin içinde, çiçek şeklinde, dikdörtgen içinde veya gazete sütunu gibi serbest yazılmıştır.

    Koleksiyonun en ilginç, tarihi bilinen en erken gömleği talihsiz Şehzade Cem'e aittir. Saltanat yarışını kaybettiğine göre, dikilen gömleğin ona şans getirmediği düşünülebilir! Gömleğin en önemli özelliği, tarihinin belirtilmesidir: Başlama tarihi 1477, bitiş tarihi 1480 olarak verilir. Bu da bu gömleklerin zannedildiği gibi bir günde hazırlanmadığını gösterir. Orhan Şaik Gökyay bu gömleğe ilişkin bir yazısında, gömleğin yazısına oğlak burcunun güneşin en yüksek mertebesine erdiği 19. gününde başlanmış olduğunu, bunun da Cem'in tabiatına çok uygun düştüğünü belirtir; demek ki müneccimler uzun hesaplarla bu eşref saatini bulmuşlardır.

    Aidiyetini bildiğimiz gömleklerden biri, Kanuni ile Hürrem Sultan'ın çocuklarından biri olan II. Selim'e aittir. Kanuni'nin Hürrem'den evvelki eşinden Mustafa adlı bir oğlu vardır ve aslında tahtın esas vârisi odur. Ancak kendi çocuklarının bu hakka sahip olmasını isteyen Hürrem'in entrikalarıyla boğdurulur. Taht kavgası sonucu Selim ayakta kalır. Kanuni'nin mektuplarından, asıl isteğinin oğlu Bayezid yönünde olduğunu öğreniyoruz. Bu gömleğin kitabesinden 1564-1565 tarihli olduğu anlaşılır. Elde kalan tek erkek çocuk olduğundan, ömrünün uzun olması amacıyla hazırlandığı tahmin edilebilir.

    III. Murad'a ait bir gömleğin ilginç özelliği, yapan kişinin belli olmasıdır. Konya Mevlevihanesi'ndeyken gidip Edirne'de bir mevlevihane kuran Şeyh Sinaneddin Dede'nin sarayla ilginç bağı vardır. Yavuz Doğu seferine çıkarken Dede'ye uğrayıp elini öper, isteğini sorar. Sinaneddin Dede, seferden zaferle dönüleceğini belirterek, Yavuz'dan dönüşte dergâha yardım etmesini ister. Zaferle dönen Yavuz, dergâhın Konya'daki binalarını yaptırır. Dede'nin daha sonra Kanuni zamanında da talepleri olur. Dergâhı ve camiyi yaptıran Kanuni'nin ömrü bu yapıların inşasına yetmeyince, işlem II. Selim zamanında tamamlanır. II. Selim caminin, dergâhın ve mevlevihanenin vakıflarını artırıp daha iyi olmasını sağlar. Selim'in de ölümünün ardından iyice yaşlanmış olan Dede, saraydan çok destek gördüğü için müteşekkirdir. Bunun için de III. Murad'ın saltanatının ilk yılında söz konusu gömleği hediye eder. Kitabedeki tarih 1582'ye denk düşer. Sinan Dede'yi araştırdığımda, ölüm tarihinin kesin olmadığını gördüm; ama kitabedeki hicri 983 tarihi, verilen ihtimaller üzerinde en yakın olanından yola çıkarak 1581 civarı ölmüş olabileceğini düşündürür.

    Valide sultanların harem hayatında çok önemli bir rolleri vardır. Birinci görevleri oğullarını ölümden, entrikalardan korumak, ikinci işleri tahtı vârissiz bırakmamaktır. III. Murad gençliğinde Safiye Sultan'la evlenir ve tek eşli bir hayat sürer. Sancaktayken bir oğlu (Mehmed), iki de kızı olur. Saraya gelip padişah olduğunda başka kadın istemeyince, annesi ve kız kardeşi bu duruma çok üzülür. Kaynaklarda validesinin onu çok sevdiği için kıskandığı söylenir, ama derinlemesine bakınca asıl amacın daha çok tahta vâris hazırlamak olduğu ortaya çıkar. Annesi ve kız kardeşi III. Murad'ın s gücünü artırıcı ilaçlarla takviyede bulunur ve amaçlarına ulaşırlar. Bunda gömleğin rolünün olup olmadığını söylemek güçtür. 1582'de, ölümüne yakın ardında 19 erkek, 20 küsur kız çocuğu bırakır. III. Murad için hazırlanmış bu gömlekte yakanın yırtmacının iki ucuna denk düşecek biçimde tasarlanmış güzel bir zülfikâr örneği görülür.

    Koleksiyonda, birbirine benzer iki gömlek daha bulunur. Bunlardan biri önde; mavi zeminde iki büyük dikdörtgen şekli içerir. Koltuk altı süslemeleri bile kitap tezhibi gibi işlenmiştir. Cetvellerinde yaldız kullanılmış olması kalitesini bir kat daha artırır. Tahminimiz, bu gömleğin Eğri fatihi III. Mehmed'e ait olduğu yönündedir.

    Bir diğer örnekte Murad adı geçer. Bu ikinci örneğin düzenlenmesi diğeri kadar başarılı değildir. "Murad" yazısı, daha geç dönemde, Mehmed'in gömleği örnek alınarak yapıldığını ve IV. Murad'a ait olabileceğini düşündürmektedir.

    Saraydaki koleksiyonda padişahlar adına yapılmış bu gömleklerle birlikte saray çevresinden kişilere ait örnekler de bulunur. Bunlardan Moralı Hasan Paşa'ya ait olan örneğin üstünde bazı ilginç yazılar görülür. Yazılmış olan Arapça duadaki "Allah'ım, senden sevgimi, muhabbetimi kulun Sultan Mustafa'nın gönlüne vermeni dilerim. Nasıl vahyini sevgilin Muhammed'in kalbine ilham etmişsen, ruhumla Sultan Mustafa'nın ruhunu uzlaştır. Ey her işi kolaylaştıran Allah'ım, Hasan Paşa'nın da dileğini kolaylaştır" anlamına gelen sözler, paşanın sadrazam olmak isteğini düşündürür.

    IV. Mehmed, kızı Hatice Sultan'ın düğünüyle iki erkek çocuğunun sünnetini muhteşem bir törenle 1675'te Edirne'de gerçekleştirir. Hatice Sultan, bir süre sonra eşi Merzifonlu Mustafa Paşa ölünce dul kalır. Bu arada sultanlar değişerek kısa sürelerle başa geçmektedir. 1687-1691 yılları arasında hüküm süren Süleyman, Hatice'yi başgöz etmek ister. Uygun biri aranır. Bir aday üstünde durulur, ama bu kişi saray tarafından pek tutulmamaktadır. İş uzayınca Süleyman'dan sonra başa geçen (1695-1703) II. Mustafa zamanında sarayda enderundan yetişme Moralı Hasan uygun bulunur. Tarihi kaynaklara göre, hırslı bir kişilik olan Hasan Paşa evlendikten sonra sadrazam olmak arzusuyla padişahları canından bezdirmiştir. II. Mustafa bu isteğini kabul eder ve Hasan Paşa vezir olup 1 sene (1703-1704) bu görevi sürdürür. III. Ahmed zamanında görevinden azledilip İzmit'e sürülür. Birkaç sene sonra affedilip Mısır'a gönderilir. IV. Mehmed'in sarayındaki müneccimbaşı Derviş Ahmet bin Lütfullah, yolculuğunda ona eşlik eder. Sarayda çok vakit geçirdiği için Hasan Paşa'yla çok yakın olan müneccimbaşı, onu manevi evladı kabul etmiştir. Tahminimce bu gömleğin hazırlanmasındaki uygun tarihi Derviş Ahmet düşürmüş olmalıdır.

    Nakkaş Hasan Paşa'ya ait olan bir diğer gömlek, koleksiyonda yeşil, silindirik bir kutuda muhafaza edilmektedir. Yazısı, işçiliği, grafiği ve kompozisyonunun güzelliği, önemli birine ait olduğunu düşündürmektedir. Gömlekte kûfi ve gubari hat büyük bir ustalıkla kullanılmış, Allah, Muhammed ve Ali'nin adlarından oluşan üçleme sanatlı bir üslupla yazılmıştır. Gömleğin kutusu üzerinde "Hasan Paşa muhallefatından gelip hıfzolunan hırka-i şeriftir" yazılıdır ve içinde gömlekten başka, bir sancak ve sancağın sarılı olduğu beyaz bir kılıf bulunur. Kılıfın üstünde "1030 Receb'inde sefere giden mübarek sancaktır. 1033 yılında hıfzolunmuştur." yazılıdır. Kimsesi olmayan paşaların mallarına saray el koyduğundan, Hasan Paşa öldükten sonra eşyaları saraya alınmıştır. Enderunda yetişmiş bir nakkaş olan Paşa, önce yeniçeri ağası, ardından beylerbeyi ve vezir olarak görev yapmıştır. Osmanlı ordusunun 1620 Lehistan seferine katılır ve 1622'de ölür, eşyası da 1 yıl sonra saraya gelir. Söz konusu örneklerin, kendisi de nakkaş olan Hasan Paşa'nın katkısıyla usta sanatkârlar tarafından hazırlandığı düşünülmektedir.

    Koleksiyonda Hz. Muhammed'den ilham almış bezemeleri olan gömlekler de görülür. Etek uçları beyaz, bol altın yaldızlı, Peygamber'in vasıflarının ve ona adanmış bir kasidenin yazılı olduğu bir örnekte, Hz. Muhammed'in peygamberlik alameti olan, iki kürek kemiği arasındaki yürek şeklinde ben peygamberlik mührü olarak kabul edilir. Hz. Muhammed'in sadece beniyle değil ayaklarıyla ilgili de betimlemelere rastlanır. "Kadem-i saadet" olarak adlandırılan ayak o kadar detaylı çizilmiştir ki parmaklar bile bellidir. Peygamber'in ayağıyla birlikte, "nalın-ı saadet" olarak geçen nalınlarının tasvirine de rastlanır.

    Bir başka örnekte görülen ok-yay da bu konuda kırka yakın hadisi olan, çocukları mektebe göndermek gibi ok ve yay kullanmayı öğretmenin de elzem olduğunu ifade eden Hz. Muhammed'i anımsatır. Bu motife gömleklerde sıkça rastlanır.

    Süslemeler arasında bulut motifleri 16. yüzyıl örneklerinin en karakteristik öğeleridir. Hançerî yapraklar, saz yaprakları, kıvrımlı ince dallar arasında hatayîlere de rastlanır. Bunun dışında Kâbe tasviri, uzay tasviri, yıldız haritası gibi betimlemeler de görülür. Kimi örneklerde gubarî denilen kum gibi ince yazılarla desen yapılmıştır.

    Koleksiyonda gömlekler dışında yakalar ve takkeler de bulunur. Takma yaka, sultanlar törenlere katılırken ya da tahta çıkınca kaftanın yakasının altına takılır. Bunlar dışında sancaklar ve örtüler bulunur. Örtülerden birinin Medine'de Hz. Ayşe'nin sandukası üzerine örtülü olup oradan geldiği söyleniyorsa da Osmanlı döneminde yapılmıştır.

    Gömlekler ve yazılı eserlerin Topkapı Sarayı koleksiyonunda 15. yüzyıldan 20. yüzyıl başına kadar gelen örnekleri bulunur. Bu malzemelerin saray dışında bazı tekkelerde ve bazı eski ailelerde de örnekleri olduğu bilinmektedir.



    Doç.Dr.Hülya Tezcan
     

Sayfayı Paylaş