1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Palavra soslu yalanlar”

Konusu 'Komik Yazılar ve Olaylar' forumundadır ve Hazangülü tarafından 16 Ocak 2009 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    976 ÇTL
    Söz sohbet arasında –bir punduna getirip- yalandan nefret ettiğimizi belirtir, güvenirliğimizi tescil ettirmeye çalışırız. “Yalandan korkmam, yılandan korktuğum kadar.” deriz. Hiç gereği yokken, yalan söylemediğimize dair yemin billâh ederiz. “Allahını seversen söyle Mamıt Abi, sen hiç benim yalanımı gördün mü?” diyerek, yanımızdaki Mamıt (Mahmut) Abiyi şahit tutarız. Böyle bir durumda hangi Mamıt abi, yüzümüze baka baka; “Yalanını gördüm.” diyebilir ki; hiç olacak iş mi?
    “Yalanımı bul, aha bu bıyıkları kesmezsem adam değilim.” sözü de meşhur kelamımızdır.
    Fakat biliriz ki; işin aslı ve hatta dananın kuyruğu hiç de öyle değil…


    *
    Şimdi gelin, günlük konuşmalarımıza şöööyle bir göz atalım ve işin aslı astarı nasılmış görelim hele:
    *-*-*
    +Rahmetli DEDEM pek namlı bir pehlivanmış azizim. Bir oturuşta bir kuzuyu yiyip, üstüne de bir tepsi tereyağlı baklavayı bitiriyormuş rahmetli. Bir dikişte bir testi ayranı mideye indirdiğini de saymıyorum ha!
    +BU ayakkabıyı size tavsiye ederim, çok da yakıştı. Vinileks gibi durmasına bakmayın, hakikî işlenmiş deridir.
    +BİZ ailecek böyleyiz, kursağımızdan bir lokma haram lokma geçmemiştir. Yalnız çok eskiden bi keresinde felaket acıkmıştım. Geceleyin mahalle fırınının camını kırıp ekmek aşırmıştım... Fakat ne yaptım? Doyduğum kadarını yiyip, kalanı da götürüp yine fırına bıraktım ha! Gençlik işte!.. Bi keresinde de bakkaldan lokum aşırmıştım... keh kih... hepsi bu...
    +BENDE içki, sigara, kumar gibi kötü alışkanlıklar yoktur azizim. Torun torba sahibi olduk, ama hayatta ağzıma bi yudum içki koymuş adam değilim. Şarabın, rakının, viskinin, cin toniğin, romun, tekilanın, kanyağın, votkanın ne tadını ne de kokusunu bilirim. Eh, bu güzel gecede sizi yalnız bırakmak da şık olmaz tabii. Hadi şerefe!
    +SİZİ şerefimle temin ederim ki, maliyetini kurtarmıyor abicim. Yoksa sizin gibi muhterem bir müşterimizi üzer miyiz?
    +LOKANTAMIZDA kesinlikle tereyağı kullanırız. Ayrıca, müşteriye bayat yemek vermek defterimizde yazmaz. Namusum ve şerefim üzerine yemin ederim ki; evvelsi günden kalma iki kazan işkembe çorbasını, daha az önce çöpe boşalttık. Aslında, milli serveti boşu boşuna heba ediyoruz. Yav abi, çok da lezzetliydi mübarek çorba ha.!.
    +BURASI benim değil senindir. Çekinme, her zaman beklerim.
    +KENDİM için bi şey istiyorsam namerdim.
    +SİZİ tanımamak mümkün mü şeker abicim? Her gün galerimizin önünden geçersiniz ve çok da dikkatimizi çekersiniz. Ne yalan söyleyeyim; size hayranlık duyar, merak da ederdim. İçimden, şu son model araba bu şehirde ancak bu abimize yakışır derdim; inanmazsanız patrona sorun!. Neee, hapisaneden daha dün mü çıktınız?. Vay be, hakkaten insanoğlu çift yaratılmış şeker abicim be! Hayret vallahi! Benzerliğin bu kadarına da pes yani! Aslında farkı fark etmeliydim. Benzerinizle aranızdaki farkı şimdi fark ettim iyi mi? Öyle ya, siz ayakkabılarınızın topuğuna basıyosunuz şeker abicim be!
    +BU YOLLARI avucumun içi gibi bilirim. Biz ailecek şoförüz.
    +BENİM parada pulda gözüm yoktur. Dünya malı dünyada kalıyo anasını satiyim. Ben, SPOR LOTOyu da ALTILI GANYANı da zevk için oynarım üstadım.
    +” VAAAY Recai, iki gözüm, şerrefsizim az önce aklımdan geçtin! Telefon edip, şu bizim hayırsızı bi arayayım artık demiştim kiii, tam o sırada senin telefon geldi. Demek ki hakkaten kalp kalbe karşıymış. Eee, daha daha nasılsın lan hayırsız!?. Ulan elinin altında telefon, insan bi arayıp sorar arkadaşını bre.!..”
    +ABİCİM, ben harbi adamımdır; söz verdim mi, öleceğimi bilsem sözümden dönmem.
    +ESKİDEN nerdeee, o “çekme kurtarma” araçları?. Araban yolda kalsa, çamura saplansa, yandın!. Ama hamdolsun bizim böyle bir korkumuz olmadı hiç. Bi keresinde çamura saplanan traktörümüzü 6 mandaya çektirdik de milim kıpırdatamadık. Cafer Emmim bi sinirlendi, “Şöyle kenara çekilin bakalım!” dedi. O koccaman traktöre halatı bağladı, halatı dişlerinin arasına aldığı gibi; hooop, traktör çamurdan kurtuldu. Cafer Emmimi sinirlendir, sonra da geç on boğayla güreşmesini seyret!. Battal Gazi gibi adamdı rahmetli.
    +CANIM abicim, bu arabanın yaşına modeline aldırmayacaksın. Daha motoru “tık” etmedi. Masraf çıkarmaz. Kafan sarmazsa geri getir, iki katı fiyatla bana sat; almazsam namerdim!
    +YAV EMMİOĞLU, keşke canımı isteseydin de borç istemeseydin; hele de bugün… Şerrefsizim çok mahcup oldum. Marketçilik yaptığımıza aldanma, işler çok kesat. Seni çok severim bilirsin. Benim için dostluk paradan önce gelir. Para dediğin el kiridir emmioğlu!
    +SATTIĞIMIZ fiyata, gidip aynı malı alamıyoruz; en iyisi satmamak, ama maksat sizin gibi muhterem müşterilerimizin işi görülsün.
    +DAHA siftah etmedim. Hiç olmazsa bir siftahlık ver!
    +BENİM için güzellik önemli değildir. Ben insanda karakter ararım, karakter.
    + HEM Türkân Şoray’ın ve hem de Müjde Ar’ın evlenme tekliflerini geri çevirmiş adamım. Ahu Tuğba az mı koşturdu peşimizden… Bizim aileye artist milleti yakışmaz hemşerim!
    +YAV boş verin İbrahim ERKAL’ı.!. Yav, bizim İBO işte. Çocukluk arkadaşımdır kerata. Bileğine de çok sağlamdır ha! Onunla sırt sırta verip ne kavgalara giriştik!. Bir gün evime misafir ol, İbrahim ERKAL’la birlikte çektirdiğimiz fotoğrafları göstereyim. Bir albüm dolusu fotoğrafımız var bizim İBO’yla. Çocukken çirkiiin, kara kuru bi şeydi. Şimdi hem yakışıklı, hem de pek karizmatik oldu. E, ne de olsa hemşerimdir!
    + ”X” Bakanı, teyzemin eşiyle asker arkadaşıdır. İçtikleri su ayrı gitmez.
    +PUANIM tıbbiyeyi tutuyordu, ama kafam sarmadığı için kayıt yaptırmadım. Ben özgürlüğüme düşkünümdür. Öyle sıkı işlere gelemem arkadaş!. Sonra, doktor olsan ne yazar!..
    +GENÇLİĞİMDE tığ gibiydim. Eh, mutlu bi evlilikle gelen düzenli bi hayat insanda biraz da kilo yaptırıyo azizim.
    +VALLA’A ne diyeyim ki? Bizim hanım kuzu gibidir, ağzı var dili yok! Hamdolsun, gül gibi geçinip gidiyoruz işte!
    +BEN, onu bunu bilmem arkadaş; bekârlık sultanlıktır!
    +ERKEK adam karıdan korkmaz o’olum! Örnek arıyorsan, bana bakacaksın. Sabahın köründe evden bi çıkarım, dışarıda keyfime bakarım. Kahveden en son ayrılan müşteri de ben olurum. Eve gecenin köründe de dönsem, hatun ayakta karşılar beni. Daha vaki değildir ki, ben gelmeden uyumuş olsun. Eee, erkekliğe muhallebi yedirtmek şanımıza yakışmaz aslanım!
    +KIZIMIZI nice avukatlar doktorlar istedi de vermedik.
    +AİLECEK prensipliyizdir. Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi’nden yapılan günlük raporları radyodan dinlemeden, kesinlikle dışarıya adım atmayız. Biz çok prensipli bir aileyiz...
    +BİR UCUMUZ Osmanlı Sarayı’na dayanır... Altı göbek evvelki dedemiz Hüsmen Ağa, padişahın “Ser seyis”iymiş... yaaa!.. Söylemesi ayıp; “Ser”, baş demektir. (Soğan başı değil tabiî.)
    +SİLAHI gösteriş olarak taşımak, erkekliğin raconunda yazmaz koçum! On beş yıllık hanımım bile, belimde çift tabancayla gezdiğimi hâlâ bilmez… Misal yani!..

    +BİZİM sülalenin erkekleri var ya, hepsi askerde çavuştu.

    “PALAVRA SOSLU YALANLAR” konusunda tongaya basmamanız için bir iki ufak tiyo vermeyi vicdani görev sayarım:
    Efenim!
    Karşımızdaki birinin palavra attığını çok kolaylıkla çaksak da, kendimiz söz konusu olunca pek fazla emin olamayabiliriz.
    Bizim konuşmalarımız sırasında karşımızdaki eğer; “Ufak doğra ki civcivler de yesin koç!” ya da “Atma Recep din kardeşiyiz!” dediyse, vahim bir durum içindeyiz demektir. Böyle bir durumda gerekli tedbirleri almak zorundayız. Ya da ne bileyim, “Benim adım nas’olsa Recep değil!” diye düşünüp, üstümüze alınmıyor da olabiliriz. Öyleyse, mesele yok demektir. Hiiiç keyfimizi bozmadan sohbetimize devam edelim! Öyle ya, nasıl olsa adımız Recep değil!.. Hatta en kısa zamanda aile şeceremizi de ufaktan ufaktan incelemeye alsak fena olmaz. Muhtemelen, ailede namlı avcılar olabilir.
    Baktık ki ailenin geçmişinde gerçekten avcılık var, vurduğumuz tilkilerin kuyruğunu, kim ne derse desin 40 metreden aşağı indirmemeliyiz. Eğer üstümüze çok fazla geliniyor ve “Ufak doğra ki civcivler de yesin koççum!” deniyorsa, sakın telaşa kapılmayalım! Ehhe öhhö yaparak gırtlağımızı temizleyelim. Gırtlak temizleyerek söze başlayanlardan çekinir bizim millet, bizden de çekineceklerdir. Sakın korkmayalım ve soğukkanlılığımızı yitirmeyelim. Hemen ardından bardağımıza uzanalım ve bir yudum su içelim! Şimdi tamamdır. Her şey yolunda…
    Kuyruk uzunluğu 40 metre olan bir tilki vurduğumuzu söylediğimizde itirazlar mı oldu?. Olsun, sorun değil artık. Tilkilerin kuyruğunu önce 30’a, sonra 20’ye ve en sonunda da 10 metreye indirelim. Kesinlikle 10 metreden bir gıdım bile aşağı inmeyelim, -ki palavra attığımızı düşünmesinler.


    Sevgili Okuyucum,
    Daktilomun şeridindeki problem nedeniyle, yazımı burada sonlamak durumundayım. Yoksa ben var ya, ben!. Ben, bu gibi konularda değil kitap; söylemesi ayıp, ansiklopedi yazarım alimallah, ansiklopedi!.. Hem de 40 cilt…
    -Öhhööö!
    -30 cilt!
    -Öhhööö!
    -20 cilt!
    -Öhhööö!
    -10 cilt!
    -Öhhööööööööö!
    -10 ciltten bir gıdım aşağı inmem arkadaş!.. Ben sözümün eriyim, kellemi de kesseniz dediğimden dönmem… 10 cilt!
     

Sayfayı Paylaş