1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Paranın Hayat Hikayesi

Konusu 'Komik Yazılar ve Olaylar' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 20 Kasım 2006 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Seri No: B 89 478201
    PARA KONUŞUR!
    Yıl 1995. Basıldık. Banknot olarak pırıl pırılız, cillop gibiyiz. Yeniyiz, heyecanlıyız, havamız da büyük. Piyasa ilk kez bir milyonluk görücek, kolay değil. Nereye dağıtılıcaz, görev yerimiz neresi olacak diye meraktan ölüyoruz.
    Beni önce merkeze aldılar. Merkez Bankası'na gittim. Sonra bi sürü arkadaşımla birlikte, teşvik kredisi olarak bir işadamına verildik. İhracatta kullanıcak, memlekete hizmetimiz olucak diye beklerken, önce beni rulo yapıp kokain çekti, sonra da bi gece kulübünde garsona bahşiş olarak verdi. Aygır derisi cüzdandan, dandik bi kotun arka cebine gitmek koydu tabii.
    Sonra sırasıyla bi ganyan bayiine, şarküteri kasasına, Madam Manukyan'a, istikbal Yaylı Yatakları müessesesine, hamburgerciye, bi tavernada dansözün göğsüne, haraç olarak bitirim lavuğun tekine, taksiciye, Milli Piyangocuya, Eyüp Sabri Tuncer kolonyaları kurumuna, stadyum gişesine ve bir futbolcunun cebine girdim. Kebapçıya geldiğimde çok yıpranmıştım. Bu yetmiyormuş gibi, kebapçının, askerden izne gelen sinirli oğlu, üstüme "Şafak 340. Eşanjörden Hidayet" yazdı.Ne haysiyetim kaldı, ne değerim. Elalemin bir dolarına eşitim yahu. Yıllarca oradan oraya süründük, yakında ekmek fiyatı olucaz. Üstelik 20 milyonluklar da çıktı, artık bi anlamım yok. Dünyanın en değersiz 3. parasıyım.
    Çekin beni piyasadan, götürün. Arkamdaki baraj resminde keder, içimden geçen telde hüzün. Altı sıfırımın altısını da atın, yırtın beni yırtın. Ölmem mi, beni masa camının altına koyun!
    Bir devlet memuruna rüşvet olarak verildiğim gün ölmek istedim. Ama emir birimisin, elinden bi şey gelmiyo ki. Memur, yine de iyi adammış, yırtılmak üzereyken bantladı beni.
    O zaman henüz Türklere kapalı değildi kumarhaneler, 100 jeton karşılığı kasaya girdim. Orada çok zorlandım, ne kadar görmüş geçirmiş, ipten kazıktan kurtulmuş para varsa ordaydı. Kimisi para bile değildi, sahteydi. Bazılarının da üstündeki Atatürk resmine kurt bıyığı yapılmıştı. Neyse bizi toplu halde bi yere götürüp akladılar. Yakalanıcaz diye ödüm koptu. Ben karalanıp aklanmak için değil, ekonomiye bi miktar katkımız olsun diye yaşıyodum. Yine ölmek isledim.
    Elden ele geze geze alemin kaşan olmuştum. Bi süre Didem adlı bi travestide kaldım. Hatta o süre içinde, kebapçının oğlu Hidayet, Didem'e müşteri olarak geldi. Askerliğini bitirmiş hıyar. Didem beni gazete bayiine verip tuhaf isimli dergiler aldı. Oradan sinema gişesine, oradan da bi barın kasasına girdim.
    Barmen çocuğun hünerli ellerinde ikinci operasyonumu geçirdim. Çapraz bantladı. Sağlığıma kavuştum. Fakat beni bi votka bardağının altında unuttu! Bi süre hiç arayan soran olmadı. Sonra birisi alıp çorbacıya verdi.
    Tekrar arka cepteydim. Pantolon yıkanırken bile. Kuruduğumda rengim solmuş, Michael Jackson gibi acıkmıştım. Boğaz Köprüsü'nden geçerken gişeye verdiler. Merkez Bankası'na dönüş yaptım.
    Hayatımdaki çete süreci böyle başladı. Bir politikacıya oradan bir aşiret reisine ve daha sonra da bi kahramanın iç cebine yerleştim.
    Uyuşturucu kuryesine ödendiğim gün, sadece ölmek değil, paramparça olmak istiyordum. Ahım tuttu, herif cüzdanını düşürdü, biz rüzgârda dağıldık, ben bir çalıya takıldım kaldım.
     

Sayfayı Paylaş