1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Parasal Aktarma Mekanizmaları

Konusu 'Ekonomi' forumundadır ve Suskun tarafından 5 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Parasal Aktarma Mekanizmaları


    Son yıllarda iktisatçılar arasında, en azından kısa dönemde, para politikasının çıktıyı etkilediği genel olarak kabul edilmektedir. Bununla beraber paranın hangi kanallardan ekonomiyi etkilediği halen tartışılan bir konudur. Parasal aktarım mekanizmalarını bu açıdan, para politikasının hangi değişkenleri etkileyerek çıktıda bir etki yarattığı açıklamaya yardım eden bir çalışma alanı olarak belirtebiliriz.
    Keynesyen yaklaşımlarda, para ve diğer finansal aktifler arasındaki ikame ilişkisine büyük önem verilir. Diğer bir anlatımla, paranın alternatifinin finansal aktifler olduğu düşünülür. Bu bakımdan ekonomideki para stoku artırıldığında, genişleyen paranın finansal aktif alımlarını uyarıp, faizleri düşüreceği, faizler düştükçe, tercihlerin para tutumu yönünde kuvvetleneceği varsayılmaktadır. Diğer taraftan, tüketim ve yatırım harcamaları ile faizler arasında ilişki pek güçlü görülmemektedir (Paya,1998:312). Monetarist yaklaşımda ise, para arzındaki bir artış sonucu para stoku diğer yerli ve yabancı varlık stokuna oranla artar ve paranın marjinal faydası da bu diğer varlıklara oranla değişir. Elde para tutanlar bozulan dengeyi yeniden sağlamak için paranın marjinal faydasını diğer varlıkların faydasına eşitleyecek biçimde davranışlarını yeniden düzenlerler. Bu değişiklikler bir çok nispi fiyatın değişmesini içerir(Meltzer,1995:52). Monetarist iktisatçılar ekonomiyi bir kara kutu olarak ele alırlar ve onlara göre, kutunun içi net olmadığından paranın hangi değişkenleri etkileyerek çıktıda bir değişme yarattığı net değildir (Parasız,2000:482).

    Keynesyen ekolü takip eden iktisatçılar son yıllarda ekonominin borçlanma kesimiyle ilgili yaptıkları çalışmalar ışığında kredi piyasasındaki bilgi eksikliği ve kredi tayınlaması konularına vurgu yaparak parasal aktarım mekanizmalarına yeni bir bakış açısı getirmişlerdir. Bernanke ve Blinder(1988) krediyi IS-LM analizine uygulamışlardır. Böylece tahvil piyasasına giremeyen birimler, bankalardan aldıkları krediler aracılığıyla finansman olanağı bulabilmektedir. Bu modelde finans piyasalarında oluşan faiz oranıyla birlikte banka kredi faiz oranı göz önüne alınarak IS eğrisinden CC , mal ve kredi, eğrisi elde edilmiştir. IS-LM yalın parasal modeldir (para görüşü) bu modele kredinin eklenmesiyle oluşan CC-LM modeline kredi görüşü denilmektedir (Parasız,2000:522).

    Son yıllarda parasal aktarımın kredi kanalı ile ilgili geniş bir literatür oluşmuştur. Bu nokta da para ve kredi kanalları arasında ayırım yapmanın yararlarını şöyle sıralayabiliriz. Öncelikle para politikasının hangi finansal toplamlar üzerinde etkili olduğunu anlamak reel ve finansal sektör arasındaki bağla ilgili bilgilerimizi geliştirmektedir. İkinci olarak, aktarım kanallarını daha iyi anlamak para otoritelerinin finansal değişkenleri daha iyi yorumlamasına ve bu değişkenlerdeki değişmeleri daha iyi değerlendirmesine yardımcı olmaktadır. Son olarak, parasal aktarım mekanizmaları hakkında daha fazla bilgi, daha iyi ara hedef seçimine yol açabilmektedir (Farinha-Marques,2001:6). Para politikası etkili bir politika aracıdır, fakat bazı zamanlarda istenmeyen yada öngörülemeyen bazı sonuçlara da yol açabilmektedir. Başarılı bir uygulama için politika yapıcılarının, para politikasının hangi aktarım kanallarını takip ederek ekonomiyi etkilediğini bilmeleri son derece yararlı olacaktır. Literatürde geniş yer bulan aktarım kanalları şunlardır: Faiz oranı kanalı, döviz kuru kanalı, diğer varlık fiyatlarının etkisiyle aktarım ve son olarak kredi kanalıdır (Mishkin,1995:4).

    PARASAL AKTARIM KANALLARI

    Para politikasının kısa dönemde çıktı üzerinde reel etkileri olduğu genel olarak kabul görmektedir. Paranın çıktı üzerindeki etkilerini nasıl belirleyebiliriz? Bu soruya iki farklı şekilde cevap vermek mümkündür. Para arzındaki değişmelerin, ekonomik faaliyetler üzerindeki etkisi yapısal bir model çerçevesinde incelenebilir.Almaşık bir çözüm ise indirgenmiş bir model kullanılarak para ile çıktı arasındaki ilişkinin analizidir.

    Keynesyen iktisatçılar paranın çıktı üzerindeki etkisini yapısal bir model inşa ederek incelerler. Bu model içerisinde hane halkı ve firmaların ekonominin farklı sektörlerindeki davranışları çeşitli denklemler kullanılarak açıklanmaya çalışılmaktadır. Eğer yapısal model doğru ise parasal aktarım mekanizmalarını ayrı ayrı ele alabilir ve paranın çıktı üzerindeki etkisini daha iyi bir şekilde belirleyebiliriz. Monetarist iktisatçılar ise paranın çıktı üzerindeki etkisi göstermek için spesifik yollar üzerinde durmazlar. Bunun yerine Monetarist iktisatçılar para ile çıktı arasındaki yüksek korelasyona bakarlar. Monetarist iktisatçılara göre Keynesyen iktisatçıların kullandığı yapısal modellerde parasal aktarım kanalları çok dar bir biçimde tanımlanmıştır. Ayrıca Monetarist iktisatçıların kullandığı indirgenmiş kanıt modelinin yapısal modele göre en önemli avantajı parasal aktarım kanalları üzerine hiçbir sınırlama getirmemiş olmasıdır. Bununla beraber Monetarist iktisatçıların kullandığı model para ile çıktı arasındaki yüksek korelasyonu bir sebep-sonuç ilişkisi olarak kabul etmektedir. Fakat bir değişkendeki değişme ile diğer değişkendeki değişme arasındaki bağ nedensellik için yeterli değildir(Mishkin,2003:606).

    1 PARA GÖRÜŞÜ
    1.1 Faiz Oranı Kanalı


    Faiz oranı ile aktarım kanalı ( The Interest Rate Channel) geleneksel para arzı azalışı (artışı) ile birleştirilmiş faiz oranı artışı (azalışı)dır. Reel para arzındaki bir değişiklik nominal faiz oranları üzerinde bir likidite etkisine yol açarak bu ikisinin ters yönlerde hareket etmesine sebep olmaktadır. Böylece daraltıcı bir para politikası nominal faiz oranlarında bir artışa yol açmaktadır. Bununla beraber eğer nominal faiz oranlarındaki değişimi fiyatların yavaş uyarlandığı bir model içerisinde ele alırsak likidite etkisi, reel faiz oranlarında bir değişime sebep olmakta ve bu ekonomik faaliyetler üzerinde potansiyel bir etki yaratmaktadır (Norrbin,2000:3).
    Geleneksel faiz oranı ile aktarım dört ana varsayıma dayanmaktadır:
    (i) Merkez bankası tam ikamesi olmayan para arzı üzerinde kontrol sahibi olmalıdır.
    (ii) Merkez bankası nominal faiz oranları gibi reel faiz oranlarını da etkiler, yani fiyatlar eşanlı olarak uyarlanmazlar.

    (iii) Kısa dönem reel faiz oranlarını değiştiren politikalar, hane halkının ve iş çevrelerinin harcama kararlarını etkileyen uzun dönem reel faiz oranlarını da etkiler.

    (iv) Para politikasına faiz oranına duyarlılıkları ölçüsünde tepki gösteren harcamaların, çıktıda da gözlenebilen etkileri de olmalıdır (Hubbard, 1994:4).
    Reel para arzındaki bir azalışın çıktı üzerindeki etkisi şematik olarak aşağıdaki gibi gösterilmiştir.
    (1) Mv › r ^ › Iv › Yv
    Burada M, r, I, Y sırasıyla para arzı, reel faiz oranı, yatırım harcamaları, ve reel çıktıyı göstermektedir.

    Yukarıdaki mekanizma IS-LM modeli çerçevesinde açıklanabilir. Öncelikle bu modelde iki tür finansal varlığın bulunduğunu belirtmek gerekir: Bu varlıklar para ve tahvildir. Negatif bir para şoku, banka sisteminin kaydi para yaratma yeteneğini sınırlamaktadır. Bu durum, tahvil ve paradan oluşan iki varlıklı modelde tahvillere olan talebi artırırken paraya olan talep azalmaktadır. Eğer fiyatlar tam olarak uyarlanmaz ise, reel balanslar azalacak; faiz oranları yükselecek; hane halkının dayanıklı tüketim harcamaları ile iş çevrelerinin yatırım harcamaları azalacaktır. Parasal aktarımın bu kanalı bankaların yükümlüklerini etkilemektedir (Nualtaranee,2001:1).

    Faiz oranı ile aktarım mekanizmasının yukarıda ele alınan biçimi, Monetarist iktisatçılara göre çok kısıtlayıcı ve mekanikseldir. Paranın nominal ve reel stoğunu değiştiren parasal bir etki borçlanma maliyeti ve kısa dönem faiz oranlarında değişmeye sebep olmasından daha fazla bir etkiye sahiptir. Parasal tepki, çok çeşitli yurtiçi ve yurt dışı varlıkların beklenen ve gerçekleşen fiyatlarında bir değişmeye sebep olmaktadır(Meltzer,1995:51). Monetarist iktisat anlayışında paranın ekonomide hangi değişkenleri etkileyerek çıktıda bir değişmeye sebep oluğu net değildir. Bundan dolayı, Monetarist iktisatçılar paranın ekonomide bir kara kutu (Black Box) içerisinde hareket ederek çıktıyı etkilediğini savunmaktadırlar.

    1.2 Diğer Varlık Fiyatları Kanalı
    1.2.1 Döviz Kuru Kanalı


    Döviz kuru kanalı ile aktarım mekanizması, finansal serbestleşme sonrası net özel sermaye girişleri ile para politikası ve nominal gelirdeki değişim arasındaki ilişkiyi ölçmektedir (Nualtaranee,2002:6). Bu mekanizma, esnek döviz kurları ve tam sermaye hareketliliği rejimi altında faiz oranı etkisini de içerir. Yurtiçi faiz oranları yükseldiği zaman yerli varlıklara yatırım yapmak yabancı varlıklarla karşılaştırıldığında daha çekici hale gelmektedir. Yerli varlıklara olan talebin artması yerli paranın değerlenmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Yerli paranın değerlenmesi, yurt içinde üretilen yerli malları, yabancı mallara oranla daha pahalı hale getirmektedir. Bunun net ihracat üzerinde etkisi negatiftir ve azalan net ihracat sonuçta çıktının da azalmasına sebep olmaktadır (Mishkin,1995:5).
    Döviz kuru kanalı ile aktarım mekanizması, şematik olarak aşağıdaki gibi gösterilebilir;
    (2) Mv › r ^ › E ^ › NX v › Yv
    Burada E ve NX sırasıyla yerli paranın fiyatını ve net ihracatı temsil etmektedir.

    Sabit döviz kuru veya yönetimli döviz kuru rejimi altında para politikasının etkisi azalmakla birlikte tam olarak ortadan kalkmaz. Yerli ve yabancı varlıklar arasında tam bir ikame ilişkisi mevcut değilse, yerli faiz oranlarının uluslararası faiz oranlarında farklılaşması için bir alan vardır. Bundan dolayı nominal döviz kurları sabitlenmiş olsa da para politikası fiyat düzeyini etkileyerek reel döviz kurunu etkileyebilir. Ancak yerli ve yabancı varlıklar arasında ikame ilişkisi tam olduğunda, sabit döviz kuru rejimi altında para politikası etkisini kaybedecektir(Kamin v.d.,1998:13).
    1.2.2 Hisse Senetleri Fiyatları Kanalı

    Para politikasının firmaların ihraç ettikleri hisse senetlerinin fiyatını etkilediği ve böylece firmanın yatırım kararı üzerinde etkisinin bulunduğu mekanizma Tobin'in q teorisi yardımıyla açıklanabilir. “q” değeri, firmanın piyasa değerinin sermayenin yenileme maliyetlerine oranı olarak tanımlanmaktadır. Bir firmanın sahip olduğu q değeri yüksek ise firmanın piyasa değeri yenileme maliyetlerinden yüksektir ve bu durumda firma yeni sermaye malı veya yeni üretim tesisi gibi yatırımları hisse senedi ihraç ederek finanse edebilmektedir.

    Tobin'in q modelindeki önemli nokta ise hisse fiyatları ile yatırım harcamaları arasındaki ilişkidir. Bu durumda yanıtlanması gereken bir soru ortaya çıkmaktadır: para politikası hisse senetlerini nasıl etkilemektedir? Genişletici bir para politikası uygulandığı bir durumda düşen faiz oranları, hisse senetlerini tahvillere göre daha cazip duruma getirir, hisse senetlerine yönelen talep bunların fiyatında bir artış ile sonuçlanmaktadır. Bu da daha yüksek hisse senetleri daha yüksek yatırım harcamalarına sebep olacak şeklinde bir gerçekle bağdaştırılırsa parasal aktarım mekanizması aşağıdaki gibi sistematik biçimde gösterilebilir (Mishkin,2001:2):
    (3)M^ › P s ^ › q ^ › I ^ › Y ^

    Yukarıdaki mekanizmada, hisse senetlerinin fiyatının artması firmanın yatırım kararında etkilidir; çünkü aynı zamanda bu firmanın sermaye maliyetlerini de azaltmaktadır.

    Hisse senetlerinin fiyatlarındaki değişimin etkilediği bir diğer unsur ise hane halkının tüketim ve yatırım kararı arasındaki tercihleridir. Hisse senetlerinin fiyatlarındaki değişim, hane halkının toplam servet miktarını ve elinde bulundurduğu finansal kıymetlerin değerini etkilemektedir. Hane halkının toplam servetindeki değişim servet etkisidir ve Franco Modigliani'ni ünlü yaşam döngüsü hipotezi ile açıklanmaktadır, finansal kıymetlerin değerindeki değişim ise likidite etkisidir.

    Modigliani'nin yaşam döngüsü hipotezinde tüketim, yaşam boyu kaynaklar tarafından belirlenmektedir. Tüketicilerin yaşam boyu kaynakları içerisinde önemli bir yer tutan finansal varlıklar, hisse senetlerindeki dalgalanmalardan etkilenmektedir. Hisse senetlerinin fiyatlarını artıran genişletici bir para politikası sonucunda hane halkının toplam serveti ve yaşam boyu kaynakların değerini artmaktadır. Yaşam boyu kaynaklardaki artışa bağlı olarak tüketim harcamaları ve çıktı da artmaktadır (Mishkin,2001:4). Likidite etkisi ise daha çok hane halkının dayanıklı tüketim grubundaki mallara olan harcamaları üzerinden işleyerek çıktıda bir değişime sebep olmaktadır. Hane halkı gelecekte bir finansal sıkıntı içerisinde olma beklentisine sahip ise elinde daha fazla miktarda likit varlık bulundurmayı tercih edecektir; bunun nedeni ise böyle bir durumda konut veya otomobil gibi dayanıklı tüketim mallarına göre finansal kıymetlerin daha çabuk likit duruma dönüştürülebileceğidir. Bu durumda finansal varlıkların fiyatındaki bir artış gelecekte bir finansal sıkıntı içerisinde olma olasılığını azaltacağından dolayı hane halkı daha fazla dayanıklı tüketim ürünlerine yönelmekte, böylece çıktıda bir artış gerçekleşmektedir (Parasız,2000:490). Likidite etkisi sistematik biçimde aşağıdaki gibi gösterilmektedir:

    (4) M^ › P s ^ › Finansal kıymetlerindeğeri ^ › Finansal tehlike olasılığı v › Dayanıklı Tüketim Harcamaları ^› Y ^

    2 KREDİ GÖRÜŞÜ

    Son yılarda parasal aktarımda kredilerin rolü olup olmadığını tartışan pek çok çalışma mevcuttur. Bu çalışmaların en çok bilineni Bernanke ve Blinder(1988) modelidir. Bu çalışma geleneksel IS/LM modeline krediyi üçüncü varlık olarak eklemektedir. Kredi görüşü kredi piyasasındaki bilgi asimetrisinin önemi üzerinde durmakta ve bankalara aktarımda özel bir önem atfetmektedir.

    Kredi piyasalarda bilgi asimetrisi fon talep eden borçlanıcının yatırım projesini hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasından kaynaklanmaktadır. Bilgi asimetrisi “ex-ante” ve “ex-post” olarak ortaya çıkabilir. Ex-ante bilgi asimetrisi ödünç veren kişi veya kuruluşun yüksek riskli ve düşük riskli borçlanıcılar arasında ayırım yapamadığı zaman ortaya çıkar. Ex-post bilgi asimetrisi ise proje tamamlandıktan sonra projenin getirisi ile ilgili bilgiye sadece borçlanıcının sahip olması durumunu ifade eder(Claus ve Smith,1999;9). Kredi piyasasındaki bu bilgi asimetrisi iki genel sorunun ortaya çıkmasına sebep olmaktadır: tersi seçim ve ahlaki tehlike. Tersi seçim, taraflar arasında sözleşme yapılmadan önce ortaya çıkan bir asimetrik enformasyon sorunu olup, saklı enformasyondan kaynaklanmaktadır. Saklı enformasyon, piyasadaki taraflardan birisinin kendisi hakkındaki bildiği , diğer tarafın bilmek istediği fakat öğrenemediği şeydir . Ahlaki tehlike ise, sözleşme yapıldıktan sonra ortaya çıkmakta ve saklı faaliyetten kaynaklanmaktadır. Saklı faaliyet, ekonomik ilişkide bir tarafın faaliyetinin, diğeri tarafından gözlenememesidir(Ökte,2001:2). Tersi seçim “ex-ante” bilgi asimetrisinin, ahlaki tehlike ise “ex-post” bilgi asimetrisinin sonucudur.

    Kredi kanalı teorisine göre para politikasının reel ekonomik aktiviteler üzerinde iki açıdan etkisi mevcuttur. Birincisi bir firmanın net değerinin yüksek olması firmanın kredi piyasasından daha kolay borçlanmasına yardımcı olmakta,bu da firmanın yatırım kararını etkilemektedir. Para politikasının borçlanıcıların bilançosunu etkileyerek reel çıktıda değişime sebep olduğu bu kanal, bilanço kanalı (The Balance Sheet Channel) olarak adlandırılır. İkinci olarak ise para politikası, bankaların bankaya bağımlı firmalara kredi arzını etkilemektedir. Bu kanal banka ödünçleri kanalı (The Bank Lending Channel) olarak adlandırılmaktadır (Çavuşoğlu, 2002:6).

    2.1 Bilanço Kanalı

    Bilanço kanalı, kredi piyasasında firmaların karşı karşıya kaldıkları dış finansman priminin firma bilançolarının net değerine bağlı olduğu şeklindeki teorik çıkarsamaya dayanmaktadır. Borç alan firmanın yüksek net değeri, ki buda firmanın likit varlıkları toplamı ve pazarlanabilir maddi teminatlarıyla ölçülmektedir, dış finansman primini azaltmalıdır. Böylece, borç alanlar borç verenlerle faiz konusunda aralarında oluşabilecek anlaşmazlıkları, yatırımının önemli bir miktarını kendisi finanse ederek veya yükümlülüklerine karşı daha fazla teminat sunarak azaltmış olmaktadır. Buradan yola çıkarak, borç alan firmaların bilanço değeri karşılaştığı dış finansman primini ve aldığı kredinin koşullarını etkilediğinden, firmaların bilanço değerindeki dalgalanmalar yatırım kararını etkileyecektir (Bernenke ve Gertler,1995:11).

    Firmaların karşılaştığı dış finansman primi ise finansal piyasadaki eksik rekabet, asimetrik enformasyon ve ahlaki tehlike gibi unsurlardan dolayı ortaya çıkmaktadır. Kısıtlayıcı (Daraltıcı) bir para politikası iki yönden borç alıcının bilançosunu etkilemektedir. Bu etkileri dolaylı ve doğrudan etkiler olarak ayırabiliriz. Doğrudan etki, ilk olarak, yükselen faiz oranları direk olarak firmaların faiz giderlerini artırmakta; net nakit akışını azaltmakta; borç alıcının finansal pozisyonunu zayıflatmaktadır. İkinci olarak, yükselen faiz oranları varlık fiyatlarında bir azalmaya yol açmakta; böylece borçlanıcının maddi teminatlarının değeri azaltmaktadır. Daraltıcı para politikasının net nakit akışı ve maddi teminatlar üzerindeki dolaylı etkisi ise tüketicilerin harcamalarındaki azalıştan dolayı meydana gelmektedir. Azalan net değer ters seçim (Adverse Selection) sorununu artırmakta; böylece yatırımları finanse etmesi beklenen kredi miktarında bir azalma oluşmaktadır. Firmaların düşük net değeri ahlaki tehlike riskini de ortaya çıkarmaktadır (Nualtarance,2002:2).

    Buradan yola çıkarak bilanço kanalı ile aktarım mekanizmasının işlerlik kazanabilmesi için gerekli olan iki varsayımı ortaya koyabiliriz:
    (i) para politikasının dış finansman primi üzerinde sistematik etkileri olmalıdır.
    (ii) dış finansman primi toplam çıktı üzerinde etkiye sahip olmalıdır.
    Bu iki koşul gerçekleşiyor ise bilanço kanalıyla ile aktarım kanalının çalıştığını söyleyebiliriz (Holtemöller,2002:4).

    Bilanço yoluyla aktarım kanalı, firmalara arz edilen kredi koşullarındaki eksik bilgilenme(imperfect information) varsayımına dayanmaktadır. Finansal piyasalardaki eksik bilgilenme sorunun ödünç verenlerin izleme maliyetlerini (monitoring cost) karşılamak için borç alıcılara bir dış finansman primi ödetmesine neden olmaktadır. Buradan yola çıkarak bir firmanın daha düşük bir finansman gereği yani yüksek iç finansman oranı dış finansman primi azaltmaktadır. Bu noktada firmaların nakit akışı ve sahip oldukları varlıkların değeri borçlanma koşullarının belirlenmesinde önemlidir(Arestis ve Sawyer,2002:5).
    Bilanço kanalını şematik olarak aşağıdaki gibi gösterebiliriz;
    M ^ › P s ^ › Ahlaki Tehlike ve Ters Seçim v › Kredi ^ › I ^› Y^

    Hisse senetleri fiyatlarında (P s ) bir artış yaratan parasal genişleme, firmanın kredi başvurusu yaparken kullandığı teminatlarının değerini arttırdığı için ahlaki tehlike ve tersi seçim olasılıkları da azalır. Böylece artan kredi arzı, yatırım kararları banka kredisine bağlı olan firmaların kararlarını etkiler ve çıktıda bir atış gerçekleşir.
    2.2 Banka Kredileri Kanalı

    Banka kredilerinin parasal aktarım sürecinde önemli bir yeri olduğu görüşü yeni bir fikir değildir. Aslında bu konu 40 yıllık bir süreden bu yana para politikası ile ilgili tartışmaların bir parçasını oluşturmaktadır. Örneğin 1950'lerde “varolma doktrini (Availability Doctrine)”, banka kredileri kanalının merkez bankasına para politikası uygulamasında ek bir hareket yeteneği kazandırdığı görüşü üzerine iddialara sahipti. Bu çerçeveye göre, para politikasından banka kredilerine direk bir kanalın varlığı bu ilişkinin faiz oranında geniş dalgalanmalar yaratmadan para politikasının yerine kullanılmasını olanaklı kılmaktadır (Morris ve Sellon, 1995:60).

    Geleneksel faiz oranı kanalında bankaların yükümlülükleri parasal aktarımın ana unsurlarından biri iken bankaların varlıklarına aktarım mekanizmasında hiçbir rol tanımamaktadır. Banka ödünçleri kanalı, bu noktada geleneksel görüşten farklılık göstermektedir. Diğer bir farklılık ise geleneksel görüşte iki finansal varlık(Para ve Tahvil) bulunmakta; bu iki varlık arasındaki ikame derecesi tam iken banka ödünçleri kanalı banka ödünçlerini de analize katmakta; varlıklar arasındaki ikame derecesini mükemmel olarak ele almamaktadır.

    Banka kredileri ile aktarımda ise genişletici bir para politikası bankaların kullanılabilir rezervlerini attırır ve buna bağlı olarak artan kredi arzı da yatırımları ve çıktıyı arttırır.

    SONUÇ

    Bir ekonomide para politikası uygulanırken, yaşanacak sorunların aşılması için paranın ekonomideki büyüklükleri nasıl ve hangi yönde etkilediğini bilmek yararlı olacaktır. Bu açıdan, ekonomiler arasındaki finansal yapı farklılıklarını da göz önüne alan analizlerle paranın hangi kanallardan çıktıyı etkilediğini bilmek, politika uygulayıcılarına kolaylık sağlayacaktır. Bu çalışmada ele aldığımız farklı aktarım kanallarını birbirlerini tamamlayıcı nitelikleri de bulunmaktadır. Geleneksel para görüşünde bankalar kesiminin aktarımdaki rolü bilançolarının yükümlülükleri ile sınırlıdır. Kredi kanalı ise banka bilançolarının varlıklar kısmının parasal aktarımda önemli olduğu yönünde bir argümana sahiptir. Bankaların kredileri dış finansman ihtiyacı içerisinde olan firmalar için önemli bir kaynaktır. Para politikası uygulamalarından dolayı bankaların değişen kredi verme davranışları banka kredisine ihtiyaç duyan firmaların yatırım kararlarını etkileyecektir.
    Son yıllarda parasal aktarım mekanizmaları içerisinde kredi kanalının var olduğunu göstermeye çalışan ampirik çalışmaların sayısı oldukça artmıştır. Ekonomik birimler arasında tam bir bilgilenmenin olmayışı, finansman ihtiyacı içerisinde olan birimlerin doğrudan finansman bulma şansını azaltmaktadır. Ekonomide net borç veren statüsü içinde olan hane halkı ile finansman ihtiyacı içinde olan firmaları bir araya getiren aracı kurumlar bulunmaktadır: Bu aracı kurumların başında ise bankalar gelmektedir. Bununla beraber finansal piyasalardaki ahlaki tehlike ve ters seçim risklerinden dolayı bankalar borç talep edenlerden bir izleme maliyeti talep ederler. Kredi kanalında finansal piyasalardaki bu ek maliyet, dış finansman primi olarak adlandırılmaktadır; iç finansmanın maliyeti ile borçlanma maliyeti arasındaki fark olarak tanımlanmaktadır. Kredi görüşü finansal piyasalardaki asimetrik enformasyonun yarattığı etkilerden dolayı bankalara özel bir önem vermektedir. Ekonomik yapı içerisinde küçük ölçekli banka sayısının fazla olduğu ve bankaya bağımlı firmaların sayısının fazla olduğu ülkelerde kredi kanalı ile aktarımın etkin olmasını bekleyebiliriz.

    Yazar: Arş. Gör. Selim Çakmaklı ​
     

Sayfayı Paylaş