1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Paris Akşamları (Buğra Alpgiray)

Konusu 'Ne Mutlu Türküm Diyene' forumundadır ve wien06 tarafından 6 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Paris Akşamları

    Buğra Alpgiray

    2. Dünya Savaşı sırasında, Rusya’nın politikası ve “Stalin” adlı zalim soysuzun gazabı ile binlerce Kırım Tatar Türkü anayurtlarından sürülmüş, öldürülmüş, katledilmiştir.

    Ve bu şiir; Stalin soysuzunun zulmünden Paris’e kaçıp, Sen nehri kıyısında çöpçüler tarafından cesedi bulunan bir Kırım Türkü’nün cebinden çıkmıştır. O Kırım Türkü, Buğra ALPGİRAY’dır.

    Bu şiiri okur/dinler iken; dininden, töresinden, ailesinden koparılmış bir Türk’ün yürek sızılarını hissedin. Ve yurdunuzda hür olarak yaşamanın ne büyük bir nimet olduğunun farkına varın. Şükredin…




    Şiir: PARİS AKŞAMLARI

    Bu kent her şeyiyle bana yabancı
    Caddeler, binalar, bütün insanlar…
    Öyle hasretim ki ezan sesine
    Ararım çevremde minare, cami
    Lakin takılırım çan kulesine
    Her semtin muhteşem kilisesine
    Yâd el elemleri sarar içimi
    Uzaklarda yurdum! Burdan çok uzak

    Her mevsimi güneşli, masmavi göklü
    Camili, kubbeli, kümbetli, köşklü
    Ozanlı, garipli, kervansaraylı
    Hele insanları: Alpli, Giraylı
    Yok haber onlardan, baba evinden
    Bu yüzdendir halim, kopuk bir yaprak
    Her şey çok uzakta benden, çok uzak.

    Gözlerim daima engine dalar.
    İsterim ki her an, ana yurdumda
    Dağları dumanlı yaslı Kırım’da
    Duvarında mavzer ve Kur’an olan
    Ata ocağında, bizim konakta
    Bir bakır sinili sofra başında
    İftar beklenilsin, dua edilsin
    Ve sessiz sedasız yemek yenilsin,
    Sonra şadırvanda abdest alınıp
    Hep birlikte teravihe gidilsin.

    Uyansam her sabah ezan sesiyle
    Görsem Ayşeciği su testisiyle
    Ninemi yaşmaklı, namaz kılarken
    Dinlesem dedemi, Kur’an okurken
    Başımı huşuyla yastığa koysam
    Sonra toparlanıp yola koyulsam
    Yahut günün şavkı vururken camdan
    Heybetli sesiyle çağırsa babam
    Anam da, “kalk yavrum, aslanım” dese
    Tutup elleriyle omuzlarımdan
    O müşfik haliyle sarılsa, öpse.

    Semaver kaynarken ocak başında
    Dünya Türklüğünden, Türk tarihinden
    Bozkurt’tan, Turan’dan söz etse dedem
    Sonra Türklük için etse de niyaz
    Gözlerinden akan yaşını görsem

    Evet! Yurdum uzak, burdan çok uzak,
    Bir ferahlık yahut bir şevk umarak
    Düşerim yollara akşamüstleri
    Böyle çaresizim, yıllardan beri
    Her zamanki gibi yorgun ve bitkin
    Artırıp yükünü hasta kalbimin
    Her an heyecanı gözlerimde yaş
    Görmek ümidiyle bir Türk, bir dildaş
    Dolaşırım Paris caddelerini
    Yorgun akan Sen’i, köprülerini

    Bir karakış vakti, Sen kıyısında
    Kafamın içinde TÜRKLÜK ÜLKÜSÜ
    Ruhumu kavuran yurt hasretiyle
    Böyle göçeceğim ebediyete
    Donmuş cesedimi bulup çöpçüler
    Defnedilmek üzere götürecekler
    Kimim ben, neyim, ne bilecekler…!

    Şair: Buğra ALPGİRAY
     

Sayfayı Paylaş