1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Magazin Paşa ve Diva dudak dudağa

Konusu 'Sadece Magazin Haberleri' forumundadır ve Papatya tarafından 30 Ağustos 2012 başlatılmıştır.

  1. Papatya
    Meşgul

    Papatya Sözlerimi Geri Alamam.* Süper Moderatör

    Katılım:
    6 Ağustos 2012
    Mesajlar:
    16.260
    Beğenileri:
    5.770
    Ödül Puanları:
    10.980
    Yer:
    Seattle.
    Banka:
    4.917 ÇTL



    Türk Sanat Müziği'nin Paşa'sı Zeki Müren'le Diva'sı Bülent Ersoy'un Baharı Bekleyen Kumrular Gibi şarkısı düeti 32 yıl sonra ortaya çıktı!



    [​IMG]



    Nigar Uluerer'in doğumgünü partisinde şarkıyı birlikte seslendiren ikili, düetin sonunda birbirlerini dudaktan öperek kutluyor.

    HT MAGAZİN / İZZET ÇAPA - ÖZEL HABER


    "KONSOLOS KÖPEĞİ GİBİ KALKTIM"
    TÜRK müzik tarihi için hazine değerindeki bir kayıt gün ışığına çıktı! 1980'de bir kış gecesi Nigar Uluerer'in doğum günü partisinde Zeki Müren'le bir araya gelen Bülent Ersoy o geceyi ve efsanevi düetin hikayesini HT MAGAZİN'e anlattı: "O geceye kader düeti bırak yan yan bile gelmemiştik. Nigar Uluerer beni sahneye davet etti. Gitmedim. Zeki Bey çıktı. O davet etti bu sefer. Elimle 'hayır' dedim. Ame sonra Zeki Bey, sahneden indi, yanıma geldi, elini uzattı! Ne yapayım. Kalktım tabii konsolos köpeği gibi..."


    "ELİNİZDEKİ BANT BİR TARİHTİR!"
    "ZEKİ Bey, ‘Baharı Bekleyen Kumrular'ı okuyalım. Senin şarkındır' dedi. Sonra 'Hangi sesten okuyacağız' diye sordu. ‘Zatıaliniz hangi sesten okuyorsa ben uyarım' dedim. Ben makamın yazıldığı yerden okurdum ,o kadın sesiyle okuyor, yani dört ses aşağıdan. İşte orada gerçek anlamda bir düet yaptık. Şimdi yapıldığı gibi makinelerin filan yardımıyla değil. Elinizdeki bant bir tarihtir." Düetin sonunda salon alkıştan yıkılıyor. Herkes, "Hoop hoopp" diye bağırirken Zeki Müren, Bülent Ersoy'u dudağından öpüyor.

    Bülent Ersoy: "Zeki Bey, birden dudağımdan öpmeye başladı. Etraf yıkılıyor. Sonra Nigar tutturdu ‘Ben de istiyorum' diye. ‘Nigarcığım kusura bakma, bu dudaklardan sonra seni öpemeyeceğim' dedi Zeki Bey... 'Japon orkidesi' derdi bana. Arkamdan da ‘Su gibi maşallah dermiş..."


    O FOTOĞRAFIN HİKAYESİ
    İki gündür yoktu ortalıkta. Bir baktım dün sabah erkenden damladı. Daha ağzımı açmadan, sanki sormuşum gibi "Belçika'ya kadar uzandım" dedi... Cevap vermedim, huyudur Gargamel'in, anlatmasa duramaz. Nitekim, "Senin Cem Yılmaz haberini okuyunca babamın mezarını ziyaret ettim. Uzun zamandır ihmal etmiştim" dedi. Bu sefer dayanamadım "Senin baban da mı vardı?" diye hayretle sordum. Sanki eşitmişiz gibi, "Senin yok muydu?" dercesine baktı ve "İsim babam canım Pierre..." dedi. "Kimmiş bu Pierre?" diye sorunca "Kim olacak, Pierre Culliford... 'Peyo' da derler. Şirinlerin yaratıcısı..." dedi ve sonra kahkahayı patladı. "Keşke seni yaratmasaymış ulan" diye boğazına sarılırken aniden mavi ceketinin cebinden bir CD çıkarıp önüme attı. "Bir dinle bakalım da onu göre karar ver, Peyo beni yaratsa mıymış, yaratmasa mıymış."

    Gargamel'in getirdiği CD gerçekten çok ilginçti... Yıllar önceki bir ses bandının kopyasıydı. Gece kulübü gibi kalabalık bir mekânda kaydedilmiş. Önce alkışlar, kahkahalar filan gırla gidiyor... Derken iki muhteşem ses ‘Baharı Beklerken Kumrular Gibi'yi söylemeye başlıyor: Bülent Ersoy ve Zeki Müren... Böyle durumlarda hep dikilen kulaklarımın bu sefer bir de pası silindi. "Nereden buldun bu hazineyi?" diye sordum Gargamel'e; meslek sırrıymış. Mesleği neyse... Yapılacak tek şey vardı, Bülent Ersoy'a bantı dinletmek. Ben de onu yaptım.


    OTUZ YILLIK TARİHİ DÜET
    Bülent Hanım bandın ilk dakikalarını dinler dinlemez neredeyse oturduğu koltuktan zıplıyordu. "Ayol" dedi heyecanla "Bu en az otuz senelik bir kayıt. Bende bile yok. Nereden buldunuz?" Yüzüme Gargamel'in ifadesini takınarak "Meslek sırrı" dedim. "Şu olayı anlatsanıza, neredeydiniz, birlikte nasıl şarkı söylediniz Zeki Bey'le?" Bir an durakladı, sonra başladı konuşmaya. Anlatırken o anları bire bir yaşıyordu sanki...

    1980 yılının bir kış gecesi... Yer, Harbiye'deki o günlerin popüler gazinolarından biri olan Gülizar... Nigar Uluerer doğum gününü kutluyor. Dönemin pek çok ünlü sanatçısı da orada... Zeki Müren, Huysuz Virjin, Şenay Düdek daha kimler kimler... O arada Bülent Ersoy giriyor içeri... Elimizdeki kasette bu bölümler yok. Onun için Bülent Hanım'a kulak veriyoruz:



    "Benim hiçbir şeyden haberim yok. 'Nigar'ın doğum günü' dediler, kalktım gittim... Yanımda da TRT prodüktörlerinden Meral Savcı var. Bir baktım, kadın orada oturuyor..."

    "Kadın mı?"
    "Adam tabii. ‘Zeki Bey' diyecektim dilim sürçtü"
    "O zamana kadar hiç düet yapmış mıydınız?"
    "Ne düeti ayol; yan yana bile gelmemiştik. Bir kere Hürriyet Gazetesi'nde, bir de uçakta karşılaşmıştık. Neyse biz oturduk..."


    MÜREN ÇAĞIRIYOR, ERSOY GELMİYOR
    Buradan sonra yine kasete dönelim... Nigar Uluerer'in mikrofondaki sesi duyuluyor bantta. Bülent Ersoy'u sahneye davet ediyor. Alkış kıyamet ama Bülent Hanım'da tık yok. Anlaşılan bu davete icabet etmiyor. Uluerer fazla üzerine gitmeyip Zeki Müren'i çağırıyor. Bağırış çağırış arasında Zeki Bey çıkıyor sahneye. Bu sefer o davet ediyor Ersoy'u; 'Baharı Bekleyen Kumrular" şarkısını birlikte söylemek için... Alkışlar giderek uzuyor, anlaşılan Bülent Hanım yine yerinden kalkmıyor.

    "Önce çıkmadınız mı sahneye?"
    "Yok, elimle hayır diye bir işaret yaptım..."
    "Çıkıverseydiniz canım, o kadar insan bekliyor..."
    "İnsanlar bir şey talep edebilirler ama o talebi yerine getirip getirmemek de benim hakkım. Ama sonra ne yaptı Zeki Bey? Sahneden indi, yanıma geldi, elini uzattı... Adıyla müsemma çok zeki bir insandı. Koskoca bir devir, bir imza Zeki Bey, artık ne yapayım. Kalktım tabii konsolos köpeği gibi... Neyse efendim ‘Baharı Bekleyen Kumrular'ı okuyalım. Senin şarkındır' dedi."

    "Size mi yazılmıştı o şarkı?"
    "Evet, Coşkun'un bestesi..."
    "Âşık mıydı Coşkun Sabah yoksa size?"
    "Yok canım. Konservatuardan arkadaşımdı. Dirsek temasıyla oturuyorduk. Ondan sonra efendim, Zeki Bey ‘Hangi sesten okuyacağız?' diye sordu. ‘Zatıaliniz hangi sesten okuyorsa ben uyarım' dedim."
    "Hangi sesten okudunuz?" (Sanki çok anlarmışım gibi soruyorum ben de...)
    "Ben makamın yazıldığı yerden okurdum, o kadın sesiyle okuyor, yani dört ses aşağıdan. Onun sesinden okuduğumuz halde çıkamıyor, ipleri bana bırakıyor hep. İşte orada gerçek anlamda bir düet yaptık. Şimdi yapıldığı gibi makinelerin filan yardımıyla değil. Elinizdeki bant bir tarihtir. Zaten bir daha da böyle bir şey yaşanmadı. Kıymetini bilin."


    VE DUDAKLAR BİRLEŞİYOR...
    Bülent Hanım anlatırken banttan birden heyecan dolu sesler yükseliyor... ‘Hoooop... hooop' diye bağırıyor bütün salon, alkışlar çınlıyor... "İşte şimdi dudağımdan öpüyor" diyor Ersoy. Bir zamanlar çok yankı bulan fotoğraf da işte o anda çekilmiş. Ersoy ve Müren dudak dudağa öpüşüyorlar. Kasetten gelen seslerden bile o anki atmosferi hissedebiliyorsunuz...
    "Birden dudağımdan öpmeye başladı. Etraf yıkılıyor. Sonra Nigar tutturdu ‘Ben de istiyorum' diye. ‘Nigar'cığım kusura bakma, bu dudaklardan sonra seni öpemeyeceğim' dedi Zeki Bey."

    "Sanat Güneşi dudağınıza buseyi kondurunca ne hissettiniz?"

    "Ayol ne hissedeceğim, cinsi sapık mıyım ben..." (gülüyor)

    "Belli ki sizi beğeniyordu Zeki Bey."

    "Çook beğenirdi efendim çoook... 'Japon orkidesi' derdi bana. Arkamdan da ‘Su gibi maşallah" dermiş."




     

Sayfayı Paylaş