1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Paulo Coelho - Simyacı

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve sherry tarafından 4 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. sherry

    sherry V.I.P V.I.P

    Katılım:
    20 Aralık 2006
    Mesajlar:
    2.174
    Beğenileri:
    41
    Ödül Puanları:
    1.980
    Banka:
    286 ÇTL
    Romanin kahramani Santiago’nun anne ve babasi rahip olmasi için onu papaz okuluna göndermistir. Santiago, okuldan arta kalan zamanlarinda babasina ait koyun sürüsünü otlatmaya götürür, bu sayede dag, tas, tepe demeden Endülüs’ü gezerdi. Onalti yasina geldiginde rahip olmak istemedigini, okuldan ayrilmayi ve gezginci olmak istedigini babasina söyler. Bunun üzerine babasi da, ogluna içinde üç adet altin Ispanyol parasi olan bir kese vererek ogluna “git, kendine bir sürü al ve en iyi satonun bizim satomuz ve en güzel kadinlarin bizim kadinlarimiz oldugunu ögreninceye kadar dünyayi dolas” der ve oglunu kutsar.
    Santiago’nun sirtinda bir heybesi ve içinde de yatarken yastik olarak basinin altina koydugu bir kitabi ve yamçasi vardi. Önce, babasinin vermis oldugu parayla bir koyun sürüsü alir ve yasaminin büyük düsünü gerçeklestirmeye baslar; artik geziyordur. Bazen “Papaz okuluna Tanri’yi aramak için nasil gidebilirdim?” diye düsünüp bunun kendisini ¤¤¤¤¤gini düsleyip tekrar kendi yazigisi dogrultusunda bir baska yolculuga çikiyordu. Ancak dünya çok büyüktü, sonu gelmiyordu. Kisa bir süre de olsa koyunlarinin kendisine yol göstermesine izin verse de sonunda bir yigin ilginç seyler kesfederek tekrar onlarin pesinde sürüklenmekteydi. Her gün yeni bir yere gittikleri otlaklar degistigi halde bazen mevsimlerin bile birbirine benzemedigini dahi anlamiyorlardi. Koyunlarin yiyecek ve sudan baska bir kaygilari yoktu. Dag, tas, köy kasaba geçip aksam hava karardiginda koyunlari kurtlara karsi emniyete alacak müsait bir yer bulduklarinda yatiyor ve sabah hava aydinlanincada tekrar ayni sekilde gezmeye basliyordu.
    Ancak aksam yattiginda uykusunda gördügü rüyalarin da etkisinde kalarak; gördügü bir düsün gerçeklesme olasiliginin yasamini ilginçlestirecegini düsünüyor ve o sekilde hareket ediyordu. Romanin ana konusunu teskil eden Misir Piramitleri’ne gitmesi ve orada hazine bulacagi ona rüyasinda söylenmisti. Romanin kahramani, rüyasini gerçeklestirmek için önce bir falci kadina rüyasini anlatir. Falci kadin, kendisine tatmin edici bir cevap veremez, ancak bulacagi hazinenin onda birini kendisine vermesini ister. Bunun üzerine bir daha düslere inanmamaya karar vererek oradan ayrilir ve yine koyunlariyla dolasmaya devam eder. Ancak daha sonra geldigi kasabada karsilastigi ve kendisini Salem krali olarak tanitan yasli adamla konusur, kendi amaçlarini anlatir. Yasli adam, hayatin gizemleri hakkindaki bilgiye karsilik Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister. Sarayina davet eder ve çobani bir teste tabi tutar. Bir yemek kasiginin içine sivi yag koyarak kasigi agzinda tutarak sarayini gezmesini ister. Bu testin amaci, “mutlulugun gizi dünyanin bütün harikalarini görmektir ama kasiktaki iki damla yagi unutmadan” der. Çoban, mesaji almistir. Yasli adam, Santiago’ya biri beyaz digeri siyah olmak üzere iki adet gizemli tas verir ve siyah olani “evet”, beyaz olani “hayir” anlamini tasiyan bu taslari “zora düstügün zamanlarda kullanirsin ancak kendi kararini kendin vermeye çalis” der.
    Santiago, falci kadindan ve yasli adamdan aldigi isaretlerden sonra Misir’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasini cebine koyarak yola çikar. Afrika’nin bir liman sehri olan Tanca’da kendisinin turizm danismani oldugunu söyleyen bir Arap çocugu ile tanisir, Misira gidebilmek için sahranin geçilmesinin gerektigi bunun içinde deve almak üzere Arap çocuk ile beraber pazara giderler. Fakat Arap paralarla birlikte kaçarak Santiago’yu bu sehirde parasiz pulsuz birakir. Bunun üzerine Santiago para kazanmak için bir billuriyeci dükkaninda çalismaya baslar. Billuriyeci ile iliskilerini gelistirdikçe ikisinin de hayallerinin benzer oldugunu farkeder. Ancak billuriyecinin yillardir kutsal yolculuga (hacca) gidisini gerçeklestiremedigini ögrenir ve hayallerine ulasmak için daha degisik yöntemlerle para kazanmalarinin gerektigini anlatir. 6 ay kadar burada çalistiktan sonra Santiago yeterli parayi kazanarak tekrar yola koyulur. Yolda bir Ingiliz’le karsilasir. Ingiliz de aslinda simyaciyi aramak için çölü geçmek istemektedir. Birlikte bir deve kervaniyla çölü geçmek üzere yola çikarlar.
    Santiago, çölden de daha birçok sey ögrenebilecegini düsünerek dikkatli gözlemler yapmaktadir. Fakat Ingiliz arkadasi ise elindeki kitaplari okumakla mesguldür. Yolda karsilastiklari güçlüklerde kendi kisisel menkibelerini aramak üzere yola çiktiklarini söylüyorlardi. Kendi kisisel menkibesini yasayan kimse, “her sey bir ve tek seydir” sonucuna varir ve neye ihtiyaci varsa onu elde edebilecegini bilirdi. Simyaci, evrendeki sonsuz yolculugunda en büyük sorunun her seyin bir ve tek oldugunu anlamak ve bu biricik seyin kendi gerçek görevini yerine getirmesiyle her seyin mümkün olacagini bilirdi.
    Santiago, yüreginin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde ilerlemesine devam etti.Karsilastiklari güçlükler karsisinda hep kendi kisisel menkibesine güvendi ve sonunda kumullar tepesine ulasti. Piramitler, bütün görkemiyle karsisinda yükseliyordu. Dizüstü düsüp agladi ve kisisel menkibesine ulasirken rastladigi insanlar için Tanri’ya sükretti. Hazineye ulasmak için kumulu bütün gece boyunca kazdi. Sabah gün dogarken dogruldu ve piramitlere bakti. “Gerçekte kendi kisisel menkibesini yasayan kimseye karsi hayat cömerttir” diye düsündü. Piramitlerin de ona gülümsedigini hissederek yüregi neseyle dolu olarak o da piramitlere gülümsedi. Sonunda hazinesini bulmustu.
    Sonuç olarak; Romanin kahramani Santiago babasinin verdigi parayla aldigi koyun sürüsü ile birlikte geceyi geçirdigi eski, yikik bir kilise bahçesindeki incir agaci altindadir. Sabah uyandiginda gerçekten bulundugu yeri kazmis ve içi mücevher dolu bir sandik bularak rüyasinda gördügü ve Misir’a piramitlere kadar gidip bulmayi arzuladigi hazineye kavusmustur.
    Simyaci’yi okumak, herkes daha uykudayken günesin dogusunu izlemek için safak vakti uyanmaya benziyor.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    KİTABIN KONUSU: İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinin hazinesini aramaya gelen Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü.

    KİTABIN ÖZETİ: Romanın kahramanı Santiago’nun anne ve babası rahip olması için onu papaz okuluna göndermiştir. On altı yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğini, okuldan ayrılmayı ve gezginci olmak istediğini babasına söyler. Bunun üzerine babası da, oğluna içinde üç adet altın İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna “git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş” der ve oğlunu kutsar. Önce, babasının vermiş olduğu parayla bir koyun sürüsü alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur. Akşam yattığında uykusunda gördüğü rüyaların da etkisinde kalarak; gördüğü bir düşün gerçekleşme olasılığının yaşamını ilginçleştireceğini düşünür ve o şekilde hareket eder. Romanın ana konusunu teşkil eden Mısır Piramitleri’ne gitmesi ve orada hazine bulacağı ona rüyasında söylenir. Romanın kahramanı, rüyasını gerçekleştirmek için önce bir falcı kadına rüyasını anlatır. Falcı kadın Salem kralı olarak tanıtan yaşlı adamla konuşur, kendi amaçlarını anlatır. Yaşlı adam, hayatın gizemleri hakkındaki bilgiye karşılık Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister. Yaşlı adam, Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere iki adet gizemli taş verir ve siyah olanı “evet”, beyaz olanı “hayır” anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullanırsın ancak kendi kararını kendin vermeye çalış” der.

    Mısır’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasını cebine koyarak yola çıkar. Arap çocuğu ile tanışır, beraber pazara giderler. Fakat Arap paralarla birlikte kaçarak Santiago’yu bu şehirde parasız pulsuz bırakır. Bunun üzerine Santiago para kazanmak için bir billuriyeci dükkanında çalışmaya başlar. 6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Santiago yeterli parayı kazanarak tekrar yola koyulur. Yolda bir İngiliz’le karşılaşır. Yolda karşılaştıkları güçlüklerde kendi kişisel menkıbelerini aramak üzere yola çıktıklarını söylerler.



    KİTABIN ANA FİKRİ:

    Santiago, yüreğinin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde ilerlemesine devam eder. Karşılaştıkları güçlükler karşısında hep kendi kişisel menkıbesine güvenir ve sonunda kumullar tepesine ulaşır. Piramitler, bütün görkemiyle karşısında yükseliyordur. “Gerçekte kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir” diye düşünür. Sabah uyandığında gerçekten bulunduğu yeri kazmış ve içi mücevher dolu bir sandık bularak rüyasında gördüğü ve Mısır’a piramitlere kadar gidip bulmayı arzuladığı hazineye kavuşmuştur.

    Hayattaki mutluluğumuz bazen bize uzak gibi görünse de çok yakınımızda olabilir. Bunu geç de olsa anlamak bize hayatın tadına varmamızı sağlayacaktır.

    KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    Santiago: İhtiraslı çalışkan bir kişiliğe sahiptir. Çevredekilere çabuk uyum sağlayabilen şıpsevdi bir kişidir. Tek arzusu dünyada mutlu olmak ve kendi dilediği gibi yaşamaktır.



    İngiliz: Kitap okumayı çok seven, akıllı ve macera seven bir kişiliğe sahiptir. Kişisel menkıbesini aramak üzere yola çıkan bir gezgindir.




    KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

    Paulo Coelho


    Rio de Janeiro’da doğdu. Roman yazarlığına başlamadan önce, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve sevilen bir şarkı yazarıydı. Coelho, gençliğinde bir hippiydi. 1986 yılında Hıristiyanların, Batı Avrupa’dan başlayıp İspanya’da Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel bir hac yolculuğu yaptı; bu deneyimini 1987’de yayımladığı The Pilgrimage adlı kitabında anlattı. 1988 yılında yayımlanan ikinci kitabi Simyacı, Coelho’yu en çok okunan çağdaş yazarlardan biri yaptı. .Öteki kitapları; Brida, Valkürler ve son yazdığı Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım’dır. Simyacı 42 ülkede yayımlandı. 26 dile çevrildi.

     

Sayfayı Paylaş