1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Peki Biz Kimin Sömürgesiyiz...???

Konusu 'Tartışma' forumundadır ve YeNi_ÇeRi tarafından 10 Mayıs 2009 başlatılmıştır.

  1. YeNi_ÇeRi

    YeNi_ÇeRi Usta

    Katılım:
    24 Kasım 2008
    Mesajlar:
    844
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    630
    Yer:
    eL-MaHSuRa...!!
    Banka:
    36 ÇTL

    Tabelalarımız, isimlerimiz, dilimiz işgal altında...
    Sadece büyük işyerleri ve alışveriş merkezleri değil, kasabından
    dükkânına, berberinden manavına kadar her yerde yabancı isimler
    kullanılıyor. Özellikle İngilizce kelimeler dilimize alabildiğine
    yerleşti. Üstelik bu kelimeleri artık bir İngiliz gibi telâffuz
    etmeye başladık.

    Şirinevler’in en büyük iş merkezinin önündeyiz. Hemen yanı
    başındaki E-5’in bitmek tükenmek bilmeyen araç akışı devam ediyor.
    İnsanların çoğu bu görkemli binanın farkında bile değil. Farkında
    olanların da farkına varmadıkları bir ayrıntı var. O ayrıntı, dev
    binanın E-5 tarafına bakan en alt katında. Bu katta çoğunluğu giyim
    üzerine satış yapan yan yana dizilmiş dokuz mağaza bulunuyor. Ancak
    bu mağazalardan sadece bir tanesi Türkçe isme sahip. Onun da adı Çin Malları Satış Merkezi. Diğerleri ise ya yabancı dilden veya yabancı dile benzetilmiş isimler. Little Big, Bems, Big Star, Marko Delli,
    Conan Jeans, Lee, Weber Jeans ve Galila Restaurant.

    Şirinevler’den Kuleli’ye kadar uzandığınızda ise, arada çok yabancı
    gibi duran Türkçe isimli mağazalar var. Ezici çoğunluk yine yabancı
    isimlerde: LC Waikiki, Rodi, Big Free, Tiffany, Cotton Shop, Benson
    Jeans ve daha onlarca isim. Yaklaşık beş yüz metrelik mesafede 100’e
    yakın yabancı isim ve marka var.

    Tabelalardaki yabancı isim hakimiyeti sadece Şirinevler için söz
    konusu değil. Bakırköy, Sirkeci, Levent, Mecidiyeköy, Beşiktaş,
    Kadıköy, Bostancı ve İstanbul’un daha pek çok semtinde Türkçe isme
    rastlamak için büyük çaba harcamak gerekiyor. Hele adı bağımsızlık
    anlamına gelen Taksim’deki İstiklâl Caddesi işgal edilmiş gibi. Adını
    Doğulu bir şehirden alan Bağdat Caddesinde ise tartışılmaz bir Batı
    egemenliği var.

    Aynı durumu ülkemizin bütün şehirlerinde, ilçelerinde, kasabalarında,
    hattâ köylerinde dahi görmek mümkün.

    Sokakların yabancısı olduk kenar mahallelere ve sokak aralarına kadar
    giren yabancı isimler artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldu.
    Öyle ki, karşılaşılan isimlerin yabancı oluşundan çok, böyle bir
    ortamda insan kendisinin yabancı olduğu hissine kapılıyor. Gittiği
    kasap Rainbow Kasabı, alışveriş yaptığı dükkân Groseri Market, saçını tıraş ettirdiği berber Coiffeur Angle ismini taşıyor. Ülkemizde pek
    çok lise mezunu doğru dürüst İngilizce veya bir başka yabancı dil
    bilmemesine rağmen, bütün bu isimlerin ne anlama geldiğini, en
    azından Şekil A’da görüldüğü gibi mantığıyla çözebiliyor.

    Aslında pek çok insanımız kendisindeki bu yabancılığı ortadan
    kaldırma yönünde epey mesafe almış görünüyor. Bunda en fazla
    yararlandığı kaynak ise, evinin baş köşesinde bulunan televizyonu.
    Pürdikkat seyrettiği pembe dizilerden, eğlence programlarından,
    reklamlardan, hattâ haber programlarından pek çok yabancı kelimeyi
    öğreniyor. Şov, mega-star, konsensüs, efor, zaping, diicey, viicey
    kelimelerini büyük bir beceriyle kullanıyor. Hattâ hızını alamayıp
    transformeyşın, informeyşın diyebiliyor. Eskiden bu kelimelerin
    Fransızca söylenişini tercih ederdik; şimdi İngilizleri izlemeye
    başladık. O kadar ki, İngilizler şedde bilmediği için, allerji
    kelimesini onlara bakarak alerji yaptık; entellektüel yerine
    entelektüel demeye başladık üstelik “Türk” Dil Kurumunun marifetiyle!
    Bu gidişle, intelekçuıl demeye başlamamız da çok sürmez herhalde.
    Nasıl olsa, alfabemizin büyük kısmını artık İngilizce telâffuz
    ediyoruz: ey bi si, si en en, ti ci ar ti, ti vi... Cep telefonu
    mesajlarımız c u harfleriyle bitiyor; bunlar İngilizce okunuşuyla si
    yu, Türkçe anlamıyla görüşürüz demek. Sahi, bizim ne zaman İngiliz
    sömürgesi olduğumuzu hatırlayan var mı?

    Biz ister hatırlayalım, ister hatırlamayalım, sömürgecinin ruhu,
    temizlikçi bir kadının dahi iliklerine kadar sinmiş durumda:

    Kadıköy Moda’da bir bayan, evine bir temizlikçi kadın çağırır.
    Temizlik sırasında evin hanımıyla temizlikçi kadın arasında ilginç
    bir konuşma başlamıştır. Evin hanımı bir televizyon kanalında
    seyrettiği programdan bahsetmek ister. “Dün akşam Ha-Be-Be’de bir
    program vardı” deyip sözüne devam edecek iken, temizlikçi kadın hemen
    atılır ve “Hanımefendi, o kanalın adı Ha-Be-Be değil, Eyç-Bi-Bi’dir”
    der.

    Temizlikçi kadından en kültürlü ve eğitimli insanına kadar, ülkemiz
    insanı, hergün kelime dağarcığına yenilerini ekliyor. Bu kelimeleri
    büyük bir istek ve gayretle öğrendiği için, bir süre sonra o
    kelimelerin Türkçe karşılıklarını unutuyor. Derken dildeki bu dönüşüm
    tabelalara da yansıyor. Tabelalar yabancılaştıkça, insanlarda daha
    fazla yabancı hayranlığı oluşuyor. Yabancı hayranlığı daha fazla
    yabancı kelime kullanmayı doğuruyor. Ve bir kısırdöngü devam edip
    gidiyor.

    (Alıntı..)


    Buyrun Tartışalım...
    Dilimizin Geleceğini..
    Daha Kötüsü Ülkemizin GeLeceğini...???
     

Sayfayı Paylaş