1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

pirinç tanesi

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve yeşüLL tarafından 30 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

  1. yeşüLL

    yeşüLL limitsizsiniz...! Özel üye

    Katılım:
    21 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    4.343
    Beğenileri:
    47
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    46 ÇTL
    Beş yaşında idim.
    Babaannem rahmetli,pirinç ayıklıyordu.
    Bir tane yere düştü.
    Babaannem eğildi,aramaya başladı.
    Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyor.
    Çocukluk iste,’aman babaanne dedim.
    Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya,yorulmaya değer mi?’
    Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
    ‘Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ‘ dedi.
    ‘Hiç pirinç üretilirken gördün mü?
    İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar.
    Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?’
    Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

    Aradan yıllar geçti.
    Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
    Alain’in proposlarini okuyorum.
    Birden irkildim.
    Babaannemi hatırladım.
    Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa,
    bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.
    İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri,
    göz nuru, el emeği vardır diyordu.

    On dokuz yıl evveldi.
    Stockholm’e gitmiştim.
    Bir otele indim.
    Geceydi.
    Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde,
    aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
    Lütfen diyordu, traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın.
    Yanda bir kutu var,oraya bırakın.
    Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun.
    Doğrusu hayretler içinde kaldım.
    Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
    Birçok eşya üzerinde’ İsveç çeliğinden yapılmıştır’ diye yazardı.
    İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor,
    ona sahip çıkıyor,gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.

    İsviçre’de zaman zaman, belli periyotlarda,
    radyolar, televizyonlar, bir haberi duyurur.
    Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.
    Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
    Okumadığınız,ilgilenmediğ iniz, kullanmadığınız ne
    kadar kitap,dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj,kutu
    varsa, velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,
    kapının önüne koyun.
    İsviçre’nin kalkınmasına yardımcı olun.
    Fazla ağaç ziyanına engel olun.

    Japonlar son derece sade, basit,yalın mütevazı yasayan insanlardır.
    Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre
    r uhen tekamül edememiş , hayatın manasını anlayamamış , zavallı kimselerdir.
    Böyleleri ile, zavallı, evini mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler.
    Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
    Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor.
    İç borçlar,dış borçlar gırtlağı aşıyor.
    Zamanın başbakanı meclisi toplar.
    Kürsüye çıkar.
    Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve su andan itibaren der,
    Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları
    son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
    Su üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
    Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.
    Japonya bütün borçlarını öder.
    Bu durumun toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
    Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
    Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak…

    *Gerekmediği halde elektriği yakmakla, Suyu
    kapamadan bos yere akıtmakta, Gece çamurlu
    ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, Yemek
    yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de
    zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?

    *Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.
    Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,
    İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

    Bir mıh bir nalı kurtarır.
    Bir nal bir atı,bir at bir komutanı,
    bir komutan bir orduyu,
    bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

    Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin
    olalım, ister fakir, hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
    Bunda parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.




    alıntı
     
  2. calactica

    calactica Aktif

    Katılım:
    8 Şubat 2009
    Mesajlar:
    393
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    630
    Yer:
    istanbul
    Banka:
    15 ÇTL
    çok hoşuma gitti paylaşım için teşekkürler
     
  3. yeşüLL

    yeşüLL limitsizsiniz...! Özel üye

    Katılım:
    21 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    4.343
    Beğenileri:
    47
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    46 ÇTL
    gerçekten güzel bir yazıydı begenmenize sevindim
     
  4. patik

    patik Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    24 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.343
    Beğenileri:
    374
    Ödül Puanları:
    3.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Hemşire
    Yer:
    Kayseri
    Banka:
    524 ÇTL
    Üniversitedeki saygıdeğer bir hocam bu vecizeyi sık sık tekrarlardı. Umursamadığımız bir ayrıntı bile hayatta aslında ne kadar önemlidir.
    Çok güzel bir yazı, teşekkürler.
     

Sayfayı Paylaş