1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Magazin Popçuysanız Makyajınızı Yapan Bile Vardır

Konusu 'Sadece Magazin Haberleri' forumundadır ve Papatya tarafından 20 Ekim 2012 başlatılmıştır.

  1. Papatya
    Meşgul

    Papatya Sözlerimi Geri Alamam.* Süper Moderatör

    Katılım:
    6 Ağustos 2012
    Mesajlar:
    16.254
    Beğenileri:
    5.753
    Ödül Puanları:
    10.980
    Yer:
    Seattle.
    Banka:
    4.885 ÇTL


    [​IMG]

    Profesyonel müzik yaşamına Bülent Ortaçgil'in 'el vermesiyle' başladı. Sekiz yıldır sakin, dingin, hayatı sorgulayan şarkılar yapıyor, söylüyor. Barbur, üçüncü albümü 'Sarı'da kendine özgü bir müzisyen olarak, dinleyiciyi kendi iç dünyasının labirentlerine alıyor. Şarkıcı; kariyerini ve hayatının bilinmeyen yönlerini Yeni Aktüel'den Arda Uskan'a anlattı.

    Sekiz yıldır profesyonel olarak müzikle uğraşıyorsun. Sekiz yılda hayatında neler değişti?

    Sekiz yıl önce 24 yaşında bir Jehan vardı. Şimdi 32 yaşındayım; hiçbir şey yapmasan dahi bir kadın için fark ediyor tabii. Büyük bir hayal dünyasında yaşarken, gerçekçi olmayı öğrendim. Artık müzik sırf boş zamanlarımı doldurmak için yaptığım bir iş olmaktan çıktı; hayatım, arkadaşım, dostum, düşmanım oldu.

    "ADIN NEDEN BÖYLE SENİN?"

    Müziğin dışında yaşam yok mu senin için?

    Yok diyebilirim. 7/24 bu işe tutkuyla bağlıyım. Sadece şarkı yapıp albüm çıkarmak değil yaptığım, A'dan Z'ye her şeyle uğraşıyorum.

    Bu işleri yapan başkaları yok mu? Menajerler, basın danışmanları...

    Bu bir hayal... Yok öyle şey! Pop müzik yapıyorsanız saç tokanızı takan da var, makyajınızı yapan da, sinirlendiğiniz zaman elinizi ovuşturan da... Biz de yok bunlar...

    'Biz' derken kimlerden söz ediyorsun?

    Medyanın yüzünü çevirdiği insanlardan, benim gibi işin başka bir ucundan tutmak isteyenlerden. İnatla, bencilce, buna istikrar da diyebilirsin; kalbindeki duyguları hiç müdahale olmadan ortaya koyan insanlardan... Ben içimden nasıl gelirse, öyle çıkarıp ortaya koymak istiyorum. Biz herhangi bir şeye hizmet etmek için yapmıyoruz bu işi.

    Beyrut'ta doğmuşsun, hiç hatırlıyor musun doğum yerini?

    Yok, sadece 14 yaşında gezmek için gitmiştim. Yaşadığım, kokladığım bir yer değil Beyrut... İskenderun benim memleketim.

    İskenderun'un da mozaik gibi değişik bir kültürü vardır, öyle değil mi?

    Her şeyi o kültüre borçluyum. Yaşarken, bir mozaik içinde yaşıyorum demezsin, o kadar doğaldır. Bir gelincik bahçesinde sadece gelincikleri görürsün ama ormanda, onları da, bütün çiçekleri de hissedersin. Ne zaman oradan çıkarsın; insanlar sana "Türk değil misin?", "Adın neden böyle?" gibi abuk ve ırksal sorular sormaya başlar.

    Bilkent'te Amerikan Kültür ve Edebiyatı bölümüne burslu girmişsin...

    Çok çalıştım. Ben her zaman inek bir talebeydim. Amacım Amerikan Edebiyatı filan değildi, İskenderun'daki kozamdan çıkıp dünyaya açılmak istiyordum.

    Yaşama bakış açın farklı... Bunun alt yapısı nereden geliyor? Annemin ve babamın getirdiği genetik bir hatıradan. 1923 doğumlu bir babadan bahsediyoruz; bana anlatabileceklerini düşün. Ben 10 yaşındayım, adam 67 yaşında. "Yavrucuğum hayatta ifrata gitmeyeceksin" diyor mesela. "İfrat nedir?" diye soruyorum. "Aç lügati bak" diyor. Annemse Audrey Hepburn'ün izdüşümü, sanatkar bir kadın. İkisinin de öğrettikleri farklıydı.

    Hayatında Bülent Ortaçgil'in de önemli bir yeri var. Nasıl tanıştın Ortaçgil ile?

    Cem Aksel, beni Gürol Ağırbaş'la tanıştırmak için Ada Müzik'e götürmüştü. O gün de birlikte yemek yiyorlarmış. Bülent Ağabey benimle ilgilendi; "Varsa bir demon bırak da dinleyeyim" dedi. Bıraktım. İki gün sonra telefon çaldı ve "Yaptıklarını sevdim, beni etkiledi!" dedi... Sonra beni Ada Müzik'e, Bülent Forta'ya emanet etti.

    #Sayfa#

    YAPTIĞIM İŞ BİLİNSİN İSTERİM

    Popüler olma derdin yok mu?

    Hiç öyle bir derdim yok ama tanınma derdim var. Yaptığım işi duyurma derdim var. Mesela televizyonu açıyorsunuz, karşınızda Süreyya Yalçın... Ben bu ismi neden biliyorum? Kim bu kadın, ne iş yapıyor? Bakıyorsun başka bir yerde jüri üyesi... Bu popülerlik işte... Üretimle bir ilgisi yok.

    Serdar Ortaç da popüler... "Ben o yolu seçmedim mi" demek istiyorsun?

    Ben o tarz müzik yapmıyorum. Benim tarzımın alıcısı onunkinden daha az. "Onu seçmedim" demek kötülemek gibi olur. Popüler kültüre hizmet eden ve bizden yüz kat daha fazla para kazanan insanlara çemkirmek yanlış. Biz bunu bilerek yapıyoruz. Bu yağla kavrulmayı göze almışsak, "Neden bir arpa boyu yol aldık?" demek çirkin.

    #Sayfa#

    SAMAN KAĞITA KİTAP OKUYAN SON NESİLİZ BİZ!

    'Çatıdaki Çimenler' adlı blog'un var. Ona neden ihtiyaç duydun?

    Aslında bu çok tuhaf bir şey... Bazen yaptığım şey bencillik mi diye çok düşünüyorum. Sürekli kendimi ifade etmek, yandaş bulmak istiyorum. Hep ben, ben, ben... Gördüğüm, duyduğum her şeyi söylemek istiyorum çünkü ne kadar ömrüm var hiç bilmiyorum. O bitene kadar da anlatmak istiyorum. Blog da, bunun bir yolu. Şarkı olamayacak kadar uzun düşüncelerimi ve şiirlerimi blog'uma yazıyorum. çok

    mutsuzum ben!

    Nedir 'derdin' peki?

    Çok mutsuzum çünkü konuşacak çok az insan buluyorum. Buldum mu da yapışıyorum. Bulduklarım yetmiyor, o zaman aranıyorum. Mutsuzum derken; "Şunu aldım, bunu giydim" gibi şeylerden sıkılıyorum. Benim derdim; bu yoğun hayat şartlarında, insan olduğumuzu, sevmeyi, nefret etmenin türlerini hatırlatmak. Şimdiki çocuklar ellerinde iPhone'larla, tabletlerle okula gidiyorlar. Biz saman kağıtta kitap okuyan son jenerasyonuz. Bunları hatırlasınlar, bu duyguları yok olmasın istiyorum.

     

Sayfayı Paylaş