1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Prens Sabahattin

Konusu 'Kim Kimdir ? - Biyografiler' forumundadır ve Suskun tarafından 1 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    “Mehmet Sabahattin”, Prens Sabahattin
    (d. 1877, İstanbul- ö. 30 Haziran 1948, Neuchâtel Kantonu, İsviçre),
    Türk siyasetçi ve düşünür.

    Sosyoloji alanında çalışma yapan ilk Türk aydınlarından birisdir. Adem-i Merkeziyetçilik adını verdiği siyasi düşünceyi savunan Prens Sabahattin, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra imparatorluğu yöneten İttihat ve Terakki’ye yönelen muhalefetin düşünsel önderidir Görüşleri, günümüz Türkiyesindeki merkez sağ partilerin temel ideolojisi kabul edilir. Türk siyasi tarihinin ilk muhalefet partisi olan Ahrar Fırkası'nın kurucusudur.

    Osmanlı padişahlarından Sultan Abdülmecit'in torunu, Sultan II. Abdülhamit'in yeğenidir.

    Yaşamı

    1877 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Osmanlı padişahı Abdülmecit'in kızı ve II. Abdülhamit'in kızkardeşi Seniha Sultan, babası ise Kaptan-ı Derya Gürcü Halil Rifat Paşa'nın oğlu Damat Mahmud Celalettin Paşa'ydı. Hanedanla anne tarafından gelen bağından ötürü bir “sultanzâde” idi ancak “prens” ünvanını kullanmıştır.

    Dönemin önde gelen entelektüellerden evde özel eğitim gördü ve bir batılı gibi yetiştirildi. Sarayın damadı ve padişah II. Abdülhamit’in yakın arkadaşı olan babası, Adalet Bakanı olduğu sırada Çırağan Baskını’na adı karıştığı gerekçesiyle görevden alınınca yalısında gözaltında bulunduğu süre boyunca oğulları Sabahattin ve Lütfullah Efendilerin eğitimi ile ilgilenmişti. Sabahattin Efendi, doğa bilimlerine büyük ilgi gösterdi ve Fransızca’yı çok iyi düzeyde öğrendi.

    Paris’e kaçış

    Bir suikast girişiminden çekinen babası 1899’da onu ve diğer oğlu Lütfullah Bey’i yanına alarak Paris’e yerleşti. Prens Sabahattin, Damad Mahmut Celalettin Paşa nın oğlu olmasının verdiği avantajla Fransa’daki Jön Türkler arasında hızla yükseldi. Abdülhamit’e karşı Avrupa’da muhalefet edenler arasında bir lider durumuna geldi. Bir ara babası ile birlikte Mısır’a kaçtı ancak sonra tekrar Paris’e döndü. Ecole des Roches adlı okulun kurucusu Edmond Demolins ile tanıştı ve onun toplum ve siyaset hakkındaki görüşlerinden etkilendi. Osmanlı toplumunun ilerleyebilmesi için özel girişim ve yerinden yönetimin gerekliliğine inandı.

    Birinci Jön Türk Kongresi

    1900'de "Umum Osmanlı Vatandaşlara" hitaplı bir beyanname ile Jön Türkler'in bir kongre düzenlemesi fikrini ortaya attı. Bu ilk girişim gerçekleşmedi ancak 4 Şubat 1902’de Paris’te “Birinci Osmanlı Liberaller Kongresi” adıyla bir kongre toplamayı başardı (kongre, sonradan Birinci Jön Türk Kongresi olarak anılmıştır). Kongrede, Jön Türkler arasındaki ideolojik ve siyasi farklar ortaya çıktı. Prens Sabahattin, II. Abdülhamit’in İngilizler yardımıyla düşürülmesi fikrini savundu. Yabancı müdahaleye karşı olan Ahmet Rıza ve grubuyla fikir ayrılığına düştü. Bir ihtilal sonucu yıkılması istenen Abdülhamit yönetiminin yerine hangi yönetim modelinin geleceği sorusunu ise Prens Sabahattin ve taraftarları “yerli ve yabancı burjuvazinin işbirliğine dayanan, merkezi olmayan ve bireysel girişimleri destekleyen bir yönetim” olarak yanıtlarken, Ahmet Rıza Bey taraftarları "merkeziyetçi bir Meşrutiyet"i savunuyordu. Bu bölünmenin, günümüzde Türkiye’de merkez sağ ve merkez solun temelini oluşturduğu kabul edilir

    Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti

    Prens Sabahattin, 1902’de başarısız bir darbe girişimi yaptı. 1906’da Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti'ni kurdu. Cemiyetin yayın organı olarak çalışan “Terakki” dergisini yayımlayarak, yönetimde adem-i merkeziyet ve iktisatta "teşebbüs-i şahsi" ilkelerini savundu. Bu aylık dergi, iki yıl kadar süreyle yayımlandı. Dergide ifade edilen görüşler imparatorluktaki azınlıklar ve tüccarlar arasında taraftar buldu. Derneğin İstanbul, İzmir, Alanya ve Şam’da şubeleri açıldı

    Osmanlı Ahrar Fırkası

    Prens Sabahattin, İttihat ve Terakki Cemiyeti 1908’deki ayaklanmayı hazırlayıp gerçekleştirdikten ve II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra liberal görüşleri savunan Jön Türkler’in kurduğu Osmanlı Ahrar Fırkası'nı destekledi ve perde arkasından yönetti. 1903’te kaybettiği babasının cenazesini de beraberinde getirerek 1908’de İstanbul’a döndü. Ahrar Fırkası, 1908 seçimlerine katıldı ancak meclise giremedi. Çok geçmeden fırka, 31 Mart Olayı olayında payı olmakla suçlandı ve kapatıldı. Prens Sabahattin tutuklandı ancak Mahmut Şevket Paşa ve Hurşit Paşa’nın aracılığı ile serbest bırakıldı. Daha sonra bu olayla ilişkisi olmak suçuyla gıyabında yargılanıp idama mahkum edilince yeniden yurtdışına kaçtı.

    Mahmut Şevket Paşa Suikastı

    1913’te İstanbul’daki Prens Sabahattin taraftarları, II. Abdülhamit’i deviren Babıali Baskını’nın bir benzerini yaparak hükümeti devirmek ve Prens Sabahattin’i lider yapmak üzere plan yaptılar. İlk hareketleri sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi olarak kararlaştırıldı. 11 Haziran 1913’te suikast gerçekleştirildi. Ancak suikastçılar yakalanıp idam edildi ve Prens Sabahattin Paris’ten kaç mak zorunda kaldı. I. Dünya Savaşı yıllarında yaşamını Avrupa’nın değişik kentlerinde sürdürdü.

    Milli Mücadele Yılları

    Prens Sabahattin, I. Dünya Savaşı yenilgisinden ve İttihat ve Terakki yönetiminin sonra ermesinden sonra yurda dönebildi. Türkiye’ye döner dönmez İttihat ve Terakki döneminde yasaklanan "Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?" adlı eserini yayınladı. Ayrıca çeşitli yazılarıyla Anadolu’daki Milli Mücadele’yi destekledi. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 yılında hanedan üyelerinin sürgüne gönderilmesine ilişkin kanun gereği ülkeden ayrılmak zorunda kaldı.

    Ölümü

    1948 yılında İsviçre'nin Neuchâtel kentinde öldü. Cenazesi, 1952 yılında cenazesi Türkiye'ye getirildi; İstanbul'un Eyüp semtinde babasının ve dedesinin mezarlarının bulunduğu Halil Rıfat Paşa türbesine defnedildi.

    Evlilikleri, Çocukları, Torunları
    Prens Sabahattin iki evlilik yaptı. İlk evliliğinden kızı Fethiye (Fethiye Sabahattin Kendi) adında bir kızı dünyaya geldi (1901). Fethiye Hanım, 1986’da çocuksuz olarak yaşamını yitirdi.

    İkinci evliliğinden Şaban adında oğlu dünyaya geldi (1914). Şaban Bey, Emine Sultan ile Damad-ı Şehriyar Mehmet Şerif Paşa’nın torunu Nemzade Hatice Hanım ile evlendi ve dört çocuk sahibi oldu.

    Sosyoloji anlayışı

    Prens Sabahattin, kendisi gibi ilk Türk sosyologlarından olan ve Durkheimci toplum görüşünü benimseyen Ziya Gökalp'in merkeziyetçi fikirlerinin aksine adem-i merkeziyetçi bir anlayışla ferdin görüş ve davranışlarını ve kişisel hürriyeti toplumsal menfaatin önünde tutmuş ve Türk sosyolojisinin iki ana geleneğiden birisinin öncüsü olmuştur.

    Kendisi, İttihat ve Terakki yönetiminde muhalifleri etrafında toplayan "Meslek-i İçtima" akımının öncüsü idi. Fikirlerinin temelinde "Le Play" akımı vardır. Edmond Demolins’in “Anglo-Saksonlar’ın Faikiyelerinin Sebebi Nedir?” adlı eserini okuyarak bu akım ile tanışan Prens Sabahattin, daha sonra Edmond Demolins’le dostluk kurmuş ve Le Play’in fikirlerini takip edenlerin girdiği Science Social Cemiyeti’ne girmişti.

    Demolins’in görüşlerinden etkilenerek Osmanlı Devleti’nin de bir memur devleti olduğu düşüncesine varan Prens Sabahattin; Osmanlı’yı memur zulmünden kurtaracak, özel girişimciliğe yer verecek, bireysel yeteneklerin gelişmesini sağlayacak bir eğitim sisteminin gerçekleştirilmesini devletin kurtuluş yolu olarak sundu[5] İngiltere örneğinden yola çıkarak burjuva sınıfının önemini vurguladı ve Avrupa’daki gibi özel teşebbüsün desteklenmesi ile burjuva sınıfının geliştirilebileceğini öngördü. İmparatorluğun geniş ve hantal yapısı nedeniyle gereğince gerçekleştirilmeyen yerel yönetimin bölgenin yaşayanları tarafından üstlenilmesi gerektiği fikrini savundu. “Adem-i merkeziyetçilik” olarak adlandırılan bu görüşü etnik unsurlara prim verme olarak algılandı.

    Eserleri
    Kitapları


    Doruk ve Su
    Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?
    Teşebbüs-ü Şahsi ve Tevsi-i Mezuniyet Hakkında Bir İzah
    Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Hakkında İkinci Bir İzah
    İttihat ve Terakki Cemiyetine Açık Mektuplar
    Mesleğimiz Hakkında Üçüncü ve Son Bir İzah
     

Sayfayı Paylaş