1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Psikanalizin Eleştirisi

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 17 Ekim 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Psikanalizin Eleştirisi

    Freud'un özellikle veri toplama metotları deneysel psikologlar tarafından yapılan saldırılara karşı savunmasızdır. Freud kendi iç görülerini ve analize tabi tuttuğu hastalarının tepkilerinden ulaştığı sonuçları almıştır. Kontrollü gözlem koşulları altında sistematik olarak nesnel veri toplama deneysel metodunun ışığında, böyle bir yaklaşımın eksikliklerinden bazılarını ele alalım:

    İlk olarak, Freud'un verileri topladığı koşullar sistematik ve kontrollü değildir. Her bir hastasının sözlerini kelimesi kelimesine kopyalamamış, hastasını görmesinden birkaç saat sonra alınmış notlara dayalı olarak çalışmıştır. Orijinal verilerinin bir bölümü (hastanın sözleri) hatırlama zorlukları ve saptırılma vs. sebebiyle aradaki boşlukta mutlaka kaybolmuştur. Veriler sadece Freud'un hatırladıklarından oluşmaktadır.

    İkincisi hatırlama sürecinde Freud'un verileri yeniden yorumlamış olması da muhtemeldir. Freud'un ortaya koyduğu veriler, ham veriyi tam olarak yansıtmayabilir. Bu verilerden sonuç çıkarırken kendi hipotezlerini destekleyecek materyaller bulma isteğiyle hareket etmiş olabilir. Bir başka deyişle Freud sadece duymak istediklerini hatırlamış ve kaydetmiş olabilir. Elbette Freud'un notlarının tamamının doğru olabileceği ihtimalini de göz önüne almalıyız, fakat bunun doğruluk derecesini bilmemiz mümkün değildir, çünkü orijinal veriler mevcut değildir.

    Freud'un notları ve terapi seansları ile bu notlara dayalı olarak sonuçta yayınladığı vaka öyküleri arasındaki boşluklar da eleştirilere hedef olmuştur. Bir araştırmacı Freud’un notlarıyla yayınlanmış vaka öyküsünü karşılaştırmış ve aralarında çeşitli farklılıklar olduğunu tespit etmiştir. Bunlar arasında uzun bir analiz periyodu, analiz boyunca hastanın bildirdiği olayların yanlış dizilişi ve hastanın tedavi edilmiş olduğuna dair kanıtlanmamış bir iddia da vardır.

    Freud'un kendi düşüncelerine destek sağlamak amacıyla verileri bile bile çarpıttığını veya bunu bilinçsizce yapılmış olduğunu belirlemek artık mümkün değildir. Tarihçiler Freud'un diğer vaka öykülerinde bu şekilde benzer hatalar olup olmadığını takip edemezler, çünkü Freud hasta dosyalarının çoğunu yok etmiştir.

    Freud Breuer'den ayrılışından sonra altı vaka öyküsünü yayınlamış ve
    bunların hiçbirisi psikanaliz sistemine yönelik yeterli destekleyici kanıt sunamamıştır. "Bazı öyküler psikanaliz lehine öylesine şüpheli kanıtlar sunuyordu
    ki, insan cidden Freud'un bunları neden yayınlama zahmetine girdiğini düşünüyordu. Öykülerden ikisi eksikti ve terapi etkisiz kalmıştı... Üçüncü vak'a zaten Freud tarafından tedavi edilmemişti".

    Bir diğer eleştiri de ham verilere yönelikti. Tam ve kelimesi kelimesine kayıtlar tutulmuş olsa bile, hastaların söylediklerinin doğruluğunu belirlemek her zaman mümkün olmazdı. Freud hastalarının hikayelerinin doğruluğunu kanıtlamak için birkaç küçük girişimde bulunmuştur.

    Eleştirmenler Freud'un, hastalarının bildirdiklerinin doğruluğunu, örneğin anlattıkları hikayeleri, arkadaşlarına ve akrabalarına sorular sorarak, kontrol etmesi gerekliğini iddia etmişlerdi. Bu nedenle Freud'un teori oluşturmadaki ilk adımı -veri toplama- eksik, kusurlu ve hatalı olarak nitelendirilebilir, ikinci adımda ise - verilerden sonuç çıkarma ve genellemeler yapma-, hiç kimse bunun nasıl yapıldığını tanı olarak bilmiyor, çünkü Freud sonuç çıkarma ve genelleme sürecini hiçbir zaman açıklamamıştır. Burası elbette ki bir başka eleştiri noktasıdır. Ayrıca, Freud'un verileri ölçmeye uygun olmadığından, bulgularının istatistiksel anlamını veya güvenilirliğini belirlemek mümkün değildir.

    Bilimsel metodoloji ve teori oluşturma noktasından gelen önemli saldırılar da söz konusudur. Freud okuyucusu, bir anlamda, Freud'un işlemlerinin ve sonuçlarının geçerliliğinden emin olmalıdır. Freud şunları söylemiştir: "çalışmalarım hesaplanamayacak kadar çok gözlem ve deneyime dayalı olduğundan, sadece bu gözlemleri kendisi ve başkaları üzerinde tekrar eden kimse benim kabul ettiğim düşünceye ulaşabilir". Fakat elbette Freud'un gözlemleri tekrarlanamadı, günkü Freud'un verileri toplarken ve gözlemlerini hipotez ve genellemelere aktarırken tam olarak ne yaptığı bilinmiyordu. Bilimin dili, belirsizliklere, çarpıtmalara ve kaprislere mahal vermeyecek kadar kesin ve sistemliydi. Görünen o ki, Freud bilim dilinden konuşmuyordu ve söylediklerini bir yerden başka bir yere aktarmak zordu.

    Başka bir eleştiri noktası Freud'un pek çok hipotezinden deneysel olarak test edilebilir önermeler çıkarma zorluğu ile ilgiliydi. Örneğin, ölüm arzusunu nasıl test edeceğiz? Ölüm arzusu intihar gibi davranışları açıklamada kullanılabilirdi, fakat bir davranışı ampirik olarak tahmin etmede nasıl kullanabiliriz?

    İşlemcilik (operationism) taraftarları Freud'un kavramlarının işlemsel olarak tanımlanmadığını iddia ettiler. Bridgman işlemciliği ele alışında, bilinen herhangi bir deneysel test yoluyla cevaplara karşı gelen sahte problemler meselesiyle ilgili söylevler verdi. Freud'un kavramlarının pek çoğu deneysel olarak test edilemediği için, bazı eleştirmenler bunların anlamsız ve yapay problemler olduklarını ve gerçekte bilim için faydasız olduklarını ileri sürmüşlerdir. Bu itiraz sorgulanabilir, yine de, ilerleyen kısımlarda göreceğimiz gibi, Freud'un düşüncelerinden bazıları bilimsel olarak test edilmeye sunulmuştur.

    Freud'un metodolojisine ek olarak, insan davranışına ilişkin teori ve varsayımları da eleştirilmiştir. Hatta Freud'u destekleyenler bile, Freud'un sık sık kendi kendisiyle çeliştiğini ve bazı anahtar kavram tanımlamalarının belirsiz olduğu konusunda fikir birliğine varmıştır, id, ego, süperego gibi kavramların tanımlamalarında, onların tam olarak ne olduğunu anlamamızı zorlaştıran bir kargaşa söz konusudur. Freud daha sonraki yazılarında bu ve diğer düşüncelerini tanımlamadaki güçlük ve belirsizliklere değinmiştir.

    Pek çok psikolog, Freud'un, kadınları küçük düşürücü nitelikteki görüşlerine karşı çıkmışlardır. Eleştirilerin hedefi, Freud'un, kadınların hasta bir süperego geliştirdikleri ve bedenleri penisten yoksun olduğu için aşağılık duygusu hissettikleri yönündeki görüşleriydi. Analist Karen Horney Freud'un halkasını, kadın psikolojisiyle ilgili görüşleri sebebiyle terk etmişti.

    Bölüm 14 ve 15'te Freud'la ilişkisini kesen ve ilave eleştiriler sunan diğer teorisyenlerin çalışmalarını gözden geçireceğiz. Bu teorisyenler Freud'un, kişiliğin temel şekillendiricisi olarak, başta cinsellik olmak üzere, biyolojik güçlere çok fazla vurgu yaptığın, iddia etmişlerdi. Kişiliğin biyolojik güçlerden ziyade sosyal güçlerden etkilendiğine inanıyorlardı. Diğerleri Freud’un özgür iradeyi reddeden aşırı deterministik tavrına ve kişilik üzerinde etkisi olan ümitlerin, amaçların ve rüyaların dışında, geçmiş davranışlar üzerinde özellikle durmasına karşı çıktılar.

    Bazıları Freud'u sadece nörotiklerin gözlemlenmesine dayanıp, duygusal olarak sağlıklı insanların özelliklerini önemsemeden bir insan kişiliği teorisi geliştirmesinden ötürü eleştirdiler. Tüm bu noktalar birbiriyle rekabet eden kişilik görüşlerinin oluşturulmasında kullanıldı, psikanalitik düşüncede bölünmelere ve Freud'cu psikanalizden türeyen ekollerin oluşmasına sebep oldu.
     

Sayfayı Paylaş