1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Psikoloji Akımları - Ekolleri

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve Suskun tarafından 29 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    Yapısalcılık:
    Kurucusu Wundt’tur. Bu akıma göre psikolojinin amacı insan bilincini ve onun öğelerini araştırmak olmalıdır. Bilincin yapısı araştırmalıdır. Bu akım bunun nedenini, davranışlarımızın temelinde bilinç yattığını söyleyerek açıklamıştır. Bilincin temel birimi duyumdur. İçebakış yöntemini savunmaktadırlar. İnsanın kendi içine bakarak ne düşündüğünü anlatmasıdır. Bilincin yapısını ve zihinsel öğeler arasındaki ilişkileri açıklayan yöntem iç gözlemdir. Örneğin; bir kimsenin korku duyduğu durumun nedenlerini düşünerek bulmaya çalışması, yapısalcılığın önerdiği bir yoldur. Bilincin öğelerini araştırmak ister bu öğeler de duyumdur. Bilinç bilindiğinde davranışların nedenleri de bilinir. Örneğin; bir kimsenin korku duyduğu durumun nedenlerini düşünerek bulmaya çalışması, yapısalcılığın önerdiği yoldur. Bu ekolün önerdiği yolla elde edilen bilgilerin sübjektif olma olasılığı yüksektir. Psikoloji, zihinde geçen bilinç olayların incelenmesidir. Davranışların temel nedeni olarak, bilinçteki sezgiler, duygular ve düşünceleri gösteren yaklaşımdır.
    Yapısalcı psikologlara göre psikolojinin konusu, kişinin bilinç durumları olmalıdır. Psikolog, insan bilincini tanımlamalı ve bilinci en yalın elemanlarına (duyumlara) ayırarak incelemelidir. Bu da ancak içebakış metoduyla mümkün olabilir. Algının duyumlara ayrılması gereken bilinçli bir deneyim olarak görürler.

    Davranışçılık: Kurucuları, Pavlov, Watson, Skinner… salt gözlenebilen davranışlar üzerinde durmuşlar. İlk deneyi yapan Pavlov, akım haline getiren Watson, felsefi akım haline getiren ise John Locke’dur. Çevreye çok önem vermişler. Davranışlarımızın temelinde öğrenmelerin yattığını düşünmüşlerdir. Ödüllendirilen davranışların pekiştirildiğini düşünmüşlerdir. John Locke; insan bilgilerinin temelinde deneyimlerin yattığını söylemiştir. İnsan doğduğunda zihin boş bir levhadır. Her şey bu deneyimlerle öğrenilir. Organizmanın yalnız gözlenebilen davranışları psikolojinin konusudur.
    Watson’a göre psikolojinin konusu, deneysel yöntemlerle özellikle de dış gözlem yolu ile incelenip ölçülebilen davranışlar olmalıdır. Watson’a göre bilinç gözlenemeyeceğinden incelenemez. Dolayısıyla sadece dış gözlemlerle elde edilen bilgilerle davranışlar açıklanabilir. Bu yaklaşım, kişiliğin oluşmasında çevresel etkenlerle fazla ağırlık verdiği için eleştirilmiştir. John Locke, bireyin gelişiminde çevrenin çok önemli bir yol oynadığını ilk kez ortaya atan bilim adamıdır.

    Psikonaliz/Psikodinamik:
    Kurucusu Freud. Davranışlarımızın temelinde bilinçdışı/motivasyon/güdüler yattığını savunmuştur. İnsan davranışlarının büyük bir çoğunluğu bilinçdışıdır. İnsan davranışlarının temelinde cinsellik yattığını öne sürmüştür. Bilinçaltına itilenler toplumca beğenilmeyen cinsellik ve saldırganlık duygularıdır.
    Freud’a göre bilinçaltı, kişiliğimizin temelini oluşturur. Bilinçaltı, bilinci çevreleyen daha büyük bir daire gibidir. Bu dairede alışkanlıklarımızın, anılarımızın, eğilimlerimizin büyük bir bölümü yer almaktadır. Bu nedenle davranışlarımızın nedenleri ve özellikle de komplekslerimizin nedenleri doyumla sonuçlanmayıp bastırılarak bilinçaltına itilmiş ihtiyaçlarda ya da bilinçaltına itilen istenmeyen yaşantılarda aranmalıdır. Örneğin; yükseklik korkusu olan bir kimsenin bu korkusunun nedeni geçmişte yükseklikle ilgili olan sarsıcı bir yaşantı ile ilişkilidir. Bilinçaltı, serbest çağrışım ve hipnoz yardımı ile açığa çıkarılabilir. Bu yaklaşım kişiliği id, ego ve süperego olmak üzere üç bölüme ayırarak inceler.
    Kadınların niçin fareden korktuklarını araştıran psikologlar, iki bin kadın üzerinde yaptıkları deneylerde şu sonucu elde etmişlerdir: Kadınlar, yanlarında bir erkek varken fare görünce bayılmakta, tek başlarına iken bayılmamaktadırlar. Bu deneyden kadınların korunmaya dair bilinçdışı gereksinimi vardır sonucunu ulaşmışlardır. Bu yaklaşımda psikoanalitiğe girer.

    İşlevselcilik: W. James, J. Dewey kurucularıdır. İnsan davranışlarının temelinde daima bir işlev olduğunu düşünürler. Davranışın en temel işlevi de uyumdur. Davranışlarımızın çevreye uyum sağlaması gerektiğini savunmuşlardır. Sağlıklı ya da sağlıksız Darwin’in Evrim Teorisinden etkilenmişlerdir. Bu teze göre değişen çevre koşullarına uyum sağlayan hayatta kalıyor. İşlevsel ekolde uyum sağlayan davranışlar pekişiyor.
    Bu yaklaşım zihinsel yaşantının içeriğinden çok, işleviyle ilgilenir. Örneğin; zihin çevreye uymada ve sorun çözmede işlevleri nelerdir? Sorusu bu yaklaşımın ilgilendiği temel sorudur. Fonksiyonalizm (işlevselcilik); duygu, düşünce ve gözlenebilir davranışlarla değil bunların sonuçlarıyla ilgilenir. Eğer sonuç faydalı ve başarılı ise davranış olarak nitelendirilir.

    Bütünlükçülük/Geştaltçılık:
    Bu yaklaşımın temsilcileri Köhler, Koffka ve Wertheimer’dir. Temel kavram algıdır. Çünkü insan algıladığı biçimde davranır. Bireyin davranışını biçimlendiren en önemli etken kendisini ve çevresini nasıl anlamlandırdığıdır. Bütün, parçaların toplamında fazladır/farklıdır. Hümanistlik psikolojiye öncelik ederler. Davranışların bir bütün olduğunu belirtmişlerdir. Bir parça, bütünden ayrı olarak incelendiğinde bütünün anlamını vermez. Ayrıca bütünde ayrı ele alınan parça, bütün içindeki algısından farklı algılanabilir. Bu nedenle davranışlar bütünler halinde incelenmelidir. Geştaltçılar özellikle algı ve öğrenme alanlarında görüşlerini destekleyici sonuçlara vardılar.
    Örneğin; bir resim, onu meydana getiren çizgilerden, bir melodi, onu oluşturan tonların toplamından ayrı bir şeydir. Çizgilerin ve tonların tek tek hiçbir anlamı yoktur. Nitekim, farklı şekilde düzenledikleri vakit, aynı tonlardan çok farklı melodiler, aynı çizgilerden de değişik resimler elde edilir.
    Davranışlarımız ve yaşantılarımız basit öğelerin bileşiminden oluşmamaktadır. Yaşantılarımız ve davranışlarımız bir magnetik alana benzetilecek şekilde örüntüler veya örgütler oluşturur, şöyle ki, alanın bir kısmındaki olaylar diğer kısmındaki olaylardan etkilenir. Geştalt; her ruhsal olayın (davranışın) bir bütün olduğunu savunur. Algının bir organizasyon işe olduğunu düşünürler. Tam öğrenmenin kavrayış yoluyla gerçekleştiğini düşünürler. Eğitim ve öğretimde tümdengelim yöntemi uygulanması gerektiğini düşünürler. Nesnenin, öğelerine ayrıldığında bütünle ilgili algılama bozulduğunu belirtmişlerdir.

    Hümanistlik/Fenomolojik:
    Kurucuları Rogers, Moslow’dur. Kendini gerçekleştirebilme, insanın özünde iyi bir varlık olduğunu söylemişlerdir. Rogers, benlik kavramını üzerinde durmuştur. Bu ekolün diğer adı fenomolojik yaklaşımdır. Fenomolojik yaklaşım, kişinin kendine özgü dünyayı algılaması, anlamlandırması, değerlendirmesi. Her insan biriciktir, her insan dünyayı farklı algılar. Varoluşçulukla ortak özellikleri vardır; insanları biricik olduğunu düşünmeleri (davranışların ayrıntılarında durmaz ve her insan davranışlarından sorumlu olduğu söylemişlerdir). Bu yaklaşıma göre, insanın ömür boyu süren temel gereksinimleri vardır. Bunlar zorunlu gereksinimlerin yanında güven, sevgi, saygı ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarıdır. Bu güdüler, bir bütün olarak ayrı ayrı doyum ararlar. Bu nedenle bireyi anlayabilmek için, sezgisel olarak, onun ihtiyaçlarına göre oluşan, iç dünyasını anlamak gerekir. İnsan doğası diye bir şey yoktur. İnsan hiçbir kalıp içinde değildir. Kendini gördüğü biçimdedir. O doğuştan gelen bir kaderin veya kalıbın alın yazısı içinde değildir. Kendisi için yarattığı gerçekler, yaşam tarzı, tercihler ve bunların bedelleri vardır. Bireysel olasılıklar ve bunlar karşısında yapılan davranışlar önemlidir. Bu anlamda kişi, kendi kendinin mekanizması, heykeltıraşı, eğiticisi, yargıcı ve gözlemcisidir.
    Birey tek ve benzersizdir. Değerlidir. Eğitim birey (öğrenci) merkezli olmalıdır. Eğitim bireylerin potansiyelinin ortaya çıkarılmasına ve kişisel gelişimine yardımcı olmalıdır.

    Bilişsellik: Kurucuları Piaget’tir. Geştaltçılardan etkilenmişler. İnsanların davranışlarında biliş yattığını öne sürmüşlerdir. Herhangi bir uyaran nasıl depolanır/işlenir bu soruların üzerinde durmuşlardır. İnsanların her türlü davranışın/duygunun temelinde düşünceler yattığını öne sürmüştür. Düşündüğümüz gibi duygulanırız, davranırız.
    Bu yaklaşıma göre insanlar uyarıcılara mekanik bir şekilde tepki vermezler. Aksine onlara gösterdiği tepki, bilgi birikimine göre biçimlenir. Örneğin; ilk kez portakal gören biriyle, portakalı bilen birinin tepkileri aynı olmayacaktır. O halde kişinin davranışlarını anlamak için onun zihinsel süreçlerini oluşturan, bilgi birikimini bilmek gerekir. Bu amaçla deneyden yararlanılır.

    Biyolojik Yaklaşım:
    Kurucusu Adolf Mayer’dir. Bu yaklaşıma göre, davranışların nedeni sinir sistemi ve onun işleyiş biçimidir. Bu nedenle psikolojik oluşumlar, biyolojik yapı ile ilişkiler göz önünde bulundurularak incelenmelidir.
    Bu yaklaşıma göre, davranışların nedeni sinir sistemi ve onun işleyiş biçimidir. Bu nedenle psikolojik oluşumlar, biyolojik yapı ile ilişkiler göz önünde bulundurularak incelenmelidir. Davranışların temelinde yer alan öğe son derece karmaşık sinirsel süreçlerdir.
     

Sayfayı Paylaş