1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Psikoterapi nedir?

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 3 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Psikoterapi nedir?


    Psikoterapi sözcüğü akıl bozukluklarının tedavisinde, psikolojik yaklaşımla fiziksel yaklaşım arasında bir ayırım gösteren terimdir. Psikoterapi kısaca hastanın sorunlarının ve sıkıntılarının hasta ile konuşularak ve tartışılarak giderilmesi olarak tanımlanmaktadır.

    Psikoterapide, hastayı rahatsız eden duyguları gidermek için hastaya şok tedavisi uygulanmaz, ilaç verilmez ya da davranış tedavisinde olduğu gibi hastanın davranışları yeniden biçimlendirilmez. Özel bir psikolojik tedavi yöntemi olan psikoterapi, hastanın yaşamını oluşturan ayrıntıların, aylar hatta yıllar sürebilecek bir süre içinde titiz bir şekilde incelenebilmesi için hasta ile psikoterapi uzmanın arasındaki karşılıklı bir işbirliğidir.

    Psikoterapiyi psikolojik bir «tedavi» yöntemi olarak açıklamak yanıltıcı olabilir. Tedavi sözcüğünün çağrışımları akla «hastalık», «doktor», «hasta» ve «iyi etmek» kavramlarından oluşan belirli bir olay dizisini getirir. Bu anlayışa göre, doktor bilen, öğüt veren, ilaç veren, yasaklar koyan bir yetkili, hasta ise iyileşmek için sadece doktora inanmak, güvenmek ve söylenenleri yapmakla yükümlü bir kişidir. Psikoterapi böyle bir tedavi düzenine ve anlayışına uymaz. Psikoterapi uzmanı hastaya ne yapması, yaşamının yeniden nasıl düzenlemesi gerektiğini söylemez. Psikoterapi uzmanı ile hastası arasındaki ilişki değişik bir tedavi düzenine uygun olarak gelişir.

    Bu değişik tedavi türünün yararını açıklamak için psikiyatri tedavisinden örnek verilebilir. Akıl bozuklukları psikiyatride hastalık olarak nitelendirilir ve manik-depresif psikoz, şizofreni ya da isteri gibi belirli hastalık gruplarına göre sınıflandırılır. Beynin işlevsel etkinliğini engelleyen herhangi bir bozukluk akıl hastalıklarının kökeni olarak kabul edilir. Bu tanıma uyan alışılagelmiş tedavi yöntemleri ile günümüzde özellikle psikoz tedavisinde başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Ancak akıl bozukluklarının bedensel bir hastalık gibi yorumlanarak tedavi edilmesi her zaman etkili sonuçlara yol açmaz. Bu yöntem, karakter bozukluklarını ve nevrozu tedavi edici olmaktan çok uzaktır. Bu durumda hastaya psikoterapi ile yardım edilmesi gereklidir.

    GİZLİ DUYGULARIN AÇIĞA VURULMASI

    Freud'un Viyana'da sinir hastalıkları uzmanı olarak çalışmalarını sürdürdüğü yıllarda, akı! hastalıklarına uygulanan etkili bir tedavi yöntemi yoktu; hastaya çeşitli banyolar, masaj ve hava değişikliği öğütlenirdi. Breuer ve Freud işte bu kısır tedavi anlayışının yaygın olduğu bir ortamda, bu konuda bir devrim yaptılar. Bu iki bilim adamı, isterinin tümüyle psikolojik öğelerle açıklanabileceğini doğruladılar.

    Breuer ve Freud'e göre isteriye, hastanın sıkıntılarına beyin hücrelerindeki herhangi bir bozukluk yol açmaz; hasta kötü anıların etkisiyle acı çeker, akıl dengesini yitirir. Özellikle Breuer, bir isteri hastasını yakından inceleyerek önemli bulgular elde etmiştir. Breuer hastasına günün anlayışına uygun olarak banyo öğütleyeceği yerde günde bir iki kez onu ziyaret ederek konuşmaya zorlamış, hastalık belirtileri ile ilgili sorular sormuştur. Gözlemleri sonunda isteri belirtilerinden her birinin, hastanın geçmişindeki kötü bir anı ile ve bu anının uyandırdığı duygularla ilgili olduğunu saptamıştır. Hasta daha önce hatırlamaktan kaçındığı kötü anısı ve bu anı ile ilgili duygularla karşı karşıya geldiğinde isteri belirtileri bir daha yinelemez.

    Bu bulgulardan yola çıkan Breuer ve Freud, isteri belirtilerinin üzücü bir anının ve bu anıya ilişkin duyguların bir başka görünüm altında dışarı vurması olarak açıklarlar. Hastanın yüzyüze gelmekten çekindiği bu kötü anı ve anıya ilişkin duygular, adeta psikolojik bir engel tarafından bilinç altına itilerek, hasta üstünde biçim değiştirmiş olarak etkilerini sürdürmeye devam ederler. Hastada süregelen bu çatışma isteri belirtileri olarak dışa vurur.

    İşte bu yeni anlayışa göre akıl bozukluklarının çoğu, tümüyle psikolojik kökenli olarak yorumlanabilmiştir. Akıl hastaları, bilincine varamadıkları ya da yüzyüze gelmekten çekindikleri duygusal sorunlar nedeniyle güçlerini yitirmiş kişiler olarak ele alınmışlardır. Böylece ruhsal bozuklukların kökeni aydınlığa kavuşmuştur. Ruh hastalarının sorunlarının da çözülebileceği anlaşılmıştır. Kişinin kendi kendini daha iyi tanıması yoluyla çektiği sıkıntının giderilmesi yöntemi kısa sürede yaygınlığa kavuşmuştur.

    Freud psikanalizin tanımını yaparken psikanaliz ile kişinin sıkıntısının giderilmesini amaçlamadığını; sinirsel kökenli sıkıntının yerine, daha doğal ve sinirsel olmayan bir sıkıntının geliştirilmesine çalışıldığını söyler. Bir başka deyişle, hastaya anlamsız gelen sinirsel kökenli sıkıntı çözülerek hastaya acı veren içeriği ortaya çıkarılır.

    YARDIM ETMENİN ÇEŞİTLİ YOLLARI

    Günümüzde insan tabiatı ve psikolojik bozukluklar konusunda birçok kuramın ve tedavi yönteminin ortaya atılmış olması, psikoterapiyi karmaşık bir duruma sokmaktadır. Bütün bu varsayımların tedavi yöntemlerinin kökeni Freud'un çizdiği psikolojik örnektir. Freud'un çizmiş olduğu psikolojik örnek bugüne kadar oldukça değiştirilmiş olmakla birlikte geçerliliğini sürdürmektedir.

    Psikoterapi ile ilgili çeşitli kuramlar ve uygulanan yöntemler üç grupta incelenebilir. Ancak bu yöntemlerin etkililiğinin blimsel yönden saptanması oldukça güçtür. Yöntemlerin etkililiğinin değerlendirilmesiyle ilişkili çalışmalar devam etmektedir.

    Psikanalitik psikoterapi özellikle İngiltere ve ABD'de uygulanan bir psikoterapi yöntemidir. Kişiliğin psikanalitik tanımı üzerine kurulan bu yöntemin psikanalizden ayrılan yönü uygulanış biçimidir.

    Psikoterapi uygulanan hasta, hiç tanımadığı bir yerde kaybolan, kendi kendine yolunu bulamayacağını anlayınca da yardım istemeye kadar veren bir insana benzer. Hastaya yolunu kaybettiren, o güne dek edindiği tecrübelere dayanarak kendisi ve başkaları hakkında öne sürdüğü görüşler ve yargılardır. Psikoterapi uzmanı ise hastayı çıkmaza sokan duyguları ve insan ilişkileri konusunda uzmanlaşmış bir kişidir. Bu nedenle hasta psikoterapi uzmanından yardım ve öğüt ister. Ancak uzman öğüt vermez. Uzmanın amacı hastanın kendini kaybolmuş hissettiği dünyasını gereğince tanıyabilmesidir. Bu nedenle hastasından bu dünyanın niteliklerini, sınırlarını, iyi ve kötü yönlerini araştırmasını ister.

    Psikoterapi uzmanı hastaya yol gösterirken insan kişiliği ve insan ilişkileri ile ilgili kuramsal bilgisinden, daha önceki hastalarından edindiği tecrübelerden yararlanır. Psikoterapi uzmanı hastada oluşan davranış bozukluklarını oldukça tarafsız bir gözle yorumlamalıdır. Uzmanın psikolojik bilgisi ve kendini iyi tanıması tarafsız bir yorum yapabilmesini sağlar.

    Psikoterapi sırasında hasta umutlarını, kuşkularını, sıkıntılarını, düşüncelerini, duygularını ve rüyalarını anlatır. Önemli olan anlattığı şeylerin gerçeğe yakın olmasıdır. Hastanın aklına gelen her şeyi anlatmasına serbest çağrışım denir. Psikoterapi uzmanı, kendini bulmaya çalışan hastasını dinleyerek onu anlamaya çalışır; aralarında ilişki kurabildiği gerçekleri hastasına açıklayarak onun farketmediği ya da karşılaşmaktan kaçındığı bağlantıları ve çelişkileri bulur. Uzman elde ettiği bilgilere dayanarak hastanın sorunlarına yeni bir yorum getirebilecek açıklamalar yapar. Anlatılanları hemen gözden geçirerek değerlendirmek çözümleyici tedavinin ana yöntemidir; geçmişin anlaşılması ve tanınması şimdiki durumu da aydınlatabilir.

    Geriye dönüş yaparak geçmişi incelemede, hastanın geçmiş olayları aktarış tavrı hastanın sorununun gerçek nedenlerini ortaya çıkarır. Hasta, olayları aktarırken psikoterapi uzmanını aktardığı olayların kişileriyle özdeşleştirmekten kendini alıkoyamaz. örneğin psikoterapi uzmanını sert, hoşgörüsüz babasının yerine koyarak onun sevgisini kazanmaya, onu hoşnut etmeye çalışır. Uzmanın öbür hastalarını annelerinin ilgisini çekmeye çalışan kardeşlerinin yerine koyarak, uzmanın bu hastalara gösterdiği ilgiyi kıskanır. Hastanın gerçekle bağdaşmayan bu tür davranışlarının anlamı, yavaş yavaş yorumlanarak aydınlığa kavuşur.

    Hastanın bu davranışları, geçmişteki asıl yerlerine yerleştirilince, hasta psikoterapi uzmanını da olduğu gibi değerlendirir; ona başka kişilikler vermekten vazgeçer. Geçmişi şimdiki zamandan ayırabilmesi sadece hastanın aklındaki karışıklığı gidermez, bu karışıklıktan kurtulan hasta özgürlüğünün de bilincine varır. Artık bir zamanlar kendisini uğraştıran şeyle uğraşmasına, bir zamanlar korktuğundan korkmasına gerek yoktur. Başarılı bir psikoterapi kişinin körükörüne ve sürekli olarak geçmişini tekrarlayarak yaşamasını önler. Böylece hastanın çevresindeki kişiler de hastanın kendilerine verdiği kişiliklere göre hareket etme zorunluluğundan kurtularak bir anlamda özgür olurlar.

    Hasta, kendinde hastalık sonucu ortaya çıktığına inandığı belirtilerden kurtulmak için psikoterapi uzmanına başvurur. Ancak analitik psikoterapi anlayışına göre hastanın benliğinin anlaşılmamış, tanınmamış bir parçası olarak kabul edilen bu belirtiler kişiden kesilip çıkartılacak bir fazlalık olarak değerlendirilemez. Freud bu belirtileri rüyaları açıkladığı gibi yorumlar. Bu belirtiler hastanın kabul etmek istemediği istek ve dürtülerinden oluşmuş bir yaşantının simgesidir.

    Belirtiler hastaya anlamlı gelecek bir biçimde açıklanmadıkça hasta bu belirtilerden kurtulamaz. Hastanın belirtilerin anlamını kavraması, onları bir çelişkinin simgesi olarak görmesi, belirtilerin çözümlenmesi için bir başlangıçtır. Artık belirtilerin yerini, kaçmak istediği çelişki almıştır. Kendisinden gizli kaldığı sürece etkisinden kurtulamadığı bu çelişki ile yüzyüze gelince, onu çözümlemesi gereken bir sorun olarak görebilir.

    GRUP ÇALIŞMASI

    Özellikle II. Dünya Savaşı sırasında ruhsal sarsıntı geçiren askerlerin yeniden eski sağlıklı durumlarını kazanarak cepheye dönmelerini sağlamak için, hastaları gruplar halinde tedavi etme yöntemi geliştirilmiştir. Grup tedavisi, savaştan sonra yalnız askerlerin tedavisine özgü bir yöntem olmaktan çıkarak, gruplar halinde birçok insanın birden tedavi edilmesi yönünden yararlı bir yöntem olarak her tür hastaya uygulanmıştır.

    Beş veya daha fazla hastanın birlikte tedavi edildiği bu gruplarda hastalar sürekli olarak birbirlerini etkilerler. Herkes kendi yaşamını ve sorunlarını anlatarak bir çözüme ulaşmak ister. Grup tedavisinde başlıca üç yöntem uygulanır. Kimi psikoterapi uzmanları, gruptaki hastaların aile içindeki yerlerinden ve ilişkilerinden yararlanarak tedaviyi yönetirler. Bazı psikoterapi uzmanları ise hastaların birbirleri üstündeki etkilerini tedavinin ağırlık noktası olarak kullanırlar. Kimi uzmanlar da bir grup insanın sürekli buluşması sonucu ortaya çıkan durumu, ilişkileri inceleyerek tedavi uygularlar.

    Aile bağlarının ve ilişkilerinin ağırlık noktası olduğu grup tedavisinde, tek bir kişiye yapılan psikoanalitik psikoterapide olduğu gibi, hastanın başkalarına «kişilik yakıştırma» davranışları incelenir. Grup tedavisinde hastalar yalnız uzmanı anne, baba, kız ya da erkek kardeşlerinin yerine koymazlar; öbür hastaları da bu kişilerin yerine koyarlar. Böylece her hasta, grubun öbür üyeleri ile birlikte çocukluğunu tekrar yaşar. Çocukluğunun çözümlenmemiş kıskançlıklarını, düşmanlıklarını, başkalarıyla arasındaki yarışmacılığı tekrar canlandırarak kişisel sorunlarının daha iyi anlaşılması için elverişli olanaklar ve uygun bir ortam yaratır.

    İkinci yöntemde ise hastalardan oluşan grup toplumsal ilişkilerin ve etkinin incelendiği bir ortam o!arak değerlendirilir. Gruptaki hastaların birbirleriyle ilişki kurmak ve bu ilişkiyi geliştirmek için kullandıkları yöntemler değerlendirilir. Psikoterapi uzmanı incelemesini kişilerin birbirlerinin üstünde yaptıkları etkilere yöneltir; yorumlarını ilişkilerin sürdürüldüğü biçimler ve sonuçlar üzerinde yoğunlaştırır. Hastaların birbirleriyle kurup sürdürdükleri ilişkileri geçmişle bağlantı kurarak yorumlamak grubun çalışmalarının önemli bir bölümüdür.

    Üçüncü grup tedavisi yönteminde ise, uzman grubun baştaki kişiye ya da birbirlerine karşı takındıkları tutumları, grubun davranışlarını etkileyen çeşitli kuralların gelişmesini ve grubun bir bütün olarak benimsediği belirli yöntemleri inceler.

    Rastlaşma, karşılaşma grupları olarak adlandırılan gruplarda, hastanın hayata ve insanlara karşı olan tutumunu daha dar bir alana yönelterek, savunma isteğini artıracak kısa fakat yoğun tecrübeler edinilmesi sağlanır. Bu yöntem çözümleyici olmayıp hastayı sıkı sıkıya şimdiki zamanda kalmaya zorlar. Hastanın gerçek yönünü ve duygularını ortaya çıkarabileceği çeşitli grup faaliyetleri ile korkuları ve umutları incelenir.

    Cari Rogers'in öncülüğünü yaptığı ve özellikle A.B.D’de yaygın olan bir başka psikoterapi yöntemi insanın psikolojik yapısı ile ilişkili bütün kuramları reddeder. Bu kuramların psikoterapi uzmanının görüş ve anlayışını kısıtladığını, hastalarda görülen sorunların uzmanlarda da oluşmasına yol açtığını ileri sürer. Bu sorunların en önemlileri yeni olaylara ve deneylere karşı olmak, kendi duygularını açığa vurmamak ve bilinç altına iterek katı bir kişilik geliştirerek, kendini tamamlanmış bir bütün olarak görüp aynı şeyleri tekrarlamaktır.

    Rogers psikoterapiyi insanın doğal gelişme, büyüme ve değişme süreci ile bir tutar. Her insanın belirli yetenekleri vardır; ancak bu yeteneklerin gelişmesi herkeste biraz engellenmiştir. Bu engellenmeye çeşitli biçimleriyle korku yol açar. Bu nedenle psikoterapinin amacı, kişiye büyüme sürecini başlatacak güvenliği sağlayacak ortamı yaratmaktır.

    Bir psikoterapi uzmanında olması gereken üç önemli nitelik vardır. Rogers bunları hastanın duygularını doğru ve tam olarak algılamak, hastaya olumlu bir gözle bakmak ve içtenlik olarak sıralar.

    İnsanların duygularını doğru ve tam algılamak bu niteliklerin en önemlisidir. Psikoterapi uzmanı hastasının o andaki duygularını derhal kavrayabilmeli ve bu duyguları anladığını söze dökerek hastasına iletebilmelidir. Uzman çeşitli ipuçlarından, sözcüklerin dışında kalan davranışlardan, Örneğin hastanın ses tonundan, duruşundan, yüz ifadesinden olayların gerçek durumunu saptamayı bilmelidir.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    Psikoterapi ne Değildir?

    1. Psikoterapi terapistininizin sizi eleştirmesi yada taşlaması değildir. Psikoterapistler sadece yanlışlarınızı göstermezler. Psikoterapistler sizi yargılamazlar.

    2. Psikoterapi bir eğitim seansı değildir. Bir diyalogtur.

    3. Psikoterapi bir nasihat veya öğüt değildir. Güzin abla ile hiç bir ilişkimiz yoktur. Psikoterapistler sizden daha akıllı değildir.
    Psikoterapistler sizin adınıza kararlar vermezler. Yapacağınız evliliğin geleceği hakkında tahminde bulunamazlar. Çünkü sizin için en iyi olanı yine ancak siz bilebilirsiniz. Psikoterapistler bir insan adına karar vermektense bir insana nasıl doğru karar verileceğini öğretmeyi tercih ederler. Psikoterapi zaman zaman küçük tavsiyeler içermesine rağmen genellikle psikoterapistler tavsiye vermekten kaçınırlar. Psikoterapistler kendinize verebileceğiniz tavsiyelere destek olarak kendi kararlarınızı alabilmenizi sağlamaya çalışırlar.

    4. Psikoterapi sadece çocukluğunuzu anlatmanız değildir.

    5. Psikoterapi sadece geçmişteki travmalarınızı anlatmanız değildir.

    6. Psikoterapi sadece olumsuz alışkanlıklarınızı anlatmanız değildir.

    7. Psikoterapi ne düşündüğünüz değil nasıl düşündüğünüzdür.

    8. Psikoterapist sizi değiştirmez. Değişmek için sahip olduğunuz içinizdeki güçleri gösterir.

    9. Psikoterapistler motivatör olarak çalışmazlar. "Hadi koçum sen yaparsın." gibi ifadeler kullanmazlar.

    10. Psikoterapistler sadece iyi dinleyen insanlar değildirler.

    12. Psikoterapilere zayıf insanların gittiği inancı son derece yanlıştır
     
  3. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Yanlış İnanış
    Yakın arkadaşlarla ya da akrabalarla konuşmak gibi bir sohbet şeklidir.

    Psikoterapide Asıl Amaç
    Psikoterapide asıl amaç rahatlatmak, neşelendirmek, hak vermek değildir.

    Beraberce üzülmek ya da kişinin üretemediği çözümü doğrudan bulup empoze etmek değildir. Psikoterapi ortamı, kişinin kendini tanıması ve çözümlerine ulaşabilmede gerekli psikolojik zeminin oluşturulmaya çalışıldığı bir ortaklıktır.

    Gerçek Olan
    Psikoterapi; bu konuda gereken eğitimi almış bir klinik psikolog/psikiyatr ile "psikiyatrik hastalık/psikolojik temelli" sorunlarının çözümü için kendisine başvuran danışan, hasta, çift, aile ve gruplar arasında gerçekleşen "tedavi amaçlı işbirliği-iletişim" sürecidir. Psikoterapide "belirli bir teori ya da paradigmaya dayanan, planlanmış bir tedavi yaklaşımı" vardır ve psikoterapist bu yaklaşımın eğitimini almış bir uzmandır. Bu özelliğiyle psikoterapi; diğer "danışmanlık, destek, koçluk, kişisel gelişim vb." süreçlerden ayrılır.

    Psikoterapi sorunun niteliğine göre bireysel, çift/evlilik terapisi, aile terapisi, ya da grup terapisi şeklinde uygulanabilir. Çoğu psikoterapi teknikleri yöntem olarak "karşılıklı konuşarak" iletişimi kullanır. Bazı psikoterapi türlerinde de İletişimde araç olarak yazmak, çizim, sanat terapisi, drama (rol yaparak, kurgulanan belli kişiyi/nesneyi canlandırma) yada müzik kullanılabilir.

    Çocuk psikiyatrisi alanında örneğin; oyun terapisi, çizim, drama sıklıkla kullanılan tekniklerdir, Tüm psikoterapi tekniklerinin ortak yönü; bir teoriye dayalı ve amaca yönelik olarak yapılandırılmış olmalarıdır. Ve hepsinde amaç; bireyin kendini gözlemleme kapasitesini ve kendine ilişkin farkındalığını artırmak, sorunlarının kaynağında ya da devamında kendi rolünü görmesini ve çözüm için gerekli zihinsel ve davranış değişikliklerini gerçekleştirebilmesini sağlamaktır.
     
  4. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Psikoterapistin vazifesi:
    Psikoterapi ortamı biraz da denizciliğe benzer. Hayat denize, kişinin hayatta kapladığını varsaydığı yer gemiye, kişi kaptana, terapist ise kılavuz kaptana benzetilebilir. Kişi kendi hayat gemisini kullanmakla yükümlüdür çünkü kaptan odur ve sorumluluk ona aittir. Ancak gemisini kullandığı alanda başka gemiler ve hayat denizinde fırtınalar, girdaplar ve su altında göremeyeceği çıkıntılar olabilir. Burada devreye kılavuz kaptan yardımı yani terapist girer. Kişinin hayat denizinde gemisini minimum risklerle güvenli denizlere ulaştırmasında kılavuzluk yapar. Özellikle bu yönüyle hayat dümenine yeni geçmiş olan çocuk ve gençlerde uygulanan terapiler tedavide büyük öneme haizdir.

    İLK ADIM: Psikoterapiye gitmenin utanılacak bir şey olmadığı artık tüm dünyada, gelişmiş toplumlarca bilinmektedir. Pek çok başarılı kişinin ardında psikolojik danışmanlar vardır. Kişinin kendindeki eksiklikleri ya da kendisini zorlayan süreçleri bilip hareket etmeyi istemesi son derece akıllıca bir seçimdir. Kendini çözümlemek, çözümlemeyi istemek ve bu kararı alıp, kararın arkasında durmak ilk adımdır.

    Psikoterapist Ne İster?
    Gelen danışanın terapi süreci bittiğinde; ilaç tedavisi de sonlandıysa, yeniden bir psikiyatrik tedaviye gereksinim duymaması için gerekli psikolojik zemine ulaşmış olmasını, doktora, ilaca ya da psikoloğa bağımlı kalmamasını ister.

    " PSİKOTERAPİ BİREYSEL ÖZGÜRLÜĞE GİDİŞ İÇİN SAĞLIKLI BİR SEÇİMDİR.

    YENİDEN RAHATSIZLANMAMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLERİN ÖĞRENİLDİĞİ BİR SÜREÇTİR."

    Terapi Süreci Nasıl İşler?
    • Detaylı bir bilgi alınması için öncelikle psikolog ile danışan arasında güvenin oluşması esastır. Bu ilişki bir seansta da oluşabileceği gibi doğası gereği beklenenden uzun zaman da alabilir.
    • Psikoterapi yalan üzerine inşa edilemez, bu zarar verir. Karşılıklı olarak her iki tarafın da bir diğerine güvenmesi şarttır.
    • Öncelikle kişilik analizi yapılır, çeşitli testler kullanılır. (Çocuk, ergen ve yetişkinde birçok farklı test bataryaları mevcuttur). Bu testlerin sonuçları kişiye aktarılır. Çocuk ise mutlaka aileye bilgi verilir. Ailenin de terapiye katılması gereken durumları terapist belirler. Terapi seanslarında içgörünün sağlıklı olması esas olarak kabul edildiğinden, edinilen bilgiler ve çıkarılan sonuçlar hakkında kişiye detaylı olarak bilgi verilir ve izlenecek yol birlikte çizilir.
    • Psikolog, danışanın sorun alanlarını kayda geçirir. Gerekli testleri uygulayarak kişilik yapısını da belirledikten sonra uygun psikoterapi yöntemini seçer ve bunu danışanla paylaşır. Terapinin hedefleri ve buna ulaşmak için gereken süre konusunda ortak fikir oluşturulur.
    • Terapilerde önemli olan sürekliliktir. Hiçbir terapi yarım bırakılmamalıdır. Eğer kişi terapist ile anlaşamadığını düşünüyorsa durumu terapisti ile paylaşmalıdır. Danışan çevresiyle kurduğu çatışmalı ilişkileri farkında olmadan terapide yansıtabildiğinden bu bilgi mutlaka terapistiyle paylaşmalıdır.
    • Tüm bunlara rağmen kişi seanslara devam etmek istemiyorsa karşılıklı bir olumsuz etkileşim durumu nedeniyle terapist değiştirme hakkına sahiptir. Burada önemli olan bu duyguyu terapiyi yapan kişi ile paylaşması ve bu konunun seansta konuşulmasıdır. Bu değerlendirmenin ardından seçim hakkı kişinin kendisine bırakılır.
    • Yetişkinler ile yapılan terapilerde özel bilgiler hiçbir şart altında, danışanın izni olmadan aile bireylerine ya da yakınlarına aktarılamaz. Gizlilik ve özele saygı önceliklidir.
    • Aile, okul, sosyal çevre gibi dış unsurları kullanmak gerektiğinde bu süreç gelen kişinin yaşı, eğitimi ve konumuna bağlı olarak şekillendirilir. Çocuk ve gençlerde tüm bu etkenler terapiye uygun şekilde dahil edilebilir. Yetişkinlerde de duruma göre sosyal yakınlık özelliklerine göre danışanın da isteği ile yakın çevresindeki kişiler terapiye dahil edilebilir.
    • Terapi seansları 50 dakikadır, ancak çeşitli uygulamalarda bu süreç azalıp artabilir. Bu uygulamanın nedenleri tedavinin şekline göre danışana bilgi olarak verilir ve onayı alınır.
    • Terapi süreci asla yarım bırakılmamalıdır. Terapinin sonlandırılma zamanı terapist ile birlikte kararlaştırılmalı, başlangıçta belirlenen hedefe ulaşılıp ulaşılmadığı etraflıca değerlendirilmelidir.
    Terapilerde Kullanılan Farklı Teknikler
    • Son 15 yıldır terapilere belirli araçlar da dahil edilmektedir. Bilgisayarın terapide kullanımı ile bedensel tepkilerimizi ve beyin dalgalarımızı da görmek mümkündür. Kişiyi rahatsız eden tepkilerin çözümlenmesi bu yolla da mümkün hale gelmiştir.
    • Biofeedback, Neurofeedback, Neurobiofeedback, Edufeedback denilen çalışmalar terapi sürecinde hızlanma sağlamaktadır. Bu yöntemler kişisel farkındalığı arttırıp kişinin tedaviye aktif katılmasını sağlamış ve gerçekten kendini kontrol edip edemediğini doğru olarak değerlendirmesinde yardımcı tekniklerdir.
    • Psikoterapide kullanılan değişik teknikler arasında Grup Terapileri (Psikodrama, Etkileşim Grubu vb), EF, EMDR, Hipnoterapi sayılabilir. Bu teknikler yeterli eğitim almış terapistler tarafından uygulanmalıdır. Aksi halde yanlış kullanım ve danışanın zarar görmesi söz konusu olabilir. Bir diğer terapi aracı olan REHACOM uygulaması da, üst düzey beyin işlevlerinde sorunlar olan hastaların tedavisinde kullanılan, bilgisayar programı olarak hazırlanmış egzersizleri içermekte ve çocuklardan yaşlılara kadar farklı yaş gruplarında uygulanabilmektedir.
    • Birçok kullanılan araçlarla birlikte zihinsel gelişimi de arttıran REHACOM uygulaması bilgisayar eşliğinde çocuklardan yaşlılara kadar çeşitli yaş durumlarında kullanılmaktadır.
    • İhtiyaca göre bir çok şekilde ve düzenekte terapi ortamı oluşturulabilir. Psikoterapiler bireye odaklı olabileceği gibi destekleyici enstrümanlarda kullanılarak yapılmaktadır. Pek çok terapi çeşidi bulunmakla birlikte kişinin yaşadığı duygu durumu ve zorlanmasına yönelik olarak terapide seçim yapılır ve seanslar arasında terapinin şekli psikoterapist tarafından süreç ile bağlantılı olarak değiştirilebilir.
    • Tedavi planlamalarında amaç; yanlış, çatışan, çelişki, uygunsuz davranış ve alışkanlıkların düzeltilmesi, işlevselliği ketleyici özelliklerinin giderilmesidir. Bu nedenle farklı teknikler kullanılmaktadır. Kişilik analizinin (MMPI) ardından yapılan değerlendirme ile kişiye uygun tedavide kullanılacak terapi biçimlendirilir.
    • Bazı terapilerde somut unsurlar içermesi ve sürecin çok uzun olmaması hedeflenir, kimi terapilerde ise bu süreç daha uzun ve detaylı olmalıdır.
    • Kişinin yaşı, eğitimi, şikayetiyle bağlantılı olarak terapist tarafından uygun terapi yöntemi seçilir.
    • Bazı terapi biçimlerinde amaçlanan; bireyin kendisi, çevresi, geleceği, var olma algısı, diğer insanları algılamalarına dair geliştirdiği yanlış algılarına dayalı inanç sistemlerini değiştirmek, uygun hale getirmektir. Tedavi sürecinde yanlış inançları ile ilgili farkındalık artırılarak kişinin bunları değiştirmek için bilinçli çaba sarf etmesi sağlanmaya çalışılır.
    • Çocuklarda oyun terapi de kullanılır. Duygu ve düşüncelerini sözel olarak ifade edemeyen çocuklarda tedavi ortamında bir iletişim biçimi işlevi vardır. Bu yolla çocuğun duygu ve düşünceleri öğrenilmeye çalışılır.
    • Grup terapileri içselleştirilmiş ve kişiselleştirilmiş sıkıntıların sağaltıl-masında son derece faydalıdır.
    • Grup terapilerinde amaç benzer özelliklerin bulunduğu ortamda katılımcıların kendilerini, birbirlerini ve sorunlarını grup dinamiği içinde tanımaları, tanımlamaları ve çözüm üretebilmeleridir.
    • Eğitsel terapiler; grup ya da bireysel olarak uygulanabilen tedavilerdir. Amaç belli alanlardaki beceri, görgü ve bilgi yetersizlikleri ile ilgili yapılandırılmış ve düzenli eğitsel çalışmalar yapmak suretiyle çalışılan alandaki yeti düzeyini artırmaktır. Kullanım alanları zeka geriliğinden, özel öğrenme güçlüğüne, konuşma bozukluklarından dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve diğer davranım bozukluklarının tedavisi gibi geniş bir yelpazeye yayılır.
    • Sanat terapisi de sık kullanılan bir terapi tekniğidir. Bu terapide bireyin duygu ve düşüncelerinin kullanılan sanat tekniği aracılığıyla dışavurumu sağlanır ve terapist elde ettiği verileri terapi sürecinde kullanır.
    • Müzik terapi de terapi yöntemlerinden biridir ve son derece önemlidir. Müzik diğer bütün sanat dalları gibi insanoğlunun duygularını açığa çıkardığı ve ortaya döktüğü bir ifade biçimidir. Tedavide duygu ve davranışların kontrolü ile ilgili yararlı bir araç özelliği taşır.
     

Sayfayı Paylaş