1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Rabbimizin Verdiği Nimetlere, İbadetle Cevap Veren Müslümanlar Der Ki

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Çirkin Kral tarafından 18 Kasım 2006 başlatılmıştır.

  1. Çirkin Kral

    Çirkin Kral Forum Tutkunu

    Katılım:
    4 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.948
    Beğenileri:
    23
    Ödül Puanları:
    1.880
    Meslek:
    Gümrükçü
    Yer:
    istanbul
    Banka:
    62 ÇTL

    Deriz ki, Allah, alemlerin Rabbidir. Hz. Peygamber ise alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Müslümanlar ise merhamet sahibidir. Müslümanların olgunluğu, sakinliği, sessizliği hep o merhametli olmalarından kaynaklanır.

    Yine deriz ki, müslümanların hayat tarzı inanca ve fikre dayanır. Bu uğurda ölmek şehidliktir. Allah'ın razı olduğu dinini (hayat tarzını), başka dinlerle (diğer hayat tarzlarıyla) karıştırmak caiz değildir.

    Ve yine deriz ki, müslümanlar tarihi seyirde bazan mağlub olarak yaşamışlardır. Ancak küfrün velayetini hiç bir zaman kabul ederek yaşamak ayrı bir şeydir, küfre mağlub olarak yaşamak ayn bir şeydir. Filistin'de, Çeçenistan'da küfrün velayeti reddedilmiştir.

    Şunu da deriz ki, müslümanlann muasır medeniyetler seviyesine çıkmak için bir niyet ve düşünceleri yoktur. Çünkü İslam yücedir ve onun üzerinde yücelik olamaz. Bati doktorlarından Dr. Joursan şöyle der: . "-Biz Avrupalıların senelerden beri geldiğimiz nokta, medeniyet olarak İslam Peygamberinin getirmiş olduğu medeniyetin daha ilk basamağıdır. Nerede diğer basamaklarına çıkabilmek?.."

    Ve dahi yine deriz ki, müslümanlar ilhamlarını toplumdan, hayattan, A.B.D.'den, Birleşmiş Milletler'den, Avrupa'dan değil, tüm dünyayı ve kainatı yaratan Allah'tan alırlar.

    Ve yine deriz ki, müslümanların inandığı Allah, Kur'anı Kerim'de tarifi yapılan, isim, sıfat ve fiilleriyle anlatılan Allah'tır. Böyle bir Allah'a inanan bir toplumun ahiret günü de vardır. Hayatımız sadece dünyada başlayıp dünyada sona ermeyecektir.

    Şunu da deriz ki, müslümanlar ibâdet hayati ile yeryüzünün sorumluluğunu ve yönetimini Allah'tan devir almışlardır. Babamız Hz. Adem'e bu devir teslim işlemi yapılmıştır. Yeryüzünde bir günlük adaletli yaşamanın 40 senelik ibadet yerine geçtiğine inanırız. Peşine takılıp gideceğimiz insanlar, Allah'ın kendilerine hidayet ettiği kimselerdir (En'am suresi: 90).

    Şu hususun da bilinmesini isteriz ki, müslümanlar kurumlarım, müesseselerini kanunlarla kurmazlar. Çünkü kanunlarla kurulan müesseseler zamanla yıkılır. Müesseseler, önce gönüllere kurulur, daha sonra ise hayata. Kanunlarla yıkılan türbeler, tekkeler ve zaviyeler yerle bir oldu. Ancak taşı toprağı yıkıldı. Velakin tasavvufi anlayışı hiç bir kuvvet yıkamadı.

    Ve dahi yine deriz ki, Allah'ın yanında durumumuzun ne olduğunu öğrenmek istediğimizde, kendi yanımızda mevlamızın emirlerine verdiğimiz değerlere bakanz. Bugün O'nun emirlerinin tamamını yaşadığımızı söylemiyoruz. Ancak Lozanla, İttihat ve Terakki ile, 31 Mart ve Menemenlerle, kullarına, kendisini unutturmayan Allah'a teşekkür etme durumundayız.

    Şunun da bilinmesini dileriz ki, Rabbimizin ezelde kullan için takdir ettiği şeyden, dünyada peşin olarak verdiği avans, ibadet ve taattır. Müslümanların yaptığı güzel ve salih ameller ise kulluk elbiseleridir. Biz müslümanlar bu elbiseleri çıkarmamaya söz verdik.

    Son olarak şunu da deriz ki;
    Rusya, 1917-1947 seneleri içinde 66 milyon 700 bin insanı öldürmüştür. 26 bin camiden 25 binini yıktı. 15 bin medreseyi yerle bir etti. 45 bin imamın hepsini öldürdü. Ancak en sonunda kendisi dağıldı ve yıkıldı.
    "Bütün Yollar Romaya çıkar" dediler, Roma yıkıldı, "Tüm yollar Varşovaya çıkar" dediler, o da yıkıldı. "Bu sefer yollar Moskovaya gider" dediler, o da yıkıldı.

    "Şimdi yollar Vaşington'a çıkar" diyorlar. Onu da göreceğiz. Bekleyin.
    Çin devreye girdi. 40 sene Mao zulüm yaptı. 1976 senesine kadar 63.600.000 insanı öldürdü. "Maonun Nutku" isimli kitabını 800 milyon bastırdı ve dağıttı. Nao bugün yok. Adı dahi anılmıyor.
    45 senelik zulmüyle Çekoslavakya, 42 yıllık zulmüyle Romanya, 40 senelik zulmüyle Maceristan, 42 yılıyla Polonya, 41 senesiyle Arnavutluk, 35 yılıyla Yugoslavya, 38 senesiyle İran.

    Bütün bu zâlimler ve yaptıkları zulümler ne oldu? Başındaki tacın ağırlığı 2 kg. 3380 adet elmas vardı. Şah ne oldu?

    "Biz o kafirin, dünyada iftihar edip durduğu şeyleri elinden alacağız. Huzurumuza yapayalnız çıkacaktır." (Meryem suresi: 80)
    Bu güçlü, kuvvetli devletler ne oldu? "İlelebed varız", diyenler nerede?
    "Putlara ibadet edenlerin, içinde bulundukları din (hayat tarzı) yıkılmaya mahkumdur." (A'raf suresi: 139)

    Bu misaller, bu rakamlar, bu ayetler çok şeyi anlatıyor. Hızla ahirete yaklaşan insanlara çok büyük dersler veriyor. Nikotin bulunan bir sigarayı veren birine teşekkür edip, her türlü nimetleri veren Rabbimize teşekkür etmeyenlere ikazlar ve irşadlar yapılıyor.

    "Vicdanları kabul ettiği halde, kibir ve büyüklenmeleri sebebiyle inkar ettiler" (Nemi suresi: 14)
    Kibir ve büyüklenmek. Ne çirkin şey. Bir de işin içine iki yüzlülük girerse, çık işin içinden artık çıkabilirsen.

    Üsdü'l Gabe Fi temyiz's Sahabe isimli eserde anlatılan iki hadise ile Allah'tan vahiy, kullardan ibadet isimli eserimizi noktalamak istiyoruz.

    Bir gün Hz. Ömer, Hz. Huzeyfe'ye dedi ki:

    -Valilerim arasında münafıklardan kimse var mıdır?

    Münafıklar ile ilgili isim dosyası kendisinde olan Hz. Hu-zeyfe cevaben:

    -Evet, bir tane var, dedi. Hz. Ömer (r.a):
    - O kimdir, diye sorunca, Hz. Huzeyfe: Onu söylemem, dedi. Bilahare Hz. Ömer araştırarak, o kişiyi bulmuştur.
    Sadece yorumunu sizlere bırakıyor
    Münafıkların listesinin Hz. Huzeyfe'de olduğunu bilen Hz. Ömer, cenazelerde hep onu arardı. Eğer Huzeyfe cenazeye iştirak ederse, namazı kıldırır, yoksa kıldırmaz bir başkasına havale ederdi.

    Yine bir gün Hz. Ömer'in yakın tanıdıklarından biri vefat eder. Gözyaşları içerisinde Hz. Ömer onu yıkar ve musallaya kor. Tam namaz kılınacağı anda, Huzeyfe gelir ve arka safta bulunan birine, ölünün kim olduğunu sorar. Öğrenince, hemen saftan ayrılır ve gider. Gözünün ucuyla hadiseyi takib eden Hz. Ömer'de diğer köşeden varır ve Huzeyfe'nin yakasını tutar:
    -Doğru söyle Huzeyfe, bu da münafıklardan mıydı? Huzeyfe (r.a):
    -Ey Ömer, onu bana sorma. Resulüllah onu bana emanet verdi ve kimseye söyleme, buyurdu.

    -Doğru söyle Huzeyfe. Allah için doğru söyle, dedi ve Huzeyfe'nin yakasını tuttu ve tekrar sarstı. Bunun üzerine Hz. Huzeyfe:
    -Maalesef Ya Ömer bu da münafıktı. Allah'ın bazı emirlerini kabul eder bazılarını kabule yanaşmazdı. İslam'ın bazı buyruklarını kabul ermezdi.

    Cevabı alan Halife Hz. Ömer yere yığılır ve ağlamaya başlar. Konuşacak hali kalmamıştır. Kollarından tutan Huzeyfe: Niye Ağlıyorsun, Ya Ömer, deyince:
    -Huzeyfe, Allah için, Resulüllah aşkı için söyle, Hattab'ın oğlu Ömer de münafıklardan mıdır? der.

    Yine yorumunu size bırakıyor, Allah'tan vahiy (Kur'an'ı Kerim'i) alan, dünya müslümanlarının, ibadet hayatı ile vahye cevap vermesini diliyor, bu kervanda hep birlikte yolculuk yapmamızı Rabbimizden niyaz ediyoruz.
     

Sayfayı Paylaş