1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Rabia Kazan Başını Açtı..

Konusu 'Sadece Magazin Haberleri' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 16 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Rabia Kazan Başını Açtı....

    Mehmet Ali Ağcanın eski nişanlısı, Kuran'ı Kerimi Okuyunca Başını Açtı

    [​IMG]


    Belki Mehmet Ali Ağca'nın nişanlısı olarak, belki yazdığı Tahran Melekleri kitabını okudunuz, belki başı kapalı olduğu halde çok güzel bir kadın olduğu için belki de gazeteci olduğu için... Bense Rabia'yı başını niye örttüğünü bilmeyen, bunu annesinin baskısıyla, zorlamasıyla, küçük bir kız çocuğunun taşıyabileceğinden çok daha büyük cehennemde odun olmamak için gibi korkularla yapan ama 30 yaşında Kuran'ı Kerim'in Türkçesi'ni okuyunca, böyle bir zorunluluğun olmadığını, 'kandırıldığını' üstelik bunu annesinin cahillikten yaptığını anlayan genç bir kadın olarak tanıdım... Rabia kendisi gibi, dünyanın birçok yerinde, ellerinden giyim özgürlükleri alınmış, şimdi başlarını nasıl açacaklarını bilmeyen ama bunun günah olmadığını anlayan sayısız müslüman kadın ve genç kız olduğunu söylüyor. Ve diyor ki 'Kuranı Kerim'de baş örtüsü sadece bir tavsiyedir, büyük patırdılar kopardığınız,hayatlarımızı mahvettiğiniz şey aslında bir zorunluluk değildir.. Kandırmayın bizi.. Ve şimdi soruyorum, siz hiç Kuranı Kerim' okudunuz mu? ' Ben Rabiaya inandım...siz de okuyunca ona hak vereceksiniz, biliyorum...


    "Annem Kuran'ı Kerim'in Türkçesini okumamış... Başını istersen örtersin, saygı duyuyorum... Ama bunu dini yaptırım olarak söyleyenler bize yalan söylüyorlar. Lütfen insanları kandırmasınlar. Kuran'da başörtüsü bir tavsiyedir."


    * 2007 yılında çıkartığınız "Tahran Melekleri" kitabınızı okuduğum günden beri sizinle hep bir yerlerde karşılaşıp konuşmak istemiştim çünkü kitapta çocukluğunuzu anlattığınız bölümler beni gerçekten çok çapmıştı. Siz baskıyla örtünmüş bir kadınsınız değil mi?

    Evet, annemin zorlamasıyla. Babam, Basın Yayın mezunu, okumuş biri. Fakat, Malatyalıyız biz, o dönem şimdi de çok bilinen adını vermek istemediğim bir cemaat çok popüler Malatya'da. Said-i Nursi'ler okunuyor, güzel. Fakat kadınlar grubunda daha sert bir tutum var. Daha katı bir islam anlayışı mevcut. Annem aslında açık biriydi. Bu akımla kapanmış. Üç yaşındaki dört yaşındaki resimlerime bakıyorum başımı örtmüş annem. Çok kötü değil mi? Dualar okuturdu bana. Severdim de ama annemin öğretilerinde kortutan bir Tanrı vardı. Sıcak sular, kazanlar, yakmalar...

    * Tanrı demeniz çok ilginç... Sizin Allah demeniz gerekmiyor mu?

    Hep uydurma kurallar işte... Sonra, annem babam ayrıldı. Annem çok fazla kaptırmıştı kendini babamsa normal hayatına devam ediyordu, içki içiyordu canı istediğinde. Ama bu evliliklerini bitirdi. Üç kardeşiz biz. Üçümüzü de anneme verdiler. Dört yaş küçük kızkardeşim var, bir de küçük erkek. İlkokul üçte falan kapalı kafalarla okula gönderiyordu annem bizi. Eteğimizin altına pantalon giydirirdi. Benim uzun süre aklım almadı etek altı çorap ya da pantalon giyilmeden etek nasıl giyilir diye. İlkokul üçe kadar toplantılarda falan örterdi kafamızı ama sonra tamamen kapatmaya karar verdi. Hocası "Cehenneme odun olmamanız için çocuklarınızı erkenden kapatın" diyor. Ama okulda alay ederlerdi bizimle. Öteki tarafta cehennemde odun olacağız, kafamız çok karışırdı. Betül -kız kardeşim sosyolog, başı açık- benden daha cesurdu dedi ki "Kaloriferin arkasına saklayalım başörtüsünü apartmana girincece takarız." Ve öyle yapmaya başladık. Ama sonunda yakalandık ve bedelini kötü ödedik. Başörtüsü yüzünden ilk cezanı çekiyorsun. Annemin döverken "şeytan çık" falan dediğini hatırlıyorum. Niye taktığımızı bilmiyorduk, ne olduğunu da... Sadece cehenneme odun olmamak için...

    * (Beraber geldiler ve kızkardeşi Betül'ü gördüm. Mimar Sinan Üniversitesi'nde tezini hazırlıyor. Rabia kadar güzel ve gayet modern, başı açık biri. Yan yana gerçekten inanılmazlar ama Betül resim çektirmek istemedi o yüzden onu göremeyeceksiniz.)


    Kızkardeşim başını kapamamak için camdan atladı

    * Annenize kızgın mısınız ya da onu affetmeyi başarabildiniz mi? Betül nasıl direndi?

    Betül zor şeyler yaşadı, pencereden atladı, babam aldı onu ve böylece iki kızkardeş çok farklı büyüdük. Aile konularında silmeyi istediğim unutmak istediğim zor günlerimiz oldu. 10 yaşındayken annem babam ayrıldı. Babam üç kere evlendi başka kardeşlerimiz de var.

    Başörtüsüyle ilgili bizi kandırdılar

    * Annenize döneceğiz ama hemen şunu soracağım, kıskandınız mı Betül'ü?

    Kıskanmadım. Uzun süre ayrı kaldık. Çok farklı büyütüldük. Zihin farkı çok büyüktü aramızda. O beni yobaz bulurdu. Okuldan almaya giderdim onu Mimar Sinan'dan kimsenin beni görmesini istemezdi. Eve hocaları gelirdi, odadan çıkamazdım. Birbirimizi birbirimizin hayatlarından saklayarak bir dönem geçirdik. Ama sonunda birbirimizin hayatlarını dönüştürdük. Betül benim hayatımda çok önemlidir. Beni tek tip beslenmekten kurtardı. Yeni şeyler öğretti. Sonunda yeri geldi kandillerde oruç tutmaya başladı o, ben gerekirse tutmadım. Zaten lise bitene kadar iki hayatım vardı. Kapanacağım zamanlar açamacağım zamanlar gibi. Liseden sonra iyice büyümüştüm artık ve tamamen kapandım. Benim öykümden çok var bu ülkede. Çok okuyucum var, toplanıyoruz bazen ve anlamaya çalışıyoruz. Annem bugün hâlâ Kuran'ın Türkçesi'ni okumamış. Saçlar haramdır denmeyen bir ayetle, baş örtülmesi bir tavsiye olarak söylenen - o da o zaman ki dönemde ziynetlerini saklamaları için bir emniyet yöntemi olarak ve yöntemin şekli söylenmemiştir - bir şeyle annemin bize bunu yapmasını anlamak çok zor. Keşke okusaydı, kendi bizi bilerek eğitseydi. Cehaletle değil. Her şeyle ilgili ayet var, bugün kıyametleri kopardığımız başörtüsüyle ilgili ayet yok. Bizi kandırdılar. 30 yaşında öğrendim ben de. Şimdi, belki başımı açarım. Başımı niye kapattığımı bilmedim niye açtığımı biliyor olucam, açarsam.

    Ayakkabı ve çantaya çok para veririm

    * Peki, güzel olmanız sizin öykünüzü farklı kılıyor mu? Siz, başka başı örtülüler gibi sadece başınız örtülü diye mahalle baskısıyla karşılaşmamışsınızdır diye düşünüyorum, yanılıyor muyum? Güzel kadın her şekilde güzel kadın değil mi?

    Gerçekten doğru. Hiç başım kapalı diye küçümsendiğim bir an hatırlamıyorum. Tam tersine benim güçlü bir aksesuarım. Hatta şöyle söyleyeyim; başımın açık olmasıyla kapalı olması arasında cinsel cazibe farkı olduğunu düşünmüyorum.
    Size de müthiş yakışır. İzin verirseniz size birgün benim başörtülerimden takayım, bayılacaksınız. Daha bile fazla beğenebilirsiniz kendinizi. Liseden sonra artık tamamen kapanınca bari kendi stilimi oluşturayım dedim. Yakışanı ve yine de güzelliğimi ortaya koyabilmeyi istediğimi hatırlıyorum. Kendim çiziyorum elbiselerimi. Stilimi kendim buldum. Hepimiz kadınız işte. Tırnaklarım yaptırmak ve kaşlarımı aldırmak için kuaföre giderim. Saçlarımı açtığım kuaförler de var. Kumaşlarımı Dubai'den alırım. dantelleri mi de. Ayakkabı ve çantaya çok para veririm. evet çok utanıyorum ama mutlaka iyi bir marka çanta takarım. Başörtüme kadar diktiririm. Parfüm çok severim.

    İran'da kadın tüccarlarının eline düştüm

    * İran'da geçerdiğiniz zamanı da dönüşümünüzün önemli parçası olarak anlatıyorsunuz...

    İran benim için gerçekten büyük değişim ve dönüşüm yaşadığım bir zamandır.

    Kendi sahip olduğum bir dergi çıkarıyordum, o dergi için bir aya yakın İran'da kalıp kadınlarla konuştum. Kitap yazmak aklımda yoktu ama öyle şelyer yaşadım ki. 500 dolara iki gece nikah teklifi aldım. Özgürlükleri elinden alınmış kadınlara armağan ediyorum bu kitabı. Hatta ilk gittiğimde kadın tüccarlarının eline düştüm resmen. Orada iki günlük parayla kıyılan nikah var, yasal. Bunu ayarlayan kadının evinde kalıyormuşum meğerse. Ellerinden kaçtım. İran'a kadar da renkli bir kişiliktim ama İran'dan sonra çok değiştim. Ve nasıl biliyor musunuz, Kuran-ı Kerim'in Türkçesi'ni okumaya karar verdim orada. Ve kimsenin okumadığını fark ettim. Sadece kulaktan dolma biliyorlar. Enformatik cehalet. Türkçesi'ni okumadan neye inanacağız bilemeyiz. İnsanlar, yabancı biriyle evlendim, farklı şeyler düşünüyorum diye bu dediklerimi de uç algılayabilirler. Oysa ki bir gerçekten, cehaletten bahsediyorum. Ayşe Arman'ın yazı dizisi çok önemliydi bu açıdan. Üstsüz güneşlenmeyi yazmasının dışında çok iyiydi.

    Tenis kıyafeti giyip saçımı at kuyruğu yapmak istiyorum

    * Giymeyi istediğiniz ama giyemediğiniz, en özendiğiniz şey ne? Flört edebildiniz mi hiç?

    Etmedim dersem şimdi yalan söylemiş olurum. Flört ettim tabii ki. Tenis kıyafeti giymeyi çok istiyorum. Beyaz şort, beyaz tişört, lastik ayakkabı, şapka. Saçlar at kuyruğu. Bunu yaşamayı isterim. İran'da bir arkadaşım "Saçlarım at kuyruğu güneşin altında doyasıya yürümeyi istiyorum" demişi. Çok üzülmüştüm. Rusari bağlar İran kadınları, yarım kahkül gözükür, bazen o sıyrılıp arkaya doğru kayar. Kızlar bir iki saniye daha açık kalsın diye yavaşca düzeltirler. Bir tel saçı biraz fazla göstermenin nasıl bir mutluluk olduğuna inanamazsınız.

    Kuran'da başörtüsü bir tavsiye lütfen insanları kandırmasınlar

    * Peki, anlattığınıza göre Kuran-ı Kerim başı örtmeyi emretmiyor değil mi?

    Şunu algıladım, din kurallara bağlı bir şey değil. Kalple olan bir şey. Baş kapatmak en kolayı. Dürüst insan olabiliyor musun? Sana tokat atana öbür yanağını dönebiliyor musun? Tanrı'nın istediklerini yapmak o kadar zor gelmiş ki onlara en kolayını başını örtmeyi birinci kural yapmışlar. Yok böyle bir şey Kuran'da. Kuran baştan yorumlanıp yazılabilecek kadar fazla malzemeli ve yoruma açık. Özünü bize unutturmaya çalışıyorlar. Dindarlar çok cahil. Tanrı'yı da kandırıyorlar. Kuran-ı Kerim'i okumuyorlar... Okumadıkları bir kitaba inanıyorlar. Cahillik. Annem okumamış... Başını istersen örtersin çok saygı duyuyorum... Ama bunu dini yaptırım olarak söyleyenler bize yalan söylüyorlar. Lütfen insanları kandırmasınlar. Kuran'da başörtüsü bir tavsiyedir. Kuran'ı bir okuyun müslümanların neleri ihlal ettiklerini göreceksiniz. Tanrı kapatmamızı emretse bunu açıkca belirtemez miydi, kadının adet konusu hakkında bile ayrıntılı bir anlatım varken, başörtüsünün bir tavsiye niteliğinde olması belirsiz olması o kadar önemli olmadığını gösteriyor. Anlattıkları gibi değil, inanmayın. İncili de Tevrat'ı da okudum. Hatta İncil de Kuran çok daha fazla baş örtüsünden bahsedilir elçilerin mektuplarında.

    Kuran'ı okuyunca başımı açabileceğimi anladım

    * Roma'da yaşıyorsunuz eşinizle? Orada daha rahat giyiniyor musunuz?

    Bazen eşofmanla başıma şapka takıp, bakkala gittiğim oluyor. Bazen açmayı düşünüyorum başımı ama bunu anlatmadan yapamam. Benim gibi çok kız var tanıdığım, onlara anlatabilmeliyim. Çok araştırma yapıyorum. Dünyanın her yerinde İslamiyeti araştıran insanlarla ilişki içindeyim. Ama başımı açabileceğimi Kuran'ı Kerim'i okuyunca anladım, bu bir gerçek. İslamın şartı değil, imanın şartı değil. Küçücük önemi olmayan bir cümle. Çeyrek bir uslupla anlatılmış. Çöl kültüründen çıkmış. Bizim öz kültürümüz değil. Arap kültürü bu. Şu an bunları ouyunca kızan insanlara soruyorum "Siz hiç Kuran'ı Kerim'i okudunuz mu?"


    İpekçi'nin diktiği gelinliğimi hediye etmek istiyorum

    "Eşim ağır ceza avukatı. Üniversitede ders veriyor. Kominist partiden. Aslında evlenecek biri değilim. Özgürlüğüme çok düşkünüm. İtalyanlar bize benziyor. Onlar da çok kıskanç. Bir daha evlenirsem Amerikalı'yla evlenmek isterim. Onlar birbirlerine çok fazla alan veriyor. Çok özel pahalı bir gelinlik giydim. Cemil İpekçi yaptı. Savoroski taşlarla işlemeli. Danteli çok özel. Bunu isteyen birine hediye etmek istiyorum. Bir kere giydim, çok iyi muhafaza ettim. Başı açık biri de olabilir. Çünkü duvak kısmı alternatifli. Hatta açık birine daha çok vermek isterim. Belediyede evlendim kilisede değil. Çırağan gibi tarihi bir otelde düğün yaptık. Annem gelmedi. Babam gelmedi. Müslüman olmadığı için kızdılar. Aslında müslüman olması gerekmiyordu ama şahadet getirdi. Annemin elini öptü. Ben sevdim, evlendim zaten. Ama babamla yeni yeni barışmak üzereyiz. Daha tam barışmadık. Annem birini Müslüman yapmanın cennete götüreceğine inandığı için kolay affetti. Babam direniyor. Ne kadar saçma şeyler. İki ayda bir bazen ayda bir İstanbul'a gelip üç gün bir hafta kalıyorum. 2.5 saat Roma- İstanbul. Başka ülkelere de çok gidiyorum. Evimin dışında çok vakit geçiriyorum. Eşim de bunu anlıyor. Yapmak istediklerimi biliyor."

    Başörtülü kızlar istedikleriyle evleniyor


    * Başörtülü kızlar kiminle evleniyor?

    - Tabii ki istedikleriyle evleniyorlar. Kırsal kesim hariç tabii. Buradaki kızlar çok özgür. Ben Florya'da oturuyorum. İslami kesimin çok zengini orada oturuyor. Başının açık olup olmadığına bakmıyorsun bile altında vücut hatlarını ortaya çıkaran kot, elinde telefon sürekli mesaj. Erkek arkadaşları var. O yüzden Ahmet'in (Ahmet Hakan) yazdığına çok güldüm ben. Böyle birşey yok. Hatta dini ayrımlar yapılmıyor. Alevi ya da başka bir dinden erkek arkadaşları olabiliyor. Aradaki kutuplaşma azalıyor. Başörtüsü geçmiş yıllara göre şu dönem sempati kazanmış bir olgu.
    Sizin zannettiğiniz gibi kapalı bir dünyaları yok, ekonomik düzeyi yüksek İslami grubun kadınlarının. Ben o kadar rahat bir İslami kesimin içinden geliyorum ki hep çapkınlık var. Baskıyla kapatılanlar da özellikle daha rahat bir durum var. Tepkililer ve o denli günah korkusu yok. O da bir kadın var bir nefsi var sizin gibi istekleri var. Takmış bir başörtü ama niye bilmiyor. Başı açıklardan daha serbestler, 'Tak' dediler diye takmışlar. AKP'ye teşekkür ediyorum o kadar fazla sosyete İslami kesim türedi ki iş, sayelerinde normale geldi yoksa yobazlık çok daha öndeydi anlayış olarak.

    * Peki başını açmak isteyen kadınlar tanıyor musunuz? Tüm dünya üzerinde O kadar çok ki, inanamazsınız. Yakın arkadaşlarım, akrabalaram, başka üykelerdeki dostlarım.


    Hücre'yi yazarken Ağca'nın annesinde kaldım, çocukluğunu araşırdım

    * Ekim'de yeni kitabınız çıkacak. Ağca ile ilgili olan...
    İsmi Hücre... İsmini "Katil" koymayı düşünüyordum ama incitici olur diye hücreye çevirdim.

    * Bu kitap sizin yazdığınız bir şey mi yoksa Ağca'nın yazdığı kitabın düzeltilmişi mi?

    Ağca bir dönem çeşitli gazetecilere mektuplar yazmıştı. Hayatını anlatan bir kitap hazırladığını söylüyordu. Ortadoğu Gazetesi'ndeydim ben de o sırada. Patronumuza gelmiş mektup, 'Sen gider misin?' dedi. Çok gencim, 25 yaşındayım. Çok heyecanlandım tabii. Hapishaneye girmeye izin vermiyorlar. Balçiçek Pamir de girememişti. Ben de "Malatyalıyım, Ağca'nın da nişanlısıyım" dedim. İçeri aldılar. Öyle bir nişan yoktu, küçük kurnazlıktı bu. Ama Ağca'nın bana ilgisi tabii ki oldu ama bu normal birşey. Ben de Ağca'ya sadece bir mahkum gözüyle baktım ve insani şeyler hissettim tabii. Ama bu bir kadın erkek ilişkisi değildi. Ama bir dialog oldu tabii. İlişkisi olamazdı. Ağca'nın büyük bir hayal dünyası var. Bana yazdığı mektuplarda Hollywood yıldızlarının onu ziyarete geldiğini yazardı. Ayrıca benim çok kısmetim vardı çevremde. Fransız, Amerikalı erkek arkadaşım, hepsi benimle evlenmek istiyordu. Çok gençtim hapiste olan biriyle evlenmezdim. O bana evlenme teklif etti ama kendini öyle önemsiyordu ki mektup da şunu yazmış "Benimle evleniyorsun ama rahibe hayatı yaşayacaksın."

    * Kim gelmiş onu ziyarete Hollywood'dan mesela?

    - Catherine Zeta-Jones...

    * Size benzetilebilecek biri. Ne kadar zaman gidip geldiniz hapishaneye?

    - Angelina Jolie de vardı. 5 yıl aralıklarla tabii. Dediğim gibi Ağca'nın bana birşey hissetmesi çok normal. Duygusal teklifleri oldu tabii, ama ben orada gazeteci olarak bulunuyordum. Benim hissetmem tuhaf olurdu. Yazdığı kitabın düzenlenmesini, belgesel çekilmesini sağlıyordum. İş yapıyorduk. Para vardı ortada ayrıca. İtalyan'ca bir kitap yazmıştı. Deccal Vatikan diye. Çok kötüydü. Kopuk kopukdu zamanlar. Yayına hazırlanmasını yapıyordum. Onun hayatında çok önemli olan biriyle beraber çalışıyordum. Bunu o bana önerdi. Bense hücredeki bir mahkumla ilgili bir şey yazmak istiyordum. Ağca benim kullandığım profilim oldu. Belgeler, somut şeylerle Ağca'nın hikayesini kullandım. Aslında bir mahkumu anlıyor "Hücre."

    * Sorduğunuz her sorunun cevabını alabildiniz mi? Cinayetle igili yeni bir şeyler anlattı mı?

    - Çok konuşan biri değil. Sorduğunuz zaman cevap alamazsınız. Zor bir insan. Sürekli yeni yalanlar üreten biri. Ama yalan olarak söylemiyor bunları. Hayatını bunlar üzerine kurmuş. Yalanlar hayatının şekli gibi. 2010'da çıkıyor Türkiye yeni yalanlara hazır olsun. Elinde başka bir şeyi yok zaten. Hücresini sürekli değiştirirdi. Hayallerle tabii. Böyle ayakta kalıyor. Korkunç bir hayalgücü var. Ama cinayetle ilgili iyi bir bölüm var kitapda. Belgelere dayalı. Annesinde kalmaya gittim. Çocukluğunu araştırdım. Çok fakir bir aile. Bu acılardan kullanılmaya çok müsait. ama keşke bu yolu seçmeseydi çünkü aslında çok zeki biri. Bir mahkumu bu kadar yakından görebilmek anlayabilmek büyük bir zenginlik benim için tabii.
     

Sayfayı Paylaş