1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

RADİKAL YAPILANDIRMACILIK NEDİR?

Konusu 'Eğitim İçerikli Makaleler' forumundadır ve dderya tarafından 2 Mayıs 2015 başlatılmıştır.

  1. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL
    Nuray senemoğlu'nun Gelişim Öğrenme ve Öğretim kitabından..

    RADIKAL YAPILANDIRMACILIK NEDİR?


    Radikal yapılandırmacılık “gerçek”, “hakikat”, “dil” ve “imanın anlama«* hakkındaki sorulara pragmatik bir yaklaşım sağlayan bir bilme kuramıdır Bilgj hakkında bir düşünme biçimi ve bilme etkinliğidir. Bilmeye ve bilginin problemlerine geleneksel olmayan bir yaklaşımdır. Radikal yapılandırmacılık herhangi bir geleneksel bilgi kuramından farklıdır. ‘Bilgi’, ‘hakikat’, ‘iletişim’ ve ‘anlama’ kavramlarının kökten bir biçimde yeniden yapılandırılmasını gerdeli kılmıştır. Ernst von Glasersfeld’e göre yapılandırmacılıktaki temel ilkeye dayanmaktadır.

    1. Bilgi edilgin (pasif) olarak alınamaz; anlamlandıran organizma (birey) tarafından yapılandırılır.

    2. Anlamlandırma, uyum sağlamaya ve yaşantı dünyasının örgütlenmesine hizmet eder; metafizik gerçeği keşfetmeye değil (Glasersfeld, 1997).

    Radikal yapılandırmacılık, bilgi nasıl tanımlanırsa tanımlansın düşünen organizma, kendi yaşantısına dayalı olarak bildiği şeyleri yapılandırmaktan başka seçeneği yoktur sayıltısıyla başlar: Yaşantı, sadece bilinçli olduğu sürece oluşur Yaşantının şeye, eşyaya, kendimize, başkalarına ve benzerine ilişkin çok çeşidi türleri vardır. Her tür yaşantı esas olarak özneldir ve bir kişinin yaşantısının, bir başkasının yaşantısına benzemeyeceği, bu nedenle bir kişinin bilme (knovving) yolunun bir başkasının bilme yoluyla aynı olamayacağına ilişkin birçok kanıt gösterilebilir. Dilin yorumlanması ve yaşantı arasında da aynı ilişki vardır

    DİLİN YORUMLANMASI

    örneğin; “Sırıtmak” sözcüğü Zilede “ayakta durmak” anlamında kullanılmaktadır. Zile ye yeni atanan bir öğretmen ev sahibinden tuz istemeye gider; o anda çamaşır I yıkamakta olan ev sahibi kapının arkasında ayakta beklemekte olan genç öğretmene “orada niye öyle sırıtıyorsun hoca hanım, içeri geçip otursana” der. Henüz Zile’ye yeni gelmiş, halkla yeterince etkileşimde bulunup yaşantı geçirmemiş olduğundan yerel dilde kullanılan bazı sözcüklerin anlamlarına henüz alışmamış öğretmen “neden öyle sırıtıyorsun” cümleciğine önce çok şaşırmış, bozulmuştur (ancak ev sahibinin yüz hatları, söylediği cümlenin anlamının aksine, çok sevecen olumlu bir ifadeye sahiptir). Yaygın kullanım olarak Türkçede “sırıtmak” sözcüğünün anlamı “çirkin gülüş”tür; ve öğretmen sözcüğün sadece bu anlamını bilmektedir. Daha sonra ev sahibi ile dostlukları gelişip, yeterince yaşantı geçirdikten sonra “sırıtmak” vb. kullanılan diğer bazı sözcüklere içinde yaşadığı kültüre özgü olarak kendinde var olan sözcüklerin anlamlarına yeni anlamlar yüklemiş, kavramları yeniden yapılandırmış; yorumları genişlemiştir.

    Anlamları, bireyin kendi öznel yaşantılarına göre bireyin yapılandırdığını ifâde etmek bazılarında şok etkisi yaratmıştır ve eleştirileri şu noktaya odaklanmıştır:

    1. öznelliği, gerçekliğin reddedilmesi ile eş anlamlı görmüşler; öznefiflt üstündeki vurguyu en uç nokta olan dış dünyadaki gerçekleri reddedip, ‘dış dünya bireyin kafasında oluşturduğu algılardan başka bir şey değildir' adamışıyla eş değer olarak almışlardır. Çünkü gerçekler ne olursa olsun bireyin onhn yapılandırmada özgür olduğunu düşünmektedirler.

    2. Bazıları da yapılandırmacı yaklaşımın saçma olduğunu iddia etmişted yapılandırmacılığın, bireyin bilgisinin gelişiminde, sosyal etkileşimin ve toplumun rolünü gözardı ettiğini düşünmüşlerdir. Glasersfeldc göre, iki eleştiri d» doğru değildir; hoş görülemez, yersiz eleştirilerdir, -daha

    sonra ayrıntılı bir biçimde açıklanacağı gibi- ne gerçeğin reddedilmesidir m de sosyal etkileşimlerin ve toplumun rolünün gözardı edilmesidir.Yapılandır- macılık, metafizik düşünceleri ne reddeden ne de onlarla ilgili olan bir yakkr şımdır. Yapılandırmacılık rasyonel düşünmeye bir yaklaşım önenndtt:

    Glasersfelde göre kuşkusuz kendi öyküsünün başlangıcı, yaşamında yaması gerekenlerle geleneksel bilgi kuramlarına ilişkin açıklamalardan tatman olmamasıydı. Kendi ifadesinde, ‘karşılaştığım kişiler ve okuduğum yazarİam fikirlerinden edindiklerim onlarla tümüyle aynı fikirde olmadığımı, yorumlarımla kendi modelimi oluşturmamı sağladı’ demektedir. Bu nedenle kendi modelini açtklamaya iki açık uyan ile başlamıştın

    Birincisi, Bağımsız bir gerçeği betimleme iddiasında olmayıp bir düşünme yolunu açıklamaya çalışmaktadır. Bu nedenle radikal yaptlandtrmaahğt bir ubilme yaklaşımı” ya da “bilme kuramı” olarak adlandırmayı tercih et

    miştir. Yapılandırmacılığı, geçmişte “epistemoloji” ya da “bilgi kuramı” olarak kullanmasına rağmen artık bu kavramları kullanmaktan kaçındığını ifade etmektedir. Çünkü geleneksel senaryoya göre birey, önceden hazırlanmış olan bir dünyaya doğmakta, bu dünyanın temsilcilerini de kendi kendine keşfetmesi beklenmektedir. Yapılandırman bakış açısından ise, kişi bireysel yaşantılarının sınırlarını aşamaz. Bu durumda, sosyal etkileşimlerin biçimlendirin etkilim gözardı etmek, görmezden gelmek mümkün değildir.
    İkinci vyanstntn ise, anılar ve genel olarak hatırlama etkinliği ile ilgili olduğunu söyler. İtalyan felsefeci Giambattista Vico (1744 - 1861) şu noktayı dikkatimizi çekmektedir: Geçmişi tam olduğu gibi yeniden aynen yapılanda»» mayız. Çünkü geçmişi anlama ve biçimlendirmede şu anda sahip olduğumuz kavranılan kullanmaktan kendimizi alıkoyamayız. Oysa şu anda sahip okhı- jğumuz kavramlar geçmişte yoktu ve biz geçmişi o zaman var olmayan şimdiki sahip olduğumuz kavramsal yapı ile anlamaya çalışırız. Bağımsız olarak iki yüzyıl sonra Jean Piaget (1968) de aynı sonuca ulaşmıştır.
     

Sayfayı Paylaş