1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ramazan-ı Şerif

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Hazangülü tarafından 26 Ağustos 2007 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    976 ÇTL
    Ramazan-ı Şerif öyle büyük bir aydır ki, bunun kadar kıymetli hiçbir ay yoktur. Bu mübarek ayda Kur'anı Azümüşşan, levhi mahfuz'dan birinci kat semadaki Beytül İzzet'e indirildi.
    Sonra Hazreti Cebrail Aleyhisselam Kur'anı Azümüşşan'ı ayet, ayet Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'e taşıdı. Bu ne büyük iştir, bunu takdir eden var mu ac aba? Ben edemiyorum, siz edebiliyor musunuz? Derler ki: "Elde olmayan, beyde olur." Sure-i Hicr'de şöyle buyurulur:
    "Zatı Akdesime kasem olsun ki, sana tekrarlanan yediyi (Fatiha suresini) ve büyük Kur'an'ı verdik." (Hicr, 87)
    Mevla Teala bu ayeti celilede şöyle buyurmuş oluyor: "Habibim! Fatihai Şerif ile Kur'an'ı Azim vermekle bütün dünyanın ve ahiretin en büyük devletini sana vermiş olduk. Kureyş'in köşkleri, sarayları, ticaret kafileleri sana verilenlerin yanında toz sayılır, hiç sayılır. En büyük zengin sen olmuş oldun. Bundan daha büyük devlet olsa, onu sana verirdim, fakat yok."
    Peygamber Efendimize verilen nimetler bizlere de verildi. Az çok amel etmeye çalışıyoruz. Bazen de nefsi emmare şaşırtıyor bizleri. Kur'an Kerim büyüktür. Ya Rabbi! Zevken tattır bize bunu.
    Allahu Teala Ramazanı Şerifte indirilen Kur'anı Azümüşşan'ın insanlara hidayet olduğunu buyurmuştu.
    Kur'anı Kerim'in insanlara hidayet oluşu iki türlüdür.
    1 Kur'anı Kerim'in bazı kimseleri elinden tutup onları Hazreti Allah'a teslim etmesidir. Nitekim surei Bakara'nın 1,2,3,4 ayeti celilelerinde bu kimseler şöyle vasıflanmıştır.
    "Elif, Lam, Mim. İşte bu kitap ki, bunda bir şek yoktur. Muttakiler için bir hidayettir. O muttakiler ki, gayba inanırlar, namazı da doğruca kılarlar, kendilerine merzuk ettiğimiz şeylerden de infakta bulunurlar. Onlar o kimselerdir ki, sana indirilmiş ve senden evvel indirilmiş kitaplara da iman ederler. Onlar ahirete de yakinen inanırlar."
    2 Kur'anı Kerim'in diğer hidayet oluş şekli ise, ayeti celilemizde buyurulduğu üzere insanları doğru ve yanlış olana delalet etmek üzere sadece yol göstermesidir. İmamı Rabbani Kuddise Sirruhu Ramazanı Şerif hakkındaki yazmış olduğu mektuplarının birinde şöyle buyurur: "Allahu Teala'nın zatının şuunatından biri, kelam şanıdır. Bu kelam şanı bütün kemalatı Zatiyye'yi ve şuunatı sıfatiyyeyi camidir.
    Mübarek Ramazan ayında da, bütün iyilikler, bütün bereketler bulunur. Bunların hepsi Allahu Teala'nın zatındaki üstünlüklerden gelmektedir. Bu üstünlüklerin hepsi de, kelam şanında bulunmaktadır.
    Kur'anı Mecid bu her şeyi cami olan hakikatin (kelam sıfatının) bir mahsulüdür. Bundan dolayı bu mübarek ayın Kur'anı Mecid ile tam bir münasebeti vardır. Şu cihetten ki; Kur'anı Kerim bütün kemalatı cami olup bu ay ise o kemalatın neticesi ve semereleri olan bütün hayırları camidir.
    Anlatılan münasebettendir ki; Kur'anı Kerim bu ayda nazil olmuştur." (cild 1, mektup 162)
    Bu ayda Kur'anı Kerim'i hatmeden kimse onun bereketinden mahrum kalmaz. Kim bu ayı birlik beraberlik huzuru kalp ile geçirirse yıl boyu bu hali devam eder. Bu ayda nafile olarak yapılan namaz, zikir, sadaka ve benzeri ibadetler diğer aylarda diğer aylarda eda edilen farz ibadetlerin sevabı ile eşittir. Ramazan ayında bir farz ibadeti eda eden, diğer aylarda yetmiş farz ibadeti sevabı alır. Kur'anı Kerim insanlara iki şekilde hidayettir demiştik.
    Ne kadar iyi Müslüman olursanız, Kur'anı Kerim sizin için o kadar hidayettir. Kur'anı Kerim Mevla Teala'nın bütün kemalatını camidir. Ya bir kimse onu okur, ezberler amel ederse ne olur? Artık o kimse kainata sığmayacak kadar büyük bir zat olur.
    Mevla Teala kainata sığmaz. Mümin kulunun kalbine sığar. Bu nasıl olur? Kainat mekandır, mümin kulun kalbi ise la mekandır. La mekan olan Allahu Teala ancak iman, zikir, fikir ile kalbini la mekan eden kulunun kalbine sığar.
    Bir kimse Ramazanı Şerif ayında ancak iki sebepten oruç tutmayabilir.
    1. Hastalık sebebiyle,
    Müslüman bir doktor derse ki; oruç tutmayın, aksi halde hastalığınız artacak, o zaman oruç yenir. Oruca inanmayan adamların sözü ile oruç yenmez. Zira onlar sağlam adama bile oruç yedirirler.
    2. Seferi iken,
    90 Km. uzak mesafeye sefer edildiğinde.
    Evet, bu iki hal sebebiyle oruç tutulmayabilir. Fakat mümkün mertebe tutmaya gayret etmelidir. Zira Mevla Teala bir başka ayeti celilede şöyle buyurmuştur: "Ve eğer oruç tutarsanız sizin için hayırlıdır. Eğer bilirseniz." (Bakara, 184'ten)
    Bu iki halde oruç yemek helaldir fakat tutmanız daha hayırlıdır. Ramazanı Şerifte hasta olması yahut seferi olması hasebiyle oruç tutmayan bir kimse Ramazanı Şerif ayından sonra, tutamadığı günler sayısınca oruç tutar.
    Bir kimse hastalandığında hastalığından sebep oruç tutmasa Ramazanı şeriften sonrada iyileşemem zannedip tutamadığı günler için fidye verse sonra da iyileşse fidye verdim diye oruç tutmaması caiz olmaz. Tutması gerekir.
    Ders ayeti celilemizin bir üstündeki ayette Mevla Teala oruç tutmaya gücü yetenlerin fidye verdikleri takdirde oruç tutamaya bileceklerini bildirmişti.
    Zira İslam'ın başlangıcında insanlar henüz oruca alışık olmadıklarından Allahu Teala oruca gücü yetenleri, tutmaları veya fidye vermeleri arasında serbest bırakmıştı. Ancak dersimizin bu ayeti kerimesi ile bu hüküm nesholundu. Hasta veya yolcu olanlar müstesna olmak üzere mutlaka oruç tutmanın vacip olduğu açıklandı.
    İslam'da zorluk yoktur. Hasta veya seferi iseniz oruç tutmayabilirsiniz. Namazda kıyamda duramıyorsanız, oturarak kılabilirsiniz. Ayağınıza su değdirmemeniz gerekiyorsa mest giyersiniz. Yirmi dört saat müddetince çıkarmaz, abdest aldığınızda sadece üç parmağınız ile mesh etseniz caizdir.
    Allahu Teala bizlere anamızdan babamızdan daha çok acıyor.
    Kur'anı Kerim'i okuyalım,
    Kur'anı Kerim'i sevelim,
    Kur'anı Kerim'i sevdirelim,
    Kur'anı Kerim'le amel edelim,
    Kur'anı Kerim'le amel ettirelim,
    Kur'anı Kerim'in manasını anlayalım,
    Kur'anı Kerim'i anlatalım.
    Böyle büyük bir nimet daha bulunmaz diyorum sizlere. Bir hadisi şerifte şöyle buyurulur:
    "Kim Allah ile konuşmak isterse Kur'an okusun." Bazen kul Mevla ile konuşur. Bazen de Mevla Teala kul ile konuşur. Mesela: "Hamd alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olup ceza günün maliki olan Allah (u Teala)'ya mahsustur." Buraya kadar Mevla Teala kulu ile konuştu. Bu ayetten sonra kul Mevla'sı ile konuşuyor.
    "(ya Rabbi!) Yalnız sana ibadet ederiz ve ancak senden yardım dileriz. Bizleri doğru yola hidayet et."
    Mevla Teala, hasta ve seferde olan kimseye oruç tutmayı neden meşru etti, ta ki onu büyük tutalım. Allah çok büyüktür demektir.
    Kim farz namazından sonra otuz üç Sübhanallah, otuz üç Elhamdülillah, otuz üç Allahu Ekber diyerek tesbih çeker sonra da: "La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ küllü şey'in kadir" derse o kimse hakkında Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz "Cennete girmiştir" buyuruyor.
    Bakınız girecektir değil de girmiştir buyuruyor, bu ne demektir, kesindir. Bir kimse Sübhanallah dediğinde, "Allahu Tela şerlerinden zevallerden çirkinliklerden noksanlıklardan beridir" demiş oluyor.
    Elhamdülillah dediğinde ise, "hayırlar, kemaller, hüsünler, cemaller hepsi Allahu Teala'ya mahsustur" demiş oluyor. İşte bunun için Allahu Teala Sübhanallahi Ve bihamdihi zikrini çok seviyor. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurur: "İki kelime vardır ki Rahman olan Allah'a sevgili, dilde hafif, kıyamet terazisinde ağır yer tutar, onlarda: "Sübhanallahi Ve bihamdihi, Sübhanallahi'l Azim kelimeleridir."
     

Sayfayı Paylaş