1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Resimden - Sabahattin Eyüboğlu

Konusu 'Hobiler & Sanat Eserleri' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 22 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Bizde resmin kendisi yenidir, son yüzyıl içinde başladı, gelişti. Gerçi daha önceki nakışlarımız arasında en yeni Batı resminin aradığı değerlere ulaşmış eserler var. Hattâ bana sorarsanız resim sanatını insan düşüncesinin nakış olması diye anlatmak onun özüne daha uygun düşer. Ama bizim ilk ressamlarımız nakışı yenileştirerek resme varmamışlar. Nakıştan kesin bir ayrılışla batı ressamlarının yoluna girmişler. Bundan ötürü Türk resmi batı resminin son yüzyıl içindeki gelişmelerini pekaz gecikmelerle benimseye gelmektedir. Dahası var: Akademizm denilen saplantıdan, tabiat kopyacılığından bizim ressamlar daha kolay kurtuldular. Bizimki kadar akademik-den kurtulmuş bir devlet resim akademisi Avrupa'da aramayın. Paris'te kopyacı resim anlayışından kurtulamamış ressam ve seyirci sayısı ina-nılmıyacak kadar çoktur. Resimde ressamı, resim sanatını ve bir düşünce çabasını değil de kendi hoşlandıkları kaşı gözü, kediyi köpeği, tası tarağı, o korkunç deyimle ölmüş tabiatı arayanların daniskası oradadır. Bizde kopyacılıktan kurtulan resmi, yadırgıyanlar çok çok "Böyle insan mı olur? Ben daha iyisini yaparım." deyip geçiyorlar. Paris'te öyle mi ya? Bir akademi üyesi, ünlü bir yazar, François Mauriac çıkıyor,Picasso'yu Tanrı'nın sureti olan insanın biçimini bozdu diye din îman düşmanı sayıyor, şeytana, deccala filan benzetiyor. Aman tahtaya vuralım, bugünlerde bizim aramızdan da böyle bir düşünür çıkabilir. Oysaki biz insanın ve tabiatın ne biçimlere sokulabileceğini eski nakışlarımızdan bildiğimiz için, sonra sırtımızda Avrupa'lılar kadar yumurta küfesi de olmadığı için yeni resme, yani kopyacılıktan kurtulup yaratıcılığa giden resme daha kolay yatabiliriz. Ama bu demek değildir ki ressam etrafını görmiyecek, gördüğünü anlatmıyacak. Tersine ancak kopyacılıktan kurtulan gördüklerini söyliyebilir. Nitekim resim sanatı tabiat kopyacılığından kurtulduğu ölçüde tabiatı ve gerçeği anlatabiliyor.

    Ankara'da birbiri ardından sergi açan Abidin Dino, Arif Kaptan, Ferruh Başağa bu söylediklerimi resimleriyle benden çok daha iyi anlatıyorlar. Dino daha kapısından girer girmez "Benzemiyorum" diye bağıran keskin, alabildiğine zengin şekilleri, çizgiler gibi kıvranan insanları, insanlar gibi manalı çizgileriyle diyor ki size: Burada seyredeceğiniz göstermelik tabiat şirinlikleri değil benim kafamın içidir. Resimlerim düşündüklerimdir; onları anladığınız ölçüde beni, beni anladığınız ölçüde onları anlarsınız". Dino durgun, ölmüş tabiattan öylesine kurtulmuş ki resminde değil yalnız çalkanış, kıvranış; yürüyüş halindeki insanlar, cansız çanak çömlek, kapı pencere, elma armut bile rahat durmuyor: Hepsi telâş içinde. Ama Dino tabiattan uzaklaştıkça gerçekten uzaklaşmıyor; tersine, Anadolu'nun insanlığı ve dertleri onun sergisinde sevimli röportajlardaki kadar daha da çok görülüyor. Dino-nun yapabileceği tiyatro dekorlarını, duvar resimlerini, büyük çapta fikir nakışlarını düşündükçe onun süsliyeceği bir yeni şehir kurasım geliyor.


    Arif Kaptan'ın sergisi de açık ve cüretli bir ortaya çıkışla son yıllar içinde bu ressamın başından geçenleri anlatıyor. Hem ayrı ayrı her resimde, hem bütün sergide soyut güzelliklere doğru hızlı bir kayış var. Kaptan, resimlerini seçmesi, dizmesiyle bize sanki şunları söylüyor: "Ben uzun zaman resmi tabiattan ayırmadım. Gerçi manzara yaparken renkleri gönlümce değiştirir, ağacı, yaprağı tablomun düzenine uydururdum; ama eninde sonunda tablemun özü tabiattı; benim uydurmalarım eklentiydi. Şimdiyse öz, benim uydurmalarım, tabiat eklenti." Tabiî Kaptan için, Paris'e gider gitmez oranın modasına uymuş, diyecekler; bu değişmenin ne sıkıntılar, bocalamalar bahasına olduğunu bil-miyecekler; ama bunlar da eklenti. Olan şu ki bir kölelikten kurtulmanın sevinci içinde dilediği ritme ayak uyduruyor.


    Ferruh Başağa tabiat kopyacılığından, daha erken, Paris'e de gitmeden kurtulmuş. Bilhassa son resimlerinde tasvirden çok nakış aradığı besbelli. Renkleri, şekilleri gittikçe düzlemiş, keskinleşmiş, kolay hisliliklerden yıkanmış. Hele Başağa daha büyük resimler yapmak imkânını bulsun mavisi daha mavi olacak.

    Daha büyük resim... Bu arzu hemen bütün resamlarımızda çoktan beri var. Aslını ararsanız yeni resim çerçeveli muşambalardan çok geniş düzeyler istiyor, istiyor ama nerde bulsun? Duvarlarda diyeceksiniz; ben de öyle diyorum, ama imkân duvar sahiplerinin elinde. Onların da resim sevenleri ziynet eşyasına benzer camlı çerçeveli alınır' satılır, gereğinde dolaba da konur cinsten resim istiyorlar.
     

Sayfayı Paylaş