1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Roma Antik Kentleri

Konusu 'Turizm Rehberi' forumundadır ve Suskun tarafından 29 Ağustos 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Palmira
    [​IMG]
    Palmira'da sabahın erken saatleri
    Palmira; (Arapça: تدمر , Tedmur veya Tadmor, İngilizce: Palmyra) orta Suriye'de antik zamanların önemli dini ve ticari merkezi olan, UNESCO tarafından 1980 yılında Dünya Miras Listesi'ne alınan şehir.

    Şam'ın 215 km kuzeydoğusunda, Humus'un 155 km doğusunda ve Fırat'ın 120 km güneybatısında bir vaha üzerinde kurulmuştur. Suriye çölünün ticari kervanlarının geçiş noktasında olması sebebiyle "Çölün Gelini" de denilen şehrin isminin bulunan ilk bilgilere göre Tedmur, Tedmür, Tadmur veya Tudmur olduğu Mari'de bulunan Babil tabletlerindeki kayıtlardan anlaşılmıştır.Fransız arkeologlar tarafından 1933 yılından itibaren antik Mari şehrinden çıkarılan 25.000 tabletten anlaşıldığına göre Palmira'nın tarihi M.Ö. 19. yüzyıla kadar gerilere gitmektedir. Yunan ve Roma kaynaklarında ise 1. yüzyıldan itibaren kayıtlara rastlanılmıştır.

    Antik çağ dönemi
    [​IMG]
    Palmira harabelerinden bir görünüş


    Palmira, 1. yüzyılın ortalarında kervanların geçiş güzergahı üzerinde, Pers İmparatorluğu ve Akdeniz kıyısındaki Romalıların ve Fenikelilerin limanları arasında Roma İmparatorluğu kontrolünde bir şehir konumunda bulunmaktaydı. Şehrin coğrafi konumu ticari ve dini merkez haline gelmesini kolaylaştırmıştır. Aramilerin bölgeye yerleşmesiyle Palmiralıların kültürü Yunan-Roma ve İran (Partlar) izlerini birlikte barındırmaya başladı. Bu ortak kültürün izleri; tapınaklarda her iki kültürün de mimari stilinin kullanılmasından ve insan büstlerinde görülen, her iki kültüre ait giyim tarzının benimsenmiş olmasından anlaşılmaktadır.

    [​IMG]
    Bel (Baal) Tapınağı'ndan günümüze kalanlar

    Tadmur, İbranice yazılan Yahudilerin kutsal kitabı Tanah'da Davud'un oğlu Süleyman tarafından kurulan bir çöl şehri olarak geçmektedir. (Tadmur; Süryanice-Aramice “Mucize” anlamına karşılık gelmektedir.) Tanah'ın "Kralların İlk Kitabı" bölümünde ise yine Süleyman tarafından kurulan Tamor veya Tamar şehri şeklinde rastlanılmaktadır. Bölge kültüründe kimi zaman "t" ve "d" telaffuzunun yer değiştirmesi veya '4'"t" ve "d" kullanımının zamanla düşmesine rastlanıldığından, Tanah'ta da bu durumun ortaya çıkması muhtemel gözükmektedir. Palmira'da bulunan tapınağın ise Romalıların bölgeye gelmesinden 2000 yıl öncesine dayandığı düşünülmektedir. Bu tapınağın geniş ve büyük sütunlarla çevrilmesi, yapımındaki ustalık ve ihtişamı hayret vericidir.

    Roma vatandaşı ve yahudi tarihçi Flavius Josephus ise Antiquities of the Jews adlı eserinde Tadmor'un Süleyman tarafından kurulduğunu yazmış ve şehrin Yunan ismi Palmira'yı kullanmıştır.

    Tadmor veya Tedmür şehrin İbranice ismi olduğu ve mucize anlamına geldiği bilinirken, Palmira isminin nereden geldiği ve anlamı bilinmemektedir. Bazı akademisyenlerce bölgede sıklıkla görülen palmiye ağaçlarından geldiği, bir kısmına göre ise Tadmor kelimesinin hatalı tercümesinden geldiği düşünülmektedir.

    Yunanlılar, Romalılar, Sasaniler ve Bizanslılar dönemleri
    [​IMG]
    Palmira tanrıları. Soldan sağa: Ay Tanrısı "Aglibol", Güç ve Gökyüzü Tanrısı "Beelshamen", Güneş Tanrısı "Malakbel", 1. yüzyıl, Louvre Müzesi.
    [​IMG]
    Palmira'da bir mezarda kadın büstü. 2. yüzyılın sonları. British Müzesi.
    [​IMG]
    Part savaşçısını tasvir eden Palmira rölyefi.
    [​IMG]
    Palmira Müzesi'nde mezarlarda yatanları betimleyen mezar büstleri 2008.


    Yunan kökenli Selevkos İmparatorluğu M.Ö. 323 yılında tüm Suriye topraklarını kontrol altına aldı ancak Palmira kentini bağımsız olarak bıraktı ve şehir ticari önemini korumaya devam etti. M.Ö. 41 yılında Mark Antony yönetimindeki Romalı ordusu şehri almaya çalıştıysa da çok istekli olmamaları sonucu başarısız oldular ve Palmiralılar Fırat'ın öbür yakasına kaçabildiler. Bu olay Palmira'ya Roma tehdidinin ilk göstergesiydi.

    Jones ve Erieira, Palmiralı tüccarların ticaret gemileriyle İtalyan sularında bile Hint ipeği ticaretinin kontrolünü ellerinde tuttuklarını ve Romalı olmadan Romalılar içinde yaşayan tek halk ve en zengin şehir olduklarını, kolayca Romalı rolü oynadıklarını not ederek, durumu eleştirmişlerdir.

    Roma İmparatorluğu'nun çevresindeki ticaret yollarını tamamen kontrol altına almak istemesi Palmira'nın bağımsızlığı için en büyük tehlikeydi. Palmira, Tiberius (M.Ö. 14–M.Ö. 37 tarafından Roma'nın Suriye eyaletinin bir parçası haline getirildi. Romalıların işgali sonrasında da şehir İran, Çin, Hindistan ve Roma İmparatorluğu arasında ticari önemini korudu. M.S 129 yılında Hadrianus Palmira'ya geldi. Palmira'yı serbest şehir ilan ederek adını Palmira Hadriana olarak değiştirdi.

    212 yılının başlarında Palmira'nın ticari hayatı, Fırat ve Dicle bölgelerinde kurulan Sasani İmparatorluğu tarafından tehdit edilmeye başlandı. İmparator Carcalla Palmira'ya bir Roma garnizonu konuşlandırdı.

    Roma İmparatoru Valerianus tarafından, Palmira prensi Septimius Odaenathus, Suriye eyaleti valisi olarak atandı. Daha sonra Valerianus Sasaniler tarafından esir alınıp, Bişapur kentinde 260 yılında ölünce Odaenathus intikam amacıyla hazırlıklara başladı. Tizpon kentine iki kez saldırdı. Odaenathus, yeğeni Maconius tarafından öldürülünce, yönetim karısı Zenobia (Zennube, Zabuniye, Zeynubiye ve Zeynep vs. Zeyno Süryanice silah anlamına da gelmektedir.) ve oğlu Vabalathus' geçti. Zenobia Roma yönetiminden bağımsız hareket etmeye başladı ve Palmira'nın etki alanını güney Suriye'de bulunan Busra kentine ve Mısır'ın batı kesimlerine kadar taşıyarak, kısa süren Palmira İmparatorluğu'nu kurdu. Daha sonra kuzeyde Antakya'yı aldı. Kısa sürede Anadolu'nun güneyi ve doğusunu, Fırat ve Dicle havzasının bir bölümünü, Suriye, Filistin, Sina yarımadası ve Mısır'ın önemli bir bölümünü yönetimi altına alan imparatorluğun, Roma yönetiminin dikkatini çekmesi uzun sürmedi. 272 yılında İmparator Aurelian kaybedilen toprakları almak üzere, Palmira üzerine sefere çıktı. Doğuda kapsamlı bir harekata girişen imparator, kısa sürede Antakya ve Humus şehirlerini zaptedip, Palmira'ya ulaştı ve Sasanilere sığınmak üzere olan Kraliçe Zenobia ve oğlunu sağ olarak ele geçirdi ve esir alarak İtalya'ya götürdü. Bu sırada yıkıma uğramayan şehirde, 273 yılında ayaklanmalar başlayınca İmparator Aurelian tekrar Palmira'ya geldi ancak bu kez askerlerin şehri yağmalamalarına izin verdi. Bu yıkım Palmira şehrinin çöküşüne yol açtı, şehir bundan sonra eski günlerine geri dönemedi. Şehir imparatorluk tarafından Romalı asker lejyonlarının kalacağı askeri bir üsse çevrildi. İmparator Diocletianus ise Sasanilerden korunmak amacıyla lejyon sayısını arttırarak Palmira'nın yalnızca bir askeri üs olma konumunu pekiştirmiştir.

    Roma İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra doğudaki topraklar Bizans İmparatorluğu'nun eline geçmiş ancak şehre Bizanslılarca da ilgi gösterilmeyerek, askeri üs konumu korunmuş ve sadece bir kaç kilise inşa edilmiştir. Palmira'da eski dönemden kalan tapınaklar Bizans döneminde kiliseye çevrilmiş ve Süryani toplumunun bir merkezi haline gelmiştir.

    İslamiyetin ilk dönemleri, Osmanlı Devleti, Fransa ve Suriye dönemi
    [​IMG]
    "Palmira Şeyhi" (1875)19.yüzyılda bölgeye gelen Batılı turistler için Palmira Şeyhi ilgi çekici bir obje idi. Oysa bu tarihlerde şehrin turistik önemi Osmanlı Devleti'nce bilinmemesine rağmen, Avrupa ülkelerince ortadoğuda arkeolojik çalışmalar ve bölgeye olan ilgi artmaya başlamıştı.
    [​IMG]
    Baal Tapınağı'nda Fransızlarca yapılan tahribat ve tarih kazımaları. Fransızlar 1930'lu yıllar boyunca tapınakta bulunan kurşun çivileri, mermi yapımında kullanmak üzere sökmüşlerdi. Resimde tapınağın üst kirişlerine kazınan "1938" ibaresi açıkça görülüyor.

    Halife Ebu Bekir döneminde, Palmira'ya ilk müslüman gruplar 634 yılında ulaştı. Halid bin Velid tarafından aynı yıl fethedildi. Şehrin askeri önemi muhafaza edildi. 800 yılından itibaren şehri terketmeye başlayan insanlar, 1089 yılındaki büyük depremden sonra şehri tamamen boşalttı.[3] Yavuz Sultan Selim'in 1516 yılında doğuya yönelmesiyle Suriye, Filistin ve Mısır kısa sürede Osmanlı İmparatorluğu'nun birer eyaleti oldu. Osmanlılar tarafından özerklik tanınan Lübnan Prensi II. Fahreddin (1522-1635), Palmira kentine hakim tepeye Fahrettin al Maani kalesini yaptırdı. Daha sonra Fahreddin'in isyan etmesi nedeniyle üzerine sefer düzenlendi ve yakalanarak idam edildi. Palmira kenti I. Dünya Savaşı'na kadar Osmanlı Devleti'nin elinde kaldı. 1920 yılından 1946 yılına kadar Fransızların yönetimindeki Suriye'de ve dolayısıyla Palmira'da, bir çok diğer antik kent gibi arkeolojik kazılar yapılmaya başlanmıştır. 1946 yılında Suriye'nin bağımsızlığını kazanmasıyla Fransız etkisi geçmemiş, 1980'li yıllara kadar kentin arkeolojik değeri Suriye devleti tarafından da anlaşılamamıştır.

    Palmira'da kültür ve sanat


    Palmira'nın M.Ö. 19. yüzyıla uzanan tarihi ile sağlıklı veriler elde edilememiş olmasına rağmen, bir çok farklı ülkeden arkeoloji grupları Palmira'da çalışmalarına devam etmektedir. Aynı zamanda dünyanın bir çok ülkesinden turistik geziler ve organizasyonlar düzenlenmektedir.

    Palmira'da mezar süslemeleri ve mezar mimarisi gelişmiştir. Mezarlarda bulunan insan büstleri Palmiralıların sosyal yaşamı hakkında ipuçları vermektedir. Palmiralılar; Romalılar ve Persliler (Sasaniler-Partlar) arasında kalan bir toplum olarak, her iki kültürden de etkilenmiş, giyim tarzından sosyal aktivitelere kadar Helen ve Pers izleri görülmüştür.

    Baal Tapınağı başlı başına Palmira'nın bir simgesi olmuştur. Şehrin ticari başarısının doğal sonucu olarak mabetler, binalar ve surlar dönemin en kaliteli yapıları olmuştur. Helen tanrılarına da önem verilmesinin bir işareti olarak Polonyalı bir arkeoloji grubunca 2005 yılında bulunan Nike heykeli örnek gösterilebilir.
    [​IMG]
    Palmira panoramik görünüş.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Afrodisias

    [​IMG]
    Afhrodisias Aphroditesi
    [​IMG]
    Aphrodite Tapınağı Ana Girişi: Tetrapylon (dört kapı)
    [​IMG]
    Sebasteion Kabartmaları


    Afrodisias (Ἀφροδισιάς, Aphrodisias), Anadolu'nun Karia Bölgesi'nin kuzey-doğusunda, Tanrıça Aphrodite'e adanmış antik Roma kenti. Bugün, İzmir'e 230 km. uzaklıktaki Aydın İli Karacasu ilçesine bağlı Geyre Köyü yakınında yer alan Afrodisias, Salbakos (Baba) Dağı'nın (2308 m.) batı eteğinde, denizden yaklaşık 600 m. yükseklikteki bir plato üstünde kurulmuştur.

    Aphrodisias antik kentinin içinde Pekmez Höyük, Kuşkalesi ve Akropolis adlarıyla bilinen üç yer prehistorik dönemlerden itibaren iskan görmüştür. Prehistorik yerleşmelere ait dolgular Pekmez Höyük'te tespit edilmiştir. Pekmez Höyük'ün yüksekliği yaklaşık 13 m., taban çapı 125 m.dir.Ovanın güneyinde üçüncü bir prehistorik yerleşme yeri ise Kuşkalesi'dir.

    Antik çağ yazarlarından Byzantionlu Stephanos (M.S. VI. yüzyıl başı) kentin adını Ninoe olarak belirtmiştir. Bu ad Akadlardaki Tanrıça Nin ya da Nina (İştar) ile benzer olup Aphrodite kültüyle ilişkilidir. Yunan coğrafyacılar Strabon (M.Ö. 64-24) ve Pausanias (M.S. 143–176) ile Romalı tarihçi Tacitus (M.S. 56–117) ve Romalı bilgin Yaşlı Plinius (M.S. 23–79) gibi antik yazarların yapıtlarında da hakkında bilgiler bulunan Afrodisias'ın Roma’yla yakın ilişkileri, M.Ö. 82'de imparator Sulla'yla başlar, Julius Caesar (hükümdarlık dönemi M.Ö. 46–44) ve ardından adına kutsal bir yapı yapılmış olan Octavianus'la (Augustus, hükümdarlık dönemi M.Ö. 27-14) devam eder. Bu dönemlerde kente imparatorların yardım ettiği bilinmektedir. Bu nedenle M.S. I ve II yüzyıllarda Afrodisias, hem dini bir merkez durumuna gelmiş hem de kültür ve sanat alanında gelişerek Karia'nın bir metropolisi olmuştur. Kentin adı, bu dönemde Aphrodite'nin adını unutturmak istercesine, Stauropolis olarak değiştirilmiştir. Kent daha sonra, 1080–1256 arasında Anadolu Selçuklularınca ele geçirilmiştir.

    Roma ve öteki merkezlerde ele geçen ve üstünde Afrodisiaslı sanatçıların imzası bulunan birçok yapıtın yanı sıra ören yerindeki kazılar sonucunda ortaya çıkarılmış yüksek nitelikteki heykel ve öteki plastik yapıtlardan, Afrodisias'ın Yunan ve Roma dünyasının en önemli heykelcilik okullarından biri olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca kentte bilim, edebiyat ve felsefe konularında değerli kişilerin yetişmiş olduğu da bilinmektedir. Tıp alanındaki yazılarıyla tanınan Ksenokrates, Neron (hükümdarlık dönemi M.S. 54–68) ve Flaviuslar döneminde (69-96) bu kentte yaşamıştır. Roman yazarı Khariton (M.S. II. yy.) ve Aristoteles felsefesinin yorumcusu olarak tanınan Aleksander (M.S. 200) Aphrodisiaslı ünlülerdendir.

    Aphrodisias kenti, M.S. 260'larda Got akınlarının tehdidine karşı yapılmış 3,5 km.lik bir surla çevrilidir. M.S. IV. yy.da onarım gördüğü anlaşılan bu surların iç kısmında kuleler yer almaktadır. Altı kapıyla dışarıyla bağlantısı sağlanmış olan kent, toplam 520 hektarlık bir alanı çevreleyen sur içinde genelde düz bir topografyaya sahiptir. Ancak güneye doğru, bugün akropolis olarak tanımlanan, prehistorik yerleşmelerin bulunduğu, 15–20 m. yükseklikteki höyük yer almaktadır. Höyüğün batı yamacında yapılan kazılarda kerpiçten yapılmış tunç çağı yerleşmelerinin kalıntıları gün ışığına çıkarılmıştır. Kentin kalkolitik çağına ışık tutan buluntularsa akropolisin güneydoğusunda yer alan Pekmez Tepesi'nde ele geçmiştir. Her iki yerleşmeden elde edilen buluntular Aphrodisias'ın Ege (Troia, Yortan, Kusura, Beycesultan) ve Anadolu'daki (Kültepe, Elmalı-Karataş) öteki 3. ve 2. bin yerleşmeleriyle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.

    Afrodisias kenti, deprem kuşağındaki konumu nedeniyle, tarihi boyunca pek çok depremden şiddetle etkilenmiştir. Özellikle IV. yüzyıl ve VII. yüzyılda burada büyük depremler olduğu bilinmektedir. IV. yüzyıl depremi ayrıca Afrodisias'ın bulunduğu mevkide su akış mecralarını da değiştirmiş, kentin bazı kısımlarını su baskınlarına maruz kalmaya müsait bir hale getirmiştir. Su baskınları sorununu çözümleme amaçlı ve aciliyet içinde inşa edildiği anlaşılan tahliye sisteminin kanıtları bugün de görülebilmektedir. VII. yüzyıldaki depremden sonra Afrodisias bir daha hiçbir zaman tam olarak kendine gelememiş ve bakımsızlığa düşmüştür. Zamanla kalıntılar kısmen Geyre Köyü alanı ile örtülmüştür. XX. yüzyıl başlarında Geyre Köyü'nün bir kısmı yine bir deprem nedeniyle boşalmış, boşaltılan alanın altındaki kalıntılar ortaya çıkmıştır. 1960'larda Geyre, deprem olasılığı da düşünülerek bugünkü yerine taşınmış ve belde olmuştur.


    [​IMG]
    Aphrodite Tapınağı

    Kentin tanrıçası Aphrodite için yapılan tapınak kentteki en eski mermer binadır. Tapınağa ait kutsal alanın (temenos) sınırlarının belli olması bu alana tanınan sığınma hakkından dolayı önemli olmuştur. Tapınak çevresindeki yazıtlarla önce bu imtiyazın Iulius Caesar ve ardılı, daha sonra da Roma İmparatoru Augustus tarafından verildiği ortaya konulmuştur.

    M.S. I. yüzyılın başlarında tamamlanan mermer tapınağın yapımında yardımcı olan seçkin yerel ailelerin isimleri sütunlar üzerine yazılmış, tapınağın kurucusu olarak kabul edilen G. Julius Zoilos, yaşamı boyunca Aphrodite rahibi ünvanı ile onurlandırılmıştır.

    Geleneksel tarzda Ion tapınağı olarak yapılan yapının kısa kenarında sekiz, uzun kenarında on üç iyon tarzı sütün bulunmaktadır. Yapı, M.S. II. yüzyılın sonlarında revaklarla (stoa) çevrelenmiş, doğu uçta sütunlarla süslü bir cephe yapılmıştır. Böylelikle ana tapınağın doğusunda bir ön avlu oluşturulmuş; bu avlu, III. yüzyılın başlarında yüksek duvarlarla çevrilmiştir. Bu duvarların çevrelediği alanın girişi ise mavimsi gri mermerden tek parça ve beyaz mermerden spiral yivli sütunlarla süslenmiş, ayrıca erosların av maceralarını içeren zengin mimari kabartmalarla bezenmiş anıtsal kapı (Tetrapylon) ile sağlanmıştır. Bu kapı, şehrin kuzey-güney doğrultusunda uzanan ana caddesinden kentin en kutsal alanına giriş çıkışı kontrol altına almıştır.

    Tapınak, Hiristiyanlığın kentin ana dini haline geldiği M.S. 500 yıllarında dış sütunların kilisenin içindeki nef sütunlarına dönüştürülmesi, tanrıça heykelinin bulunduğu kapalı kısmın (cella) yok edilerek buradan elde edilen taşların yapının dış duvarlarının yapımında kullanılması suretiyle kentin en büyük tapınağı haline getirilmiş, Aphrodite heykelleriyle kabartmalarının yerini Hıristiyanlığa ait semboller almıştır.

    Sebasteion Tapınağı: Iulius-Claudius Hanedanı İmparatorlarının İbadet Yeri
    [​IMG]
    Sebasteion Tapınağı (Güney Cephe)
    [​IMG]
    Sebasteion Tapınağı (Kuzey Cephe)


    Tapınak, Afrodisyas'ın kuzey-güney doğrultusunda uzanan ana caddenin doğu kenarında ve Aphrodite Tapınağı'nın önavlusunun güneybatısında yer alan, Roma İmparatorlarına (Sebastoi) ait kutsal alanda bulunmaktadır. Roma İmparatorlarının tanrı olarak kabul edildiği dönemde, imparatorların gücüne saygı göstermek ve kent ile Roma İmparatorluğu arasındaki kuvvetli bağı vurgulamak amacıyla yapılmıştır. İmparatorların Tapınağı anlamına gelen Sebasteion sözcüğü de bu ilişkiyi doğrulamaktadır.

    Tapınak, Roma'nın ikinci imparatoru Tiberius döneminde (M.S.14-37) yapılmaya başlanmış, Nero döneminde M.S.60 yılı civarında bitirilmiştir. Aphrodite'ye, Roma'nın tanrı imparatorlarına (Theoi Sebastoi) ve Afrodisias halkına adanan tapınak, yerel iki ailenin önderliğinde yapılmıştır.

    Tapınak dört bölümden oluşur: Doğu uçta yüksek merdivenlerle ulaşılan ana tapınak yapısı ve batı uçta yer alan anıtsal kapı (propylon) ile ortadaki avlunun her iki yanında yer alan uzun revaklar.

    Kentin ana kuzey-güney caddesi üzerindeki Propylon oldukça yüksek ve sütunlarla süslenmiş bir yapıdır. Alt katta ion, üst katta korint sütunların yer aldığı kapının üzerinde barok bir alınlık vardır. Toplam 16 sütun dört sayvan (aedicula) meydana getirmektedir. Bunların içinde bir dizi heykele ait kaideler bulunmaktadır.

    Bu girişin sonrasındaki merdivenlerle mermer döşeli bir avluya girilmektedir. 14 m.x 90 m. boyutlarındaki bu avlunun doğu ucunda Roma korint tarzı bir tapınak, kuzey ve güney kenarlarda ise yükseklikleri 14 m.'ye ulaşan 3 katlı yapılar yer almaktadır. Kuzey ve güney cephelerdeki yapıların ikinci ve üçüncü katlarında insan boyutunda yapılmış 200 adet kabartma bulunmaktadır. Giriş katında dor, ikinci katta ion, üçüncü katta da korint üslubunda olan sütunların toplam sayısı 300'ün üzerinde olup, giriş katındaki odalar, yapının üretim merkezi ve pazar yeri olarak kullanıldığı Geç Antik Çağ'da eklenmiştir.

    Tapınağın mimarisi, Hellenistik ve Roma geleneklerini birleştirmektedir. Ortadaki dar bir alanın oldukça yüksek ve süslü yan cephelerle çevrelenmesi ve payelerle duvara bitişik yarım sütunlar arasındaki kabartmalı cephelerin tasarımında antik tiyatroların sahne binası süslemelerinden esinlenilmiş olması yapının Hellenistik yanını ortaya koymaktadır.

    Sebasteion Kabartmaları
    [​IMG]
    Periler ve Bebek Dionysos


    Sebasteion Tapınağı'nın kuzey ve güney kenarındaki cephelerin ikinci ve üçüncü katlarında yer alan, insan boyutlarında yapılmış, 200 adet kabartma Sebasteion Kabartmaları olarak adlandırılmaktadır.

    Iulius-Claudius hanedanı imparatorlarının ibadet yeri olarak bilinen tapınağın güney cephesinin üçüncü katındaki kabartmalar, Roma imparatorlarını ve tanrıları, ikinci kattakiler ise Yunan mitolojisinden öyküleri betimlemektedir. Kabartmalardaki mitolojik kahramanlar geçmişi; Roma İmparatorları ve onlarla aynı katta yer alan tanrılar ise bugünü simgelemekte; böylelikle Roma İmparatorlarının Antik Yunan'ın devamı olduğu savını doğrulayacak bir bağlantı kurulmaya çalışılmaktadır.

    Kuzey yapının ikinci katında, Augustus tarafından imparatorluğa katılan 50 adet ethne, yani halklar kabartması; üçüncü katında ise Roma İmparatorları ile Gün ve Okyanus gibi zaman ve mekanın evrensel alegorilerinin betimlemeleri yer alır.

    Heykeltraşların eş-zamanlı bir çalışma sonucunda yaptıkları 200 kabartmanın kazılar sonucunda bulunabilen 80 adeti, 31 Mayıs 2008 tarihinden itibaren Mimar Cengiz Bektaş tarafından tasarlanan Afrodisias Müzesi Sevgi Gönül Salonu'nda sergilenmektedir.

    Stadyum
    [​IMG]
    Afrodisias Stadyumu


    M.S. I. yüzyılda inşa edilen Stadyum, yapıldığı yıllarda kentin kuzeyindeki önemli bir yolun kenarındaydı. Yapı, yaklaşık 262 m. uzunluğunda ve 59 m. genişliğinde olup Akdeniz'deki benzerleri arasında en iyi korunabilmiş olanıdır. Mermerden yapılan seyirci kısmı(cavea) 30.000 seyirciyi, kent nüfusunun en az iki mislini alabilecek büyüklüktedir. Seyirci kısmı, izleyenlerin görüş alanını genişletmek amacıyla hafif kavisli olarak yapılmıştır. Tam ortasında koltuk şeklinde düzenlenen oturma yerleri kentin ileri gelenlerine ayrılmıştı.

    Yaklaşık 180 metre uzunluğundaki koşu sahasının her iki ucu, benzerlerinden farklı olarak kapalı ve yarım daire şeklindedir. Seyirciler yapıya kuzey-güney yönünde bulunan sokaklara açılan büyük merdivenlerden güneyden girmekteydiler. Atletizm yarışmaları için kullanılan yapının doğu ucu, meydana gelen depremlerin kent tiyatrosunda oluşturduğu ciddi hasarlar nedeniyle arena oyunları, sirk ve hayvan gösterilerine uygun bir biçime dönüştürüldü. M.S. IV. yüzyılın ortalarında ise yapının kuzeybatısındaki seyirci sıralarının üzerinde görülen sıra kemerler ve duvarlar kent surları ile birleştirilmiş, böylelikle kentin herhangi bir şekilde işgal edilmesi durumunda buranın bir saldırı noktası olarak kullanılması fırsatı yaratılmıştır.

    Tiyatro
    [​IMG]
    Sebasteion Tiyatrosu

    M.S. I. yüzyılın ikinci yarısında yapılan Tiyatro, 10.000 kişilik bir seyirci grubunu içine alabilmekteydi. Klasik dönem tiyatrolarında olduğu gibi yarım daireden biraz daha kavisli olan seyirci kısmı (cavea), tarih öncesi dönemden kalma büyük bir höyüğe yaslanmaktadır. Yapı, aynı yüzyılın sonunda, tüm oturma sıralarının mermerle kaplanması ve tonozlar üzerinde bir üst seyirci kısmının eklenmesi suretiyle genişletilmiştir.

    Sahne binası seyircilerin oturduğu bölümden kapalı geçişlerle (paradoi) ayrılmış ve bu alanlardan tiyatroya giriş sağlanmıştır. Sahnenin üstündeki üç katlı yapı ise dor üslubunda düzenlenen ve dışarıya çıkıntı yapan sütunlarla süslenmiş, duvar payeleri üzerinde yükselen üçgen alınlıklar ve nişlerle zenginleştirilmiştir.

    Mermer sahne binasının üzerindeki arşitravda yapının M.Ö. 20 yıllarında, önceleri Octavianus'un kölesi olup daha sonra özgür bırakılan G. Julius Zoilos tarafından vakfedildiği belirtilmektedir. M.S. II. yüzyılda gladyatör dövüşlerinin, güreş yarışmalarının ve hayvanlarla yapılan gösterilerin ilgi görmesi üzerine en öndeki iki sıra kaldırılıp onun yerine düz bir duvarın eklenmesiyle orkestra bölümü derinleştirilmiş, böylece bu vahşi gösteriler sırasında izleyicilerin tehlikeden korunması sağlanmıştır.

    Yaklaşık 5 m. yüksekliğe ve 15 m. uzunluğa sahip sahne duvarı, Romalı önderlerin ve imparatorların mektupları ile Afrodisias'a tanınan ayrıcalıklarla ilgili senato kararlarının yer aldığı Hellence yazıtlarla kaplıdır.

    Meclis Binası (Bouleuterion)
    [​IMG]
    Meclis Binası (Bouleuterion)

    Sırtını Kuzey Agora'ya veren tiyatro benzeri Meclis Binası (Bouleuterion), 2. yüzyılın sonu veya 3. yüzyılda yapılmıştır. Tonozlarla desteklenen yarım daire düzenindeki oturma kısmının üstü bir çatı ile kaplıdır. Özgün haliyle 19 sıradan oluşan seyirci bölümü 1.000 kişiyi içine alabilmektedir. Geç Roma-Erken Bizans döneminde çökmüş ve daha sonra onarılmamış olan summa cavea (üst cavea) başlangıçta, tonozlu 11 oda üstüne oturmaktaydı. Yapının sahne duvarında, arkadaki koridora açılan beş kapı ve bunların arasında da içinde heykeller duran nişler yer almaktadır. Sahne binası iç koridorunun her iki ucunda üst caveaya çıkışı sağlayan merdivenler vardır. Bu koridorun güney duvarındaki beş kapıdan da, kentin önde gelenlerinin portrelerinin bulunduğu, agora kompleksinin bir parçası olan porticus post scaeniuma (sahne binası arkasındaki portik) geçilmektedir. Sahnesi çok katlı olup girinti ve çıkıntılarla süslüdür. Sütunları spiral yivli gri mermerden yapılmıştır. Cephesi, tanrılar ve yerel hayırseverlerle halkı temsil eden Boule ve Demos gibi kişileştirilmiş heykellerle süslüdür. Sahne zemini daha sonraki tarihlerde aşağıya alındığı için arkasındaki sahne binası daha yüksek hale gelmiştir. Sahne binası üzerinde yer alan bir yazıttan yerel bir vatandaş olan Flavius Amperilius'un V. yüzyılın ortalarında yapıda bir değişiklik yaptırdığı anlaşılmaktadır. Sahne zeminindeki opus sectile (değişik biçimlerde, çoğunlukla geometrik biçimlerde kesilmiş renkli taş parçacıklarının harç tabakası üzerine yerleştirilmesi suretiyle yapılan) mozaikleri Afrodisias Müzesi tarafından korumaya alınmıştır.

    Agora ve Tiberius Portikosu
    [​IMG]
    Agora

    Bouleuterion'un güneyindeki Agora'nın planlamasına M.S. I. yy.da başlanmış, M.S. 2. yy.a doğru boyutları genişletilerek inşasına devam edilmiştir. Üç yanı İon düzeninde portiklerle çevrili olan yapı 205 x 120 m. boyutlarındadır. Kuzey portiğinin sütunları günümüzde de ayaktadır. Agoranın hemen güneyinde, arşitrav blokları üstündeki yazıta göre İmparator Tiberius'a adanmış, İon düzeninde, dikdörtgen planlı bir portik yer almaktadır. Tiberius Portiği'nin en etkileyici yanı frizinde meyve ve çiçek çelenkleriyle bezeli mask ve başların bulunmasıdır. Bu portiğin güneybatısında yapılan kazılarda, Diocletianus'un (hükümdarlık dönemi 285–305) fiyat listelerini içeren birçok yazıt parçası ele geçmiştir. Bir olasılıkla bu listeler, portiğin güneyindeki Büyük Bazilika'da bulunmaktaydı.

    Hadrian Hamamları
    [​IMG]
    Hadrian Hamamları


    Hadrian Hamamları, kentin günümüze kalmış en büyük yapılardan biridir. M.S. II. yüzyılda tipik Roma hamamları tarzında simetrik bir düzende yapılmış ve İmparator Hadrianus'a (117-138) adanmıştır. Yapı, yarım daire biçiminde niş ve havuzlarla donatılan bir dizi tonozlu mekandan oluşmaktadır. Beş büyük mekândan oluşan yapıda, ortada her iki yanı, havuzlu birer tepidariumla (ılıklık) bağlantılı caldarium (sıcaklık) yer alır. Doğuda praefurnium (külhan), onun yanında ortası yuvarlak havuzlu sudatorium (terleme mekânı), kuzeydeyse içine basamaklarla inilen bir havuzu bulunan ve frigidarium (soğukluk) olabilecek bir bölüm bulunmaktadır.Bu mekanların doğusunda yer alan bir dizi oda sütunlarla çevrili geniş bir ön avluya bakmakta, kuzeyinde de ince bir işçilikle yapılmış bir çeşme yer almaktadır. Hamamların doğusunda yer alan ve Güney Agora içinde bulunan büyük havuz da hamamlardan gelen suyla beslenmiştir.

    Büyük kalker bloklardan örülmüş ve önemli bir kısmı ayakta olan duvarların üzerleri mermer plakalarla kaplıydı. Yıkılan tonozların moloz harçla yapıldığı ve iç kısımlarının sıva ile kaplandığı görülmektedir. Çatının oluklu kiremitle kaplandığı anlaşılmaktadır. Günlük yaşamda önemli bir yeri olan hamam binası ile çeşme ve ön avlu, görkemli bir mimariye sahip olup mitolojik sahnelerin işlendiği kabartma ve heykellerle süslenmiştir. Bu bölgeden elde edilen büyük boyutlu heykeller bugün Afrodisias Müzesi'nde sergilenmektedir.

    Kazı Çalışmaları


    XVII. yy.ın sonlarından itibaren Batılı gezgin ve araştırmacıların dikkatini çeken kentte önce İngiliz Dilettanti Derneği ekibi, ardından Fransız arkeolog ve gezgin Charles Texier'le (1802–71) başlayan araştırmalar, XX. yy.ın başlarında Fransız amatör arkeolog Paul Gaudin'in 1904–05 arasında sürdürmüş olduğu kısa süreli kazılarla devam etmiştir. Gaudin'in kazıları özellikle, daha sonra Hadrianus Hamamı olarak adlandırılan yapıda başlamış, buluntuların büyük bir bölümü İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne gönderilmiştir. Afrodisias'ta I. Dünya Savaşı'ndan önce, Atina Fransız Okulu da bir kazı yapmak istemişse de, bu gerçekleşmemiştir. 1937 sonbaharında Giulio Jacopi başkanlığında İtalyan ekibin başlattığı ve birkaç hafta süren kazı çalışmaları sırasında Hadrianus Hamamı'nın doğusunda, bir olasılıkla Agora'ya ait, İmparator Tiberius'a (hükümdarlık dönemi M.S. 14–37) adanmış, İon düzeninde bir portik gün ışığına çıkarılmıştır. 1961'de kentte, New York Üniversitesi adına Kenan T. Erim tarafından sistematik kazı ve incelemeler, kurtarma, koruma ve onarıma yönelik olarak başlatılmıştır. Ayrıca, 1966–84 arasında National Geographic Society'nin yardımlarıyla, özellikle Tiyatro ve prehistorik yerleşmelerin bulunduğu höyükte araştırmalara devam edilmiştir. Günümüzde de sürdürülen bu çalışmalar, Prof. Kenan T. Erim'in 1992'de ölümü üzerine New York Üniversitesi himayesinde; Oxford Üniversitesi Lincoln Kürsüsü'nde Klasik Arkeoloji ve Sanat Profesörü olan Prof. R.R.R. Smith ile New York Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü'nde Prof. Christopher Ratte'nin ortak yönetimi altında sürmektedir.



    Afrodisias antik kenti, kazı ve restorasyon çalışmalarıyla tanıtım etkinleri açısından ülkemizdeki en şanslı ören yerlerinden biridir. Bu şansın oluşumunda rahmetli Prof. Dr. Kenan T. Erim'in yaşam öyküsünden kaynaklanan yabancı kurum ve kişilerle ilişkileri yanında ülkemizdeki iş aleminin ve özel kuruluşların desteğini sağlama konusundaki bireysel ve örgütsel çabaların büyük etkisi olmuştur. Onursal başkanlığını Kültür ve Turizm Bakanının, Başkanlık görevini de Koç Holding Başkan Vekili Ömer M. Koç'un yaptığı Geyre Vakfı ile Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, bu alanda yaptığı katkılarla sergi, konser, konferans gibi etkinliklerle kazı ve restorasyon çalışmalarının finansmanını sağlamakta ve kentin tanıtımını gerçekleştirmektedir.
     

Sayfayı Paylaş