1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Roma İmparatorluğu

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 13 Eylül 2009 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    Roma İmparatorluğu

    Bugünkü İtalya’nın Latium bölgesinde Tiber Irmağı’na bakan tepelerde kurulmuş birkaç köyden oluşan eski Roma sonradan dünyanın en büyük imparatorluklarından birinin merkezi oldu. Romalılar tarihte pek çok ülkenin dilini edebiyatını yasalarını yönetim biçimini ve mimarlığını etkiledi.

    Roma Tarihinin Dönemleri

    a.Krallık Öncesi Dönem (İ.Ö. 753 öncesi)
    b.Krallık Dönemi (İ.Ö. 753 - 509 arası)
    c.Cumhuriyet Dönemi (İ.Ö. 509 - 27 arası)
    d. İmparatorluk dönemi (İ.Ö. 27– I.S. 476 arası)


    Krallık Öncesi Dönem

    İtalya’da eskitaş çağından beri yaşayan insan toplulukları vardı. İ.Ö. 3000’lerde yenitaş çağına geçmiş Akdeniz asıllı halklar görülür..İtalya’ya 1200yıllarında gelen kabileler İtalikler’dir. İtalikler’in yerli halkla karışmalarından “Latinler”(ovalılar) denen halk doğmuş. İtalya’ya Anadolu’dan gelen Romalı ozan Vegilius’un Aeneas destanında anlatılan Etrüskler’in denizcilikte usta bir halk olduğu anlaşılıyor. Etrüksler İtalya’da tarımcı köy toplulukları halinde yaşayan Latinler üzerinde kurdukları egemenlikle toplumsal farklılaşmaya uğramış toplumlarındolayısıyla uygarlığın orataya çıkmasına yol açmıştır.
    Bu olaydan yüzyıl kadar sonra bazı Latin köyleri birer kent duruma geçmişler. Bu kent toplumlarında şarap zeytinyağı ve maden işletmeciliği Kartaca Fenike ve Ege adaları ile ticaret ilişkileri görülür. Siyasi örgütleniş “civitas” denen bağımsız kent devletleri biçimindedir. Kent devletleri önceleri seçimle iş başına gelen ve aynı zamanda en yüsek komutan yargıçdin adamı olan krallarca yönetilirdi. Zamanla monarşilerin yerini aristokrasiler alır.


    Krallık Dönemi


    Efsaneye göreRoma’yı Romus ve Romulus kardeşler kurmuştur. Eskiçağ tarihçileri Roma krallığının başlangıcı olarak I.Ö. 753’ü verirler. Etrüksler üzerinde egemenlik kurdukları Latin köylerini birleştirip Roma kentini kurarken yerli halkı kentin kurulmasında zorla çalıştırmışlar. Bu durum iki toplumun arasını açmış. Latin halkın zamanla güçlenen aristokratları bir buçuk yüzyıl sonra ayaklanarak I.Ö. 509’da Etrüks kralını kovmuşlar.


    Romus ve Romulus


    Bir efsaneye göre Roma kenti MÖ 753’te Romus ve Romulus tarafından kurulmuştur. Bu efsaneye göre Romulus Roma’nın kurucusu Romus ise onun ikiz kardeşidir.
    Eski İtalyan kentlerinden Alba Longa’nın Numitor adında bi kralı vardır. Numitor’un tahtına göz diken kardeşi Amulius onu devirir ve tahtını güvenceye almak için Numitor’un kızı Rhea Silvia’ya hiç evlenmeyeceğine ilişkin yemin ettirir. Evlenirse doğacak çocukları tahta sahip çıkacağından korkmaktadır. Oysa savaş tanrısı Mars Rhea’ya aşık olur. Rhea’nın Mars’tan ikiz oğulları dünyaya gelir.
    Rhea’nın oğullarının büyüyüp kendisini tahtından edecekleri kaygısıyla Amulius bebekleri bir sandığın içinde Tiber Irmağı’na attırır. Taşan ırmağın suları alçalınca ikizlerin içinde bulunduğu sandık kıyıya vurur. Onları bulan dişi kurt sütüyle besleyerek büyütür. Kurt gibi Mars’ın kutsal saydığı hayvanlardan olan ağaçkakan da çocuklara yiyecek taşır.
    Daha sonra ikizleri bulan kralın çobanı Faustulus onları karısına götürür. Çobanla karısı Romus ve Romulus adlarını verdikleri çocukları öz çocuklarıymış gibi büyütürler. Her ikisi de gözünü budaktan sakınmayan güçlü ve yiğit delikanlılar olur ve serüvenci birçoban çetesinin başına geçerler.
    Bir gün Romus yakalanır cezalandırılmak üzere Numitor’un huzuruna çıkarılır. Delikanlının hiç çobana benzemediğini gören Numitor onu sorguya çeker ve çok geçmeden kim olduğunu anlar. Amulius’a baş kaldıran Romus ve Romulus onu öldürüp krallığı büyükbabaları Numitor’a geri verirler.
    Bir kent kurmaya karar veren Romus ve Romulus dişi kurdun onları emzirip büyüttüğü yeri seçerler. Romulus Palatium (günümüzde Palatino) Tepesi’nin çevresine bir duvar örmeye başlar. Romus yaptığı duvarın çok alçak olduğunu ileri sürerek kardeşiyle alay eder ve kanıtlamak için üzerinden atlar. Öfkesine yenik düşen Romulus Romus’u öldürür.
    Bir başka efsaneye göre ise iki kardeş ikiz oldukları için kentin başına kimin geçeceğine karar vermek amacıyla kehanetlere başvururlar. İkisi de birer tepeye çıkar ve gelecek kehanetleri beklemeye başlarlar. İlk kehanet Romus’a gelir: 6 tane akbaba görmüştür. İkinci olarak Romulus’a kehanet gelir: 12 akbaba görmüştür. Romus ilk kendisinin kehaneti gördüğünü öne sürerek başa geçmek ister fakat Romulus kendisinin daha çok akbaba gördüğünü ileri sürer ve o da başa geçmek ister. Böylece iki kardeşin arasında bir tartışma olur Romulus Romus’u öldürür ve başa geçer.
    Romulus kendi adından esinlenerek “Roma” adını verdiği yeni kentin yapımını sürdürür. Kendisine sığınan kanun kaçaklarını Capitolium (günümüzde Capitolino) Tepesi’ne yerleştirir. Ne var ki aralarında hiç kadın yoktur. Romulus bi İtalyan kabilesi olan Sabinler’in kadınlarını kaçırmak için hileye başvurur. Bir şenlik düzenleyerek Sabinler’i çağırır. Erkekler eğlenceye dalınca Romulus’un adamları Sabinli kadınları kaçırır.
    Öfkeden deliye dönen Sabinli erkekler kralları Titus Tatius’un önderliğinde Romulus’la savaşırlar. Ama Romalı eşlerinden hoşlanmaya başlayan Sabinli kadınlar araya girerek barışı sağlar. Titus Tatius bir savaşta ölene kadar Romulus’la birlikte iki halkı da yönetir.
    Yaşamının geri kalan döneminde tek başına hüküm süren ve hem savaşta hem de barışta büyük bir önder olduğunu kanıtlayan Romulus günün birinde şiddetli bir fırtına sırasında yok olur. Romalılar onun tanrıya dönüşerek gökyüzüne yükseldiğine inanırlar Quirinus adıyla ona taparlar.
    MS IV. yüzyılda ortaya çıktığı düşünülen bu efsanenin Roma kentinin adını ve bazı gelenekleri açıklamak için bir Yunan öyküsünden esinlenilerek yaratılmış olduğu sanılmaktadır.



    Cumhuriyet Dönemi


    Etrüks kralını kovarak yönetimi el geçiren kendilerine Patricii(babalar) denen Latin aristokratları Etrüks karallık kurumuna duydukları düşmanlıktan dolayı krallık düzenini yıkıp cumhuriyeti kurmuşlar. Batı dillerinde cumhuriyet anlamına gelen “republic” Latince’de “halk için” anlamına gelen “Res publica”den gelmektedir.Res publica zamanla toplumun tek kişi tarafından değil meclislerce yönetilmesi anlamını kazanmıştır. Bir yönetime cumhuriyet denilmesi için meclislerin halk meclisi olması zorunlu değildir. Gerçekten Roma Cumhuriyeti de “aristokratik bir cumhuriyer”tir. Nüfusunun %10’nu oluşturan patriciler iyi örgütlenmiş büyük toprak sahipleri sınıfıydı ve tam vatandaşlık haklarına sahiptiler. Nüfusunun %90’nı oluşturan sınırlı vatandaşlık hakları tanıdıkları plebler üzerinde aristokratik bir cumhuriyet yönetimi kurmuşlardı.
    Plebler sınıfı da yoksul ve zengin plebler olarak ikiye ayrılır. Zengin plebler bir kentsoylular sınıfını oluştururken pleblerin yoksullaşan kesimi Rıma proletaryasını oluşturacaktık. Latimce’de “proles” çocuk demektir. Vatandaşları zenginliklerine göre ordunun birliklerine almak ve öteki vatandaş haklarıyla ve görevleriyle ilgili düzenlemeleri yapmak amacıyla Roma vatandaşları çeşitli server sınıflarına ayrılırlarken ploterya adı vatandaşların çocuklarından başka servertleri olmayan yoksul kesimini belirtmek için kullanılmıştı.
    Roma toplumunun cumhuriyet dönemindeki bu sınıfları dışında ileride imparatorluk döneminde plenblerin orduya süvari olarak atlarıyla katılan üst tabakalılaradan oluşan bir “atlılar” sınıfı ortaya çıkacaktır. Zenginleşen plebler patricileri zorlayarak siyasal haklarını genişletip memur olmaya başlayınca patrici üyeleriyle evlenmelerini önleyen yasaları da kaldırtmışlar. Böylece patrici üyeleriyle zengin pleblerin karışmalarından doğan bu sınıfa iyiler anlmaına gelen “optimates” denecektir. Buna karşılık zengin olmayan halk sınıfına “populares” denmeye başlanacaktır. Daha önceleri patriciler ile plebler arasında olan sınıf ve iktidar kavgaları cumhuriyetin sonlarına doğru ve imparatorluk döneminde optimates ve populares sınıfları arasında sürecektir.
    Roma’da cumhuriyet döneminin tarihi dışta Roma’nın gelişmesinin içte sınıf kavgalarının tarihi olmuştur. Roma kent devleti güçlenirken Romalılar Sicilya’da ve Kartaca’da kölelerin ya da serflerin çalıştırıldıkları büyük topraklarda kapitalist yöntemlerle pazara dönük karlı tarımsal üretmin yapıldığına tanık oldular. Roma toprak ağaları “latifundia” denen çiftliklerde yapılan bu yönetim biçimini benimsediler. Bu bir yandan sınıf çatışmalarına yol açarken öte yandan Roma’yı geniş toprakları olan bir kara imparatorluğu durumuna getirme yolunda sonuçlar doğurdu. Roma Atina’dan çok daha büyük çapta köle emeğine dayanan bir toplumdu.
    İç gelişmeler alanında Roma plebleri patrici sınıfyla savaşımlarında adım adım ilerleyerek Roma’nın yönetiminde gittikçe daha fazla söz sahibi olabilmeyi başardılar. Önce patricilerin “Senato”suna karşlık kendi “Pleb Meclsini” kurdular. Patricilerdenn istedikleri hakları alamayınca “öyleyse kendi başınızın çaresine bakın” diyerek Roma’dan ayrılıp başka bir yerde kendi topluluklarını kurmak üzere yürüyüşe geçince borçlarını bağışlatıp köle durumuna düşmüş üyelerinin özgürlüklerini geri verdirip “tribün” denen memular ile Roma yönetimine katılma haklarını elde ettiler. İ.Ö 450 yılında “On iki Levha Yasası”nı aristokratik sözlü hukukunun yerine geörmeyi başardılar. İ.Ö. 447’de Pleb meclisini bir halk meclisi durumana getirerek Senato gibi yasa çıkarma yetkisine sahib bir meclise kavuştılar. İ.Ö. 445’te ise pleblerle patrici sınıfından olanların evlenmlerini yasaklayan yasayı kaldırttılar. İ.Ö. 421’de daha önce yalnızca patrici üyelerine açık olan Roma yüksek memurlukları pleblere açıldı. İ.Ö. 326’da borç köleliği kaldırıldı. İ.Ö. 287’de plebler bir kez daha kendi devletlerini kurmak üzere Roma’dan ayrıldıklarında çaresiz kalan patriciler pleb halk meclisini Senatoya eşit bir yasama gücüne sahip olmasını kabul ettiler.
    İçte sınıf çatışmaları bu yönde gelişirken dışta Roma’nın hızla genişlendiğini görüyoruz. Roma ilk gelişmelerini tuz ticareti yolu üzerinde bulunuşuna borçludur. Tuz ticaretine zamanla zeytinyağı ve şaağ ticareti eklenmiş bu yolla zeytin ve üzüm tarımına geçilmiştir. Latifundilarda köleler çalıştırarak pazara yönelik bir tarım gerçekleştirilmiştir. Bu gelişmeler patricilerin topraklarını genişletme yolunda bir politika izlemelerine neden olmuştur.
    İ.Ö. 493’de Roma’nın otuz Latin kent ile kurduğu “Latin Birliği” giderek Roma’nın bunlar ve bunlara eklenen kentler üzerine dayattığı bir egemenliğe dönüşür. İ.Ö.448’de Roma Akdeniz ticaretine girerek genişlemesine hem karadan hem denizden sürdürme olanağı bulmuştur.
    Roma kentince yönetilen Latin Birliği’ni yönetime katılma hakkı olmayan kentleri kendilerine de Roma vatandaşlık haklarının tanınması isteği ile İ.Ö.340’ta ayaklandılar.Bu ayaklanma bastırıldı; ama dene de bunların halklarına Roma vatandaşlık hakları tanındı. Ancak Roma kentler arası ticareti elinden kaçırmamak için bu kentlerin birbirleri ile olan ticareti yasakladı.İ.Ö.272’den sonra Roma Güney İtalya daki Yunan kent devletlerini ele geçirdi. İ.Ö.264’te Akdeniz ticareti ve gemenliği yolunda Kartaca ile savaştı. İ.Ö.210’da Kartaca’yı kesin olarak yenince Akdeniz’i ele geçirdi. İ.Ö.168’de Makedonya’yı İ.Ö.146’da Yunanistan’ı topraklarına kattı.
     
  2. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    Cumhuriyetten İmparatorluğa

    MS III. yüzyılın sonlarına doğru Yunan uygarlığı Roma’da yayılmaya başladı. Romalılar bu uygarlığa büyük bir saygı ve hayranlık duydu. Bu nedenle Makedonya Kralı V. Philippos ( MÖ 238 – 179 ) Yunan kentlerini ve Anadolu’yu tehdit edip de bu kentler Roma’dan yardım isteyince bu isteğe olumlu yanıt veren Romalılar Makedonyalılar’la dört yıl çarpıştılar. Sonuçta Doğu Akdeniz Roma’nın hakimiyetine girdi; MÖ 146’da Makedonya ve Yunanistan da birer Roma eyaleti oldu. Böylece tüm Akdeniz Roma’nın egemenliği altına girdi.
    Bu zaferler sonucu Roma güçlendi ve zenginleşti. Mal ve köle ticareti gelişti. Senatörler ve öbür yöneticiler çabuk zengin olmanın yollarını ararken bazı eyalet yöneticilerinin de vergi toplarken zora başvurmaları halkın tepkisini çekiyordu. Kişisel hırslar ve açgözlülük cumhuriyetin ilk yıllarındaki yurtseverliğin ve özverililiğin yerine geçmişti.
    MÖ II. yüzyılın sonlarına doğru yönetici sınıfın davranışlarını eleştiren Tiberius ve Gaius Gracchus adlarında iki kardeş halkın daha fazla hak sahibi olması için mücadele etmeye başladılar. MÖ 133’te soyluların el koyduğu kamu topraklarını yoksul halka dağıtmak için bi yasa tasarısı hazırladılar. Romalılar’ı uyandırmak için canları pahasına mücadele eden bu kardeşlerin ikisi de acımasızca öldürüldü. Ama çabaları boşuna olmamış Romalılar’da haksızlıkların ortadan kalkması için siyasal bir reform gerektiği inancı yerleşmişti.
    Bu sıralarda Roma ordusunda köklü bir değişiklik oldu. Ücretli askerler yurttaş askerlerin yerini almaya başladı. Yurttaş askerler tümüyle ülkelerine bağlı oldukları halde yeni profesyonel askerler komutanları her kim ise ona bağlanıyordu. Bu durum Roma’nın siyasal yaşamını büyük ölçüde etkiledi. O tarihten sonra başarılı generaller ordularının desteğiyle üstün bir güç ve yetki sahibi olmaya başladı.
    Gaius Marius’un askerlerin desteğiyle nasıl yükseldiği buna örnektir. Doğuştan “pleb” olan Marius kendine sadık ordusunun desteğiyle konsül olmuştu. İlk kez MÖ 105’te Kuzey Afrika’da Numidya’nın kralı olan Iugurtha’yı yenerek ünlenen Marius daha sonra İtaly’nın kuzeyini tehdit eden Germen kabilelerini de üst üste iki kez yenmeyi başarmıştı. Bundan sonra patricilerin generali Sulla ile güçlerini birleştirerek Roma ile savaşan komşu halkları yenilgiye uğrattı. Sulla Yunanistan’ı ve doğuyu tehdit eden Mithridates’le savaşmak için Roma’dan ayrıldı.
    “Mithras” Güneş tanrısının adıydı.Mithridates ise “Güneş tanrısının soyundan” anlamına geliyordu. Karadeniz’in doğusunda bir krallık olan Pontos tahtına geçen VI. Mithridates kanlı bir egemenlik kurarak dünyaya korku salmış annesini hapse attırdıktan başka kardeşini de öldürtmüştü. Üç ayrı zamanda Roma’ya savaş açan Mithridates sonunda Romalı general Pompeius’a yenildi. Sulla doğuda Mithridates’le savaşırken Marius Roma’da yönetime el koydu. Sulla seferden döndüğünde Marius ölmüştü ama Sulla öcünü Marius’un yandaşlarından ve halktan aldı. Sonsuz yetkilerle MS 82’de kendini diktatör seçtirdi.
    Sulla’dan sonra Roma’da yasadışı olaylar ve siyasetçilerin entrikaları hız kazandı. MÖ 73’te Spartaküs adında bir gladyatör kölelerden oluşturduğu ordusuyla Roma’ya baş kaldırdı. Çok sayıda Roma lejyonunu yenilgiye uğrattıktan sonra MÖ 71’de yenildi ve öldürüldü.
    MÖ I. yüzyılın ortaları Julius Caesar ile Pompeius arasındaki rekabetle geçti. Her ikisi de yetenekli ve değerli önderlerdi. Bir süre zengin bir soyu olan Marcus Crassus’u da aralarına alarak “birinci Triumvirlik” denen üçlü yönetim denemesinde bulundular. Crassus MÖ 53’te öldükten sonra Pompeius Caesar’ın Galya’daki askeri başarılarını eskisinden daha fazla kıskanmaya başladı. Caesar’ın geri çağırılması için hükümeti etkiledi. Caesar bu buyruğa uyarak geri dönecek olursa ordusunu terketmek zorunda kalacağının bilincindeydi. Bu yüzden MÖ 49’da ordusunun başında yola çıktı. Kendi bölgesi olan Galya Cisalpina ile geri kalan İtalyan toprakları arasında sınır oluşturan Rubicon Irmağı’nı geçtikten sonra dönüşü olmayan bi noktaya geldi. Roma’da güçlü bir destek sağlayamayacağını anlayan Pompeius Yunanistan’a kaçtı.
    Gücünü kanıtlamak için savaşmayı sürdüren Caesar MÖ 45’te Roma’ya döndü ve ömür boyu başkanlığa seçildi. Ne var ki bazı senatörler Roma’nın özgürlüğü açısından Caesar’ın planlarını sakıncalı buluyordu. Caesar çok geçmeden bir senato toplantısından sonra hançerlenerek öldürüldü. ( MÖ 44 ).
    Bundan sonra iktidar Marcus Antonius’a geçti. Ne var ki Caesar’ın evlat edinmiş olduğu genç Octavius Roma’ya dönünce aralarında çatışma çıktı. Octavius senato tarafından konsüllüğe getirildi. Gaius Julius Caesar Octavianus adıyla Caesar’ın evlat edindiği oğlu olarak tanındı. Bir süre sonra Octavianus ve Antonius uzlaşmaya vararak Caesar’ın süvari komutanı Marcus Lepidus’un da katılmasıyla “ikinci Triumvirlik”i kurdular. Caesar’a komplo kurarak öldüren Brutus ve Gaius Longinus Cassius’a karşı savaş açarak onları MÖ 42’de Makedonya’da yendiler. Bundan sonra doğuya giden Antonius orada karşılaştığı Mısır Kraliçesi Kleopatra’ya aşık oldu ve arkasından Mısır’a gitti. Octavianus’la yeniden arası açıldı. MÖ 31’de Yunanistan’ın batı kıyılarındaki Aktium Savaşı’nda Octavianus Antonius’un donanmasını dağıttı ve Roma’nın rakipsiz önderi olarak yönetimi eke geçirdi.
    Octavianus MS 14’te ölünceye kadar tam 45 yıl Roma’yı yönetti. MÖ 27’de kendisine yüce anlamında Augustus sanı verilmişti. Çok büyük bir güce sahip olmasına karşın Roma’nın eskiden olduğu gibi comhuriyetle yönetildiği izlenimini yaratmaya büyük özen gösterdi. O dönemde krallar mutlak egemenliğe sahipti. Romalılar böyle bir yönetim istemiyordu.
    Augustus yönetiminde Roma en parlak dönemini yaşadı. Ticaret çok büyük bir gelişme gösterdi. Roma yasaları imparatorluğun her yerinde uygulanmaktaydı. Güçlü hükümet lejyonlarca da destekleniyordu. İmparatorluğun egemen olduğu bölgelerdeki yerli halkların haklarına saygı gösteriliyordu. Yüzyıllardan beri sürmekteolan çekişme ve kargaşanın sona ermiş olması Augustus’un başarısıydı. Halk yasaların güvencesi altında olmanın huzuru içindeydi.


    Augustus’tan Sonra İmparatorluğun Durumu

    Augustus ölmeden önce imparatorluğa üvey oğlu Tiberius’u seçmişti. MS 14’te başa geçen Tiberius yayılmacı bir siyasetten yana değildi. Daha yönetimdeyken Tiberius’tan sonra başa kimin geçeceğine ilişkin tartışma ve kavgalar başlamıştı. Augustus’un kurmuş olduğu güçlü yönetim ağı bir süre ülkenin gerilemesini önledi. Tiberius’tan sonra Caligula 25 yaşında imparator oldu. Babası Germanicus asker olduğu için çocukluğu askerler arasında geçmişti. Halk babasını sevdiği gibi onu da benimsedi. Caligula başa geçtiği ilk yıllarda iyi bir yönetici izlenimi veriyordu. Ama sekiz ay sonra hastalandı belki de bu hastalığın etkisiyle daha sonraki yıllarda dengesiz davranışlarda bulunmaya başladı. Roma’nın en tanınmış ailelerin yok etti. Cumhuriyet döneminin törelerine karşı duyduğu tepkiyi göstermek için sevdiği atını önce rahip sonra da konsül ilan etti. Bir gladyatör gibi dövüştü akrabalarının çoğunu öldürdü. Acımasızlığı dillere destan oldu. Dört yıl süren kanlı bir saltanattan sonra koruma görevlilerinden biri tarafından öldürüldü.
    Caligula’nın ardından MS 41-54 arasında hüküm süren Claudius yetkin bir yöneticiydi. Roma yurttaşlığını genişleterek yabancı topluluklara da yurttaşlık hakkı verdi. Özgürlüğünü kazanmış Yunanlı köleleri önemli devlet görevlerine getirdi. Bu onların güçlenmesine yol atı. Üçüncü karısı Valeria Massalina entrikaları yakışıksız davranışlarıyla ün saldı. MS 48’de idam edildi. Claudius’un dördüncü karısı olan Agrippina önceki kocasından olan oğlu Neron’u evlat edinmesi için Claudius’a baskı yaptı. Oysa Claudius’un Britannicus adında bir oğlu vardı. MS 43’te Romalılar Claudius’un komutasında İngiltere’yi işgal ederek adanın doğusunu Roma İmparatorluğu’na kattılar. Caligula’nın ve Claudius’un dönemlerinde eyalet yöneticilerinin yetkin ve güçlü olmaları sayesinde imparatorluk gelişmesini sürdürdü. MS 54’te Agrippina Claudius’u zehirleri böylece yerine oğlu Neron tahta geçti. İlk beş yık sorunsuz geçti; ne var ki sonraki yıllar benzeri görülmemiş bir dehşet yaşandı. Neron annesini ve karısını öldürttükten başka zamanın önde gelen yöneticilerini de birer birer ortadan kaldırdı.
    Neron atletizm tiyatro ve şiir yarışmaları da düzenletti. Hükümdarlığının 10. yılında Roma’da büyük bir yangın çıktı. Neron bunun ilk Hristiyanlar’ın suçu olduğunu ileri sürdü ve onlara eziyet etti. Kentin yeniden yapılması için büyük paralar harcadı.
    Roma İmparatorluğu’nun tarihine bakacak olursak çöküşün Neron zamanında başlamış olduğunu görürüz. Vergi yükü altında ezilen insanlar sıkı ve düzenli çalışamaz olmuştu. Ordu siyasete karışıyor hükümet ordunun istemlerine çoğu zaman boyun eğiyordu. Neron’un savurganlığı imparatorluğun birçok yerinde ayaklanmalara yol açmıştı. Sonunda orduyu da karşısındabulan Neron intihar etti.
    Çok geçmeden lejyonlar arasında kıran kırana bir iç savaş başladı. Bu kargaşanın sonunda Vespasianus adında bir general Flavius hanedanını kurdu. Ağır vergilerle ülkenin mali durumunu düzeltti. MS 69-79 arasında hüküm süren Vespasianus ve ondan sonra gelen Titus ve Domitianus adlı imparatorlar büyük ölçüde ordunun gücüne dayandılar. Askeri düzenlemelerle sınırları koruyabildiler. MS 79’da Titus döneminde patlayan Vezüv Yanardağı bir Roma kenti olan Pompei’yi lavlar ve küller altında bıraktı. Bu zamandan kalan kalıntılar Roma kentindeki yaşam hakkında önemli bilgilere sahip olaya yaramıştır.
    Domitianus 81’de imparator oldu. İmparatorluğunun son üç yılında Romalılar insanlıkla bağdaşmayan korkunç bir terör yaşadılar. Domitianus 96’da öldürüldü. Ondan sonra tahta geçen Nerve yalnız iki yıl yaşadı. Traianus ve yeğeni Hadrianus düzeni yeniden kurmakiçin çok çaba gösterdiler. MS 98’de başa geçen Traianus imparatorluğun sınırlarını genişletti. Akıllı ve ölçülü yönetimi halkın yeniden devlete güven duymasını sağladı. Hadrianus ülkeye çoktan özlenen barış ve bolluğu geri getirmekte başarılı oldu. 117’de imparator olan Hadrianus Roma topraklarını baştan başa denetleyerek zayıf gördüğü yerleri surlarla güçlendirdi. 122’de İngiltere’ye kadar gitti. Adanın kuzeydoğusunda İskoç saldırılarına karşın kendi adıyla anılan Hadrianus Duvarı’nı yaptırdı. Onun başarısı sayesinde bir sonraki imparator Antoninus Pius sanatsal etkinliklere zaman ayırabildi.138-161 arasında Pius yönetiminde imparatorluk çok gelişti.
    Marcus Aurelius’un öğrenmeye hevesli zeki ve akıllıbir gençolması Pius’un ilgisini çekti. Lucius Commodus adında başkabir gençle birlikte onu evlat edindi. Amacı tahtını bu gençlere bırakmaktı. MS 161’de ikisi birden tahta geçti. Lucius 169’da öldü ve Marcus Aurelius tahtta tek başına kaldı.


    İmparatorluğun Çökmesi

    Nerva ile başlayan Marcus Aurelius’a kadar süren dönem Roma tarihinin varlık ve barış içinde yaşadığı yıllar oldu. Amaimparatorluğun bazı yörelerinde çıkan isyanlar bu dönemin sona ermekte olduğunu gösteriyordu. Marcus Aurelius imparatorluğun doğu sınırını güvence altına aldıktan sonra kuzeydeki barbar kabileleri de bir dizi savaşla eski yerlerine sürdü. Depremler ve su baskınları Roma’nın büüykbir bölümününyıkılmasına tahıl depolarının zarar görmesine neden oldu. Bu da kenti kıtlığa sürükledi. Doğudan gelen veba da hızla yayğınlaştı. Tüm bunlara karşın Marcus Aurelius vergileri olabildiğince düşük tutmaya çalıştı ve mahkemelerin iyi işletilmesini sağlayarak sorumlu bir yönetici olduğunu gösterdi. İmparatorluğun gücünü tehtit ettiğini düşündüğü Hristiyanları’a karşı baskıcı bir siyaset izledi.
    Marcus Aurelius “Ta eis Eauton” ( Kendime Düşünceler ) adlı kitabında bilgelik doğruluk dürenç ve ölçülülük olarak belirlediği dört temel erdemden söz eder.
    MS 180’de Marcus’un ölümünden sonra imparatorluk 100 yıl kadar “barbar” denen kavimlerin saldırısı altında kaldı. Barbar sözcüğü Eski Yunanlılar tarafından Romalılar da içindeolmak üzere kendilerinden olmayan herkes için kullanılırdı. Eski Yunanlılar tüm yabancıların yabanıl ve uygarlıktan yoksun olduğuna inanırlardı. Romalılar ise aynı sözcüğü Roma topraklarına saldıran Got Frank Vandal ve Germen kavimleri için kullandılar. Roma İmparatorluğu denetlenmesi çok zor olan bir büyüklükteydi. En görkemli çağında sınırları:
    - Kuzeyde İngitere’den güneyde Afrika çöllerine
    - Batıda Atlas Okyanusu’ndan doğuda Mezopotamya topraklarına kadar uzanıyordu.
    Bugün hâlâ izlerine rastlanan Roma yoları insanların güvenlik içinde imparatorluğun bir ucundan diğerine gidip gelmelerini sağlardı.
    İmparatorluk sınırlarının böylesine genişlemesi Roma’nın eyaletler üzerindeki doğrudan yönetimini giderek zorlaştırıyordu. Kölelik yaygınlığını sürdürürken halk da yoksulluk içindeydi. İmparatorluğun başlıca sorunlarından biri sınırları korumak için büyük bir ordu besleme zorunluluğuydu. Marcus Aurelius’un yerini alan oğlu Commodus döneminde (180-192) imparatorluk iç çekişmelerle sarsıldı. Commodus’tan sonra cumhuriyet kurumları yıkılmaya başladı. İmparatorlar yetkilerini genişletti MS 193’te Septimus Severus imparator oldu. 235’e kadar süren Severus hanedanı döneminde Roma’nın mali ve askeri gücü sarsıldı. Severus hanedanından gelen imparatorların hiçbiri eceliyle ölmedi. Bu dönemdeki en önemli gelişme Hristiyanlık’ın daha özgür bir ortam bularak yaygınlaşmasıydı. Severus hanedanından sonra barbar kavimlerin saldırılarına uğrayan Roma Tuna eyaletleri gibi bölgeleri birer birer kaybetti. Bu sırada doğudan Sasaniler saldırıyordu. Barbar akınları kentlerin yıkımına yolların bozulmasına yol açtı.
    III. yüzyılın sonuna doğru imparatorluğu yönetmek öylesine güçleşmişti ki İmparator Diocletianus MS 286’da Roma İmparatorluğu’nun geniş topraklarını dört yönetim bölgesine ayırdı. Orduyu yeniden düzenleyerek eski disiplini kurdu. Yeni vergilerle mali durumu düzeltmeye çalıştı. Sasaniler’i geriletmeyi başararak imparatorluğun sınırlarını Dicle Irmağı’na kadar götürdü. Hristiyanlar üzerindekibaskıyı arttırdı. Milano’yu batıimparatorluğunun başkenti yaptı; böylece Roma eski önemini yitirdi. Diocletianus yetenekli bir yöneticiydi ve imparatorluğun yeniden güç kazanmasnı sağladı.
    Diocletianus’un ölümünden sonra yönetimi ele geçirmek için yeniden çatışmalar başladı. Oğlu I. Constantinus (280-337) bu mücadeleden zaferle çıkarak imparatorluğun iki kanadını birleştirdi ve tek başına yönetimi ele geçirdi. MS 330’da Yunanlılar’ın Avrupa ila Asya’nın kavuştuğu noktada kurduğu Bizans’a kendi adını verdi ve burayı Roma’nın başkenti ilan etti. Bundan sonra ünlü Bizans kenti 1453’te Türkler tarafından fethedilinceye kadar Konstantinopolis (Constantinus’un kenti) olarak anıldı.
    Constantinus’un hükümdarlığının en önemli olayı Hristiyanlık’ı kabul edişidir. 300 yıldan beri sürekli baskı ve zulüm altında olmasına karşın Hristiyanlık giderek daha çok yandaş kazanıyordu. Çoktanrılı dinler eskisi gibi etkili değillerdi. Constantinus’un Hristiyan olması Hristiyanlar’ın üzerindeki baskıların kalkmasını saağladı.
    Constantinus’tan sonra imparatorluk hızla çözülmeyebaşladı. MS 364’te ikiye ayrıldı:
    - Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans İmparatorluğu)
    - Batı Roma İmparatorluğu
    Konstantinopolis Doğu Roma İmparatorluğu’nun Milano ise Batı Roma İmparatorluğu’nun başkenti oldu. I. Valentinianus batıda kardeşi Valens ise doğuda hüküm sürmeye başladı. Doğu Roma İmparatoru Valens 378’de Gotlar’a yenik düştü. İmparator öldürüldü ordusunun içteikisi yok oldu. Savaşın sonunda yüzyıllardan beri dünyayı egemenliği altında tutmuş olan Roma lejyonları tarihten silindi. MS 410’da Alarik’in öncülüğündeki Vizigotlar Roma’yı ele geçirip sonra güneye inerek bereketli ovaları talan ettiler. Roma’nın Galyalılar tarafından alındıktan 800 yıl sonra düşüşü kentin tarihinde bir dönemin kapanması demekti.
    Aynı yıllarda Vandallar İspanya’ya saldırırken Hunlar da Orta Avrupa’ya akın ediyordu. Önderleri Atilla 451’de Galya’da yenilgiye uğradıysa da bir sonraki yıl toparlanarak Kuzey İtalya’nın birçok kentini ele geçirdi ve Roma’ya yöneldi. Papaın ricası üzerine Roma’ya girmekten vazgeçti. Batı Roma İmparatorluğu artık iyice sallantıdaydı. 476 yılında İmparator Romulus Augustulus Germen Kralı Odoaker’e yenildi. Odoaker İtalya kralı oldu ve böylece Batı Roma İmparatorluğu tarihe karıştı.
    Roma İmparatorluğu geleneğini sürdürmek Doğu Roma İmparatorluğu’na kalmıştı. Ne var ki Doğu Roma İmparatorluğu Güneydoğu Avrupa’da Yunan kültürünün çok güçlüolduğu bir bölgede kurulmuştu. Üstelik egemenliği altında bulunan halklar Asyalı’ydı. Zaman içinde Roma gelenekleriyle Asya ve Yunan gelenekleri birbirinden etkilendi. MS VI. yüzyılın ilk yarısında İmparator I. Justinyen’in generallerinden Belisarios Kuzey Afrika’yı İtalya’yı ve İspanya’nın bir bölümünü barbar kavimlerden geri almayı başardı. Ama bir süre sonra İtalya Germen kavimlerden Lombardlar’ın eline düştü.
    Bizams İmparatorluğu olarak bilinen Doğu Roma İmparatorluğu X. yüzyılda en parlak dönemini yaşadı.
    Batıda 800 yılı Noel’inde papanın Frank Kralı Charlemagne’a imparatorluk tacı giydirmesiyle yeni bir imparatorluk kuruldu. Kutsal Roma-German İmparatorluğu adını alan bu devletin eski Roma İmparatorluğu ilk bir ilişkisi yoktu.
    Çok uzun birsüre boyunca papalarla imparatorlar arasında kimin daha üstün olduğu konusunda rekabet çatışma ve savaşlara yol açtı. Reformcu Papa VII. Gregorius ile Kutsal Roma-German İmparatoru IV. Heinrich arasında baş gösteren çatışma sırasında Heinrich’in askerleri Roma’ya girerek kenti ele geçirdiler.(1084)
    Papalık 1309-1417 arasında Fransa’da Avignon kentine yerleşti. Roma ise bir süre İtalyan soylularının savaş alanı oldu. XVI. yüzyıldan sonra papalar yeniden Roma’ya yerleşti.
    Papalar ve kardinaller Roma’yı sayısız kilise saray ve heykelle doldurdular. Eski anıtların ve yapıtların taşlarını bu yeni yapılarda kullandılar Böylece Eski Roma’dan geriye pek a şey kaldı. Roma 1870’de İtalya Krallığı’nın başkenti olunca tekrardan büyümüş ve bugünkü durumuna gelmiştir.


    Roma Hukuku

    Roma’nın büyük yeteneği siyasal bir yetenekdi herşeyden önce. Gereçkten o dönemin pek ilkel olan ulaştırma ve haberleşme araçları göz önüne alınacak olursa Romalıların dil ve kültür bakımından birbirinden farklı onca kavmi İmparatorluğun o denli geniş sınırları içinde toplayıp yüzyıllarca yönetebilmek için büyük bir güce ve –o oranda da- meharete sahip bulunmaları gereği kolayca anlaşılır.
    Roma’nın dünyaya egemen olmasını sağlayan bu siyesi yetenek yanında bir ikincisi hukuksal yeteneği idi.
    Roma hukuku ne bir kişinin ne de bir kaç kişinin eseri. Tersine bu hukuk yüzyıllar boyunca gelişmiş ve bu gelişme Roma Tarihi boyunca sürüp gitmiştir. Zaman zaman çeşitli toplamaların konusu olan bu hukuk kuralları son olarak Bizan İmparatoru Justinianus’un girişimiyle –İstanbul’da- toplanıp bir araya getirildi. Justinianus Roma hukukunun eski Romanın yarattığı en büyük eserlerden biri olduğunu biliyor ve bu hukuka karşı büyük bir hayranlık besliyordu. Kendi girişimi üzerinedir ki yüzyıllar boyu işlenip gekişmiş olan Roma hukuku kaynakları yani Romalı hukukçuların eserleri ile imparator kanunları bir araya toplandı.
    Justinianus’un gerçekleştirdiği bu eserin büyük önemi Roma hukukunun gelecek nesiller için korumuş ve saklamış olmasıdır.
    Bu eser 12.yüzyıldan başlıyarak İtalya’da Bolonya Üniversitesinde derin incelemelere ve çalışmalara konu oldu. Ortaçağın sonlarına doğru bu Roma hukuku öğretimi Bolonya’daki beşiğinden çıkarak Batı Avrupa ülkelerine ve oaradan da bütün dünyaya yayıldı.
    Roma hukukuna gösterilen bu yakın ilginin ve onun gitgide yaygınlaşmasını altında Batı’da o sıralarda doğan kapitalizm büyük rol oynar. Roma hukukunun bir çok ilkeleri özellikle mülkiyetle ilgili kuralları kapitalizme uygun düşüyordu çünkü.


    Eski Roma

    Roma Tiber Irmağı kıyısında “Yedi Tepe” olarak bilinen bir yörede kurulmuştur. Tepelerin adları sırasıyla şunlardır:
    - Palatium
    - Capitolium
    - Aventinus
    - Caelius
    - Esguilinus
    - Viminalis
    - Quirinalis

    Kent Akdeniz’den 24 km kadar uzaklıktaydı. Tiber’in hızlı akıntısı gemilerin yanaşmasını engelliyordu. bu yüzden yer olarak pek elverişli sayılmazdı. Ayrıca Tiber Irmağı boyunca uzanan bataklıklar sağlıksız bir ortam yaratıyordu. Etrükslü mühendisler bu bataklıkları kurutmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar
    Kent kurulduktan sonra zaman içinde gelişti. Roma’nın ilk sahiplerinin evleri çatıları samandan yapılmış olan küçük kulübelerdi. Tanrılar için yaptıkları tapınaklar yakınlardaki yanardağlardan kopan kayalardan yontulmuştu. Kentin çevresinde dışardan gelecek tehlikelere ve saldırılara karşı bir sur vardı.
    MÖ I. yüzyılın başlarında Roma’da Cumhuriyet döneminin son yılları yaşanıyordu. Bu yıllarda Tiber’den yukarı doğru tırmanan kimse ilk olarak iki tepeyle karşılaşırdı: bunlardan soldaki Janiculum sağdaki ise Aventinus idi. Janiculum’un tepesinde eski bir kale vardı. Tepeler kuzeyden gelecek saldırıları gözetlemekte yararlı oluyordu. Tepenin eteklerinde zengin Romalılar’ın evleri bulunuyordu.
    Tekneyle Aventinus’un kuzeybatısına yanaşılacak olunursa Roma’nın hayvan pazarı olan Forum Boarium görülebilirdi. Dokların tam üzerinde güzel villaların ve bahçelerin bulunduğu Palatium Tepesi herkesin oturmak için özlemini çektiği bir yerdi. Çünkü alçaklardaki aşırı sıcağa buralarda rastlanmıyordu. Palatium’da ayrıca doğunun bolluk ve bereket tanrıçası Kibele adına bir tapınak yapılmıştı. Aventinus ve Palatium tepeleri arasındaki vadide Circus Maximus adıyla ahşap bir stadyum vardı. Çeşitli gösterilerin yer aldığı yaklaşık 640 metre uzunluğundaki bu stadyum 150000 kişilikti. İki yanında dükkanlarve sıcaktan bunalanlar için buz gibi içecekler satan satıcılar sıralanırdı.
    Vadinin öteki yakasında bulunan Caelius Tepesi evlerle kaplıydı. Buradan Jupiter Tapınağı’na (Eski Yunan’da Zeus) giden bir yol vardı.
    Palatium ve Capitolium tepeleri arasındaki düzlükte mermer sütunlarıyla ve heykelleriyle Roma Forumu görünürdü. Forum her zaman hararetli tartışmaların kıyasıya pazarlıkların yapıldığı bir yerdi. Forumun biraz ötesinde sıradan insanların buluşma yeri olan Comitium vardı. Rostrum denen kürsü gibi yerde ise konuşmalar yapılırdı. Forumun arkasında senatonun toplantı yeri olan Curia bulunuyordu.
    Foruma giden başlıca yollardan birinin üzerinde iki başlı tanrı Janus’un tapınağı vardı. Savaş sırasında tapınağın kapıları hep açık olurdu.
    Capitolium Tepesi çift dorukluydu. Kuzeydekinde bir kale güneydekinde ise Tiber Irmağı’ndan görülen Jupiter Tapınağı bulunurdu.
    Eski Roma’da bulunan çeşitli tanrılara adanmış tapınaklar sunaklar heykeller arasında Jupiter ayrıbir öneme sahipti. Jupiter Tapınağı’na savaşlarda kazanılan ganimetler sunulur tanrının heykeli kente tepeden bakardı.
    Irmak kıyısında kurulu olmasına karşın kent halkı içmek için Tiber suyunu kullanmazdı. İçme suyu kanallarla ve toprak altına döşenmiş suyollarıyla yakındaki pınarlardan kente ulaştırılırdı. Bunlardan ilki MÖ IV. yüzyılda yapılmıştı. MÖ 144’te Capitolium Tepesi’ne su götürecek olan Agua Marcia yapıldı. Daha öncekiler toprağın altındayken bu kemer toprağın üstündeydi. Roma’nın kanalizasyon şebekesi de çok iyi planlanmıştı.
    İmparatorluk döneminde Roma’nın görünümünde çok büyük değişiklikler oldu. İmparatorlar kendi adlarını taşıyan görkemli binalar yaptırdılar. Roma Forumu daha sonra Augustus Vespasianus ve Traianus’un yaptırdığı forumların yanında çok küçük kaldı.
    Yıkanmaktan çok hoşlanan Romalılar büyük hamamlar yaptırmışlardı. Bunların zemini mozaik işlemeliydi; kubbeleri ise mermer sütunlarla destekleniyordu. Zafer kazanan generaller için yapılan zafer takları geniş caddeleri süslerdi. Özellikle 70’te Titus’un Kudüs’ü ele geçirişinin anısına yapılan Titus Takı çok görkemliydi. Bugüne ancak kalıntıları kalan Palatium Tepesi yakınlarında yapılmış olan çok kemerli görkemlibi yapı olan “Collesium”da çeşitli gösteriler düzenlenirdi. Zaman içinde binaların çoğalmasıyla kent Capitolium Tepesi’nin batısına ordunun eğitim alanı olan Campus Martius’a doğru yayıldı.
     

Sayfayı Paylaş