1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Roma Sanatı-Roma Sahne Mimarisi- Antik Roma Tiyatroları

Konusu 'Mimari ve İç Dekorasyon' forumundadır ve Suskun tarafından 12 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Roma Sanatı

    [​IMG]
    Romalılardan önce, İtalya'da Etrüsk medeniyeti kurulmuştur. Roma kül*tür ve medeniyetinin kökleri, bir taraftan İtalik ve Etrüsklere, diğer taraftan Hellenıstik dönem Yunanlılarına dayanır.Romalılar, Yunanlılarla ilişkiye geçip bu medeniyetin yayıldığı alanlara egemen olmuşlardır. Bunun doğal bir sonucu olarak, Yunan sanatı, Romalı*lar tarafından yaygınlaştırılmış ve tanıtılmıştır. Zaten Roma'da çalışan sanat*çıların çoğu Yunanlıydı. Romalı sanatseverler çoğunlukla Yunanlı sanatçı*ların yaptıklarını ve onlardan yapılan kopyaları satın almışlardır.En çok sivil mühendislik alanında başarı gösteren Romalılar, pek çok su yolları, köprüler ve hamamlar inşa etmişlerdir.

    Mimari

    Roma sanatı büyük ölçüde mimarîde kendini gösterir. Çoğun*luğu Romalı olan mimarlar, kemerli, tonozlu ve kubbeli yapım tekniğini geliştirmişlerdir. Mekâna önem kazandırıp, amtsal yapı düzenini bunun üzerine kuran bir üslûp oluşturmuşlardır.Akdeniz ve çevresini içine alan Roma İmparatorluğu, üç kıtanın çeşitli mimarî biçimlerini benimsemekle beraber, yapısına Roma damgasını vurmayı başarmıştır.Romalıların hafif ahşap çatı örtüsü yerine, büyük açıklıkların üzerini örten kagir tonoz ve kubbeyi tercih etmeleri, ağır taşıyıcı duvarların önemini artırmıştır. Bu nedenle sütunlar daha çok dekoratif amaçlarla kullanılmıştır.Onların taş ya da tuğlaları bağlamada harç kullanmış olmaları, büyük yapı*ların gelişmesini sağlamıştır. Taş, tuğla kırıkları ve kireçle karışık sıvı harç*tan meydana getirdikleri bu betona horasan denilir.

    Tapınaklar: Etrüsk tapınaklarının etkisi altında yapılan Roma tapınakla*rının bazıları da Yunan tapınaklarına benzemektedir. Bunların yanı sıra, bir cephesi revaklı ve büyük bir merdivenle çıkılan yüksek bir kaide (podium) üzerine oturtulmuş olanlar da vardır. Roma tapınağını Yunan tapınağından farklı kılan husus da, Romalıların merdiven ve sütunları binanın ön cephe*sine yapmış olmalarıdır. Ayrıca, Yunan tapınakları bağımsız olarak yapılır*ken, Roma tapınakları, çoğunlukla kutsal mekânların bir ünitesi şeklinde inşa edilmişlerdir.Sütun başlıkları ve taşıdıkları saçaklar Korint düzenindedirRoma'nın imparatorluk düzeyine eriştikten sonraki zamanlarında değişik tiplerde tapınaklar yapılmıştır. Özel*likle daire plânlı ve kubbeyle örtülü yapılanlar karakteristik niteliktedirler. Roma'daki Pantheon, 43 m. çapındaki kubbesiyle, Antik dönemin kubbeli ve merkezî plânlı yapılarının en büyük ör*neğidir.Romalıların egemen olduğu dönem*de Anadolu'da yapılan tapınaklar, yine Yunan tarzında inşa edilmiş, Roma tar*zı benimsenmemiştir. Bunların içinde en iyi korunmuş olanı Çavdarhisar (Kütahya) Zeus Tapmağı 'dır. Bu yapı M.S. II. yy.'da Hadrianus tarafından yapılmıştır. Ayrıca Ankara'daki Augustııs (Ogüst) ve Ro*ma Tapınağı da Roma döneminden kal*mıştır.

    Tiyatro: Roma tiyatrosu da. Yunan tiyatrolarındaki gibi üç ana bölümden oluşmaktadır: Sahne binası, yarım oturma basamakları. Ancak, Roma tiyatrosu daha büyük boyutlara sa*hiptir. Yunan tiyatrosunda orkestra, daire; Roma tiyatrosunda ise yarım daire biçimindedir. Ayrıca Roma ti*yatrosunda sahne daha derindir. Sahne binasının ön yüzü iki veya üç katlı bir sütun mimarlığı ile adeta saray cephesi durumuna getiril*miştir. Bu cephe niş ve heykellerle süslenmiştir. Sahne binası yan duvarlar ve koridorlarla oturma basamaklarına birleştirilerek, mi*marî bir bütünlük sağlanmıştır.Pek çok hâlde, seyirci basa*makları revaklarla sonuçlandı*rılmıştır.M.Ö. II yy.'da yapılan Antalya bölgesindeki Aspendos (Belkıs) Tiyatrosu, Roma tiyatrosunun en güzel örneğidir.Yine, Antalya bölgesinde Side, Perge tiyatroları; Efes, Milet, Hiyerapolis ve Güneybatı Anadolu'nun dağlık yöresindeki Termessos, Sagalassos gibi kentlerin tiyatroları da göz önünde tutulursa, ülkemizin Antik dönem tiyat*roları açısından zengin bir yer olduğu anlaşılır.

    Anfitiyatro(Anfiteatr):
    Gladyatör oyunları, yarışlar, müstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldı ve insan mücadeleleri için kullanılan bir alanın etrafım çevreleyen basamaklı oturma bölümlerinden meydana gelmiş, büyük boyutlu tiyatrolardır. En büyüğü Ro*ma'daki Colesseum (Kolezyum)'dur.

    Hamam: Roma hamamları, halkın ortak olarak kullandığı gimnazyum, kütüphane gibi yapıların da birleştirilmesiyle anıtsal bir bütünlük içinde inşa edilmişlerdir.Roma hamamlarının fonksi*yonel açıdan özel hacimleri vardır: Soyunma yerleri, so*yunduktan sonra girilen ılık hacim sıcak hamam kısmı ve yıkandıktan sonra soğuk suyla yıkanılan yer.Sıcak kısımda bazen havuz bulunurdu. Hamamların kadınlar ve erkekler için ayrı bölümler şeklinde yapıldığı da görülmektedir.Roma hamamlarının döşeme altındaki boşluklardan ve duvar içlerindeki borularda dolaşan sıcak hava ile ısıtma tekniği, sonradan Bizans ve Türkler tarafından da kullanılmıştır.Roma şehrindeki Carakalla ve Diyokletianus hamamları, bu güne erişebilen en büyük Roma hamamlarıdır.Anadolu'da Milet'teki Fanstina Hamamı M.S. II. yy.'da yapılmıştır. An*kara Çankırıkapı’ da ve Efes'te de Roma hamam kalıntıları bulunmaktadır.

    Gimnazyum:Bu yapı tipi, Anadolu'da Yunan geleneğinin etkisiyle orta*ya çıkmıştır. Örneğin Bergama'daki Üst Gimnazyum adı verilen yapı; hama*mı, stadyumu ve diğer öğelerle birlikte Hellenistik ve Roma döneminde oluş*muş özgün bir yapı örneğidir. Yine Efes'teki Vedius Gimnazyumu (M.Ö. II. yy.) bu yapıların en güzelleri arasındadır.

    Bazilika:Uzunlamasına gelişmiş, dik dörtgen hacim düzenine sahip, sü*tun dizilerince taşınan bir yapı türüdür. İlk bazilikalar Romalılar tarafından yapılmıştır. Din dışı bazı kamu işleri için kullanılırlardı. Daha sonradan Ki*lise görevi gören Hristiyan bazilikaları bunları örnek alarak yapılmıştır.

    Forum:Roma kentlerinin merkezinde yer alan ve çevresi bazilika gibi önemli kamu binalarıyla kuşatılan büyük sivil yapı topluluklarıdır. ForumlarYunan çağındaki ago*raların işlevini yerine getirmişlerdir. Roma çağında yapılan Anado*lu forumları, Yunanlılar zamanındaki agora ka*rakterini devam ettir*miştir. Anadolu'daki bü*tün antik kentlerde, düzgün plânlı arkadlar*la çevrili alanlar olarak çok sayıda örnekleri vardır (Örn. Efes gibi.)

    Stadyum:Atletik oyunların ve yarışmaların yapıldığı uzun anfıtiyatro biçimindeki yapılardır.Batı Anadolu'da Afrodias ve Antalya çevresinde bulunan Perge (M.Ö. II. yy.) en iyi korunabilen örnekler arasındadır.Yukarıdaki yapı tipleri dışında mausoleum (mozole) denen mezar yapıla*rı, nimfeum adı verilen anıtsal çeşmeler, castrum denen askerî kamp merkez*leri, kütüphaneler, zafer takları ve şehir kapıları sayılabilir.İtalya'daki kadar olmamakla beraber, Anadolu'da da benzer şehir kapıla*rı gelişmiştir. Antalya'daki Hadriyanus (117-138) döneminde yapılan şehir kapısı iyi korunabilen örneklerdendir.

    Konut (ev):Romalılarda saray, villa, yüksek katlı ya da tek kat ev tipleri geniş kentlerin ana dokusunu meydana getirirler. Vezüv yanardağının kül ve lavları altında kalan Pompei ile Herkulanum şehrindeki evler. Roma evleri hakkında bilgi edinilmesini sağlamıştır.Anadolu'daki Roma evleri Yunan-Hellenistik çağın etkisindedir. Evler sütunlu bir iç avlu çevresinde olacak biçimde yapılmışlardır. İtalyan evlerinde de buna benzer şekilde; atrium denilen, çoğu kez sütunlu, küçük bir avlu bulunurdu. Sonraları bu atrium ev tipinin gerisine sütunlu avlular, daireler ve bir de bahçe katılmıştır.M.S. 1. yy.'dan başlayarak apartman tipi evler yapılmaya başlanmıştır

    Saraylar: Roma İmparatorluğu'nun sarayları Palatin tepesindeydiler. Bu saraylar tören daireleri, oturma daireleri ve bahçe olmak üzere üç temel unsurdan meydana gelmektedirler. Bir de Adriyatik kıyısında bulunan Spalato'da yapılmış bir saray bulunmaktadır. M.S. III. yy.'da inşa edilen bu saray, ıssız bir yerde ve etrafı surlarla çevrilidir. Spalato Sarayı, Roma ordugâhlarında kullanılan plânın saray mimarlığına dönüşümüne örnektir.
    Roma kentleri kuzey-güney ve doğu-batı önünde uzayan iki ana cadde üzerinde plânlanmıştır. Bu caddeler forum dediğimiz pazar yerlerinde birbir*lerini dik açıyla keserlerdi. Fakat bu plâmn Roma ve Atina gibi büyük kent*lerde uygulanması doğal olarak mümkün olmamıştır. Ancak yeni kurulan kentlerde ve kışlalarda çoğunlukla bu şema uygulanmıştır.Anadolu'daki Roma şehirlerinin caddeleri boyunca direkler bulunurdu. Direkli caddelerin orta kısmında kaldırım, onun sağında ve solunda portikler, onların da gerisinde dükkânlar olurdu. Tapınak, sunak ve heykellerle süslü agoralar, İtalya'daki forumların yerini alırdı. Buna Milet Agorası örnek ve*rilebilir. Perge'de görüldüğü gibi, kentin girişlerinde anıtsal kapılar bulunurdu. Bu kapıların önlerindeki meydandan iki tarafı revaklı yollarla limana, akropole ya da şehrin önemli noktalarına gidilebilirdi. Milet ve Perge dışında Side ve Efes gibi kentler, yukarıda bahsedilen yapı türlerinin hemen hepsini içine alan yerleşme merkezleridir.
    Çok katlı kemerler hâlinde yapılan su köprüleri, Roma kentlerinin ihtiya*cı olan suyu taşırlardı. Roma çevresinde bulunan köprü ve su köprülerinin kalıntıları hâlâ dikkati çekecek kadar devasa yapılardır. Antalya yöresindeki Aspendos (Belkıs) kentine su getiren köp*rünün iki ucu kule biçiminde yükselmek*tedir. Bu yapı, Romalıların suyun daha kolay akmasını sağlayan su terazisi yön*temini bilmiş olduklarım da ispatlamak*tadır. İstanbul'da İmparator Valens zama*nında yapılan Bozdoğan Kemeri de bu tip yapıların örnekleri arasındadır.



     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    ROMA TİYATROSU

    Dinsel törenler, tragedya ve komedya türü oyunların sergilendiği tiyatroların ortaya çıkışları dinsel nedenlere dayanmaktadır. Orkestrada yer alan sunak (thymele) ve tiyatroların Dionysos tapınakları çevresinde oluşları ile tiyatro içindeki bezemelerde Dionysos tasvirlerinin varlığı bunu desteklemektedir.

    Tiyatrolar ilk olarak M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda ortaya çıkmaktadır. Tiyatrolarda gösteriler M.Ö. 4. yüzyıla kadar açık havada, daire biçimli zemini sıkıştırılmış topraktan olan orkestrada yapılmaktaydı. Seyirciler ise orkestrayı çevreleyecek biçimde bir yamaca dizilmekteydiler ya da yamaca kurulmuş ahşap sıralarda oturmaktaydılar. Yine bu dönemde sahne de ahşaptan yapılıyor olmalıydı. M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren taştan yapılmış tiyatrolar görülmeye başlanır. Bunlara örnek olarak; Yunanistan’da Atina Dionysos Tiyatrosu, Epidauros Tiyatrosu (mimar Polykleitos, M.Ö. 4. yüzyıl), Delos Tiyatrosu (M.Ö. 3. yüzyıl), Anadolu’da Priene (M.Ö. 3. yüzyıl), Milet, Bergama, Efes, Magnesia, Iassos, Metropolis tiyatroları verilebilir.

    Romalılar ise geç dönemlere kadar tam anlamıyla taş tiyatrolara sahip olmadılar. Oyunlar sergileneceği zaman ahşap oturma sıraları ve sahne binası inşa ediliyor ve sonradan sökülüyordu. Geç Cumhuriyet Dönemi sonlarına kadar inşa edilen ahşap tiyatrolar çok gösterişli olabilmekteydiler. Roma’da ilk kalıcı tiyatronun yapımına M.Ö. 2. yüzyılın ortalarında girişilmiş, inşaata başlandıktan bir süre sonra Senato tarafından yapının yıkılmasına karar verilmiştir. Roma’daki ilk kalıcı tiyatro ise M.Ö. 58’de M. Aemilius Scaurus’un bayındırlık memurluğu sırasında inşa ettirdiğidir, ahşap tiyatrodur. Yaşlı Plinius’a göre sahne binası (scaenae frons) üç katlı idi ve alt kat mermer (muhtemelen kaplama), orta kat cam (muhtemelen mozaik), üst kat ise yaldızlı ahşaptan inşa edilmişti. Ayrıca aralarında 3000 tunç heykelin bulunduğu 360 sütundan ve 80 bin izleyici kapasitesinden bahsetmektedir. M.Ö. 55’te ise Pompeius tarafından Mitylene tiyatrosu örnek alınarak Roma’nın ilk taş tiyatrosu Campus Martius’da inşa edildi. Pompeius döneminden sonra diğer bir taş tiyatro, Caesar döneminde (M.Ö. 46-44) başlanıp, Augustus döneminde tamamlanan Marcellus Tiyatrosu’dur. Alt katı Dor orta katı İon ve üst katı Korinth düzeninde sütunlar ile bezenmiştir.

    Roma dışındaki şehirlerde taştan inşa edilmiş daimi tiyatrolar daha önce ortaya çıkmaya başlamıştır. M.Ö. 2. yüzyılın ortasına ait olan Gabii’deki gibi bazıları tapınak kompleksinin bir parçasıydılar ve ana işlevleri, tapınmayla ilgili müzikli ve danslı törenlerin sunum yeriydi. Bir diğeri ise Sulla döneminde (M.Ö. 82-79) inşa edilmiş Pompeii’deki Küçük Tiyatro’dur. Bu tiyatro herhangi dini bir işlev üstlenmeyen bir kamu yapısıydı. Dikdörtgen planlı bir yapıdır ve üzeri muhtemelen çatı ile kapatılmıştı. Plan olarak Milet ve Atina Bouleterion’unu hatırlatan bu yapının orchestrası ve scanae ile auditoriumun bir bütün oluşuyla Roma karakteri göstermektedir.

    Esir alınan bazı Grek askerleri sayesinde Yunan Tiyatrosu,Roma’da tanınmaya başlandı. Çünkü bu askerler, Euripides’in eserlerini okuyabiliyorlardı. Ancak Roma Tiyatrosu’nun kaynağı da şenliklere gidiyordu. Arvales denilen din adamlarıyla birlikte çiftçi ve çobanlardan kurulu bir topluluk ekin dönemlerinde tarım tanrıçası “Demeter” adına törenler düzenlerlerdi. Ekin kalktıktan sonra başlayan düğünlerde dansların yanı sıra, FESCENNİUM ezgileri söylenir, dans edilirdi. Bu ezgilerin dramatik bir önemi yoktu ancak oyunların kurulmasında etkili oldu. Fescennium ezgileri halk tarafından oynanan gülünç oyunlarla birleşince SATURA adı verilen kaba çizgili kısa güldürüler ortaya çıktı. SATURA ilk kez, İ.Ö. 364 yılında Roma’da düzenlenen oyunlarda oynandı. İ.Ö. 240 yılından itibaren de Roma oyun alanında düzenli olarak tragedya ve komedyalar oynanmaya başlandı. İ.Ö. 220 tarihlerinden itibaren LUDİ PLEBEİ yani halk gösterileri düzenlenmeye başlandı. Önceleri yılda 4 kez,Nisan,Temmuz,Eylül,Kasım aylarında düzenlenen Ludi Şenlikleri daha sonraları hemen her fırsatta ( düğün,zafer,cenaze vb.) düzenlenir oldu. Roma senatörlerinin tiyatroyu yasaklamak istemelerine karşın İ.S. IV.yy.da bu gösteriler yılda 170’e çıktı.

    Güldürü Çeşitleri ve Yazarları

    İleriki yüzyıllarda Roma tiyatrosunun etkisi sadece güldürü alanında görülür. Roma’da genel olarak 6 güldürü türü vardır.

    FABULA TABERNİA - Daha çok köylerde oynanan ve temeli doğaçlamaya dayanan oyunlardı.

    FABULA ATTELANA - Satir türünü anımsatan kısa oyunlardı. Dramatik yarışmasının bitiş veya başlangıcında oynanırdı. Groteks (abartı)tipler vardı. Maskara,bilgiç,asker v.b... Attelan komedyası edebi bir biçime girince iki önemli yazar ortaya çıktı. Pomponius konuları günlük yaşamdan almış ve yabancıları,mitoloji kahramanlarını taşlamıştır. Novius hakkında ise pek bilgiye rastlanmamıştır.

    MİMUS - Kaba,çoğunlukla açık saçık güldürüler. Bu türle birlikte, aldatan eş ve çapkın genç üçlüsü işlenmeye başladı. Zaten gerek Attelan gerekse mimusda zina, en sık işlenen konuydu.

    PANTOMİMUS - Uçarı,danslı bir gösteri. Bir dansçı arkasında yer alan koronun desteğiyle maske ve kostüm değiştirerek bir çok tipi canlandırdı. Pantomimus dansı ciddi,trajik konuları özellikle Yunan ve Roma tragedyalarını canlandırırdı.

    FABULA TOGATA - Bunlar diğerlerine oranla daha çok Roma özelliklerini taşıyan güldürülerdi. Kadınların toplumsal sorunları işleniyordu.

    FABULA PALLİATA - Bu tür; Antik Yunan’ın Menandros tarafından temsil edilen yeni komedyasını esas aldı. Yeni komedya türünü Roma’ya sokan ve Palliata komedyasının ilk yazarı Andronicus bir köleydi. Antik Yunan yapıtlarının ilk çevirmeni diye bilinir.

    Naevius,Contaminatio denilen, çeşitli oyunların sahnelerini bir komedya içinde toplayarak ortaya çıkarılan güldürü türünü ilk başlatan yazardır. Ayrıca aristokratları taşlayarak yazdığı güldürülerle FABULA PRAETEKSTA türünü ortaya çıkardı.

    Ancak,en önemli komedya yazarı, PLAUTUS’tu. Halkın beğenisine uygun oyunlar yazdığı için en çok tutulan yazar, Rönesans’ta bir çok yazara,oyunlara örnek oldu. Yeni komedyayla Attelan güldürülerinin karışımı olan oyunlarında, siyasal konulara girmekten kaçınmış, kelime oyunlarını,tersinlemeyi kullanmıştır. Plautus, düşünmeyi sevmeyen halk için,oyunlarını yalın bir dille yazar, oyunun başında özetini ve karakter özelliklerini verirdi. İyi işlenmiş karakterlere karşın, kurguya dikkat etmez,oyunlarında sürprizlere yer vermezdi. Oyunlarındaki en önemli karakter “kurnaz köle”ydi, bir diğeriyse “yosma”. Bazı eserleri; Eşekler, İkizler, Köleler, Çömlek, Amphitruo, Üç akçelik kişi, Casina, Hortlak.

    Roma komedyasının ikinci ünlü yazarı Terentıus,Romalı bir senatörün kölesiydi. Onun zekâsını gören senatör onu yetiştirdi ve sonunda özgürlüğünü verdi. Çağının en ünlü yazarları arasında yetişti. Genç öldüğü için ancak 6 komedya yazdı. Plautus’un tersine aristokrat sınıfa yöneldi. Komedyaya psikolojik gelişimi getirdi. Kişilerin duygularının yorumunu yapar ve psikolojilerini belli etmeye
    çalışır. Olay dizisini kurmada Plautus’tan daha başarılıdır ancak oyunlarındaki durgun hava halk tarafından tercih edilmemesine neden olmuştur. Eserleri; Özünün Celladı,Hadım,Kardeşler,Farmıo,Kaynana.

    Tragedya ve Yazarları

    Sözden çok harekete, düşünceden çok heyecana düşkün olan izleyici doğal olarak tragedyaya önem vermiyordu. Quintus Ennius-Euripides’in tragedyalarına öykündü. Aristokratlara yöneldi ve çağdaş yazarları etkiledi. Pacuvius-Euripides’e öykünerek 12 tragedya yazdı. Oyunlarında felsefi düşüncelere yer verdi. Tiradları bazen oyunun gelişimini durduracak kadar sıkıcıydı. Accıus- Daha çok Aiskhilos’u örnek aldı.

    LUCİUS ANNAEUS SENECA – ( İ.Ö.4 – İ.S. 65) Roma tragedyasının en önemli temsilcisi. Oyunlarını oynanması için değil okunması için yazmıştır. Euripides’i örnek aldığı halde,tarzı çok farklıdır. Oyunlar onunki kadar gerçekçi değildir. Sahneler abartılmış duyguları,melodramatik görünüşleri kapsar. Seyirciyi veya dinleyiciyi etkilemek için çok kanlı sahneler yazmıştır. Uzun tiradlı oyunları
    ağır ve karamsardır. Yunan tragedyasından farklı olarak ölüm sahnelerini sahnede canlandırmayı tercih eder. Romalı izleyicinin tiyatroya bakış açısı düşünülürse bu anlaşılabilir bir tutumdur. Eserleri; Oidupus, Medeia, Troyalı Kadınlar, Aqamemnon, Eta’da.

    Roma Tiyatrosunun Bölümleri

    Cunei (Gradus):
    İki merdiven arasında kalan oturma sırası bloğu.
    Moneian: Oturma sıralarını birbirinden ayıran yatay, geniş yol.
    Orkestra: Seçkin kişiler için koltukların bulunduğu alan.
    Pulpitum: Ön sahne. Oyunun oynandığı bölüm.
    Skene Frons: Sahne binasının ön yüzü – ön duvarları.
    Parados: Seyirci girişleri.
    Paraskene: Yan odalar.
    Postskene: Sahne arkasında kulis, aktör locaları ve dekor odalarının bulunduğu bölüm.
    Auditorium: Seyircilerin oturma sıralarının bulunduğu kısım.
    Skene: Sahne binası.
    Cavea: Seyircilerin oturduğu bölümün tamamına verilen ad.
    Porto Regia: Ön sahneden arka sahneye açılan ana kapı.
    Porto Hospitalia: Ön sahneden arka sahneye açılan yan/yardımcı kapılar.
    Diazoma: Cavea'yı yatay olarak ortadan bölen ana yürüyüş yolu.
    Summa Cavea: Diazomanın böldüğü cavea'nın yukarı kısmı.
    Furnicatum: Diazoma da bulunan beşik-tonoz yapıda inşa edilmiş galeri.


    OYUN YERLERİ VE TİYATROLAR

    Romalılar için “ekmek ve sirk” gereksinmesinin önemi; oyun yazarlığını, değerli olan dramatik sanatı öldürdü. İddi dramatik yazarın karşısında yalnız mimus ve pantomimus değil,sirk de büyük bir rakip olarak dikilmişti. müstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldımüstehcem üslup kullanıldıen binden çok seyirci alan Circus Maximus, Colosseum gibi büyük oyun yerleri, kanlı gladyatör ve hayvan dövüşlerini görmeye gelen halkla dolup taşıyordu. Kimi kez Colosseum suyla dolduruluyor,NAUMACHİA denilen yalancı su savaşları düzenleniyordu. Bu yüzden, Roma’da gerçek bir dramatik sanatın var olduğu söylenemez. Bunun yanı sıra Romalılar mimarlıkta ustaydılar ve tiyatroya katkıları da yine mimarlık yoluyla olmuştur.

    İ.Ö. 55’te kalıcı tiyatrolar yoktu. Gösteriler için tahtadan bir skene ve önüne yüksek bir sahne yapılırdı. Oturacak yer yoktu, seyirci ya ayakta durur ya da sandalyesini yanında getirirdi. İ.Ö. 194’te halk senatörlere yer sağlandığını görerek öfkelendi. İ.Ö. 174’te ilk taştan skene yapıldı ama seyirci için yine oturacak yer yoktu. Sonunda İ.Ö. 185’te tiyatroda oturmak, yasa çıkartılarak yasaklandı. İ.Ö. 55 yılında ilk taş tiyatro Pompei’de yapıldı.

    Roma Tiyatrosu, Yunan tiyatro yapısında bir takım değişiklikler yapmıştır. Bu değişikliklerin en önemlisi seyircilerin oturduğu cavea’nın skene ile bir bütün oluşturmasıdır. Nitekim çağdaş tiyatro yapıları da bu fikirden doğmuştur. Dış duvarları çok süslüdür. Seyircinin dağılması için kemerli geçit yerleri, VOMİTORİİ vardır. Yunan Tiyatrosu’nun tam daire orkestrası burada yarım daire olmuş ve taş kaplanmıştır, protokol seyircisi için kullanılmaktadır. Sahne, bir buçuk metre yüksekliğinde, derinliği altı metre,uzunluğu otuz buçuk metre kadardır. Eski skene çok ayrıntılı,süslü bir binadır, yüksektir. Binanın girişinde süslü bir kapı, bunun iki yanında daha küçük kapı bulunmaktadır. Simetrik sütunlar,süslü üçgen alınlıklar,oyuklar ve heykeller vardır.

    Yarım dairelik oturma alanı, direkli ve damlı bir revak bulunmakta,buradan seyirciyi güneşten korumak için tenteneler gerilmektedir. Bazı küçük tiyatroların üzeri tamamen kapatılmıştır. Yunan tiyatrosunda üstü açık olan giriş yerlerinin üstü kapatılmış ve tünel biçimini almıştır. Ayrıca orta sıralara gidişi sağlamak için, seyir yerleri altından tünel yapılmıştır. Roma yapıları içinde, Yunanistan’da olduğunun tersine, dağ yamaçlarına yapılmış yapılar çok seyrektir. Bir ikisi dışında tüm Roma Tiyatroları düzlüğe yapılmıştır ve tek parçadır. Oyun yeri ve seyir yeri bir bütün içinde birleşmiştir. Ayrıca Roma’da tiyatronun oynandığı yer bir bütün halini almıştır. Grek tiyatrosu yalınlığı içinde güzel olmakla birlikte henüz bir bina niteliğinde değildi. Roma tiyatrolarının Yunan tiyatrolarından çok daha süslü ve gelişmiş olduğu söylenebilir. Roma İmparatorluğu bu tiyatrolardan 125’ini İngiltere’den Kuzey Afrika’ya Portekiz’den Anadolu’ya dek yaymıştır. Yunan ve Helenistik tiyatroların bulunduğu Doğu eyaletlerinde bu tiyatrolar değiştirilerek Roma tiyatrolarına benzetilmiş ve böylece tiyatrolar hayvan dövüşleri,gladyatör dövüşleri ve yalancı su savaşları için kullanılabilmiştir. Bunun gibi, Atina’daki Dionysos Tiyatrosu da Neron çağında Roma anlayışına göre değiştirilmiştir. Çağımıza bozulmadan kalan en iyi örnekler, Güney Fransa’da Orange’daki tiyatro ile Anadolu’daki Aspendos tiyatrolarıdır.

    Oyunculuk

    Roma’da tiyatronun gerilemesinin en önemli nedenlerinden biri oyuncunun toplum içindeki durumuydu. Oyunculardan çoğu, Güney İtalya ve Yunanistan’dan getirilmiş kölelerdi. Oyuncuların kazançları seyirci tarafından seyirci beğenisine göre farklılıklar gösteriyordu. Ayrıca büyük armağanlar alır, onur kazanırlardı. Buna rağmen Romalı oyuncular infami olarak damgalanmışlardı,vatandaşlık hakları yoktu. Bir senatörün akrabası bir oyuncuyla evlenirse, bu evlilik temelsiz ya da yok sayılıyor, bir asker sahneye çıkarsa ölümle cezalandırılıyordu. Oyunculuğun dinsel bir temeli olmadığı için, övülmekle birlikte bir meslek olarak aşağı görülüyordu. Bazı oyuncular gerçekten büyük üne erişirlerdi;bunların en ünlüsü İ.Ö. 62’de ölen Roscius’tu. O da bir köleydi ancak çok beğenildiği için azad edilmişti. Kimi sanatçıları zenginler koruyordu özellikle güzel kadın oyuncuları...Başlangıçta kadın rollerini erkekler oynuyordu ancak mimus ve pantomimusla birlikte kadın oyuncular da sahneye çıkmaya başladı.

    Oyunculuğun kuramını yapanlardan Cicero uygulamaya önem veriyor,oyunculardan arayışlar yaparak kendilerini bulmalarını istiyordu. Quintilian ise yeteneğe inanıyordu. Ona göre yeteneği olmayan oyuncu eğitimle hiç birşey elde edemezdi. Her iki kuramcı da sese önem veriyordu. Quantilian, duraklar, sesin yükselip alçalmaları, ses perdeleri ve hız üzerinde önemle durmakta, kişileştirme için gözlemin gerekliliğini belirtmekteydi. Oyuncu zeki olmalı,tepkilerini,düşüncelerini,inançlarını,duygu larını iletirken anlamlı eylem ve sözlerinde “Niye?”, “Nerede?”,”Nasıl?”,”Ne?” ile sorularına karşılık verebilmeli, şartların gerekliliğine göre davranabilmeliydi. Cicero’ya göre, kendisi duygulanmayan oyuncu,syirciyi duygulandıramaz. Horace da “Benim ağlamamı istiyorsan, önce sen üzül” der. Lucian ise duygulanmaktan yana değildir. Yani, bu dönemdeki görüş ayrılıkları daha sonraki yüzyılların tartışmalarıyla paralellik göstermektedir. Quantilian her duygunun belli bir görünüşü,ses tonu ve tavrı olduğunu belirterek, kitabında bunları sınıflandırmıştır.

    Kostüm ve Maske

    Romalı oyuncular tarafından kullanılan kostümler,Yunanistan’da giyilenlerin hemen hemen aynıydı. Tragedyada SİRMATA denilen uzun kostümler kullanılırdı. Komedyada ise kısaları giyilirdi. Galeri adını alan perukalar Yunan oyuncusundaki Onkos’un eşiydi. Ayaklara giyilen tahta nalınların ismi ise, Crepida idi. Ayrıca, saccus denilen yumuşak terliğe benzer bir ayakkabı da kullanılırdı. Kostümlerin renkleri belli nitelikleri simgelerdi. İhtiyarlar beyaz, genç erkekler mor,asalaklar gri, saraylılar ise sarı renkte kostümler giyerlerdi. Başlangıçta maske kullanılmıyordu çünkü Romalı izleyici oyuncunun her mimiğini görmek ister, oyuna ağırlık katan maskelerden hoşlanmıyordu . Maskeyi ilk kez ünlü oyuncu Roscius’un kullandığı söylenir. Maskelerin bir bölümü gerçeğe yakın başka bir kısmı ise abartılıydı GROTESK maskeyle birlikte ,oyun kişisinin yaşını gösteren renkli saçlar (galeri) vardı. Beyaz saç ihtiyarlığı, siyah gençliği,kırmızı köleleri simgeliyordu.

    Dekor

    Tragedya dekorunda; büyük sütunlar,alınlıklar,heykeller ve benzeri süsler bulunur,komedya dekorunda ise balkonlu sırayla pencereleri olan özel evler yer alırdı. Satir dekorları,ağaçlar,dağlar ve benzeri kırsal öğelerle doğa görünümleriydi. Sahnede bir takım mekanik araçlardan yararlanıldığı düşünülmektedir. Çünkü bazı kaynaklarda gözden yok olan tahta dağlar, fışkıran çeşmeler, akan kaynaklar, büyüyen ağaçlardan söz edilmektedir. Roma tiyatrosunun getirdiği yeniliklerden bir tanesi de ön perdenin kullanılışıdır. Bu perde zengin işlemelidir,sahne alanı temsil başında örtülür, sonunda kaldırılırdı.

    Seyirci

    Uzun süren savaşlar arasında tiyatro,savaşçıların eğlenmelerini,oyalanmalarını sağlıyordu. Kanlı gösterilerse öldürme zevkinden uzak kalmamalarını. Yalancı deniz savaşları, yırtıcı hayvanlarla dövüş, insanla hayvan, insanla insan arasında kanlı çatışmalar ve araba yarışlarının yanı sıra tragedya,komedya,mimus ve pantomimus temsilleri veriliyordu. Seyirci eğlenmeyi amaçlamış bir topluluk olduğu için her zaman komediyi tragedyaya tercih eder, tepkisini göstermekten çekinmezdi. Bazen sevmediği bir oyunu yarıda keser, bazen oyuna müdahale ederek seyrini değiştirirdi. Gün boyu yarışmalarında yorulan halk tiyatroda uyumaktan, yemek yemekten,muhabbet etmekten çekinmezdi.

    Tiyatroda yerlerin dağılımı , toplumsal sınıflara göre değişiyordu. İmparatorla, LUDİ Şenliği’ne para yardımı yapanların sahnenin iki yanında özel locaları vardı. Senatörler yarım daire orkestra içinde kendilerine ayrılan yerler otururlardı. Soylulara ilk 14 sıra ayrılmıştı. Ondan sonra, sırayla öteki toplumsal sınıflar geliyor,en uzak yerlerde ise yoksul,önemsiz vatandaşlar oturuyorlardı. Biletler para biçimindeydi. Üzerinde bir resim, bir ad, ve bir sayı bulunurdu. Buna göre, bilet sahibinin nereye oturacağı belli oluyordu. Daha sonra Avrupa tiyatrosunda da görülen özel tutulmuş alkışçılar Roma’da da vardı. Bunların parasını oyunun giderlerini karşılayan öderdi. Çünkü oyunun beğenilmesi durumunda giderlerin iki katı kazanç elde edilirdi. Halkın beğenisini kazanmak için bayağılığa,açık saçıklığa kaçan heyecan verici her şeye yer veriliyordu. Bu da Yunanlılar eliyle en yüksek katına yükselen dramatik sanatın Romalılar eliyle nasıl yozlaştığını göstermektedir.

    “Hakkınızda hayırlı olsun,dinleyin buyruklarımı. Yosmalardan hiç biri gelip sahnenin önüne oturmayacak. Çavuşların da, çavuşların sopalarının da sesini duymayacağım. Oyuncular sahnede iken meydancı birini yerleştireyim diye ötekinin berikinin önünden geçmeyecek. Yataklarından geç kalkmış olanlar katlansınlar ayakta durmaya. Ne vardı o kadar uyuyacak? Köle takımı uzak olsun buradan! Sütninelere de söyleyelim, meme emen çocukları oyuna getireceklerine evlerinde emzirsinler. Hem kendilerinin dilleri kurumaz,hem de baktıkları yavrucaklar açlıktan ölmez,burada oğlaklar gibi bağrışmaya kalkmazlar.” Plautus- Kartacalı oyununun önsözü...


    ROMA VE GREK TİYATROLARI ARASINDAKİ FARKLAR

    Roma tiyatroları, Grek tiyatrolarını örnek almalarına rağmen belirgin farklılıklar mevcuttur. Bu farklar şunlardır. Grek tiyatrosu teatron ve sceneden oluşurken, Roma tiyatroları tek bir yapıydı. Sahne binası ve auditorium kesintisiz bir çevre duvarı ile bir araya toplanmıştır. Sahne binasının duvarları auditorium ile aynı yüksekliğe çekilerek kapalı bir alan yaratılmış ve seyircinin dış dünya ile ilişkisi kesilerek dikkatin sahnede yoğunlaşması sağlanmaya çalışılmıştır. Kapalı alan oluşumunu biraz daha güçlendiren başka özellikler de mevcuttur. Bunlardan birincisi sahnede gösteri yapanları hava şartlarından korumak için yapılmış olan ahşap çatıdır. Ayrıca bu çatı sesin daha iyi dağılmasını sağlayan akustik bir görev de görmekteydi. Bununla birlikte izleyiciler için dış duvar üzerinde yerleştirilmiş ahşap direklere asılı tenteler bulunmaktaydı. İkinci özellik ise sahne duvarının (scaenae frons) zengin bir biçimde dekore edilmesidir. İki ya da üç katlı inşa edilmiş olan scaenae frons, sütunlar, girinti-çıkıntılar, eğik-düz şekiller ve heykellerle bezenerek düzenlenmiştir. Bu mimari biçim güneş yardımıyla ışık-gölge oyunları oluşturuyor, canlılık ve hareket yaratıyordu.

    Romalı mimarlar kemer ve tonoz kullanarak tiyatroları düz bir zemine oturtabilmekteydiler. Bununla birlikte Yunan Tiyatrolarında olduğu gibi tiyatroları bir yamaca yasladıkları da olmuştur. Grek tiyatrolarında görülen at nalı şeklindeki plana sahip orkestra Romalı mimarlar tarafından yarım daire haline getirilmiştir. Böylece auditorimun en ucundaki seyirciler dahi sahneyi iyi bir biçimde görebiliyorlardı. Orkestranın yarım daire şeklini alması auditoriumun da yarım daire kalmasını sağlamıştır. Ancak bunun görülmediği durumlar da söz konusudur. M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren üzerinde oyunların oynandığı proskene genişletilmiş, orkestra işlevini yitirmiştir. Orkestrada önemli kişilere oturma yerleri hazırlanmıştır.

    Grek tiyatrolarında sahne binası ve cavea arasında çapraz şekilde yer alan paradoslar auditoryuma paralel biçimde yapılmıştır. Paradosların üzeri tonoz ile kapatılarak, oturma sıralarının bir kısmının taşınması sağlanmıştır. Cavea altındaki tonozlu geçitlerle moneiana ulaşılmakta ve buradan oturma sıralarına geçilmekteydi. Grek tiyatrolarında görülmeyen bir başka özellik ise auditorium kısmının en üst sırasını sütunlu bir galeri inşa edilmiş olmasıdır. Burası izleyicilerin gezinebilecekleri ya da yağmurdan korunabilecekleri bir alandır.

    Roma tiyatroları, Grek tiyatrolarını örnek almalarına rağmen belirgin farklılıklar mevcuttur. Bu farklar şunlardır. Grek tiyatrosu teatron ve sceneden oluşurken, Roma tiyatroları tek bir yapıydı. Sahne binası ve auditorium kesintisiz bir çevre duvarı ile bir araya toplanmıştır. Sahne binasının duvarları auditorium ile aynı yüksekliğe çekilerek kapalı bir alan yaratılmış ve seyircinin dış dünya ile ilişkisi kesilerek dikkatin sahnede yoğunlaşması sağlanmaya çalışılmıştır. Kapalı alan oluşumunu biraz daha güçlendiren başka özellikler de mevcuttur. Bunlardan birincisi sahnede gösteri yapanları hava şartlarından korumak için yapılmış olan ahşap çatıdır. Ayrıca bu çatı sesin daha iyi dağılmasını sağlayan akustik bir görev de görmekteydi. Bununla birlikte izleyiciler için dış duvar üzerinde yerleştirilmiş ahşap direklere asılı tenteler bulunmaktaydı. İkinci özellik ise sahne duvarının (scaenae frons) zengin bir biçimde dekore edilmesidir. İki ya da üç katlı inşa edilmiş olan scaenae frons, sütunlar, girinti-çıkıntılar, eğik-düz şekiller ve heykellerle bezenerek düzenlenmiştir. Bu mimari biçim güneş yardımıyla ışık-gölge oyunları oluşturuyor, canlılık ve hareket yaratıyordu.

    Romalı mimarlar kemer ve tonoz kullanarak tiyatroları düz bir zemine oturtabilmekteydiler. Bununla birlikte Yunan Tiyatrolarında olduğu gibi tiyatroları bir yamaca yasladıkları da olmuştur. Grek tiyatrolarında görülen at nalı şeklindeki plana sahip orkestra Romalı mimarlar tarafından yarım daire haline getirilmiştir. Böylece auditorimun en ucundaki seyirciler dahi sahneyi iyi bir biçimde görebiliyorlardı. Orkestranın yarım daire şeklini alması auditoriumun da yarım daire kalmasını sağlamıştır. Ancak bunun görülmediği durumlar da söz konusudur. M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren üzerinde oyunların oynandığı proskene genişletilmiş, orkestra işlevini yitirmiştir. Orkestrada önemli kişilere oturma yerleri hazırlanmıştır.

    Grek tiyatrolarında sahne binası ve cavea arasında çapraz şekilde yer alan paradoslar auditoryuma paralel biçimde yapılmıştır. Paradosların üzeri tonoz ile kapatılarak, oturma sıralarının bir kısmının taşınması sağlanmıştır. Cavea altındaki tonozlu geçitlerle moneiana ulaşılmakta ve buradan oturma sıralarına geçilmekteydi. Grek tiyatrolarında görülmeyen bir başka özellik ise auditorium kısmının en üst sırasını sütunlu bir galeri inşa edilmiş olmasıdır. Burası izleyicilerin gezinebilecekleri ya da yağmurdan korunabilecekleri bir alandır.




     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]

    Perge Tiyatrosu

    Tarihçe

    I. Yapı Evresi: İ.S. 170-211
    II. Yapı Evresi: İ.S. 222-238
    Detay çalışmalarının devamı: İ.S. 235-265
    Detay çalışmalarının devamı ve değişiklikler: İ.S. 275-300/305
    Restorasyonlar: İ.S. 450/475-527


    [​IMG]
    Perge tiyatrosunda Roma ve Grek mimari özellikleri bir arada görülmektedir. Tonozlarla taşınan diazoma, auditoriumun üst kesimini çeviren sütunlu galeri ve yüksek sahne binası Roma mimari özellikleri gösterir. Buna karşın bir yamaç üzerine inşa edilmiş olması, üstü açık paradoslar ve at nalı biçimli auditorium ve orkestra ise Grek özelliğidir. Yaklaşık 15.000 kişi kapasiteli olan tiyatroya diazomanın iki yanında bulunan kapılar ve paradoslardan geçilerek girilebilmekteydi. 2. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş olan sahne iki katlıydı ve oldukça zengin biçimde bezeliydi. Gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri yapılıyor olması nedeniyle auditoriumun en alt sırasına orkestrayı çevreleyen korkuluklar eklenmiştir. Bir arşitrav yazıtında Marcus Plancius Rutlius Varus isimli Pergeli bir senatörün tiyatro inşaatında finansör olduğu bilgileri vardır. Başka bir yazıtta Tacitus döneminde (272-276) orkestra ve sahnedeki değişikliklere işaret eder. Sahne binasının Dionysos ile ilgili frizi Antoninler (117-193), Kentauromakhia ve Gigantomakhia frizleri Gallienus (260-268) dönemi özellikleri göstermektedirler. Yapının son şeklini alması Nero döneminden (54-68) Tacitus dönemine kadar devam eden süreç içinde gerçekleşmiştir.






    [​IMG]
    Side Amfi Tiyatro

    Side Tiyatrosu tipik Roma devri özellikleri gösterir. Yaklaşık 15.000 kişilik kapasiteye sahip olup onarım çalışmaları devam etmektedir. Anıtsal girişin önünde küçük boyutta tiyatronun tanrısı Diansos'un tapınağı yer alır.

    2. yüzyıla tarihlenen tiyatro tonozlu temeller üzerine oturtulmuştur. Bu biçimdeki inşa sistemiyle Doğu Akdeniz’deki tek örnektir. Skene arkasındaki yer alan agora ile birlikte auditoriumun yerleştirildiği tonuzlu ve iki katlı konstrüksiyonun Side’nin kuzey-güney yönlü caddesine dayanması, halkın rahatlıkla ve kısa zamanda yapıya girip çıkmasını sağlamıştı. Ancak auditoriumun yarım daireyi aşan şekli Hellenistik geleneğe uygundur. Sahne binası üç katlı ve auditorium ile aynı yükseklikte olmalıydı. Sahne binasının ön yüzü sütunlar, heykeller ve nişler ile zengin bir biçimde süslenmiştir. Proskenionun arkasında, skenenin alt bölümü mitolojik olayları tasvir eden kabartmalarla bezelidir. Paradoslar tonozlarla kapatılmıştır ve auditoriuma çapraz şekildedir. Auditoriumun her iki ucundaki iki küçük şapel ile auditorium sıralarında rahiplerin oturacağı yerler yazıtlarla gösterilmiştir ki bu da tiyatronun 5.-6. yüzyıllarda kilise olarak kullanıldığı göstermektedir.





    [​IMG]
    Auditorium
    Auditoriumunun at nalı biçimli oluşu daha önce bir Hellenistik tiyatro olduğunun işaretidir. Caveanın alt kısmında 26, üst kısmında 16 oturma sırası bulunur. Proskenionu, imparatorluk döneminde yenilenmiştir. Skene ön cephesinde Dor düzeninde yarım sütunlar yer almaktadır. Skenenin arkasındaki koridorun iki ucundaki odaların kapıları üzerinde “Homerites”, “Olimpionikos”, “Asttonikos” gibi oyuncu isimleri bulunmaktadır. Paradoslar herhangi bir değişikliğe uğramamıştır. Güney paradosta yer alan yazıtta logeion ve proskenenin 10 kez üst üste stephanephores olmuş G. Iulios Zolios tarafından yaptırılıp tanrıça Aphrodite ve Demos’a ithaf edilmiş olduğunu bildirir. Bu yazıtta bahsedilen kişi M.Ö. 39 – 27 arasında yaşamış olmalıdır. Başka bir yazıtta ise cunei’de yapılan çalışmaların Aristocles Mosollos tarafından Artemis ve Sebastoi’ye ithaf edildiği görülmüştür. Bu yazıt da 1. yüzyıl tarihi vermektedir. Antonius Pius (138-161) dönemi’nde yaşamış T. Cladius Zoilos tarafından ve M. Aurelius (161-180) zamanında yaşamış M. Aurelius Menestheus Scopas orkestrada çalışmalar yaptırmışlardır. Yaklaşık 10.000 kişi kapasitelidir.







    [​IMG]
    Aspendos Tiyatrosu:
    Sahne binası ile auditoriumun uyumlu bileşimi burada görülmektedir. Tiyatro dış dünyadan ayrılmış, kendi içinde mimari çerçeveli kapalı bir mekandır. Küçük bir bölümü yamaca dayanmış olan Aspendos Tiyatrosu’nun üst kesimi tonozlu üzerine inşa edilmiştir ve auditoriumu at nalı biçimlidir. Böyle bir biçim Hellenistik geleneğe bağlılık ya da mimari zorunluluk olarak ortaya çıkmış olabilir. Paradoslar paraleldir ve tonozludur, bunların üzerinde localar yer alır. Auditorium bir diazoma ile iki kısma ayrılmış ve üstteki bölümün en üst sırası 50 sütunlu bir revak ile örtülmüştür. Sahne binası, scaenae frons ve proskeneden oluşmaktadır ve iki katlıdır. Scaenae fronsun proskeneye açılan 5 kapısı vardır. Bunlardan ortada yer alan büyük kapı “porta regia”, küçük olanlar ise “porta hospitales” olarak adlandırılıyordu. Skene frons günümüze ulaşmayan zengin bir sütun mimarisi ile bezenmişti, sütunlar dönüşümlü olarak yuvarlak ve üçgen alınlıklar taşıyorlardı. Sahne dış duvarı iç düzenleme ile uyumludur. Dış duvarın en üst sırasındaki 17 pencere, auditoriumdaki kemerli bölüme karşılık gelmektedir. Dış yüzdeki basit bir silme ile yapının iki katlılığı vurgulanmıştır. Ele geçen bir yazıttan öğrenildiğine göre M. Aurelius (161-180) döneminde mimar Theodoros’un oğlu Zenon tarafından tasarlanmıştır. Sahne binasının her iki yanındaki giriş bölümleri üzerine işlenmiş olan Grekçe ve Latince yazıtlar Curtius Crispinus ile Curtius Auspicatus’un tiyatroyu “ülkenin tanrılarına ve imparatorluk evine” sunduklarını belirtmektedir.
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    Antik Roma Tiyatrosu
    Antik Roma Tiyatrosu, Roma'da oynanan dramatik gösterileri ifade eder. Onun hakimiyeti antik çağ boyunca sürmüştür. Antik Roma tiyatrosu aşırı derecede Yunan geleneğinden etkilenmiştir. Öte yandan diğer birçok edebi türlerdeki gibi Romalı oyun yazarları Yunandan uyarlamaya ve çevirmeye eğilim göstermişlerdir. Örneğin Seneca'nın Phaedra adlı oyunu Euripides'e dayanır. Platus'un birçok komedyası ise, Menandros'un eserlerinin bire bir çevirisidir.
    Eski Roma tiyatrosu Yunan tiyatrosu ile kıyaslandığında Roma tiyatrosunun dinden çok fazla etkilenmediği görülür. Aynı zamanda, Roma tiyatrosu estetik yönünden oldukça çekicidir. Roma tiyatrosunda, sahnede genel olarak savaş yer alırken Yunan tiyatrosunda ise taklit ve yineleme söz konusudur. Oyuncular bir tür şifre ortaya çıkarmışlardır:

    Mor elbise genç adam karakterini simgeler.
    Sarı elbise kadın karakteri simgeler.(Başlangıçta Roma tiyatrosunda kadın karakterler erkekler tarafından oynanırdı. Buna rağmen Roma tiyatrosu gelişti, kadın köleler oyunlarda rol aldı.)
    Sarı püskül ise tanrıyı simgeliyordu.





    [​IMG]

    MILET (MILETOS)
    Günümüz biliminin temel taşları M.Ö. 600 - 450 yılları arasında burada konuldu. M.Ö. 582'de güneş tutulmasını önceden hesaplayan Thales, varoluşu açıklamaya çalışan Anaximenes ve Anaximendros, şehir planlamacısı Hyppodamos olmasaydı acaba günümüz bilimi bugün nerede olurdu? Yetiştirdiği bilginlerin yanı sıra Milet gerçekten görülmeye değer bir antik şehirdir.

    Milet, döneminde Anadolu'nun en önemli bilim, kültür, ve ticaret merkeziydi. Kendisi bir koloni şehri olarak kurulmuşken Milet, Karadeniz kıyısında, içinde Trabzon ve Sinop'un da olduğu kendine bağlı 90 adet koloni kenti kurarak muhteşem bir güce ulaşmıştır. Bu durum Pers istilasına kadar sürmüştür. Günümüzde görülen kalıntılar daha çok Roma Dönemi'ne ait. 15.000 seyirci alabilen tiyatrosu, Anadolu'nun en büyük Roma hamamı, şaşırtıcı büyüklükteki pazar yeri Milet'in görkemini gözler önüne serer.



    [​IMG]
    Ephesos Tiyatrosu:
    Ephesos’un iyi korunmuş yapılarının en büyüğü ve en etkileyicisi tiyatrodur. Kapasitesi 24.000 kişidir.
    Yaklaşık 100 yıl önce kazısı yapılan tiyatronun kazı ve onarım çalışmalarına bir proje kapsamında 1993 yılında tekrar başlanmıştır. Ephesos tiyatrosu, Bergama ve Miletos gibi batıya bakışımlı tiyatrolardandır. Bu özelliği, oturduğu arazinin topografik yapısından kaynaklanmaktadır. Arazi, auditoriumun oturabileceği bütün özelliklere sahip olup Bergama Tiyatrosu gibi çok dik olmasa da, oldukça meyilli bir strüktüre sahiptir. Ancak, kuzey ve güney analemma duvarının üst cavealara ulaşabilmesi için yapay bir dolguya gereksinim olmuştur. Çünkü, arazi uçlarda hemen hemen sıfırlanmaktadır. Bundan başka caveada yer yer ana kayanın varlığına dair izler korunagelmiştir. Böylece, auditoriumun orta kesiminde sağlam bir zemin oturduğu kolayca anlaşılmaktadır.

    Ephesos Tiyatrosu’nun auditoriumu, az rastlanan bir şekilde üç bölümden oluşmaktadır. Bunlar ima, media ve summa cavealardır. Auditorium bütünüyle içbükey bir kesite sahiptir. Bu durum, antik kaynaklar tarafından da bildirilmekte olup amaç, akustik ve optik kusurları gidermektir.

    Auditoriumda her birim, daha alt gruplara bölünerek sistematik bir şema oluşturulmuştur. Cavea aralarında iki tane diazoma bulunmakta olup bütün auditorium on iki kerkides, yani basamakla on bir cuneus ya da dilime ayrılmıştır. Ima caveadan sonra, media ve summa caveada kerkideslerin miktarı orantılı olarak artmaktadır; ima caveadaki on iki kerkides’e karşılık, media ve summa cavea da yirmi üç kerkides bulunmaktadır. Tiyatro kendi bünyesi içinde sadece auditoriumda bulunan elli beş bölüme ayrılmıştır. Böyle bir sistemin bir anda yerleşmiş olması beklenmese de tiyatronun, dönemler boyunca yeni isteklere karşılık verecek bir mimari gelişme izlemiş olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Ephesos Tiyatrosu’nda Hellenistik Dönem özelliği gösteren bu kaplama yöntemi, tiyatronun daha sonraki kullanımlarında da orijinale sadık kalınarak devam etmiştir. Bunula beraber bu kaplama bloklarına in-situ olarak rastlanılmamıştır. Böyle bir sistemin olabileceği, sadece kazı sırasında ele geçirilen kaplama bloklarının parçalarından sanılmaktadır.

    Tiyatroda önceden beri bilinen kuzey analemma duvarı üzerinde yer alan bir yazıt önemli bilgiler vermektedir. Bu yazıt yardımıyla, Roma Dönemi’nde auditorium üzerinde bir velum, yani çadır bezinden yapılmış bir güneşlik bulunduğu öğrenilmektedir.

    Geç dönemde summa caveanın oturduğu yamacın üzerine bir Bizans kalesinin inşa edildiğine dair önemli kalıntılar bulunmaktadır.

    Hellenistik Dönem’de yapımına başlanan tiyatronun sahne binası, ilk dönemlerde Priene ve Assos tiyatrolarının sahne binasına (scenae) benzeyen basit bir yapıya sahiptir. Bu dönemde sahne binası auditoriumdan bağımsız olarak orkestra dairesine neredeyse teğet olacak biçimde batıya doğru inşa edilmiştir. Roma Dönemi’nde ise yapı, yeni gereksinmelere cevap verecek şekilde tekrar ele alınmıştır. Ancak tiyatro’da Roma Dönemi’ne ait iki farklı inşaat evresi bulunmaktadır. Böylece ince uzun bir yapı gösteren Hellenistik sahne binası, önden ve arkadan yapılan eklemelerle daha geniş bir form kazanmıştır.

    Orkestra Hellenistik Dönem’de atnalı biçiminde bir plana sahiptir. Orkestranın tabanı ise ince taneli sıkıştırılmış bir toprak katı ile örtülüdür. Roma Dönemi’nde ise orkestra at nalı şeklini yitirerek yarım daire biçimini almış.
     

Sayfayı Paylaş