Rus Şiiri

Suskun

V.I.P
V.I.P
Katılım
16 Mrt 2009
Mesajlar
23,140
Beğeniler
322
Şehir
Türkiye
#1







BULUT

Dinmiş tufanın son bulutu!
Bir sen gezinirsin açık mavi gökte.
Senindir, kimsesiz, neşesiz gölge.
Sevinç dolu günü, bir tek sen üzersin.

Az önce çepeçevrede sarmıştın gökyüzünü,
Şimşek de seni sarıverdi dehşetle.
Sen ise saçtın gizemli gürlemeni,
Ve açgözlü toprağa yağmur içirdin.

Yeter, defol! İşin bitti artık.
Toprak tazelendi, tufan da kaçtı buralardan.
Ve işte rüzgar da yaprakçıkları okşarken,
Kovuyor seni şu huzurlu göklerden.




***





Tüm arzularımı yaşadım ben
Hayallerime de soğudum artık
Sadece acılarım kaldı içimde
Meyveleri kalbimdeki boşluğun.

Hayın kaderin fırtınaları altında
Soldu güller açan taç yaprağım da
Yaşıyorum hüzünlü ve yalnız
Ve gelir mi sonum diye bekliyorum.

İşte böyle, sonbahar soğuklarına yenik
Fırtınanın kış ıslığı duyuluyor gibi
Çıplak dalda tek başına
Titremekte geç kalmış bir yaprak!


A. S. Puşkin 1821
 

Suskun

V.I.P
V.I.P
Katılım
16 Mrt 2009
Mesajlar
23,140
Beğeniler
322
Şehir
Türkiye
#2


UTANGAÇ SÖZSÜZ SESİ


Utangaç sözsüz sesi
ağacından düşen bir meyvanın,
ve onun çevresinde, bölünmeyen
sessiz müziği ormanın


OSİP MANDELSTAM



“SÖZLER VARDIR…”
Anna Akhmatova


Öyle sözler vardır ki iki defa söyleyenemezlerdi,
Bir kere söylemiş olan o, bütün duyularını tüketti.
Sadece iki şeyin yoktur asla bitiş noktası –
Göklerin maviliği ve Yaratan’ın merhameti.

Türkçe’ye çeviren: Vehbi Taşar
İngilizce’ye çeviren: Yevgeny Bonver, Ağustos, 2000



"THERE ARE THE WORDS..."
By Anna Akhmatova


There are the words that couldn’t be twice said,
He, who said once, spent out all his senses.
Only two things have never their end –
The heavens’ blue and the Creator’s mercy.

Translated by Yevgeny Bonver, August, 2000
Edited by Orit Bonver, August 2000


GOYA


Ben Goya'yım!
Çorak bir tarlaya kuzgunlar gibi süzülen düşman
yuvalarından oydu gözlerimi.
Ben acıyım!

Ben iniltisiyim
savaşın. 41 karlarında yanmış
şehirlerim ben.

Ben açlığım!

Ben kırılmış boynuyum
çıplak alana çanlar gibi sallanarak asılmış
bir ihtiyar kadının...
Ben Goya'yım!

Ey gazap üzümleri!
Top sesleriyle yürüdüm Batı'ya,
çağrısız konuğun külleriyim ben!

O unutulmaz göğe tabut çivileri gibi
sert yıldızlar çaktım!
Ben Goya'yım!


Andrey VOZNESENSKİ


YILDIZLARA BAKMAK UZUN UZUN

yıldızlara bakmak uzun uzun
bir ölüm hükmünü imzalamaktan
çok daha hoş gelir bana
ve çok daha hoş gelir
çiçeklerin sesini dinlemek
bahçede dolaşırken
çok daha hoş gelir evet
beni öldürmek isteyenleri öldüren
tüfekleri görmekten.....

Hlebnikov

EKİM 1917

Karanlık sağır bir çağ içinde akıp gitti gençliğim
Cümle alemin miskince yan gelip yattığı bir çağ
Ve taşınması imkansız bir yüktü yaşamak
İlgisizlik içinde dinlenirdi şiirler.

Gene de duyardım toprağın diplerinden
Uzak bir gök gürültüsünün bulanık sesi gibi
Mahmuzlanan atların acı kişnemesi gibi
Çözülüp eridiğini bin yıllık buzulların.

Acaba görür müyüm? derdim kendi kendime
Bu gök mavisi rengin ufukta yükseldiğini
Ve bu nisan borasının sağır uğultusunu
Çekinmeden ciğerlerime doldurabilir miyim?

Geçti günler yıllar geçti on yıllar
Gördüm devrilişini bir bir zincirlerin
Sonra da üstümüze karanlık çöker gibi
Çöküşünü Çu-Şima ve Mukden felaketlerinin.

Derin bir uğultuyla geçti 1905 yılı
En aydın işareti ilerdeki günlerin
Sonra savaş kin geldi bir kıyım geldi kanlı
Ve Şubat sonra Ekim ihtilali ardından.

İşin sonucunu görmeyeceğim herhalde
Yeni doğan bir yıldız gibi uzakta pırıl pırıl
Parıldayan sonucu ama gene de mutluyum
Çünkü tarihin yazdığı en büyük günü gördüm.

(1920)

Valeri Briussov



YA KİMDİR GİDEN ORADA?


Ya kimdir, kimdir giden orada
Böyle büyük bir kalabalıkla?
-Beloruslar.

Ya nedir taşıdıkları sıska omuzlarında
Kanlı ellerinde, çarıklı ayaklarında?
-Uğradıkları zulüm, haksızlık.

Ya nereye taşıyorlar zulmü, haksızlığı
Ya kimi dökecekler acılarını?
-Tüm dünyaya.

Ya kimden öğrendi bu milyonlarca insan
Yola düşmeyi, kim uyandırdı onları uykudan?
-Yoksulluk, dert.

Ya nedir, nedir istediği onların
Çağlardır hor görüşmüşlerin, körlerin, sağırların?
-Adam yerine konulmak.




Yanko KUPALA




ÖYLEDİR ÖYLE BAŞLAR

İnsan iki yaşında da öyle başlar işte
Ezgilerin karanlığına sıyrılır kucaklardan,
Cıvıl cıvıl cıvıldar, mırıldar bir süre,
Derken, üçüne doğru, sözler dökülür ağzından.

Öyledir işte, yavaşça başlarsın anlamaya,
Kapılıp bir türbinin büyük gürültüsüne,
Sen misin bu, bir başkası mı yoksa,
Yabancılaşmıştır evin, bir gölgedir annen de

Bu zalim leylâk parıltısının nedir derdi?
bu dökülen, bu inen bir park kanepesine,
Nedir ? çocukları kaçırmak gibi bir şey mi?
Öyledir işte, kuşlar öyle doluşur içine

Arttıkça artan kıvamını bulan acılardan :
Yüreğinde ulaşılmayanın özlemi, uzak yıldızlar,
Faust gibi olduğun, kafan bulandığı zaman
Öyledir, öyle başlar çingene çalgıcılar.

Uçaraktan yüce yüce gök katlarından
Çevrili alanlar görürsün, evsiz topraklar,
ve denizler bir iç çekiş kadar ansızın,
İşte tıpkı öyle doğar heceler ve uyaklar.

Yulafların üstünde, sırtüstü, yaz geceleri,
yakarır durur : her şey yerini alsın diye,
Sakınarak gözünden şafağı ve evreni
Öyle olacaktır, öyledir dalaşımız güneşle.

Öyledir, öyle başlar yaşamak, dizelerle.



Boris Pasternak





DİNLEYİN !...

Dinleyin !...
Bu yıldızları böyle
her gece
niçin yakarlar ?
Herhalde birisine gerekli diye?
Herhalde yanmalarını isteyen birisi var?
Ve herhalde birisi
bu balgam parçalarını
inci diye sayıklar?
Ve zorlayıp
bir öğle vakti kalkan toz borasını
Tanrı katına varır
geç kalmak korkusu yüreğinde
yalvarır
öper Tanrı'nın eline rahmet dilenerek
ağlar -
anlatır kendisine niçin bir yıldız
gerektiğini -
bu azaba yıldızsız katlanamayacağını

Ve sonra o birisi
gezdirir boğuntusunu diyar diyar
sakin gözükmeye çalışarak:
"Şimdi daha iyisin değil mi?"
diye sorar
yoluna ilk çıkana
"Korkmuyorsun artık
değil mi? "

Dinleyin !
Yaktıklarına göre bu yıldızları
böyle
her gece
Birisinin işine yaramaları şart
öyle değil mi
ve şart olsa gerek
gene her gece
hiç olmazsa bir yıldızın yanıp sönmesi ..


Vladimir Mayakovski
 
Top