1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Rus Şiiri

Konusu 'Şiir' forumundadır ve Suskun tarafından 15 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]

    [​IMG]
    BULUT

    Dinmiş tufanın son bulutu!
    Bir sen gezinirsin açık mavi gökte.
    Senindir, kimsesiz, neşesiz gölge.
    Sevinç dolu günü, bir tek sen üzersin.

    Az önce çepeçevrede sarmıştın gökyüzünü,
    Şimşek de seni sarıverdi dehşetle.
    Sen ise saçtın gizemli gürlemeni,
    Ve açgözlü toprağa yağmur içirdin.

    Yeter, defol! İşin bitti artık.
    Toprak tazelendi, tufan da kaçtı buralardan.
    Ve işte rüzgar da yaprakçıkları okşarken,
    Kovuyor seni şu huzurlu göklerden.




    ***





    Tüm arzularımı yaşadım ben
    Hayallerime de soğudum artık
    Sadece acılarım kaldı içimde
    Meyveleri kalbimdeki boşluğun.

    Hayın kaderin fırtınaları altında
    Soldu güller açan taç yaprağım da
    Yaşıyorum hüzünlü ve yalnız
    Ve gelir mi sonum diye bekliyorum.

    İşte böyle, sonbahar soğuklarına yenik
    Fırtınanın kış ıslığı duyuluyor gibi
    Çıplak dalda tek başına
    Titremekte geç kalmış bir yaprak!


    A. S. Puşkin 1821
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]

    UTANGAÇ SÖZSÜZ SESİ


    Utangaç sözsüz sesi
    ağacından düşen bir meyvanın,
    ve onun çevresinde, bölünmeyen
    sessiz müziği ormanın


    OSİP MANDELSTAM


    [​IMG]
    “SÖZLER VARDIR…”
    Anna Akhmatova


    Öyle sözler vardır ki iki defa söyleyenemezlerdi,
    Bir kere söylemiş olan o, bütün duyularını tüketti.
    Sadece iki şeyin yoktur asla bitiş noktası –
    Göklerin maviliği ve Yaratan’ın merhameti.

    Türkçe’ye çeviren: Vehbi Taşar
    İngilizce’ye çeviren: Yevgeny Bonver, Ağustos, 2000



    "THERE ARE THE WORDS..."
    By Anna Akhmatova


    There are the words that couldn’t be twice said,
    He, who said once, spent out all his senses.
    Only two things have never their end –
    The heavens’ blue and the Creator’s mercy.

    Translated by Yevgeny Bonver, August, 2000
    Edited by Orit Bonver, August 2000

    [​IMG]
    GOYA


    Ben Goya'yım!
    Çorak bir tarlaya kuzgunlar gibi süzülen düşman
    yuvalarından oydu gözlerimi.
    Ben acıyım!

    Ben iniltisiyim
    savaşın. 41 karlarında yanmış
    şehirlerim ben.

    Ben açlığım!

    Ben kırılmış boynuyum
    çıplak alana çanlar gibi sallanarak asılmış
    bir ihtiyar kadının...
    Ben Goya'yım!

    Ey gazap üzümleri!
    Top sesleriyle yürüdüm Batı'ya,
    çağrısız konuğun külleriyim ben!

    O unutulmaz göğe tabut çivileri gibi
    sert yıldızlar çaktım!
    Ben Goya'yım!


    Andrey VOZNESENSKİ

    [​IMG]
    YILDIZLARA BAKMAK UZUN UZUN

    yıldızlara bakmak uzun uzun
    bir ölüm hükmünü imzalamaktan
    çok daha hoş gelir bana
    ve çok daha hoş gelir
    çiçeklerin sesini dinlemek
    bahçede dolaşırken
    çok daha hoş gelir evet
    beni öldürmek isteyenleri öldüren
    tüfekleri görmekten.....

    Hlebnikov
    [​IMG]
    EKİM 1917

    Karanlık sağır bir çağ içinde akıp gitti gençliğim
    Cümle alemin miskince yan gelip yattığı bir çağ
    Ve taşınması imkansız bir yüktü yaşamak
    İlgisizlik içinde dinlenirdi şiirler.

    Gene de duyardım toprağın diplerinden
    Uzak bir gök gürültüsünün bulanık sesi gibi
    Mahmuzlanan atların acı kişnemesi gibi
    Çözülüp eridiğini bin yıllık buzulların.

    Acaba görür müyüm? derdim kendi kendime
    Bu gök mavisi rengin ufukta yükseldiğini
    Ve bu nisan borasının sağır uğultusunu
    Çekinmeden ciğerlerime doldurabilir miyim?

    Geçti günler yıllar geçti on yıllar
    Gördüm devrilişini bir bir zincirlerin
    Sonra da üstümüze karanlık çöker gibi
    Çöküşünü Çu-Şima ve Mukden felaketlerinin.

    Derin bir uğultuyla geçti 1905 yılı
    En aydın işareti ilerdeki günlerin
    Sonra savaş kin geldi bir kıyım geldi kanlı
    Ve Şubat sonra Ekim ihtilali ardından.

    İşin sonucunu görmeyeceğim herhalde
    Yeni doğan bir yıldız gibi uzakta pırıl pırıl
    Parıldayan sonucu ama gene de mutluyum
    Çünkü tarihin yazdığı en büyük günü gördüm.

    (1920)

    Valeri Briussov


    [​IMG]
    YA KİMDİR GİDEN ORADA?


    Ya kimdir, kimdir giden orada
    Böyle büyük bir kalabalıkla?
    -Beloruslar.

    Ya nedir taşıdıkları sıska omuzlarında
    Kanlı ellerinde, çarıklı ayaklarında?
    -Uğradıkları zulüm, haksızlık.

    Ya nereye taşıyorlar zulmü, haksızlığı
    Ya kimi dökecekler acılarını?
    -Tüm dünyaya.

    Ya kimden öğrendi bu milyonlarca insan
    Yola düşmeyi, kim uyandırdı onları uykudan?
    -Yoksulluk, dert.

    Ya nedir, nedir istediği onların
    Çağlardır hor görüşmüşlerin, körlerin, sağırların?
    -Adam yerine konulmak.




    Yanko KUPALA



    [​IMG]
    ÖYLEDİR ÖYLE BAŞLAR

    İnsan iki yaşında da öyle başlar işte
    Ezgilerin karanlığına sıyrılır kucaklardan,
    Cıvıl cıvıl cıvıldar, mırıldar bir süre,
    Derken, üçüne doğru, sözler dökülür ağzından.

    Öyledir işte, yavaşça başlarsın anlamaya,
    Kapılıp bir türbinin büyük gürültüsüne,
    Sen misin bu, bir başkası mı yoksa,
    Yabancılaşmıştır evin, bir gölgedir annen de

    Bu zalim leylâk parıltısının nedir derdi?
    bu dökülen, bu inen bir park kanepesine,
    Nedir ? çocukları kaçırmak gibi bir şey mi?
    Öyledir işte, kuşlar öyle doluşur içine

    Arttıkça artan kıvamını bulan acılardan :
    Yüreğinde ulaşılmayanın özlemi, uzak yıldızlar,
    Faust gibi olduğun, kafan bulandığı zaman
    Öyledir, öyle başlar çingene çalgıcılar.

    Uçaraktan yüce yüce gök katlarından
    Çevrili alanlar görürsün, evsiz topraklar,
    ve denizler bir iç çekiş kadar ansızın,
    İşte tıpkı öyle doğar heceler ve uyaklar.

    Yulafların üstünde, sırtüstü, yaz geceleri,
    yakarır durur : her şey yerini alsın diye,
    Sakınarak gözünden şafağı ve evreni
    Öyle olacaktır, öyledir dalaşımız güneşle.

    Öyledir, öyle başlar yaşamak, dizelerle.



    Boris Pasternak


    [​IMG]


    DİNLEYİN !...

    Dinleyin !...
    Bu yıldızları böyle
    her gece
    niçin yakarlar ?
    Herhalde birisine gerekli diye?
    Herhalde yanmalarını isteyen birisi var?
    Ve herhalde birisi
    bu balgam parçalarını
    inci diye sayıklar?
    Ve zorlayıp
    bir öğle vakti kalkan toz borasını
    Tanrı katına varır
    geç kalmak korkusu yüreğinde
    yalvarır
    öper Tanrı'nın eline rahmet dilenerek
    ağlar -
    anlatır kendisine niçin bir yıldız
    gerektiğini -
    bu azaba yıldızsız katlanamayacağını

    Ve sonra o birisi
    gezdirir boğuntusunu diyar diyar
    sakin gözükmeye çalışarak:
    "Şimdi daha iyisin değil mi?"
    diye sorar
    yoluna ilk çıkana
    "Korkmuyorsun artık
    değil mi? "

    Dinleyin !
    Yaktıklarına göre bu yıldızları
    böyle
    her gece
    Birisinin işine yaramaları şart
    öyle değil mi
    ve şart olsa gerek
    gene her gece
    hiç olmazsa bir yıldızın yanıp sönmesi ..


    Vladimir Mayakovski
     

Sayfayı Paylaş