1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Rüya Tabirlerinin Tarihçesi

Konusu 'Astroloji / Burçlar' forumundadır ve Çağlayağmur tarafından 5 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.092
    Beğenileri:
    4.415
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    794 ÇTL
    Rüya tabirleme, tabirlerin kil tabletler üzerine yazıldığı milattan önce 3000 - 4000 yıllarına uzanır. Yazılı olarak kayıt edilmediği daha eski dönemlere, hatta Hazreti Adem'in dünyaya inişine kadar uzandığı şüphesiz bir gerçektir. Rüyalar ile etkileşime girdiğimiz ilk zamanlardan beridir ki, rüyalarımızdan etkilenmiş ve onları anlamak için uğraşıp durmuşuzdur.

    İlkel toplumlarda insanlar rüya alemi ile gerçek dünya arasında ayrım yapmayı başaramamış veya basitçe ikisi arasında bir ayrım yapmamayı tercih etmişlerdir. Rüyalar aleminin sadece gerçek dünyanın bir uzantısı olmadığını, ayrıca gerçek dünyadan daha güçlü ve etkili bir dünya olduğunu gördüler.

    Yunan ve Roma çağlarında, rüyalar din bağlamında görülmüş ve tanrıdan veya ölülerden gelen direk mesajlar olarak kabul edilmiştir. Rüyalarını ne yapmaları gerektiği ya da ne şekilde yapmaları gerektiği konusunda bir işaret olarak gördüler. Rüyaların onları önceden uyardığı ve gelecekte neler olacağını haber verdiğini düşünüyorlardı. Rüyaların verdiği mesajlara inançları o kadar sağlamdı ki politik ve askeri liderlerin yapması gereken eylemleri bile rüyalara göre belirleyebiliyorlardı. Aslına bakarsanız, savaş stratejilerini belirlemek için rüya tabircileri de savaşlarda askeri liderlere eşlik ederdi.

    Helenik çağda, rüyalar üzerindeki ilgi tamamen rüyaların iyileştirici güçlerine odaklanmıştı. Yunan ilaç tanrısı Asclepius adına kurulan ve Asclepieions denen tapınaklar rüyaların iyileştirici güçleri bağlamında inşa edilmişti. Hasta kişilerin bu tapınaklarda uyuması halinde rüyaları aracılığı ile onlara şifa geleceğine inanılırdı. Hatta rüya tabircileri tıp uzmanlarına da eşlik eder ve hastalara teşhis koymaları için onlara yardım ederlerdi. Rüyaların, rüyayı gören kişinin rahatsızlığını ne olduğunu bulmakta kendilerine hayati ipuçları vereceğine inanılırdı. Bu aslında çok saçma olarak görülse de, çaresiz durumda kalan insanların rüyaları aracılığı ile kendileri için doğru ilacın ne olduğunu gördüklerini ve bunu yaparak iyileştiklerini anlattıkları da olmuştur. Ayrıca bugün bilindiği şekli ile, hangi otun hangi hastalığa iyi geldiğini, bir hastalığa yakalanan kişinin ilgili bitkiyi deneyip şifa bularak keşfetmesi olasılık hesabına göre imkansıza yakındır.

    Eski Mısırda, papazlar aynı zamanda rüya tabirciliği de yapardı. Mısırlılar rüyalarını hiyeroglifler üzerine kaydetmişlerdir. Özel ve farklı, anlamlı rüyalar gören insanların kutsanmış olduklarına inanılır ve onlara ihtimam ile davranılırdı. Rüyaları tabir etme yeteneğine sahip olan kişiler Allah tarafından lütuf sahibi olarak görülürlerdi. Nitekim Hazreti Yusuf (a.s.) Mısır'da rüyaları tabir etme yeteneği sayesinde zindandan çıkarılmış ve kendisine yüksek mertebeler verilmiştir.

    Rüya ruhunuzun her gece bedenden ayrılarak gidip ziyaret ettiği bir yere gibi de düşünülebilir. Çinliler bu aleme gitmek için ruhun bedeni terk ettiğine inanırlardı. Eğer aniden uyandırılacak olurlarsa ruh bedene dönmeyi başaramayabilirdi, bu nedenle Çinliler bugünlerde bile alarm saatleri konusunda şüphecidirler ve ihtiyatlı davranmaktadırlar. Bazı Amerikan yerli kabileleri ve Meksika uygarlıkları da rüya hakkındaki farklı düşünce yapısını paylaşmaktadırlar. Atalarının rüyalarında yaşamaya devam ettiklerine ve bitki gibi insan dışı formlar aldıklarına inanırlardı. Rüyalarını atalarını ziyaret etmek ve onlarla iletişim kurmak için bir araç olarak görürlerdi. Rüyalar aynı zamanda onları hayattaki rollerini ve amaçlarını belirlemelerine de yardımcı olurdu.

    Ortaçağ zamanlarında, rüyalar şeytani olarak görülür ve rüyadaki imgeler şeytanın kandırmaları olarak kabul edilirdi. Savunmasız olunan uyku halinde iken şeytanın insanların beynini kendi zehirli fikirleri ve düşünceleri ile doldurduğuna inanılırdı. Şeytanın insanları doğru yoldan saptırmak ve onları kötü yola sevk etmek için kullandığı pis işlerini rüyalar aracılığı ile yaptığına inanılırdı.

    19. yüzyılın başlarında, rüyaların sadece endişelerden, evdeki huzursuzluktan ve hatta hazımsızlıktan kaynaklandığı düşünülür ve bu sebeple hiç bir anlamı olmadığı düşünülerek göz ardı edilirdi. Daha sonra yine 19. yüzyılda Sigmund Freud rüyaların önemi ve anlamlarını inceledi ve tüm rüyaların tabir edilip yorumlanması gerektiğini ortaya koydu. Rüyalar üzerindeki çalışmalarda yeni bir devrim başlatmış oldu.

    Tüm eski kültürleri ve uygarlıkları da incelediğimizde kesin olarak gördüğümüz şey, insanların her zaman rüyaları tabir etme ve yorumlama eğiliminde olduklarıdır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de rüyalardan defalarca bahsedilmiştir, kıssalar verilmiştir.
     

Sayfayı Paylaş