1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sadettin Ersoy - Her İnsan Damarına Basılan Yalnızlığın Tiryakisidir..

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 25 Eylül 2012 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL




    Her insan damarına basılan yalnızlığın tiryakisidir

    Kara duvarlı yüzlere sürülen renkler değişti
    Adım attığım çocukluğumun yüzündeki lekeler
    Binip binip sırtına dolaştığım yokuşların ayakları
    Birden bire sırtımdan kalktı bir yük bırakıp gidercesine…

    Bıraktım acını dilimden
    Parkta oynayan bir çocuk gibi içime
    Sığ denizlerin ayaklarından başlayan yalnızlık gibi
    Sıkıla sıkıla içime geçirdim bütün o dikenli telleri
    Günler çabuk geçti ayrılık satırlardan düştü bir bir
    Acele yağan yağmurun adımlarında yorgun bir şehir
    Gözlerimden süzülüyor toprak usulca artık
    Damarlarımda yılansı bir ihanet dolaşmakta
    Eksiliyor zaman uzak bir gökkuşağından
    Hangi uçsuz bucaksız özgürlük kanat çırpıyor
    Yüreğinde hırçın dalgalar gibi uzaklardan göğüs uçlarıma
    Yıldızlar düşüyor cılız kollarında sevgisi bitmek üzere
    Ay yine sırtını dönmüş gece ve gündüz sendeleyerek
    Avuçlarımda bir katil gülü koparmış
    Sana koşuyor hayalleri suya bandıra bandıra
    Uykusuz gecelerin yasaklısı bıraktığın o derin izler
    Yine uykulara zarar ziyan etki etmekte…

    Serildim acılarımı kurutan güneşin avuçlarına
    Uzak bir sen adı dilimde ve kayıp parçaların
    Bırakıp gittiğin yanımdan terk edip çıkasım var
    Batarken adın yüreğime batırır gibi seni göğsüme
    Ve çekip bir ömürlük nefes gibi içime bırakıp gitmek
    Unuttuğun resimlerden kopabilmek
    Masaların ayaklarına dolanmış kokunu izlemek
    Pencere kenarlarına yağan yağmur gibi dokunmak
    Aynalarda bıraktığın boşluklarda yüzüne sığınmak
    Kahveleri bardaktaki dudak izinden içmek
    Ansızın açmak kapıları sinirlendiğin gibi
    O yalnız yemek sofrasına oturmak
    Kızmak geceleri uykusuz kalıp denizi izlemek
    Susayan martıların ayaklarını gezdirdiği sularda
    Yıkılıp kalmak bir geminin en kızgın yanına
    Uzakları getirip götürebilmek gibi…

    Hangi ömür aralığına bunca yükü sığdırıp
    Gönül zindanında ağır matemler bağladığın bir yanın var ki
    O anlarda o yanından çıkıp gidesim var
    Öyle kayıp bir yıldız gibi düşüp kırılasım
    Yüzümü çeken güneşten kopup
    Ayaklarıma sarılan rüzgâra eğilmek var
    Bir yamaçtan bırakıp gövdemi seni ezer gibi
    Düşürür gibi çekip gitmek
    Yüzümü aynalarda dağıtıp
    Sabah güneşin eteğinden çeken kuşlar gibi
    Bakınıp gökyüzüne
    Gezip yeniden avuçlarına yağmak var…
    Bilmeden gecenin boyadığı sokaklara atılıyorum
    Sahipsiz seslere sığınıp telefonlara bakmak gibi
    Defterleri sıyırıp en orta yerinden kaçmak
    Uzatıp kollarımı amaçsızca söylenesim geliyor
    Düşmek düşebildiğimi anlayana kadar bağırmak
    Kendimi taşlara vurup parça parça bölünmek istiyorum
    Düşürmek seni bir meyhane masasına oturup içer gibi
    Dilimi dayayıp benden daha acılı bir şişeyi bitirmek
    Kendimi sığdırabilmek bir mevsimi diken iplik gibi
    Kapatıp iliklerimden gökyüzünü sana koşan kuşlara sığınmak
    Ve bilmek istiyorum yalnızlığı sen gittiğinde nasıl kaldı yanımda…

    Serdim yeniden uzunca kekik kokan saçlarını rüzgâra
    Uzun gecelerde deniz aşığı ezgilerin tellerine
    Süslediğim gökyüzünü bir kıyısı sana ait olan yalnızlıkla
    Ayırdım içimden seni en vahim tek biletli yolcu
    Bıraktım yüzünü sürdüğün o ışık vuran caddelerde gezinmeyi
    Ferman okunur şimdi ve yeniden ölümler okunur kulağıma
    Gündüz ve birde gece kurulur ölüm sehpaları
    Saçlarından örme ipi geçirirler incecik boğazıma
    Ve kokun asılı kalır tenimde
    Bırakırım kollarımı ve uçan kuşlar gibi çıkar gidersin…

    Bırak artık duvarları ıslatan kelimelere kızmayı
    Uçup giden yıllara dönüp sırtını
    Uzunca bir semaya takılıp kalmış gibi
    Çektiğinde geceyi gökyüzüne ser bütün yıldızları
    Boşattığında valizini kaybolan anıları hatırlamış gibi
    Ağlayıp suladığın toprak kokusundan çek bir yudum
    Arasına sıkışıp kaldığın dört duvarın avuçlarında
    İzlerini resmettiğin acıları sök kanayan yanından
    Çek kopar bütün kabuk bağlamış acıları
    Uykusunda yüzen çocuklar gibi
    Yumul gözyaşlarına usulca
    Deniz kokan şehir bir yanından koparılınca bağrından
    Kayalıklara çarpan yanlarını bırak usulca
    Ve sıcak bir namlunun ucundan nefes alır gibi
    Çek kurşunu içine ansızın…

    Yamaçlara dokunduğunda rüzgâr dalgalı bulutlarla
    Hüzün yumak yumak olup ellerinde parça parça yuvarlanınca
    Dikilince tellere konan ayaklar bir bir sessizce
    Uyan sus sesine kelimeleri düğümleyip
    Kapatınca yüzündeki gözleri renklere
    Ateşe ve gezinen bütün o sevgilere
    Düşünce üşüyen resimler
    Yıkılınca o keyfine gezinen gemiler
    Uçmaya başladığında ah o şarkı sözleriların içinden
    Duygular
    Birer birer uçur kuşları batan güneşe…

    Bitir bütün her şeyi
    Bırak kendini yalnızlığın avuçlarından
    Üşüyen sokakların giydiği yağmurlu zeminlere
    Aksın kuruyan gözlerin yolu kapanmış nehirlere
    Renkleri tutuştur
    Yansın bütün duygular sesi çıksın avaz avaz sirenlerin
    Yağmurda yürü saçların ıslak ve ayaklarını basa basa
    Kaldırım taşlarını söker gibi çarpıp bir taşa yıkıl
    Ve yavaşça işleyen damlaların arasından sıyrıl
    Bırak uçsun kuşlar gidemediğin göklere
    Ve bırak bütün gemileri yalnızlara kavuşsun sesler
    Sende usulca bırak elindeki o boş şişeleri…

    Ve
    Artık ikimizde
    Boş resimlerin açık yanıyız
    Bitmemiş satırların
    Mektuplara akan yanı
    Sağanaklarda çalan alarm seslerinin anlamı
    İnceden yağan yağmurun
    Islattığı o karanlık sokak arası
    Yanmayan bir sokak lambası
    Kolları uzayan bir ağacın dalı
    Konan kuşların o anlamlı mırıltısı
    Yaraları saran acıların arta kalanı
    O uçamayan istasyon kuşlarıyız biz
    Geçmeyen bir saatin iki kolu
    Ve iki ayrı yarısı…



    Sadettin Ersoy
     

Sayfayı Paylaş