1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sağa Çektim Bekliyorum

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 3 Mayıs 2007 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Sizofreni, zihin bolunmesi anlamina gelen bir hastalikti.
    Biyolojik ve genetik faktorlerin yanisira, ozellikle egitimde tutarsizlik, verilen celiskili mesajlar yahut belirsiz, anlamsiz, korkutucu olaylar ruhsal dunyada bir parcalanmaya yol acabiliyor, bu da sonunda gerceklerden tamamen kopmayi ve bir hayal dunyasinda
    yasamayi netice verebiliyordu.
    Bu delikanli o noktaya gelene dek neler yasamisti kimbilir?

    "Ben iyiyim doktor abi, ben iyiyim, hicbir seyim yok. Saga cektim, bekliyorum." Boyle demisti Huseyin, daha odaya ilk girisinde. Onsekiz yasindaydi. Sizofreni hastasiydi. Gozlerinde hayalet gormuscesine bir korku ile hicbir sey gormuyormus gibi bos bir bakis yer degistiriyordu. Cocuk gibiydi tavirlari.
    Buyumeyi reddetmis, zamani geri cevirip kucuk bir cocugun o problemsiz, saf dunyasina donmustu sanki. Artik mucadeleyi birakmis, dis dunyaya kapilarini kapatmisti. Kendisine ait bilinmez bir dunyadaydi. Neyi neden yaptigini, ne zaman ne yapacagini kestiremiyordu ailesi. Insanlardan kaciyor, bazen kendi kendine birseyler konusup guluyordu. Ama, gariptir, halinden memnun gorunuyordu. Ve yerli yersiz ayni sozu tekrarlayip duruyordu: "Iyiyim ben, iyiyim. Saga cektim, bekliyorum."

    Sizofreni, zihin bolunmesi anlamina gelen bir hastalikti. Biyolojik ve genetik faktorlerin yanisira, ozellikle egitimde tutarsizlik, verilen celiskili mesajlar yahut belirsiz, anlamsiz, korkutucu olaylar ruhsal dunyada bir parcalanmaya yol acabiliyor, bu da sonunda gerceklerden tamamen kopmayi ve bir hayal dunyasinda yasamayi netice verebiliyordu. Bu noktaya gelene dek neler yasamisti kimbilir?

    Cocuklugundan ilk hatirladigi, babasindan yedigi bir tokatti. Oyundan eve biraz gec gelmis, evdekiler onu cok merak etmislerdi. "Geldim iste, sevinin" dercesine masum bir neseyle yuzune baktigi babasinin ofke dolu bakislari, yedigi tokat esnasinda gordugu yildizlara karismisti. Neye sinirlenmisti babasi, bilemedi. Cok korktu ve yatagina gidip agladi.

    Babasinin ?asabi? oldugunu, bazen isten gergin geldigini, o yuzden ufak seylere sinirlendigini, ?aslinda iyi bir insan? oldugunu zamanla annesinden ogrenmisti. Iyi de, kendisinin ne kabahati vardi ki? Hem babasi ?Sizin icin calisiyorum, ablanin ve senin geleceginiz icin yoruluyorum? demiyor muydu? Bizim icin calisip yoruldugu ve sinirleri bozuldugu icin bizi dovmesi nasil isti? Bizden intikam mi aliyordu yoksa? Neden ki?

    Bazen ?aslan oglum, akilli oglum? derdi babasi kendisine, bazen de ?salak, haylaz!? Ne zaman nasil tepki alacagini bilemiyor, guvensizlik icini kemiriyordu. Babasina bile guvenemeyecekse, bu dunyada kime guvenebilirdi ki?
    Annesi, babasinin aksine, cok sefkatliydi. Bir o kadar da evhamli. Devamli pesinde dolasir, ?Hasta olacaksin? der, baska sey demezdi. Bu asiri ilgiden bogulacak gibi oluyordu bazen. Ama seviyordu kendisini ve dovmuyordu ya; yetebilirdi bu. Bu sevgi ugruna bazen kisiligini feda etmesi gerekiyordu ama, olsundu. Hep sevildigini bilmek guven vericiydi zira. Ama hayir; maalesef her zaman sevmiyordu annesi onu. Uslu oldugu zamanlarda gecerliydi bu sevgi. Sartli bir sevgiydi yani. Annesinin hoslanmadigi birsey yaptiginda ?Seni doguracagima tas dogursaydim? sozunu sIk sIk duydu. Bir gun dayanamayip ?Acaba benim gercek anne-babam siz degil misiniz?? sorusunu sordugunda, annesi ofkeli gozlerle ?Sacmalama salak!? diye bagirdi. Bu cevap acaba ne anlama geliyordu?

    Bazen annesiyle babasi kavga ederlerdi. Daha dogrusu, oyle hissediyordu. Iceriden bagirislar gelir, yanlarina gidince susarlardi. Birsey yokmus gibi davranirlardi. Ama evde birkac gun sessiz bir gerginlik olurdu. Icini daglardi bu gergin donemler. Neydi problem, anlayamadi hic. Neden anlatmazlardi ki? Problem varsa soylesinler, yoksa guzel guzel sohbet etsinlerdi. Boylesi daha mi iyiydi sanki? Suratsiz bir cocuk olmustu artik.

    Evlerine bir misafir geldiginde ise, keyfi biraz yerine gelirdi. Anne baba ne kadar gergin de olsalar misafirin yaninda gulumserlerdi cunku. Yalanciktan da olsa onlari oyle mutlu, kibar, konuskan gormek hosuna gidiyordu. Hosuna gidiyordu da, neden biz bize iken boyle davranmiyorlardi ki? Biz komsulardan daha mi degersizdik?

    Saflik derecesindeki patavatsizligi misafirliklerde basina dert oldu. Anne-babasinin evde ?keltos? dedikleri komsu evlerine misafir oldugu bir gun ona ?keltos? diye seslenince buz gibi bir hava esmisti. Ablasi cimdikledi. Yanlis mi soylemisti adini yoksa? Adi bu degil miydi? Niye oyle diyorlardi o zaman?
    Gelen giden arttikca, celiskiler de artiyordu. ?Yine mi o gicik tipler geliyor?/Aman efendim ne iyi oldu da geldiniz?? ?O Ayten de cok sacmaliyor canim/Haklisin Aytencigim, naaparsin?? ?Keske evde yok deseydin oglum/Inanin cok ozlemistik.?

    Bir kenara cekilmis, sessizce izliyordu cogunlukla. Bu karmasIk oyunun kurali acaba neydi?

    Ilkokula baslayisini, evdeki sIkintilardan kacis olarak, sevincle karsilamisti. Ama siyah onlukler, anlamsiz kisitlamalar olmasa daha iyi olurdu. Hele bazen bayat nutuklar atip bazen de ofkeyle bagiran asIk suratli ogretmenler olmasa cok da guzel olabilirdi. Nutuklarda baska konusuyorlardi , koridorlarda baska. ?Gelecek sizin elinizde/Siz haylazsiniz! ? ?Okuyup buyuk adam olacaksiniz/ Adam olmazsiniz siz!? "Bu ulkenin umudu sizlerde/Sizi her gun dovmek lazim!" "Ataturk bu ulkeyi sizlere birakti/Aptallar! "

    Anlayamiyordu cogu seyi. Ataturk?u ogretmislerdi ona once ve sonra ve hep?beden egitimi dersinde bile. "En buyuk o! Bizi kurtardi. Bir millet yaratti." Ama Huseyin dedesinden "Allah en buyuktur, tek yaratici Odur" diye ogrenmisti. Bir gun ogretmenine "Allah mi buyuk, Ataturk mu?" diye sordu. Ogretmen ters ters bakti ve "Boyle sacma sorulari bir daha sorma; fena olur" dedi. Korktu yine. Korkmaya alismisti zaten. Korkutucuydu dunya. Nasil korunacakti?
    Ilkokul ogretmeni kopyaya cok kizardi. Bir kez sinavda kopya ceken bir arkadasini sinifin ortasinda evire cevire dovmus, hatta bacagini kanatmisti. Kopya kotuydu, cekmemeliydi. Hic cekmedi de. Son sinifta ilkokullar arasi bilgi yarismasina katildilar. Final yarismasinda ogretmeni yanlarina yanasti ve "Soyle bir soru gelecek, cevabi da su" diye fisildadi. Duymazdan geldi. Kopya kotu degil miydi? Ogretmen kendilerini deniyordu herhalde. Yarisma sonrasinda ogretmen "Beni niye dinlemediniz? Size cevabi soyledim. Ya yarismayi kaybetseydiniz? " diye bagirinca, kafasi iyice karisti. Bir gun birisi ?Bunlar kamera sakasiydi? diyecek diye bekliyordu. Ama ya degilse?
    Bir de kafasindaki celiskileri tutabilseydi! Anlasilan, onlari kendi kendine ve kendince cozmesi gerekecekti. Yapabilirse?

    Susmak cok iyiydi aslinda. Zaten ilkokulda ogretmenleri hep "Susun! Cok konusmayin bakayim!" derdi. Ama lisede ogretmenler "Niye aval aval bakiyorsunuz, derse katilin biraz, sizin gibi koyunlar yuzunden bu millet geri kaldi!" deyince, sessiz ve uslu olma konusunda da celiskide kaldi.
    Buyumeseydi keske. Hep kucuk bir cocuk olarak kalsa ne iyi olurdu. Zaten genellikle odasinda tek basina oyuncaklariyla oynamasina, onlarla konusmasina, annesi ?Hâlâ cocuk gibisin? diye tepki gosteriyordu.
    Ergenlige girdiginde garip seyler yasamaya basladi. Oteden beri bildigi bedeninde o gune dek bilmedigi seyler oluyordu. Ama kimseye soramadi. Kimse de, ne olup bittigini ona dogru duzgun anlatmadi. Ayip deyip sustular. "Kizlarin seyi var mi?" sorusunun cevabini bile arkadaslariyla basbasa verip uc ayda ogrenebildi. Yine o donemde ogrendigini sandigi bir yigin seyi duzeltmesi yillarini alacakti.

    Zaten kizlardan yana basi dertteydi hep. Ciktigi bir kiz olmadigi icin arkadaslari kendisiyle alay ediyorlardi. Uzuluyordu. Neredeyse sirf bu alaylardan kurtulmak icin, hoslandigi bir kizi gozune kestirdi. Ders aralarinda onunla konusmaya basladi. Hatta ona âsIk oldu bile denilebilirdi. Ama bu kez de âsIk olmasiyla alay edildi. Insanlar neden boyleydi ki?

    Bir gun teneffuste hoslandigi kiza ?Seni seviyorum? demek geldi icinden. Dedi de. Ama kiz aglamaya basladi. Hatta kendisini ogretmene sIkayet etti. Tabii ki, dayak yedi ogretmenden. Cok uzulmustu. Durumu duzeltmek icin kizin yanina gitti, ozur diledi ve ?Tamam, seni sevmiyorum? dedi. Ama kiz buna da agladi. Yine sIkayet edildi, yine dayak yedi, yine anlayamadi neler olup bittigini. Su kizlar da garipti dogrusu.

    Okul disindaki kizlara yoneldi ilgisi. Yasca buyuk, tecrubeli abilerle gezmeye basladi. Cok sey ogrenebilirdi onlardan. Ogrendi de. Caddelerde gezip, gelen gecen kizlara laf atmaya basladi. "Uf abi, su kiza bak, cok guzel." "Hakkaten Huseyin, ne kiz bee? Sana bakiyo oglum, asil suna." "Yok abi su gelene asilayim. Baksana o daha hos. Degil mi Ali abi?" Degildi maalesef. ?Daha hos? deyip laf attigi kiz, Ali abisinin kizkardesiydi. Birkac kufurle pacayi kurtardi. Sahipsiz kizlara asilmak iyiydi, sahipliler ise bacimiz olurdu. Ama sahipsiz dediklerimiz de bizim gibi birilerinin ablasi yahut kardesi degil miydi? Acaba su an ablasina kim nerede laf atiyordu?

    Igrendi bu cifte standarttan. Cozemedikce cozuluyordu.
    Cok fazla kizla cikmak makbuldu arkadas cevresinde. Populer bir delikanlinin fazla kiz arkadasi olmaliydi. Ama kizlarin erkeklerle fazla cikmalari iyi degildi, ?kasar? damgasi yerlerdi. Peki o zaman erkekler kiminle cikacakti ki? Meselâ kendisinin kiz arkadaslariyla gezmesi anne babasinin hosuna gitmisti. Ama ablasinin bir erkekle cikmasi evdekilerin en buyuk korkusu idi. Kendisine bir kiz telefon edince ?aslan oglum? diyen bakislar gezinirdi uzerinde. Ama ablasini bir erkek ararsa evde kiyamet kopardi.

    ?Bu tutarsizliklar beni deli edecek? diyordu icinden. Sonunu hissetmisti sanki.
    Kur?ân okumanin ve ondaki emirlere uymanin cok guzel oldugunu ogrenmisti lise yillarinda. Anne babasi Kur?ân okumazlardi, ama ?Okumak lazim, iyidir? derlerdi. ?Okumak lazim, iyidir? derler, ama okumazlardi. Normaldi artik bu celiskiler; pek ustunde durmadi. O okudu, etkilendi. Namaza basladi. Kizlarla mesafeli olmasi gerektigini de ogrenmisti. Kiz arkadaslariyla samimiyetini azaltti. Bira icmez oldu. TV izlemedi, sohbetlere gitti. Bir gun anne babasini fisir fisir konusurken gordu. O aksam babasi onu karsisina alip konusmaya basladi. Bir problem oldugunu anlamisti. Bir problem olmasa babasi onunla konusmazdi cunku; ancak bir problem varsa konusurdu. Sonunda babasi dilinin altindaki baklayi cikardi: "Evladim, asiri gitme. Namazini da kil, gereginde bara, pavyona da git. Kur?ân da oku, kizlarla gezip icki de ic. Dengeli yasa." "Nerede yaziyor bu denge baba?" diye sordu. Babasi sinirlenip "Iste burada yaziyor" dedi ve avucunu gosterip yanagina okkali bir tokat yapistirdi. Aglamiyordu artik. Etkileniyormus gibi yapmaya calisiyordu. Ama direnci zayiflamisti. Kur?ân?i da, namazi da birakti.

    Evlerinde televizyon hep acik dururdu. Bazen acik-sacik programlar olurdu. Spiker ?Sok, Sok! Su rezillige bakin!? diye ekrani inletirken bir yandan da o rezillikler en ayrintili bicimde gosterilirdi. Babasi da hem onlari seyreder, hem de "Tovbe, tovbe! Basimiza tas yagacak; sunlarin yaptiklarina bakin" derdi. Huseyin "Baba, baska kanala gecelim" deyince de, "Biraz bakalim canim, meraktan izliyorum zaten, neler olup bitiyor bilmek lazim" diye cevap verirdi. Babasinin bakislarinda merak denilemeyecek garip bir pirilti olurdu oysa. Huseyin farkindaydi bunun.

    Lise son sinifta siyasetle ilgilenmek ama asiri gitmemek gerektigini ogrendi; nasil olacaksa? Ve haber programlarini izlemeye, gazetelerdeki kose yazilarini okumaya basladi. Bircok sey ogrendi; ozellikle dis politika konusunda. Batili olmak lazimdi. Batililar bizden ustundu. Yok hayir, biz en ustunduk. Sadece, biraz geri kalmistik. Ama en guclu, en akilli bizdik. Bu millet adam olmazdi. Biz Batililari seviyorduk, ama onlar bizi sevmiyordu. Onlar bizi sevmedigi icin biz de onlari sevmiyorduk. Ama onlar gibi olmaliydik yine de. Sevmeliydiler bizi, biz onlari sevmesek de.

    Hele Yunanlilar bize iyice dusmandilar. Biz de onlardan nefret ederdik. Hep savasmis, hep yenmistik onlari. Ama aslinda kardestik. Bazen bizden korktuklari soylenirdi. Sinirlendiriyordu bu bizi. Bizden neden korkuyorlardi ki? Fazla sinirlenirsek canlarina okurduk onlarin. Korkmasinlardi bizden.
    Araplar ise zaten oldum olasi bizi sevmezlerdi. Biz de onlari hic sevmezdik. Ama onlar bizi neden sevmiyordu ki? Biz onlari hep sevmis, hep iyilik yapmis degil miydik? Oysa onlar bize hep kotuluk yapmak istiyorlardi. Bizi sevmeleri lazimdi. Ama bizim onlari sevmememiz lazimdi.

    Zihni iyice dagilmaya baslamisti. Icine kapanmaya basladi. Odasindan cikmamaya basladi. Hayallerle avundu. Hayallerinde hersey netti, kontrolu altindaydi. En iyisi buydu galiba. Ama annesi neden ona garip garip bakmaya baslamisti ki?

    Askere gitmeden once bir ise girip calismak istedi. Birkac yere basvurdu. Torpilliler yuzunden ilk basvurdugu yere alinmadi. Babasi ofkelendi. "Bu torpil yuzunden memleket batacak" dedi. Bir hafta sonra ikinci basvurdugu yer icin torpil bulunca sevindiler. Baskasi lehine olunca kotuydu torpil. Ama, biz yapinca iyi oluyordu.

    Isyerinde bir kiza âsIk oldu. Tutunacak bir dal ariyordu bu calkantilar arasinda. Her sey bozulmustu, o kiz tertemizdi. Onunla hayati sihirli bir degnek degmiscesine degisecekti. O da Huseyin?i sevecekti mutlaka, hatta seviyordu galiba. Zaten gecen gun isyerinde sudan bir sebepten bagirmisti ona; tipki kucukken annesinin yaptigi gibi. Seviyordu kesin, ama tutucu bir aileden geldigi icin bunu pek belli etmiyordu. Ozellikle sessiz, mazbut bir kiz olusundan hoslanmisti onun.

    Ama yaz gelince son hayal kirikligini yasadi. Sevdigi kiz bazen kisacik etekler giyiyordu. Otururken de, gorunmesin diye etegini habire cekistiriyordu. Niye kisa giyiyordu ki o zaman? Uzun giyse rahat ederdi. Dayanamayip bunu soyledi bir gun. Kiz utancla karisIk gulumsedi, ama giyimini degistirmedi. Sonra bir gun onun yazin plajda bikiniyle dolasip erkek arkadaslariyla denize girdigini ogrendi. "Nasil yani???"

    Karsimda oturmus kendi kendine konusup gulen bu delikanli, aslinda kendince kurtulusu secmisti anlasilan. Cocuklugundan beri bu hayati, bu insanlari cozememis, dogru bir pusula, tutarli bir rehber bulamamis, cifte standartlarin, yaman celiskilerin cekistirmesine daha fazla dayanamamis ve huzuru ancak gercegi reddederek bulmustu iste. Bu kuralsiz trafik, ustune gelenler, arkadan sIkistiranlar, yol isteyenler, kufredenler yuzunden, hayat yolculugunda saga cekmisti. Bekliyordu.
    "Ben iyiyim artik, hicbir seyim yok doktor abi, cok iyiyim ben. Saga cektim, bekliyorum."

    Dr.Yusuf KARACAN
     

Sayfayı Paylaş