1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Şahan Çoker - Gitme gülü/ver diyor..

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 17 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL




    Offf..!
    Yahya’nın raks dediği olsa gerek
    Şalsız, gülsüz, çıplak ayaklı
    Ateş kuşları düşüyor yüreğime
    Akşamın yangın renkli gözleriyle
    Anasız çocuk çehresi gibi bakıyor bana İzmir
    Hoşçakal demeden gidiyorum
    Gelmişine geçmişine bu dünyanın
    Cebimde bir serçe ölüsü
    Birde ucu yanık mektup

    Gitme gülü/ver diyor
    Ölmeseydim, gülü/verecektim diyor

    Ahh..! Düş yüzlüm;
    Gittin! Ne kıvırcık saçlarım var artık ne de pembe ayakkabılarım…
    Uçurumun kenarındayım sevgili…
    Her şafak vakti martılar güne uyandığında ben tekrar intihar ediyorum …
    ama olmuyor, ölmeyi bile beceremiyorum sensiz.
    Biliyor musun artık saklayamıyorum.
    Adın her içimden geçtiğinde sarsıla sarsıla ağlıyorum.
    Film izlerken, şarkı dinlerken, en çok da makarna yerken…
    bıktım insanların ne oldu diye başıma toplanmalarından…
    Serçe öldüüü….Serçe öldü… diye avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum.
    Sensizliğin kuyularına düşüp çamura bulanırken üstüm başım, çaresiz soruyorum.
    Neden bana elini uzatanların hiç biri sen değil. Görmüyor musun yüreğimin yırtıklarını…

    Offf..!
    Ben Yusuf sesli bir serçe avuntusuyum
    Bu şehir aslında bir kuyu demedim mi
    Masalımızda yorulurken şarkılar
    Yolcuyum yolum Kerbela demedim mi

    Şimdi koy ver beni bırak gideyim
    Ağlama serçem gözünü seveyim
    Bu yıldız senin olsun bak bu gece mavisi
    Bırak aşkı ben Hüseyin’den öğreneyim

    Yandım diyorum yandım gör halimi
    Fatıma’nın sabrı olda
    Çalkala doldur böğrüme şu denizi
    Yoksa bu şehir yanacak,
    Yanacak çocukların elleri

    Ahh çıkmaz sokağım;
    Kaç kez çarptım pencerene…Git! diyorsun ama senden başka adresim yok ki benim …
    Nereye gitsem yalnızlığımın kalabalığısın. Sensizliğin gürültüsü hep içimde..
    İzmir kıskandığım şehir…Martılar tanır oldu kendime yabancı gölgemi.
    Seni anlatıyorum onlara. Biliyorlar sen yoksulu olduğumu.
    Konuşmasalar da anlıyorlar dilimden.
    Geçip gittiğin sokaklardaki ayak izlerine dokunuyorum. Topuklarım kanıyor…
    Efkarla içtiğin sigaranı atarken denize yine öfkelisin.
    Dokunuyorum dudağından dökülen öfkeli kelimelerine, sonra bağrıma basıyorum onları.
    Kış rengi saçlarını okşuyorum.
    Neden siliyorsun gözlerini?
    Oturduğun taşın üstüne sinmiş kokun. Sana bulanıyorum yine.
    Ahh..! kimsesiz/im/liğim. Karışsam denizin tuzuna yeter mi? Kanımdaki seni durulamaya…
    Biz seninle gece ve gündüz gibiydik birbirine yaslanan ama birbirine hiç kavuşamayan….
    Senden sonra tren vagonları hep ölü kuşları taşıyor…
    raylar geçiyor üzerimden sol yanım sağ yanımdan hep ayrı…hiçbir istasyonda yok yüzün…
    adını bilmiyor hiç kimse…hangi şehre gitsem yabancı…sadece ölü kuşlar tanıdık…
    ömrüm seni yaşadığım kadardı…ölümümse gidişin kadar…Ah uzağım…

    Off…!
    Uslanmadık iki derviş bir çölü sevdik
    Bakıştık serap gibi yar gözünde kıbleye vardık
    Baldıran içtik dilimizden şükre bulandık
    Söyle bana aşkın diliyle söyle
    Söyle öksüz bakışlım,bakışı nazlım
    Can canan’ı cehennem gibi özlerse
    Yunus’u cennetten geçiren
    Beni senden geçirmez mi?

    Ahh hüznüm;
    Ah yarasını sevdiğim…Ben sana hiç veda edemedim ki.
    Her geri dönüşümde otobüsün camına adını yazarken,
    çarçabuk sildim gözlerimi yanımdakiler gözyaşlarımı görmesin diye…
    Senin yanından ayrılırken her seferinde bin kere daha öldüm.
    Ahh..! Ne vardı kucağında bir kere ölseydim.
    Kefene sardım düşlerimi defnettim. Yusuf’un kuyularına…
    salamı şiirlerin okusun…
    Ne sıcaktı yüreğin. Dünyayı serçe parmağımla kaldırır bir tarafa atardım sana yaslanırken.
    Küçük omuzlarımda taşırdım bütün kuşları.
    Adın su gibi dökülürdü dilimden.
    Bilmediğim sokaklarda umarsızca gezerken bir sürü şey anlatırdım sana havadan sudan.
    Başım omzuna düşerken kayıp gitmenden korkardım avuçlarımdan.
    Sıkıca tutardım elini. Sıcaktın, yürektin, özlemdin…
    Hissederdim uykumda bile senin saçlarımı okşadığını Bunun adıydı aşk…
    Ruhunu saran her şeyi maviye boyayan bir masal…
    Hep ağlayarak dokunduk.
    Biliyorduk emanettik birbirimize…
    Kıyamet yakındı…
    Mahşer yeriydi içimiz ama konuşmuyorduk hiç…
    Ne duymaya ne de söylemeye cesaretimiz vardı…

    Offf…!
    Bir dağa bir denize vuruyorum kendimi
    Parçalandıkça çoğalan bir efkar gibi
    Kan revan içinde kanatlarım
    Ya düşerse serçenin gözündeki gül
    Sorularla hırpalanıyor dudaklarım

    Bütün trenlerde senin yüzün
    Bir ayrılık telaşı sarmış koşturuyor
    Çeliğe kan bulaştı makinist kör bir maşuk
    Gecenin rahmine soyunuyor günah gibi
    Telsizlerde Allahu Ekber senin sözlerin

    Ey..! hayatın ve aşkın sahibi
    Ey..! ateş içinde gül veren ibrahim’e
    Lokma ve hırkadan da geçtik gayrı
    Sabr ver sevgiliye
    Medet Ey..!

    Ahh sancım;
    Biliyorum! Ben hiç iyileşemeyeceğim.
    Her gün bir parçası daha düşüyor kangren olan ruhumun.
    Uff..! ben aslında bu fesleğen kokusu yüzünden ağlıyorum.
    Yoksa iyiyim.
    Ortalık yere dökülen anıları toplamaya çalışıyorum.
    Yine beceremiyorum, yığılıp kalıyorum oracığa.
    Saçlarım ellerimin arasında hıçkırıklara boğuluyorum.
    Bu evde uyumak istiyorum ve de hiç uyanmamak…
    Biliyorum ben uyurken yine saçımı okşamaya geleceksin.
    Göz yaşın yanağıma bulaşacak.
    Açmayacağım gözümü, dudağımı ısıracağım yine anlama diye…
    Peki melekler neden bu kadar ağlıyor sevgili…onlarda mı yasta benim gibi…

    Off..!
    Kırlangıçlara gülleri öğreten yar
    Karnının beyazında fesleğenler büyüten yar
    Yokuşumda yorulma artık
    Uzak denizlere çoktan geldi sonbahar
    Senin gözyaşın benim yanağıma dökülsün
    İçerim zemzem niyetine, dilimde acımış dualar

    Sapla tırnaklarını ellerinle sök kalbimi
    Bölüşürüm seninle sıcak bir ekmek gibi
    Yeter ki gözünde bir gül kalsın
    “Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya”
    Aşk yazsın sana Münker sağ yanına

    Zemheride başımıza düşecek
    Üç elması yok bu masalın
    Yolcu yolunda,
    Derviş çilede gerek
    Kıvırcık saçların bana hatıra
    Sana da bu kanlı, mavi gömlek

    Ahh canımın son nefesi;
    Bildiğim bütün duaları unuttum.
    Delik deşik ömrümden bir nefes daha çıkar mı? Bilmem.
    Her gece gelip bağdaş kurup oturuyorsun gecemin ortasına.
    Yatağım çöl, Yastığım göl…
    Açım, uykusuzum sana.
    Acıtarak yüreğimden bir parça bölüp gözlerine banıyorum.
    Lokmam yine boğazımda kalıyor.
    Avunmuyor hasretim.
    Azad et artık beni sevgili.
    Ne olur azad et gün ışığından.
    Yoksun her hücrem siyah, parmak uçlarım hep kırağı…

    Offf..!
    Masalımda saklayamadığım
    Hoşçakal demeden gidiyorum sana
    Elim yüzüm hasret kesiği
    Cebimde bir serçe ölüsü
    Birde ucu yanık mektup

    Gitme gülü/ver diyor
    Ölmeseydim, gülü/verecektim diyor

    Eskiyen elleriyle çıngırağını sallıyor kıvırcık saçlı kız.…
    Gittiiiii..! Mavi gömlekli çocuk…gittiiii….daha da eskiyor elleri, daha da….

    Tövbe Estağfurullah
    Tövbe Estağfurullah
    Tövbe Estağfurullah

    La ilahe İllallah




    Şahan Çoker..
     

Sayfayı Paylaş