1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sahip ve Ait Olma Psikolojisi

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve e-PaCk tarafından 19 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. e-PaCk

    e-PaCk Forum Gururu

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.481
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    1.880
    Banka:
    331 ÇTL

    İnsanoğlunun temel kaygılarından ikisi, ait ve sahip olmak.

    Bir bebeğin doğumundan başlayan, gün geçtikce artan kaygılar arasında günümüzün koşullarında belki de en öne çıkan iki büyük kaygı...

    Aidiyet, Türk Dil Kurumu'na göre "ilişkinlik" anl¤¤¤¤¤ gelen Arapça kökenli bir kelime. İnsanı diğer doğa canlılarından ayıran en büyük özellik kültürünün, bireyler ile olan ilişkilerinin içgüdülerinin üzerine geçmesi. Diğer bireylerle iletişimimiz hayata anlam katma kaygısını bastırma konusunda da insan yaş*mının önemli bir parçası. Sanat ve edebiyat gibi yaratıcı öğeler de bu kaygı ve ilişkilerin ortaya çıkardığı ürünler.

    Yolculuk anne rahminde başlıyor. Bebek aynı zamanda hem annesine ait bir parça hem de annesine sahip. Doğum anında bu aitlik-sahiplik ilişkisi fiziksel ayrılık ile zarara uğrar. Doğum sırasında bebeğin ağlama davranışı bu ilişkinin bozulması, anne rahimdeki duruma göre tehlikelere karsı savunmasız durumda kalma ve dolayısı ile güven kaybından dolayı ortaya çıktığı söylenmektedir.

    İnsanın yetişkin bir birey olana kadarki gelişim evresinde aile bağları bu sahip olma ve ait olma kaygılarını biraz olsun giderebilmekte.

    Aile yanından ayrılan bireyin durumu annesinden yeni ayrılmış bebeğin durumundan çok farklı değil. Sadece bu donemde sahip olma duygusu ait olma duygusunun bireyden bireye fark etse de bir şekilde öne çıkma gayreti göstermekte. Yetişkinliğe ulaşmış bireyde kendi hayatını kurma aşamasında gündelik hayatın getirdiği sorumluluk ve kaygılar ile birlikte varoluşsal kaygılar da önem göstermekte. Bu kaygılardan ikisi olan ait ve sahip olma ilişkisinde karşımıza özgürlük kavramı irdelenmesi gereken bir konu olarak ortaya çıkıyor.

    Özgürlük hissi beraberinde bireyin yaptığı seçimlerin sorumluluğunu kendine yükleme anlamı taşımakta. Özgür olma durumu, seçilen yollar, saf dışı bırakılmış seçenekler ve varoluşumuzun geldiği durumun sorumlusunun tamamen kendimiz olduğunu söyler. Bu durum ise insanoğlunun hayatının sorumluluğunu kader, kötü şans gibi unsurlara atmaya imkan vermemekte. Yapılacak muhtemel kötü tercihler ve bunların getireceği yoğun kaygılar, pişmanlıklar özgürlüğün yoğun bir kaygı taşıdığını gösteriyor.

    Bir eşe, aileye, düzenli bir işe sahip olmak, aynı zamanda bir ailenin ferdi, o aileye ait bir parça olmak ait ve sahip olma kaygılarını gidermenin yolları. Belirli bir sınıfa ait olma, bir topluluğun üyesi, bir takımın parçası olma isteği gene bu kaygıların ürünleri.

    Belki de asıl sorun, bu varoluşsal kaygılarımızın arasında benliğimizi nereye oturtacağımız... Ne kadar dış dünyadan yalıtılmış bir şekilde yalnız olduğumuzu bilsek de, insan ilişkilerinin ruhsal doyum ve benlik bilincimiz için vazgeçilmez olduğunu biliyoruz. Yalnız bu ilişkiler sırasında varoluşsal kaygılara boğulmak belki de yabancılaşmanın yoğun bir biçimde yaşandığı toplumlarda kendinden uzaklaşan bireylerin en önemli problemlerinden.

    Kaygılar çevresinde yaşamak, bir çok insanın düşündüğünün aksine kendi benliğinden uzaklaştırmayı beraberinde getirir. Geçmişten günümüze insan türünün gelişimi sürecinde temelde hala hayatta kalmak, neslini devam ettirmek gibi temel güdülerin varlığı tartışılmaz olsa da, güdülerini sorgulama ve yargılama insan nesline ait birer özellik. Oluşturduğumuz bu kültür yapısı insan benliğinden bağımsız değildir elbet. Öznel benliklerimiz insan doğası diye atfetilen yapılardan tamamen bağlantısız olmasa da bağımsız gelişir. Ait ve sahip olma kaygıları tamamen yok edilemese de özellikle insan ilişkilerinde kontrol altına alınması gereken kaygılar. Aksi halde bireyin diğer bireylerin öz benliğine müdahale etmesi yahut benliğin ait olunan birey, kurum yada topluluktan bağımsız gelişememesi söz konusu olabilir. Bizler bağımsız birer birey olarak kendi gelişimimizi tamamlayabilir ve sosyal evrim sürecine olumlu şekilde dahil olabiliriz.

    Doğuştan gelsin ya da sonradan öğrenilsin, hayata ve yaşama dair kaygılarımız bizlerin zayıf yönleridir. Tarih boyunca toplumların, korku psikolojisi ile yonlendirilmiş bireylerin kaygıları sayesinde yönetilme ihtiyacı ve itaat davranışı ortaya çıkmıştır.

    İnsanların hür ve değerli bir öz benlik, kültürel yapılarında gelişim ve kültürün bireye yonelik değer katılımını sağlamaları için kaygılarının etrafında dönmeyi bırakıp onları sorgulamak zorundadır.
     

Sayfayı Paylaş