1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sana mektup

Konusu 'Aşk' forumundadır ve Hazangülü tarafından 2 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    991 ÇTL
    Sana mektup









    "Terk edilmesi gerekenlere, bir süre sonra ayrılacaklarımıza sahip çıkma -- herhalde en büyük hatamız bu... Sanki hiç kayıp etmeyecek gibi sıkı sıkıya bağlıyız duyu kapasitemiz içine giren ve bize göre VAR olan YOKlara... Bilincimizde oluşturduğumuz sahiplenme duyguları içinde yanmadayız, acılar çekmedeyiz... Böylesine acıları yine biz hazırlamadayız kendimize, ama farkında olmadan.

    Aslında bağlılıklarımızın, alışkanlıklarımızın gücü kadar acılar çekmedeyiz...

    'Derdim, derdime derman imiş...' Ne dersiniz..?"



    Selam Olsun...

    Yine yıllar öncesinden bir şiir geldi aklıma...

    Yürüyen bir yol üzerindesin,
    Tutunmuşsun kenarda bir direğe.
    Bulunduğun noktayı korumak için,
    Kararlısın, harekete direnmeye...

    Çevrende tanıdık yüzler,
    Alıştığın manzara içinde,
    Sabitleştirmek isterken herşeyi,
    Bir fotoğraf düzeninde...

    Sürtünme ateşlenir ayaklarında,
    Sarsılırken bütün bedenin...
    Acılar dayanılmaz olunca,
    Kırılmaya başlar tüm direncin...

    Bir bıraksan kendini yola,
    Değişimle kolkola, yolculuğa...
    Görmesen bile götürdüğü yeri,
    Tek yön olabilir, ileri...



    Değişim, göreceliğin, geçiciliğin temel hipotezi... Değişimin VAR olduğunu bildigimiz bir realitede, direnmenin, birilerine, birseylere tutunmaya çalışmanın 'acı' olarak tezahür etmesi kaçınılmaz...

    "Tutunduğun herşey elinden gidecektir, çünkü tutunmamayı öğretmektedir yaşam..."

    Kişi sadece ve sadece kendisiyle beraber tüm yolculuk boyunca. Ve bu yolculuğun asal amacı, kişinin kendi varoluşunun farkındalığına ulaşması. Öyle bir yolculuk ki, yol sonunda kişiyi bekleyen tek ve gercek 'ödül', KENDİSİ...

    "Kişi kendi evinin adresini sormak için çalar tüm kapıları." derler ya, böylesine tuhaf bir aymazlık içindeyiz sanki... Farklı kapılar aramak eğlenceli olabilir, kapıyı çalarken duyulan heyecan ise muhteşem!... Eğer ki kişi kapının ardında bekleyeni iyi bilsin -- bilsin ki, her kapının ardında bekleyen hep aynı şey: YALNIZLIK...

    Bu kabulle yaşanırsa bu oyun/her oyun, evet, zevkli olabilir... Ama ancak ve ancak bu kabulle...

    Herşey gibi duygular da dualite içinde salınmada -- şu kadar birim acı, şu kadar birim haz... 'Merkez' tüm duyguların BİRe eridiği nokta - işte benim algılayışıma göre o nokta gerçek ve bütünsel SEVGİ hali... Kişi merkeze yaklaştıkça, uç duygulardan uzaklaşıyor. En temel TERK bu işte, alıştığın, alışmayı seçtiğin duygulardan vazgeçme... Belki farklı bir bilinç seviyesinde duygusuzluk/duyarsızlık gibi bile algılanabilecek bir arınma hali... Duygular hep var, ama çırpınış niteliğinden daha dengeli bir hale doğru bir geçiş söz konusu... Belki bu noktaya yaklaştıran en önemli bilgi, "ben neysem, herkes O'dur..." İşte bu bilgiyi canlı tutarsa zihninde, yüreğinde, olanla, olaylarla şaşırmamayı, sarsılmamayı daha kolay öğreniyor kişi...

    Aslında "yaşam bizi yaşıyor"... Yeter ki izin verelim, yeter ki direnerek 'acı'yı yaratmayalım evrenimizde...

    Ve sevgiyle...
     

Sayfayı Paylaş