1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sanat akımları

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 5 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Sanat akımları



    Doğalcılık / Natüralizm
    19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında ortaya çıkan sanat ve edebiyat akımıdır.
    Natüralizm, o dönemdeki doğa bilimlerinin, pozitif bilimin deney ve gözlem yönteminden etkilendi. Bu akım, özellikle Darwinci anlayışın güzel sanatlara yansıması olarak da düşünülebilir.

    Nesnelerin olduğu gibi betimlenmesi anlayışı bu dönemde iyice önem kazandı.

    John Constable (İngiliz manzara ressamı), sürekli değişim içinde olan doğanın, bu değişimle resmedilmesini savunuyordu. Constable, “doğanın ideal güzelliği” fikrini kabul etmiyordu. Manzara resminde doğalcılık Fransa’daki Barbizon Okulu ile ağırlık kazandı. Doğalcılık bir anlamda Gerçekçilik akımının pekiştirilmesiydi.

    Özellikleri:
    Gerçekçiliğin zenginleştirilmesine neden oldu.
    Yeni konular ortaya çıkardı.
    Biçimi öne çıkarmak önemini kaybetti.
    Biçimi öne çıkarmak önemini kaybetti.

    Temsilcileri:
    Jean-Baptiste Camille Corot, Alfred Sisley, Camille Pissaro, Claude Monet izlenimcilik öncesi yapıtlarında doğalcılığın izlerini taşırlar.





    İzlenimcilik / Empresyonizm
    19. yy sonları ile 20. yy başlarında Fransa’da etkili oldu. İzlenimciler; Romantikler ve Gerçekçilerin anlatım biçimlerinden farklı olarak, düşünce ya da görüntü olarak algılanan her şeyin insanda bıraktığı izlenimleri resmetmeyi seçtiler. Akademik eğitime sırt çevirdiler.

    Bazı bilimsel kuramlar; rengin nesnenin bir parçası değil, nesneden yansıyan bir ışık olduğunu savunuyordu. Buradan yola çıkan İzlenimciler, nesnenin bir parçası gibi görülen öz renginden uzaklaştılar ve nesneleri kendilerinde bıraktıkları izlenimlere göre resmettiler.
    1860 sonlarında Claude Monet, resimde renk ve biçimi konudan daha ön plana çıkardı. Perspektif derinliği en aza indirerek, düz renk alanlar kullandı. Akıma ismini veren “İzlenim: Gündoğumu” adlı tabloyu yapan da Monet idi.

    İzlenimcilikte, sanatçıyı sıradan olanın dışına çıkarabilecek “estetik duyarlılık” önem kazandı. Ancak estetik sınırlamasını aşma çabası aynı zamanda grubun dağılma nedeni oldu.

    Özellikleri:
    Avrupa sanatını 200 yıl boyunca etkileyen akademik eğitimin sınırlayıcı tutumuna karşı bir duruş geliştirdiler.
    Aslına benzerlik, tarihsellik, duygusallık kabul gören değerler hâline geldi.
    İzlenimciler, ışığa çok fazla önem verdiler. Renk nesneden yansıyan ışık anlamına geliyordu.
    Doğadaki rengi ve ışığı nesnel bir anlatımla tasvir etmeye çalıştılar.
    Hava koşulları, mesafe gibi nedenlerle nesnelerin doğa içinde aldığı farklı renkleri tespit etmeye ve tuvallerine geçirmeye çalıştılar.

    Temsilcileri:
    Claude Monet, Camille Pissarro, Pierre Auguste Renoir, Alfred Sisley, Berthe Morisot, Armand Guillaumin, Jean-Frederic Bazille’dir.




    Ard İzlenimcilik / Post Empresyonizm
    Fransa’da, İzlenimciliğin kurallarına tepkiyle doğdu. Ard İzlenimciliğin temsilcileri olan sanatçılar, sanat yaşamlarına İzlenimcilikle başlamışlardı. Ancak bu akımın kimi sınırlamalarını aşmak ve resimlerine kişisellik katmak istiyorlardı.

    Zamanla kişisel anlatım resimlerine yansıdı. İzlenimciliğin canlı ve parlak renkleri yanında, gelenekselin dışına çıkan konu anlayışı da bu sanatçıları etkilemeyi sürdürdü.

    Ard İzlenimcilik bir süre sonra yerini Fovizm ve Kübizm’e bıraktı.

    Temsilcileri:
    Paul Cezanne, Georges Seurat (Zıt renkleri yan yana noktalar hâlinde koyarak Noktacılık tekniğini geliştirdi), Paul Gauguin, Vincent van Gogh, Henri de Toulouse-Lautrec.





    Fovizm

    1898 - 1908 yılları arasında Fransa’da etkili olan dışavurumcu resim üslubu olarak nitelenir. Fovizmin yaratıcısı Henri Matisse’di. Mekânı, geleneksel yorum ve perspektifle değil, renklerin hareketliliğiyle yansıtmayı tercih etti. Saf ve parlak renkli boyalar, başka renklerle karıştırılmadan uygulanıyordu.

    Bu akımın bu ismi almasında, resimlerden yansıyan tepki ve şiddet önemli rol oynar. Eleştirmen Vauxalles, Paris’te Fovistlerin açtığı sergiyi gezerken ‘fovist’ sözcüğünü kullanır. Fransızca'da ‘fauve’, vahşi hayvan anlamına gelmektedir.

    1908’de Paul Cezanne’ın temellerini attığı Kübizm sanatçıların o yöne doğru kaymasına yol açtı. Ancak, Matisse kalan sanat yaşamında fovizmi tek başına sürdürmeye devam etti. Bu aslında Fransız burjuvazisine ve toplumuna bir tepkiydi.

    Özellikleri:
    Boyaların saf ve parlak kullanımı ile yaratılan patlama duygusu belirgindi.
    Duygusallık, şiddet ve tepkiyle birlikte fırtınalı bir biçimde hissediliyordu.
    Tıpkı İzlenimciler gibi doğa doğrudan tasvir edildi.
    Üç boyutlu mekânı geleneksel olarak yorumlamak yerine renklerin hareketiyle tanımlamak anlam kazandı.

    Temsilcileri:
    Henri Matisse, Andre Derain, Maurice de Vlaminck, Raoul Dufy, Georges Braque, Albert Marquet, Kees van Dongen, Henri Manguin, Charles Camoin, Jean Puy, Othon Friesz gibi isimlerdir.





    KÜBİZM (1907-1914)
    “Doğadaki her şey küreye, koniye ve silindire dayanır.” Paul Cezanne Cezanne’nin
    yukarıdaki sözünden hareket eden bu akımın sanatçıları çevresindeki her şeyi geometrik
    biçimler olarak görüyorlardı. Kübizmi Empresyonist görüşe bir tepki olarak incelemek
    yerinde olur.
    Pablo Picasso ve Georges Braque ‘ın özellikle 1907-1914 yılları arasında Paris’te
    geliştirdikleri Kübizm 20. yy.ın en etkili yenilikçi akımlarından biridir. Sanatın gelişiminde
    bir devrim olarak nitelenen Kübizm, geleneksel perspektife, ışık- gölge kullanımlarına ve
    sanatı doğanın taklit edilmesi olarak gören kuramlara karşı çıkmış; doğadaki biçim, doku,
    renk ve mekânları taklit etmek yerine, parçalara ayrılmış nesneleri çeşitli yönlerden aynı
    anda algılanabilecek biçimde yan yana getirerek yeni bir gerçeklik yaratmıştır. Kübistler
    nesnelere bir de zaman boyutun U katmayı denemişler, biçim sorununu ön plana alıp rengi
    ikinci plana atmışlardır. Kübizm 1910-1912 arasında çözümsel (Analitik) evreyi, 1912’den
    sonra Bireşimsel (Sentetik) evreyi yaşamıştır.

    Temsilcileri
    Pablo Picasso, Juan Gris, Fernand Léger, Georges Braque, Jacques Limpchitz,
    Aleksander Archipenko’dır.





    FÜTÜRİZM
    (DİNAMİZM– HAREKET)

    1909 Yılında İtalya’da önce şiirde sonrada resimde ortaya çıkan, geçmiş ve
    geleneksel görüşleri reddeden bir akımdır. Fütürizmde yapılmak istenen şey, evrendeki
    hareketin bir anını tespit etmek değil; hareketin kendini duyurmaktır. Bu akıma göre her şey
    hareket halindedir ve değişmektedir. Hareket halindeki varlıkların gözde bıraktıkları etki
    algılanıncaya kadar hareket yeniden değişir. Bu nedenle koşan bir at, dört değil yirmi
    ayaklıdır ve ayakların hareketi de üçgen biçimindedir. Pek çabuk hareket eden bir insan ya
    da cisim, çizgilerini hava içinde eritir. Bu yüzden gözlerimiz, onun yapısını fark etmez. Çok
    çabuk hareket eden cisim sanki parçalanmış moleküller halindedir. Bu bilimsel gerçek
    fütüristlerin sanat görüşü olmuştur. Bunlar daha çok fırtınalı denizler, son hızla giden
    otomobiller, dansözler gibi hareketli konuları seçmişlerdir.

    Temsilcileri

    Umberto Boccioni, Giacano Balla, Carlo Cara, Luigi Russolo, Gino Severini, Marcel
    Dumchamp önemli temsilcilerindendir.




    DADAİZM (DADACILIK)
    “SANAT ÖLDÜ YAŞASIN SANAT”

    1916’da Zürih (İsviçre)’de bir grup sanatçı ve yazarın başlattığı akımdır. Onu diğer
    sürrealist (gerçek üstücülük )akımlardan ayıran temel özelliği “yıkıcı” olmasıdır. Sanata,
    daha doğrusu alışıla gelmiş kural ve disiplinlere karşı tepki olan Dadaizm, Birinci Dünya
    savaşının yarattığı moral ve sosyal çöküntülerin bir sonucudur. Sanat ve estetik duygusu
    olmayan Dadaistlerin mantıksız konu seçtikleri; kâğıt, tahta ve benzeri malzemelerden garip
    tekniklerle resim yaptıkları görülür. Çocuksu heyecanlarla, her türlü akılcılığa, Avrupa
    uygarlığına ve savaşa karşı bir protesto hareketidir. Sanata karşı sert tutumları olsa da, bazı
    sanat akımlarının (Sürrealizm) Soyut Sürrealizm, Pop art, Kavramsal Sanat vs.nin ortaya
    çıkmasına elverişli bir ortam hazırlamıştır.

    Temsilcileri
    Marcel Dumchamp, Francis Picabia, Kurt Schwitters, Max Ernts, Raoul
    Hausmann’dır.





    SÜRREALİZM
    (GERÇEK ÜSTÜCÜLÜK)

    1916’dan bu yana etkisini sürdüren modern sanat akımıdır. Figürler asla var
    olmayacak düşsel bir ortamda bir kompozisyon içinde sunulur. İlkel toplumların sanatları da
    sürrealistlerin diğer bir ilgi noktasıdır. Sürrealist ressamlar doğanın mantıki görünüşünü
    değil, insanın bilinç altında ve rüyalarındaki alemi göstermek istemişlerdir.

    Temsilcileri
    Giorgio de Chirico, Max Ernst, Jean Arp, Francis Picabia, Marc Chagal, Rene
    Magritte, Yves Tanguy, Alberto Giacometti, Salvador Dali, Frida Kahlo, Paul Delvaux, Joan
    Miro, Man Rey, Henri Rousseau, sayılabilir.
     

Sayfayı Paylaş