1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sanayileşmemiş Toplumlar

Konusu 'Sosyoloji' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 12 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.187
    Beğenileri:
    4.785
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    387 ÇTL
    Sanayileşmemiş Uygarlıklar veya Geleneksel Devletler

    Yaklaşık M.Ö. 6000’den başlayarak, kimi bakımlardan, daha önce var olan toplum türlerine karşıt özellikleri olan daha büyük toplumların ortaya çıktıklarına ilişkin kanıtlar bulunmaktadır. Bu toplumlar, kentlerin ortaya çıkışına dayanmaktadırlar, oldukça belirgin servet ve güç eşitsizleri sergilerler ve kralların ya da imparatorların yönetimi altındadırlar. Yazının kullanımı ile bilim ve sanatta gelişmelerin söz konusu olması, bunların genellikle uygarlıklar olarak adlandırılmalarına yol açmaktadır. Ne ki, bunlar diğer toplum biçimlerine kıyasla daha örgütlü bir hükümet biçimini ortaya çıkardıklarından, bu toplumları anlatmak için, sıklıkla, geleneksel devletler terimi de kullanılır.
    Geleneksel devletlerin çoğunluğu imparatorluklar biçimindedirler; büyüklüklerine, fetihler başka insanları yönetimleri altına alarak ulaşırlar. Bu, örneğin, geleneksel Çin ve Roma imparatorlukları için geçerlidir. Roma imparatorluğu en parlak zamanlarında, M.S. birinci yüzyılda, kuzeybatı Avrupa’da İngiltere’den Orta Doğu’nun ötelerine uzanmaktaydı. İki bin yıldan fazla, yirminci yüzyılın eşiğine kadar sürmüş olan Çin imparatorluğu, artık çağcıl Çin’in yer aldığı doğu Asya’nın çok büyük bir bölümünü kaplamaktaydı. Kimileri, Çin ve Japonya’da olduğu gibi, yirminci yüzyılın başlangıcına kadar varlıklarını sürdürmüşlerse de, şimdi artık hepsi ya yok olmuş ya da yerlerini daha çağcıl sistemlere bırakmışlardır.

    Geleneksel Devletin Özellikleri

    Geleneksel devlet, nüfusun önemli bir bölümünün doğrudan yiyecek üretimini gerçekleştirmediği çağcıl sanayi toplumunun ortaya çıkışından önce, tarihteki tek toplum türüydü. Avcı ve toplayıcı topluluklar ile kır ve tarım toplumlarında, oldukça yalın bir işbölümü vardı. İşler arsındaki en önemli ayrım, kadınlarla erkekler arasındaydı. Buna karşılık geleneksel devletlerde, daha karmaşık bir meslek sistemi vardı. Yine cinsiyete dayanan katı bir işbölümü bulunmaktaydı ve kadınların etkinlikleri temel olarak evin içerisinde ve tarlalarda gerçekleşiyordu. Bununla birlikte erkekler arasında, tüccar, yargıç, hükümet görevlisi ve asker gibi özelleşmiş meslekler ortaya çıkmıştır.
    Bu toplumlarda soylularla nüfusun geri kalanı arasında temel bir sınıf ayrımı da vardır. Hükümdar, daha yüksek toplumsal konumlara tek başına sahip olma hakkı bulunan bir “yönetici sınıfın” başıydı. Bu sınıfın üyeleri genellikle önemli derecede bir maddi rahatlık ya da lüks içerisinde yaşarlardı. Diğer yanda, nüfusun büyük bölümünün yaşamı oldukça zordu. Köle sahipliği, bu toplumların ortak bir özelliğidir.
    Az sayıdaki geleneksel devlet, esas olarak ticaret yoluyla kurulmuş ve tüccarlar tarafından yönetilmişlerse de, pek çoğu ya askeri fetih yoluyla kurulmuşlardır ya da önemli bir büyüklükteki silahlı kuvvetleri içermektedir. Geleneksel devletler, çağcıl askeri örgütlerin öncüsü olan profesyonel orduların ortaya çıkışıyla itelenirler. Örneğin roma ordusu, imparatorluğun genişlemesinin temelini oluşturan oldukça disiplinli ve iyi eğitilmiş askerlerden kuruluydu. Geleneksel devletlerde ayrıca, savaşın makineleşmesinin başlangıcını da görüyoruz. Roma ordusunun taşıdığı kılıçlar, mızraklar, kalkanlar ve kuşatma araçları, uzmanlaşmış zanaatkarlar tarafından üretiliyordu. Geleneksel devletlerin kendi aralarında gerçekleşen ya da “barbar” kabilelerle gerçekleştirilen savaşlardaki kayıplar, daha önce olduğundan çok daha fazla olmuştur.


     

Sayfayı Paylaş