1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Sebepsiz Can Sıkıntıları ve İçsel İşitsellik

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve dderya tarafından 12 Kasım 2013 başlatılmıştır.

  1. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.517
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    90 ÇTL
    Hep sorarız: "Neden psikoloji astronomiden çok daha sonraları gelişti?" diye. Sonra şöyle yanıtlarız sorumuzu: "Çünkü insan en son kendini tanımak istedi. Belki de kendinden çok uzaktakileri bilme çabası kendinde öğrenmek istemediği birçok şeyden de uzaklaşmanın yoluydu." Aslına bakılırsa insan kendine dair bildiklerinin artmasına paralel olarak önceye nazaran daha da uzaklaşıyor kendinden.

    Her paradigma, insanı kendi öğretileri doğrultusunda tanımlar. Örneğin homosapiens (düşünen), homofaber (üreten), homoludens (oynayan), homoeconomicus (iktisadi) canlı tanımlamaları insanın bir yönünden yola çıkılarak yapılan tanımlamalardır. Bununla birlikte sonsuz ölçüde çok yönlü olan insanı anlamak ve tanımlamak adına ne kadar geniş bir perspektiften bakılırsa bakılsın muhakkak gölgede, karanlıkta kalan birçok yer olmaya devam edecektir. Bu eksikliği gidermek adına son yıllarda "insan; psikolojik, biyolojik, sosyal ve kültürel bir canlıdır" tanımına başvurulmaktadır.

    İnsanı konu edinen ya da merkezinde insan olan bilim dallarından insan ile en çok içiçe geçmiş olanı şüphesiz ki psikolojidir. İnsanın davranışları, ilgileri, becerileri, değerleri, tutumları, ilişkileri, ruhsal durumları, çalışmaları, motivasyonu, dikkati, algısı, belleği, kişiliği, duygulan, düşünceleri ve daha nicelerini sayabileceğim birçok değişkeni, psikolojinin farklı uzmanlık dalları arasında varlığını sürdürmektedir. İnsanı anlayan ve onu yine kendisine anlatan psikolojinin insana dair b öylesine geniş bir uzmanlık yelpazesine yayılması da psikoloji ve insan arasındaki köklü ve mutualist ilişkinin yansımasıdır. (Mutualizm: Ortak yaşayan her iki canlının birbirinden faydalandığı ortak yaşama şekli.) insanın sonsuz ölçüde çok yönlü bir canlı olduğundan daha önce bahsetmiştim. Bu durum psikolojide var olan akımların ortaya çıkmasında da kendisini göstermiştir, insanı ve ona ait olanları anlamaya ve tanımaya yönelik geliştirilen kuramlar da farklı çıkış noktalarından hareket ederek insana dair çeşidi savlarda bulunmuşlardır. Psikopatolojiden ziyade insanın iç dünyasıyla, potansiyelleriyle, fenomenolojisiyle ve iyi bir canlı olduğuyla ilgilenen hümanist psikoloji bu akımlardan yalnızca biridir. (Fenomenoloji: Algılanan görüngeler - duyularla algılanabilen her şey, fenomen- öğretisi, olay bilimi.)

    İnsanın iyi bir canlı olarak dünyaya geldiği, yaşamındaki amacının kendisini gerçekleştirme olduğu ve ruhsal anlamda yaşadığı olumsuzlukların da kendini gerçekleştirme sürecinde yaşadığı engellemeler sonucunda meydana geldiğini bizlere anlatan hümanist psikolojinin tanıdık simalarından Abraham Maslow, insanı daha iyi anlamamıza yardımcı olan ihtiyaçlar hiyerarşisini bizlere sunmuştur. Bir piramit yardımıyla resmedilen ihtiyaçlardan piramidin alt basamağından üste doğru olmak üzere; fizyolojik gereksinimler, güvenlik (barınma), ait olma, sevgi gereksinimi, saygınlık, bilişsel gereksinimler, estetik gereksinimler ve son olarak da kendini gerçekleştirmeden söz edebiliriz. Geçenlerde Yard. Doç. Dr. Ömer Faruk Tutkun hocamızla yaptığımız bir sohbette insan ile hayvan olma arasındaki ince çizginin Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde anlatıldığından bahsetti. Nasıl olduğunu sorduğumda ise konuşurken elinden hiç düşürmediği kalemiyle önündeki not defterine bir piramit çizerek piramidi ikiye böldü:

    "işte böyle! Bu çizginin yukarısında var olabildiğimiz ölçüde insan olabiliyoruz. Oysa bu çizginin aşağısında hayvanlarla ortak gereksinimlere sahibiz, yani onlarla aynıyız" dedi.

    Piramidin en alt basamağında yer alan ve kabaca yeme, içme, cinsellik olarak tanımladığımız fizyolojik gereksinimlerimiz temelde hayvanlarınkiyle aynı ereğe sahiptir. Bu aşamada hayvanlar da yer, içer ve cinsel eylemlerde bulunurlar, insanlardaki cinselliğin, hayvanların cinselliğinden farklı anlamlar taşıdığı bu aşamada düşünülmemelidir; çünkü bu aşamada söz edilen cinsellik fizyolojik gereksinimden öte bir mahiyet taşımaz. Bir üst basamakta yer alan güvenlik (barınma) gereksinimlerimiz de hayvanlarla ortak bir gereksinimdir. Bizim gibi onlar da emniyette olmak adına bir yerlere sığınırlar. Piramidin bir üst basamağında yer alan ait olma gereksiniminin de hayvanlarla ortak olduğunu anlayabilmek adına bir belgeselden birkaç kareye tanık olmak yeterlidir sanıyorum. Onlar da bizim gibi toplumsal varoluş çabasına emniyet duygusunun eşlik ettiği bir yönelimle bir gruba, bir oluşuma dahil olurlar. Sürü halinde uçarlar, dolaşırlar, avlanırlar ve bir gruba dahildirler. İnsana yaklaşır gibi olduğumuz basamak olan sevgi gereksinimi de aslında hayvanlarla ortak yanımızdır. Özellikle maymunlar üzerinde yapılan araştırmalar, hayvanlardaki sevgi gereksinimini (özellikle anne-yavru) açıklamaktadır. Yani hala daha insan olamadık. Öyle sanıyorum ki insan olmaya başladığımız ve hocamın da işaret ettiği nokta, saygınlık gereksinimi basamağında yer alıyor. Aslına bakılırsa ormanların kralı olarak tanımlanan aslanların bu namları da bir saygınlık işareti olarak görülebilir ama artık farkındalığı devreye sokma zamanının geldiğini düşünüyorum. Piramidin bu basamağında Maslow, bizlerin toplumda bir prestije sahip olmaya ihtiyaç duyduğumuzu ve bu doğrultuda eylemler gerekleş örmemizin gerekliliğini anlatıyor, insan olabilmenin ölçütü kabul ettiğimiz enlemin, piramidi bu noktada kestiğini varsayıyoruz. Bir sonraki basamak olarak bilişsel gereksinimlerimiz karşılıyor bizi. Artık insan olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Düşünürüz, düşündüklerimizi ifade ederiz. Okuruz ve okuduklarımızdan yeni şeyler üretiriz. Yazarız. Bunun gibi temelinde daha nice anlak gerektiren faaliyetler insan olarak kimi bilişsel gereksinimlerimiz olduğunu anlatır bize. Gittikçe insanlığın doruğuna varıyoruz. Son basamaktan önce " tanımlanan estetik gereksinimlerimiz; heykel, müzik, edebiyat, şiir, dans, tiyatro ve spora dair çabalarımızı ve ürünlerimizi tanımlamaktadır, insan olmanın ve psikolojik danışmanın son amacı olan kendini gerçekleştirme eğilimi ise sınırlan ve tanımlaması net olmamakla birlikte insanın potansiyellerini maksimum düzeyde kullanarak kendisiyle ve toplumla tanışık ve banşık bir yaşam sürmesi anlamına gelmektedir. Kendini gerçekleştirme, ulaşılmaktan ziyade ulaşılma yolunda çabalanan bir konuma sahiptir. Maslow'un gereksinimler hiyerarşisinin yer aldığı piramidin anlaşılmasının ardından bu gereksinimler piramidinin günümüz olanakları ekseninde değerlendirilmesi gerektiği kanısındayım, insan olma mertebesinin saygınlık gereksiniminden yukarıya doğru başladığını kabul edebiliriz. Bu Çizginin çok yukarıda olduğunu . düşünenler de olabilir. Öyle düşünenler için çizginin çok daha aşağılarına da bir göz atabiliriz. (Örneğin fizyolojik gereksinimlere.) Geçenlerde hamallık yaparak geçinen bir vatandaşın gün içerisinde hiç para kazanamadığı için akşam eve ekmek gotüremediğine, evdekilerin ramazan ayında olduklarından iftar yapabilecekleri hiçbir şeyleri olmadıklarına ve bu vatandaşın bu yüzden intihar ettiğine hep birlikte tanık olmadık mı

    Kısa bir süre önce bir tanıdığımla bu konularda sohbet ediyordum. Kaliteli bir yaşam sürüp süremediğini, gelirinin insanca bir yaşam için ideal olup olmadığı konularında sorular soruyordum. Yanlış hatırlamıyorsam 700 TL civarın da bir gelire ve bir eş ile iki çocuğa sahipti. Sorularıma karşılık olarak "Bir sıkıntı yok, geçinip gidiyoruz işte" demişti. Hayatından memnun gibi görünüyordu ya da öyle olduğuna dair kandırmıştı benliğini. Bunun bir akıl oyunu olduğunu nereden bilebilirdi. En azından geçen sayıdaki "Akıl Kârı Olmayan işler" üzerine yaptığım röportajı okumadığından eminim. "Peki, birkaç soru sormama izin verir misin«?-" dedim. "Sor" dedi fakat gözleri "Beni Benimle Bırak" diyordu adeta. "Ayda kaç filme gidebiliyorsun, takip ettiğin aylık dergiler var mı, bu ay hangi kitapları aldın, tiyatro ya da konsere gittiğin oluyor mu, hangi sporları yapıyorsun, ailenle dışarıda vakit geçirebiliyor musunuz" gibi sorularımı peş peşe sıraladım. Ben sorarken sıkılmış gibi görünüyordu. Sorularım biter bitmez verdi cevabını: "Ama bunlar lüks". Bu cevabı alacağımı biliyordum zaten; çünkü böyle öğretilmişti. Bunları sadece ekonomik durumu çok iyi olan bazı kimseler yaşayabilirler. Diğerleri ise nasıl yaşadıklarına aldırmadan, yalnızca yaşamalılar. Bu da yetmezmiş gibi bu yoksunluktan duyulan memnuniyet de övülesi bir şey olarak görülmektedir. Bir insanın yaşamdan doyum sağlaması için gerekli olanlar, bir diğer insan için neden lüks sayılsın. Bu size de anlamsız bir kurmaca, köreltmece gibi gelmiyor mu«?- Aslında söylenecek çok şey vardı ama çıkmalıydım. Dışarıda beni bekliyorlardı. Verdiği cevabın üzerine kapıdan çıkana kadar sessizliğimi korudum. Kapıdan çıkarken "insan olmanın lüks olduğunu söylüyorsun, söylüyoruz, söyletiyorlar. Bu, çok acı" diyerek oradan uzaklaştım.

    Aykut BORA / Psikolojik Danışman
     

Sayfayı Paylaş