1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Şehitler Günü 18 Mart şiirleri

Konusu 'Belirli Gün Ve Haftalar - Şiirler' forumundadır ve Suskun tarafından 18 Şubat 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Şehitler Günü şiirleri​





    Şehitler Ve Mektubum
    Keşke Ben De Uçabilsem de
    Gidebilsem Şehitlerimize
    Uçabilsem Keşke
    O Şehre,O Güzelliğe
    Şimdi Sevgimi Gönderiyorum
    Çanakkale'ye Giden Sevgilerle
    Sevgimle Birde Zarf Veriyorum
    Açıp İçini Okusunlar Diye
    Yazmıştım O Zarfa:
    Bağlı Kalmayın Kara Toprağa
    Açın Yüzünüzü Al Bayrağa
    Sizi Bekliyor Bu Devlet
    Çünkü Sizi Çok Seviyor Bu Millet
    Haydi Gelin,Gelinde Öpün Vatanın Elini
    Çok Özlemişim Diyin Seni
    Diyin Diyin De Anlasınlar Kıymetinizi
    Sevgiyle Bağlı Olun Bu Millete Bağlı Olunda
    Yazdıtın Adınızı Bu Vatanın Kalbine

     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Şehitler Abidesi İçin
    Gökkubbenin altında yatar, al kan içinde,
    Ey, yolcu şu toprak için can veren erler,
    Hakk'ın bu verli kulları taş türbeye girmez,
    Gulfrana bürünmüş yanlız fatiha ister.

    MEHMET AKİF ERSOY





    Ses
    Verdi ana, baba canını,
    Gökler: "Daha da ver" dedi.

    Bir savaştı, Allah! Allah!
    Su: "Allahuekber" dedi.

    Toprak ölüme taş iken,
    Taş ecele: "mermer" dedi.

    Duyamadım bir Mehmetçik,
    Yüz düşmana neler dedi.

    Dağlar dağ oldu bir daha,
    Sömürgene: "yeter!" dedi.

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    İstiklal Ordusu Şehitlerine
    Düne kadar en vakur ölümlere güldünüz,
    Bugün bütün milletin gönlüne gömüldünüz,
    Rahat rahat uyuyun son aşiyanınızda.

    Artık ne gözünüzde köy dönmek emeli,
    Ne yaranızı saran ince bir kadın eli,
    Belki arkanızda yok bir ağlayanınız da.

    Varsın dolu bulunsun bin elemle göğsünüz;
    Siz, Tanrı’nı n övdüğü kullardan büyüksünüz;
    Zemzem kutsiyeti var her damla kanınızda.

    Fani akislerini kaybeden sesleriniz.
    En mağrur alınlara diyebilirler: Eğil!
    Edebiyyet en küçük payedir yanınızda.

    Çünkü hürriyet için söndü nefesleriniz,
    Yâdınıza yabancı badiyelerde değil,
    Ana vatanınızda, ana vatanınızda...

    Kemaleddin KAMU



    Dumlupınar'da Şehît Asker'în Mezarı Başında
    Bu kabarmış toprağa yüzünü sür, kucakla,
    Elbette bağı vardır "olmuş"un "olacak"la.

    Dudağa değer gibi şimdi alnı her erin,
    Bu havada ruhları dolaşır şehitlerin.

    Biz, bu kutsî havanın içinde var olmuşuz,
    Biz, bununla yoğrulmuş, biz bununla dolmuşuz.

    Sâdece döğünmedik "Vatan! İstiklâl!" diye,
    Sakarya boylarından çıktık Kocatepe'ye;

    Bu yol ki hürriyetin, kurtuluşun yoludur,
    Zincirsiz yaşamanın tek çıkar yolu budur.

    Bir daha nikaylıydık sevgili hürriyete;
    Kahramanlık Tanrı'dan vergidir bu millete...

    Bir damla asîl kanda bir mucize saklıdır,
    Bu topraklar Türklüğe inanmakta haklıdır.

    Akdeniz'e tank gibi koştu bütün kağnılar,
    Ey sevgili istiklâl, ey güzel Dumlupınar!

    Elbet yiğit olanlar lâyık böyle toprağa;
    Selâm şanlı orduya, selâm şanlı bayrağa,

    Selâm ey Başkumandan, Mustafa Kemal selâm;
    Emânetin yaşıyor, güven, imânımız tam:

    Omuzlarımız hisar, başlarımız burç yurda,
    Can vermeğe and içtik hepimiz tek uğurda!..

    Bir târihten gelinir, bir târihe gidilir;
    Yaşamak istiyenler savaşmasını bilir.

    Zamanın kahramanlar gelebilir hakkından,
    Bize sesler geliyor uzaklardan, yakından.

    Duyuldu mu bir kere "-Haydin silâh başına!"
    Yeniden girişiriz istiklâl savaşına...

    Ödü varsa düşmanın, meydan açık, hazırız:
    Bu toprakta biz doğduk, biz yaşadık, biz varız!

    Kından sıyrılmış kılıç, top ağzında mermiyiz,
    Dumlu çocuklarıyız, hiç yoldan döner miyiz?!

    Söz verip baş koymuşuz: İstiklâl bize haktır,
    Buna göz diken düşman çıksın, kahrolacaktır!..

    Osman ATİLLÂ
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Dumlupınar İnsanına
    Sayende yaşayanlar, bugün sana kul, şehit!
    Seni görmeye geldik, kalk, doğrul, meçhul şehit!

    Kımıldan, yaklaş bize ve bağrımıza yaslan!
    Her yiğitin gönlünde yatar, derler bir arslan,

    Hepimizin gönlünde şimdi bir MEHMETÇiK var.
    Çok mu bu çoraklara getirmişsek bir bahar?..

    Fani vecdi değil bu eskimiş bir masalın.
    Sana gökte değecek gibi şimdi her alın,

    Tabutunu taşıyor gibi şimdi her omuz,
    17 milyon birden alnından öpüyoruz.

    Birimizde yok artık gündelik kaygı, çalım...
    Mehmetçik, kalk Mehmetçik! Yüzünü tanıyalım.

    Kalk, zevkimiz, Türklüğü bir yüzde görmek olsun,
    Kalk, Tarih, Tanrı birden dirilsin, gerçek olsun...

    Bozkır, herzemankinden alımlı, zorlu, sıcak,
    Nerdeyse ruhun tütüp topraklardan çıkacak.

    Kimse can vermemiştir zevkini tada tada,
    Bu kadar engin, temiz, mukaddes bir maksada.

    Bir insanken bütün bir vatan olmak, ölüşün,
    Teninden silkindiğin eşsiz sabahı düşün.

    Bir topun ağzı ufuk, gülle güneşin adı,
    O sabah artık güneş bir ufuktan doğmadı.

    Dumlupınar'sız kalan İstiklâl, sakat-yarı,
    Dumlupınarlar millet yapacak yığınları.

    İstenince yerini doldurmak maksadımız,
    Bugün Mehmetçik bizim müşterek soyadımız.

    Dumlupınarlar'dayız biz bugün de yarın da,
    Yaşayan Mehmetçiğiz dâvanın saflarında.

    Sen nasıl ulaştınsa ilk hedef Akdeniz'e,
    Ve nasıl getirdinse dünyayı orda bize.

    Şehit asker!.. Bizde de aynı hamle, aynı hız,
    Sana lâyık bir vatan yapmak dâvâsındayız.

    Behçet Kemal ÇAĞLAR



    Çanakkale Şehitlerine
    Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
    Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
    Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
    Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
    Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
    Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
    Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
    Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
    Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
    Hani tauna da zuldür bu rezil istila...
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
    Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
    Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
    Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
    Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
    Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
    Öteden saikalar parçalıyor afakı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
    O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
    Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
    Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
    Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
    Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
    “O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
    Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
    Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
    Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...
    Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
    “Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
    Seni ancak ebediyetler eder istiab.
    “Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
    Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
    Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
    Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
    Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
    Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
    Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
    Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif ERSOY




    Çanakkale Şehidine
    Bir orduya bir bölükle,
    Boş karınla, boş tüfekle,
    Karşı duran yiğidim.
    Ey benim yalın ayak,
    Yama tutmaz libâs giyen şehidim.
    Aşsız, susuz düşmana saldırıpta,
    Aç karnından, kurşun yiyen şehidim.
    Düşmanın çiğnediği vatanda can,
    Bedenime yüktür, diyen şehidim.

    Senin candan ve cânandan,
    Yücede tuttuğun vatan,
    Kolyuğa pazarlanıyor.
    Sığıntılar başa geçti,
    Sahipler azarlanıyor.
    Parçalayıp bölmek için,
    Sinsice hızarlanıyor.

    Bizi adam belleyip,
    Emanet ettiğin yurt,
    Uğruna şehid olup,
    Bağrında yattığın yurt,
    Soysuzlar eline düştü,
    Kölelik yoluna düştü..

    Senin diktirmediğin,
    Bayraklar dikiliyor.
    Tüm temel değerlerim,
    Sırayla yıkılıyor,
    Hazan vurdu çınarı,
    Yapraklar dökülüyor..

    Biz uyurken düşmanlar,
    Etrafımızı sarmış.
    Meğerki içimizde,
    Nice Anzaklar varmış.
    Hilâlli maskelerle,
    Haçlı içime girmiş.

    Maskeli soysuzlara,
    Inananda hakkın var.
    Tek dişli canavara,
    Yamananda hakkın var.
    Yabancı bayraklarla,
    Gönenende hakkın var.

    Bizi affet demeye,
    Bunların yüzleri yok.
    Bunlar serapa kabuk,
    Bomboşlar, özleri yok.

    Affetme yiğidim, ihânetlerini,
    Can verdiklerini, verenlerin.
    İki elin yakalarında olsun, ahirette,
    Bayrağı kumaş,
    Vatanı toprak,
    Bağımsızlığı boş görenlerin..

    Ergenekon çevirdi, yine dört yanımızı,
    Demirdağları bulmak, borcumuzdur şehidim.
    Nevruz vakti, bu çemberden çıkmaya,
    Ateşle geçit delmek, borcumuzdur şehidim.
    Seni geçilmez eden, Çanakkale ruhunu,
    Silkinip, tekrar bulmak, borcumuzdur şehidim….

    İlhan Esen
     

Sayfayı Paylaş