1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Şehremaneti ve Şehremini

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 28 Ocak 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Şehremaneti:Şehremaneti, Osmanlı İmparatorluğu'nda, bugünkü belediye zabıtası görevini yapan, şehrin temizlik ve güzelliğiyle ilgilenen yerel yönetim. Bugünkü belediyenin Türkiye'de kurulan ilk biçimidir.

    İstanbul’un Pay-i Taht kabul edildiği 857 (1453) tarihinden 1247 (1831) yılına gelinceye kadar kayıtlarda ve eski kitaplarda devlet ricali ve memurları arasında “Şehremini” ismine tesadüf olunmaktadır.

    Fakat İstanbul’un fethinden önce başkent edinilmiş olan Bursa ve Edirne’de “Şehremini” sıfatıyla bir memur istihdam edildiğine dair bir kayıt ve bilgi elde edilememiştir.

    Bundan dolayı Şehremini unvanı ve görevinin Bizanslılardan alındığı zannedilmektedir. Çünkü şehreminlerine verilen tamirat ve inşaat görevinin İstanbul’un fethinden önce Subaşı tarafından ifa edildiğine Tac’üt Tevarih’in şu fıkrası delalet etmektedir: “Fatih İstanbul’u teshir ve sur ve bârûsunu ta’mir ettikde Süleyman Bey nam kulunu İstanbul Subaşısı ta’yin ile ta’mir-i şehri ana tevfiz eyledi.”

    Şu halde Osmanlı hükümeti İstanbul’da yerleştikten ve kurulduktan sonra Bizans idare teşkilatından bazı usuller aldığı gibi Şehremini unvan ve görevini de almıştır.

    Bizanslılar zamanında şehreminlerinin devlet binalarının tamirlerine memur oldukları surların üzerindeki kitabelerden anlaşılmaktadır.

    Şehreminlerinin esas görevlerinden biri de sarayda ve şehrin diğer yerlerinde hükümete ait inşaat ve tamiratın malzeme ve sairesini tedarik ederek bedelini ve çalışanların ücretlerini tesviye ve hesaplarını tutmaktan ibaretti. Şu açıklamalar gösterir ki şimdiki şehremini tabiri ile o zamanki şehremini tabiri arasında kelime benzerliğinden başka münasebet yoktur. Fatih Kanunnamesi’nde şehreminlerinin rütbe ve maaşı ile elkabı hakkında izahat veriliyorsa da görevi gösterilmemektedir. Ezcümle Kanunname’de deniliyor ki:

    “Meratibde; Defter Emini anun altında Şehr Emini anun altında Reisü’l Küttab otururlar. Ve Şehr Emini yüz yirmi akçeye mutasarrıf olur... Ve Defter Emini ve Şehr Emini Bölük Ağaları’na tasaddur ede. Amma Defter Emini pâyede Defterdâr’a karîbdir. Şehr Emîni Reisü’l Küttab’a da tasaddur ede.” Kanunname’de Saltanat hanedanı ile bütün memurlara elkablar tahsis olunduğu gibi şehremini için de şu elkab ile hitab edilmesi açık şekilde ifade edilmiştir:

    “Şehremini ve Reisü’l Küttab’a böyle yazıla: İftiharu’l e’ali ve’l e’azım muhtaru’l ehali ve’l ekarim el-muhtassu bi-mezid-i inayeti’l meliki’d daim.”

    Şehremini yalnız pay-ı tahtta değil vilayetlerde önemli şehir merkezlerinde de vardı. Mesela Evliya Çelebi o zaman Osmanlı hakimiyetinde bulunan Budapeşte’nin amir ve hakimlerini saydığı sırada orada bir şehremini bulunduğunu zikrettiği gibi Bağdad için dahi: “Kırkbirinci hakim şehreminidir ki askeri yokdur. Amma şehrin cümle umuru bundan sorulur” demektedir.

    Yine Evliya Çelebi Saraybosna şehrinden bahsederken “Şehremini ile şehir kethüdasının cümle esnaf ve tüccar ve a’yan ve eşrafa sözü geçer” demesine bakılır ve Bağdat hakimleri arasında “Kırkıncı zabit Mimarbaşı’dır ki beş yüz adamı ile kale imaretindedir” tarzındaki izahatı dikkat nazarına alırsa taşradaki şehreminlerinin imar ve inşaat ile meşgul ve muvazzaf olmayıp görevleri şehir kethüdalığından ibaret olduğu anlaşılır. Kahire şehrindeki Şeyhu’l Beled’in de bunlara karşılık bir memuriyet olduğu zannedilmektedir.

    Evliya Çelebi eserinin bir başka yerinde şöyle diyor:

    “Mahsuldar-ı emanetdir. Her şey bu şehreminlerinin eliyle olur. Miri meremmatı ve binaları bunun eliyle tamir olunur. Senevi iki üç bin kise muhasebesi görülür. Üç yüz nefer tevabii vardır.”

    857 (1453) tarihinden 1247 (1831) tarihine kadar devam eden şehreminliği anılan tarihte kaldırılmıştır. Gerçi 1271’de (1855) tekrar ihdas edilmişse de eski şehremaneti ile bunun bir münasebeti yoktur.

    Yeni Şehremaneti

    Özellikle 19. Yüzyılda bugün ‘belediye hizmetleri’ dediğimiz hizmetler layıkıyla yerine getirilmiyordu. Hem İstanbul halkı hem de İstanbul’a gelen Avrupalı ziyaretçiler bu durumdan şikayetçiydiler. Devlet ricali de bu gibi tenkitleri işitiyordu. Bundan dolayı 1271 (1855) tarihinde Avrupa belediyeleri tarzında bir Şehremaneti kurulması ihtiyaç halini almıştı.

    Bu ihtiyaçlar doğrultusunda Meclis-i Ali-i Tanzimat kararıyla kurulan ‘’şehremaneti’’ ve ‘’şehir meclisi’’ İstanbul’da çağdaş belediyecilik anlayışının bir başlangıcı olmuştur.

    16 Ağustos 1855 tarihli Takvim-i Vekayi’de yayınlanan resmi tebliğe göre ‘’Dersaadet ve Bilad-ı Selase’de şehremaneti unvanıyla bir memuriyet-i cedide yapılması ve icap edenlerden mürekkep bir şehir meclisi kurulması’’ öngörülüyor; aynı zamanda o güne kadar şehir hizmetlerini yürütmekte olan İhtisab Nezareti lağvediliyordu.

    Şehremaneti Nizamnamesi İstanbul halkının temel ihtiyaç maddelerini sağlamak; narhı düzenlemek; yol ve kaldırımları yapmak; kentin temizlik işlerine bakmak; çarşı ve pazarları denetlemek ve önceden İhtisab nezareti tarafından toplanan devlet vergi ve resimlerini hazine adına toplamak görevlerini şehremanetine veriyordu. Şehremaneti şehremini şehir meclisi ve komisyondan oluşuyordu. Şehremini İstanbul’da oturan her sınıf Osmanlı’dan temayüz etmiş esnaftan oluşan 12 kişilik şehir meclisine başkanlık yapıyordu. Padişah tarafından göreve atanan şehremini aynı zamanda Meclis-i Vala’nın da doğal üyesi vasfına sahipti.

    Şehir meclisi haftada iki gün toplanıyordu. Temel ihtiyaç maddeleri ve narhla ilgili konularda karar mercii olan meclis şehrin temizlik ve tanzimi için Meclis-i Tanzimat’a sunulmak üzere layihalar düzenliyordu.

    Şehremanetinin kendine ait gelir kaynakları yoktu. Emanete ait hizmetler devlet bütçesinden karşılanıyordu.

    1271’de Şehremaneti adıyla kurulmuş olan yeni memuriyetten beklenilen fayda elde edilemedi. Bir yıl sonra Şehir Meclisi teşkilatı lağvedildi ve ileriye tehir edildi.

    Bu karışıklık hali 1274 (1857) yılına kadar devam etti. 1857 yılında Avrupa’da bulunmuş ve şehircilikle ilgili konularda bilgi sahibi olan kimselerden oluşan bir komisyonun İstanbul’da belediyenin ne tarz ve şekilde olması gerektiğine dair görüş belirtmesi istendi. Komisyon bir mazbata düzenleyerek bu konudaki görüşlerini arzetmişse de bu görüşler doğrultusunda bir tasarrufta bulunulup bulunulmadığına dair bir bilgi tespit edilmemiştir. Daha sonra hükümet yine Avrupa görmüş bilgili ve ihtisas sahibi kimselerden bir komisyon teşkil ederek “Nümune Dairesi’ni kurdu. İstanbul’u on dört belediye dairesine bölen 28 Aralık 1857 günlü nizamname uyarınca bir bakıma ‘pilot bölge’ olarak belirlenir.

    Beyoğlu ve Galata’dan oluşan Altıncı Belediye Dairesi bir süre için Şehremaneti’nin temel hizmetlerini üstlendi.

    6 Ekim 1868 günlü Dersaadet İdare-i belediye Nizamnamesi ile diğer dairelerin de faaliyete geçirilmesine başlandı ancak bu uzun bir zaman aldı.

    Dersaadet İdare-i Belediye nizamnamesi ile kurulması kararlaştırılan on dört belediye dairesinin tamamının açılmasına gelirlerin yetersizliğinden dolayı imkan bulunamamış iken 5 Ekim 1877 günlü Dersaadet Belediye Kanunu ile önceki yasal düzenlemeler kaldırılmış ve İstanbul şehremanetinin 20 daireye ayrılmasına karar verilmiştir. Bu Kanuna göre şehremanetinin organları arasında şehremini şehremaneti meclisi ve Cemiyet-i Umumiye-i Belediye bulunuyordu.

    İstanbul’daki belediye dairelerinin sayısı ve belediye işlerinin yürütülmesi konusundaki kararlar zaman zaman değişiklik gösterdi ve sonunda Cemil Paşa 17 Kanun-ı Evvel 1328 (30 Aralık 1912) tarihli geçici kanunla İstanbul’da 9 idare şubesine sahip bir Şehremaneti teşkil ettirdi. Böylece belediye muamele icraat ve harcamalarını bir merkezde toplattırdı. Bu kanunla eski belediye dairelerinin hükmi şahsiyeti şehremanetinin şahsiyeti içinde eritiliyordu.

    Cumhuriyet’in ilanına kadar önemsiz bazı değişikliklere rağmen belediye işleri bu kanun çerçevesinde icra edildi. 3 Nisan 1930 tarihli Belediye Kanunu ile şehremaneti görevlerini İstanbul Belediyesi’ne devretti.



    Şehremini:Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat'a kadar saray ve devlet yapılarının onarımına haremin gider ve aylık işlerine bakmakla yükümlü kimse.
    Şehremanetinin başında bulunan kimse belediye başkanı.


    Osmanlı Devletinde İstanbul’daki saray ve devlete âit binâların bakımı ve tâmiriyle uğraşan ve saraylara gerekli olan şeyleri satın alan kimse.

    Şehremininin yukarıdaki hizmetlerinden başka, sarayların vekilharçlığı, hastahâne arabalarının tâmiri, surre alayında lâzım olan mühimmâtın tedâriki, enderûnun bâzı ihtiyaçlarının temini ve îcâbında bunların tâmiri, nakliyat ambalajlarının yapılması gibi görevleri vardı. Ayrıca sarayın ve içoğlanlarının bâzı ihtiyaçlarının alınması, hassa ve dârüssaâde ağası matbahına her sene verilmesi lâzım gelen lüzumlu malzemelerin temini ve her sene eski saraya verilen bâzı âletlerin tedâriki gibi görevleri de bulunuyordu.

    Fâtih Kânunnâmesi’ne göre, şehremini, teşrifâtta defteremininden sonra ve reisülküttâptan önce gelirdi. Terfi ederse, defterdâr olurdu. Genellikle dîvân-ı hümâyûn hocalarından seçilen şehreminlerinin muayyen maaşları vardı. On beşinci yüzyıl ortalarında yevmiyeleri yüz yirmi akçeydi.

    Şehreminlerinin emrinde su nâzırı, kireççibaşı, ambar müdürü, ambar kâtibi, sermîmar ve tâmirât müdürü gibi görevliler vardı. Şehremini dâiresi sarayın birinci avlusunda, yâni Bâb-ı Hümâyûnla orta kapı arasındaki sâhanın solunda bulunmaktaydı. Dîvân-ı Hümâyûn toplantılarında şehreminleri dîvâna gelip diğer eminlerle berâber dışarda muayyen bir yerde otururlar, kendilerinden bir şey sorulacak veya bir emir verilecekse dîvâna çağrılıp mütâlaaları alınır ve icâb eden tebligât yapılırdı.

    On yedinci asrın ikinci yarısında, saray mühimmâtı ve enderûn hademeleriyle eski saray hademelerinin yiyecek ve içecekleri ve bâzı tâmirât ve inşaat için şehreminine senede 6900 kese akçe veriliyordu. On sekizinci asırda ise, şehremini mâliyeden senede 850.000 kuruşluk bir tahsisât almaktaydı.

    Zaman zaman resmî binâların inşâ ve tâmirlerinde şehreminiyle mîmârbaşıların berâber çalışmaları aralarında ihtilâfa sebep olurdu. Bu sebeple 1831 yılında her iki vazîfe, yâni şehreminliğiyle mîmarbaşılık birleştirilerek Ebniye-i Hâssa Müdürlüğü ihdâs edilmiş ve şehreminliği kaldırılmıştır.

    Ebniye-i Hâssa Müdürlüğü 1849 yılına kadar müstakil, bu târihten 1856 yılına kadar da Ticâret ve Nâfiâ Nezâretine bağlı olarak görevini yürüttü. Bu târihten îtibâren ise, şehrin temizliğini sağlamak ve güvenliğini korumak üzere kurulan şehremânetine bağlandı. Bu teşkilât başlangıçta, bir şehremininin başkanlığında iki yardımcıyla İstanbul halkının ve esnafının ileri gelenlerinden kurulu, karma bir şehir meclisinden meydana gelmekteydi. Sonradan bu kuruluşun şeklinde bâzı değişiklikler yapıldı. 1867’de uygulanan teşkilât ve usûllerle bugünkü belediyeciliğin ilk temelleri atılmış oldu. Devletin her şehir ve kasabasında; şehremâneti denilen belediye teşkilâtı kuruldu. Nihâyet Cumhûriyet devrinde kabul edilen bir kânunla şehremâneti tâbiri kaldırıldı (1930).
     

Sayfayı Paylaş