1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 13 Mayıs 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi

    Saray ve iktidar hırsı Osmanlı'ya mahsus bir şey değil. Kadınlar arası rekabetin yol açtığı entrikalar da. Sadece İtalyanların önde gelen ailelerinden Borgia'ları, ünlü Lukses'i hatırlamak bile bu hükme varmak için kâfi.



    Osmanlı hareminde yaşananlar için ise 'kışkırtılmışlık sonucu' demekte sakınca yok. Kışkırtan da meçhul değil, belli: 2. Mehmet, yani Fatih. Şayet Fatih, Osmanlı devlet yönetiminin esaslarını belirlediği ve kendisinden sonra asırlarca uygulanan Kanunname'sinde her padişahın tahta çıkışında erkek kardeşlerini öldürmesini kural haline getirmemiş olsa, hiç şüphe yok ki pek çok cinayet ve suikastın önü alınmış olurdu.

    Hürrem ve Mahidevran


    Kardeş katline izin veren kurala rağmen Kanuni dönemine kadar gelişmelere haremin fazla dahli olmadı. Saray kadınları 'mukadderat' diyerek kendileri için uygun görülenle yetindiler. Bu süreç Hürrem'le son buldu. O Topkapı Sarayı'na cariye olarak geldiğinde haremin hâkimi Kanuni'nin ilk eşi ve büyük oğlu şehzade Mustafa'nın annesi Mahidevran Hatun'du. Göz kamaştıran güzelliğiyle Kanuni'nin ilgisini çektiği şüphesiz.

    Cihan padişahının ona

    "Sure-i Velleyl okurdum dün nemaz-ı şamda
    Zülfün andım dilberin, nitdim, ne kıldım bilmedim"


    diyecek derecede aşkla bağlandığına da.

    Şehzade Mehmet'in doğumundan sonra Hürrem'in onun geleceği konusunda telaşa düştüğü, Kanuni'nin ardından şehzade Mustafa'nın tahta çıkmasına mani olamazsa oğlunun öldürülmesini kaçınılmaz son olarak gördüğünü düşünmek için her sebep var. Babası Yavuz'un tahtı nasıl tehditle ele geçirdiğini bilen Kanuni'nin büyük oğlu konusunda evhama kapılmasını sağlamaktan ibaretti Hürrem'in rolü. İlk olarak büyük rakibi Mahidevran Hatun'dan kurtuldu. Hürrem'in şehzade hakkında dedikodu yaydığını işiten başhaseki öfkesinden deliye döndüğü bir akşam Hürrem'e saldırıp onu haremin koridorlarında sürüklemek gafletinde bulundu. Durumu öğrenen Kanuni gönlünü almak için Hürrem'i çağırdığında onun "Bende bakılacak yüz kalmadı." demesi yetti. Mahidevran o gece Topkapı'dan Kütahya'ya şehzade Mustafa'nın yanına sürüldü.

    'Tek kadın'lığa ulaştı

    Artık Hürrem tek kadınıydı haremin. Ve Padişah saray adetlerini kenara itip onun bir tür kraliçelik manasına gelen 'Haseki Sultan' sıfatını kullanmasına izin vermişti.

    "Celisi halvetim, varım habibim, mahı tabanım
    Mahremim, varım, güzeller şahı sultanım
    Stanbulum, Karamanım diyarı milketi Rumum
    Bedehşanım ü Kıpçağım ü Bağdadım, Horasanım."


    dediği kadının her isteğini yerine getirmekten zevk alıyordu Kanuni.

    Güzel haseki de

    "Ey saba Sultanıma zarü perişan diyesin
    Gül yüzünsüz işi bülbül gibi efgan diyesin."


    mısralarıyla karşılık veriyordu.

    Şehzade Mustafa'nın öldürülmesi emrini verişinde, sadrazam tayininde gözettiği onun telkinleri oldu. Hürrem sadece şehzade Mehmet beklenmeyen bir anda hastalanıp öldüğünde sarsıldı. Gelecek planlarını onun saltanat makamına geçmesi üzerine yapmıştı. İkinci oğlu Selim ve üçüncü oğlu Beyazıd arasında tercih yapmak zorunda kaldı. Ancak yaşlanmıştı. iki oğlu arasındaki taht savaşını,Beyazıd'ın öldürülmesini, Selim'in saltanatını göremedi.

    Safiye Sultan

    Hürrem hep Kanuni sonrası sarayda Valide Sultan olarak hüküm süreceği günlerin hayalini kurmuştu. Ancak yaşasaydı bile Selim'in erken ölümü üzerine tahta çıkan Sultan 3. Murad'ın eşi Safiye'yle yarışamazdı herhalde. Venedik'e bağlı Korfu Valisi'nin kızıyken korsanlar tarafından kaçırılıp Osmanlı ülkesine getirilen Safiye genç kızlığa adım attığı yaşlarda Manisa'da şehzade Murad'ın hareminin gözdesiydi. Ve onun ilk erkek çocuğunu dünyaya getirmiş olması dolayısıyla gözdeydi. 3. Murad o denli düşkündü ki Safiye'ye babası ölüp tahta çıkmak için İstanbul'a geldiği gece onun derhal başkente taşınması emrini verdi. Annesi Nur Banu'nun hayatının, oğlunun gözünü Safiye'den başka kadınlara çevirmeye çabalamakla geçtiğini söylersek abartmış olmayız. Ama Safiye kocasının başka kadınlarla gönül eğlendirmesini sorun etmedi. Murad'ın her eğlence gecesinin ardından bin bir özür dileyerek yanına geldiğini başta kayınvalidesi olmak üzere herkesin bilmesi ona yetti.

    Yıllar tek tek rakiplerini tasfiye etti Safiye'nin. Onun da en büyük hayali Valide Sultanlık'tı. Oldu da. Sultan Murad'ın ölümüyle büyük oğlu şehzade Mehmed tahta çıktı. Ve cülusuyla birlikte bütün erkek kardeşlerini öldürdü. Safiye'den tek bir itiraz gelmedi. Mehmed'i kendisine hayran yetiştirmişti, el'hak oğlu da onu yanıltmadı. İmparatorluğun en güçlü insanı oldu Safiye. Ondan habersiz tek bir tayin yapılmıyor her atama için ona hediye adı altında rüşvet veriliyordu. Adına rüşvet işlerini takip edecek bir ekip kurmuş, kabaca tarife bile belirlemişti. Onun para hırsı sarayda herkese bulaştı. Sadrazam Koca Sinan Paşa öldüğünde mirası 600 bin altın lira, 3 milyon gümüş akçe, 29 çekmece elmas, 62 çekmece inci, 30 iri elmas ve kilolarca kıymetli taş, altın sofra takımları, zırhlar v.s. idi ve bu, devlet soyularak edinilmiş servetti.

    Safiye durumu padişaha açıklayıp babaannesinden şikâyet ettiği için şehzade Mahmud'a düşman oldu. Bütün gücüyle, oğlunun tahta göz koyduğuna padişahı inandırıp katli için ferman çıkartmaya uğraştı. Ve bunu başardı da. 3. Mehmed annesinin kışkırtmasıyla evlat katili olduğunu anlayıp hayata küstü ve altı ay sonra öldü. Safiye torunu Ahmed'den yana umutsuzdu. Şehzadelerin kendisinden nefret ettiklerini biliyordu. 54 yaşındaki Valide Sultan'dan hayatı boyunca yaptıklarının acısını çıkaracak ve onu mumla aratacak bir namzet de yoldaydı.

    Kösem: Önde giden

    Safiye Sultan, torunu tahta çıkarken kendince tedbirliydi aslında. Sultan Ahmed daha 14 yaşındaydı, annesi Handan Haseki, kayınvalidesinin korkusundan oğluyla hiç ilgilenmemişti. Ama hiç kimse onun daha tahta çıkmadan, cülus hazırlıkları yapılırken sarayın izbe bir köşesinde gözüne ilişen kendi yaşında bir kıza gönlünü kaptıracağını da hesap etmemişti.

    3. Mehmed'in ölümü üzerine hareme çağrılan kadın hafızın yanında getirdiği evlatlıktı Kösem. Muhtemelen Rum asıllıydı. Sultan Ahmed onunla evlenmeden tahta çıkmamakta inat etti. Haremde biribirinden güzel kadınların olduğu anlatıldı, olmadı; sünnet olmadığı hatırlatıldı, tutmadı. "Şimdi nikâh yapılsın düğün sonra olsun" dedi.

    Osmanlı hanedan geleneğinde nikahlanmak yoktu ama "emir büyük yerden gelince" çaresiz herkes boyun eğdi. Karıkoca mutlu yaşadılar aslında. Sultan Ahmed ondan başka kadına bakmadı. Dindar bir insandı, dönemin evliyası Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri'ne bağlanmıştı. Fatih'ten bu yana hiçbir padişahın el süremediği kanunu o değiştirdi. Kardeş katlini yasakladı ve Osmanoğullarından yaşca en büyük erkeğin saltanat makamına geçmesini kural haline getirdi.

    14 sene sürdü

    Kösem'le aralarındaki aşk öylesine ateşliydi ki sarayın içinde birbirlerinden uzak kaldıkları zamanlarda mektuplaştıkları biliniyor.

    "Sabah yanımdan ayrılırken yüzünüz biraz buruktu, acaba sizi gücendirecek bir şey mi yaptım."; "Dünya işleriyle alakalı olarak çağrılınca elceğizimle yaptığım kahveyi yarım bıraktınız, ağlamaktan gözlerime kan oturdu." türünden notlardı hepsi.

    14 yıl sürdü bu sevda. 1. Ahmed midesinden rahatsızlandı ve beklenmedik zamanda öldü. Kösem acısını yaşayamadan hâkimiyetini yitirmeme mücadelesine atıldı. 4. Murad'ı tahta çıkarana kadar iki padişahı ihtilal üzerine ihtilalle safdışı etti. İlki 'Deli' lakabıyla anılan Mustafa'ydı, ikincisi Genç Osman. 4 Murad 13 yaşında tahta çıktığında Kösem resmen

    'Saltanat Naibi' oldu. Ve imparatorluğu yönetti. Padişahların kadın düşkünü olmaları yüzünden yaşananları bildiği ve Murad'ın, annesinin iktidarını sınırlayacak bir aşk macerası yaşamasından korktuğu için "Arslanım, padişahlar sureti ve siyreti mahbub nedimlerle bade-i gülfama iltifat edegelmişlerdir." (yüzü ve huyu güzel sadık erkek hizmetlilerle içip eğlenmeye) telkinleriyle yetiştirdi Sultan Murad'ı.
     
  2. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Şehzade Mustafa'nın Katli

    1515 yılında babası Sultan Süleyman henüz Şehzadeyken, Manisa’da dünyaya gelen Şehzade Mustafa’nın annesi Türk asıllı Gülbahar Hatun’dur. Yavuz Sultan Selim vefat edince, tahtın tek varisi olan Sultan Süleyman İstanbul’a gelerek Osmanlı tahtına oturmuştur.

    Şehzade Mustafa’nın iyi yetişmesi için dönemin ünlü âlimlerini görevlendiren Sultan Süleyman, Mustafa’nın layıkıyla yetişmesi hususunda her türlü imkânı sağlamıştır. Şehzade Mustafa’da bu ilgiye layık olduğunu kanıtlamış ve kısa sürede kişiliği, bilgisi, merhameti ve cesareti ile herkesin hayran olduğu pırıl pırıl bir şehzade olmuştur.

    Şehzade Mustafa’nın ve Hanedanlığın kaderi Hürrem Sultan’ın saraya gelmesi ile değişmeye başlamıştır. Kısa sürede haremde ipleri ele geçiren Hürrem Sultan Kanuni Sultan Süleyman’ın son aşkı olmuştur. Hürrem Sultan Kanuni’ye Mehmed, Selim, Bayezid ve Cihangir adında dört erkek ve Mührimah adında bir kız evladı vermiştir. Oldukça hırslı olan Hürrem Sultan’ın bundan sonraki tek gayesi ise en büyük Şehzade olan Mustafa’nın önünü keserek, kendi evlatlarından birisinin tahta çıkmasını sağlamak olmuştur.

    Bu uğurda gözünü karartan Hürrem Sultan, çevirdiği çeşitli entrikalar ve Kanuni Sultan Süleyman’a yaptığı telkinlerle, Şehzade Mustafa’yı gözden düşürmeye çalışmıştır.

    En büyük yardımcısı da biricik kızı Mührimah Sultan ile evlendirdiği Rüstem Paşa olmuştur. Saraya damat olan Rüstem Paşa Kanuni'nin yanında yerini iyice sağlamlaştırmıştır. Şehzade Mustafa aleyhinde sarayda çevrilen tüm entrikalarda Rüstem Paşa baş aktör olmuştur.

    Şehzade Mustafa 1533–1541 yılları arasında Saruhan Sancakbeyliği görevinde bulunmuştur. Şehzade Mustafa Manisa’da bulunduğu dönem içersinde halkın ve askerin büyük sevgisi ve saygısını kazanmıştır. Saruhan Sancağı çok önemli bir sancaktır; çünkü İstanbul'a en yakın sancak burasıdır. Padişah’ın başına herhangi bir şey gelmesi halinde, en yakın sancak olan Saruhan sancağı, burada bulunan şehzadenin hızlıca İstanbul’a ulaşıp tahta geçmesini sağlayacak derecede önemli bir konumdadır. Bu sebeple de Osmanlı tarihinde Padişah olmasına muhtemel gözle bakılan şehzadelerin görevlendirildiği yer olarak Saruhan Sancağı seçilmiştir. Şehzade Mustafa Saruhan Sancağı’nda görev yaptığı için dönemin Veliahd şehzadesidir.

    Osmanlı tahtına kendi oğullarından birini çıkarmayı isteyen Hürrem Sultan’ın gönlündeki arslan ise Şehzade Mehmed'dir. Tarihi kaynaklar Kanuni’nin de meylinin bu şehzadeye olduğunu belirtmektedir.

    Hürrem Sultan, oğlu ile taht arasında engel gördüğü Mustafa’yı yok etme planlarını çok önceden yapmıştır. Mustafa’nın en büyük destekçisi olan Pargalı İbrahim Paşa Hürrem Sultan’ın ilk hedefi olmuştur. Hürrem Sultan İbrahim paşa hakkında birçok dedikodular çıkararak Kanuni Sultan Süleyman’ın gözünden çocukluk arkadaşını düşürmeyi başarmıştır. Pargalı İbrahim Paşa Şehzade Mustafa’yı desteklemesinin bedelini 1536 yılında bir Ramazan akşamında boynuna geçirilen kement ile öldürülerek ödemiştir. Şehzade Mustafa böylece kuvvetli ve kudretli olan en büyük destekçisini kaybetmiştir.

    1541 yılına gelindiğinde Kanuni Sultan Süleyman, büyük Şehzade Mustafa’yı Saruhan Sancakbeyliği görevinden alarak, merkeze uzak olan Amasya Sancakbeyliği’ne göndermiş ve Saruhan Sancakbeyliği görevine Şehzade Mehmed’i atamıştır. Bu değişikliklerin yapıldığı sırada Osmanlı ordusu sefer hazırlıklarını yapmaktadır. Hazırlıklar bitince de Kanuni’nin bizzat kumanda ettiği ordu yola çıkmıştır. Yeni sadrazam Hadım Süleyman Paşa, olası İran saldırısına karşı Anadolu Muhafızı olarak bırakılmıştır. Kanuni’nin bu görevlendirmesindeki asıl amacı Şehzade Mustafa’nın hareketlerinin takip edilmesidir. Kanuni’nin yaptığı bu hareket oğlu hakkında şüphelerinin bulunduğunun delili olarak ortaya çıkmıştır.

    Saruhan Sancağına Şehzade Mehmed’in getirilişi yeni veliahdın ilanı anlamı taşımıştır. Şehzade Selim ise Konya’ya Sancakbeyi olarak atanmıştır.

    Hürrem Sultan tam istediğini elde ettiğini düşünürken Şehzade Mehmed 22 yaşında Manisa’da vefat etmiştir. Sultan Süleyman büyük bir mateme bürünmüş “şehzadeler güzidesi Sultan Mehmed” adına Mimar Sinan’a İstanbul’da Şehzadebaşı Cami’sini yaptırmıştır.

    1544 yılında o döneme yön verecek bir gelişme yaşanmış, Kanuni Sultan Süleyman Veziriazam Hadım Süleyman Paşa’yı azlederek yerine damadı Rüstem Paşa’yı getirmiştir. Bu değişikliğe sebep olarak bazı tarihçiler Veziriazam Süleyman Paşa ile üçüncü vezir Hüsrev Paşa’nın divan toplantısı sırasında kavga etmelerini gösterirler. Bu kavga Kanuni’yi çok sinirlendirmiş ve iki devlet adamını da görevden almıştır. Hürrem Sultan’ın beklediği an gelmiş ve damadı, Padişahlıktan sonraki en yüksek makam olan Veziriazamlığa getirilmiştir. Böylece Şehzade Mustafa’ya karşı büyük bir zafer kazanmıştır. Bundan sonra Rüstem Paşa’nın hedefi Kayınvalidesi ile bir olup, karısının öz kardeşlerinden birini Veliaht Şehzade ilan ettirmek olmuştur. Bu amaca ulaşmak için de her türlü entrikalar çevirmiş ve sonunda da muaffak olmuştur.

    Halk ve asker Manisa’ya tekrar Şehzade Mustafa’nın gideceğini beklerken Kanuni bu kez 20 yaşındaki Şehzade Selim’i Saruhan’a Sancakbeyi olarak atamıştır. Yapılan bu tayin bile halkın, ulemanın ve askerin gözünde Şehzade Mustafa’nın tahtın en büyük varisi olduğu gerçeğini değiştirmemiştir. Halk arasında bazı söylentiler yayılmaya başlamıştır. Bu söylentiler Rüstem Paşa tarafından padişaha aktarılmıştır ve Kanuni’nin canı oldukça sıkılmıştır. Söylentilere göre; 33 yıldır tahta olan Kanuni'ni artık yaşlanmıştır ve devlete taze kan gerekmektedir. Dedesi Yavuz Sultan Selim gibi cesur ve başarılı bir asker, aynı zamanda da halkına karşı hoşgörülü ve merhametli olan Şehzade Mustafa artık tahta çıkmalıdır. 38 yaşındaki Şehzade Mustafa’nın dedesi Yavuz gibi 40 yaşına geldiğinde tahta çıkacağı ve Osmanlı Devleti’nin Tüm dünyaya fethedeceği söylentileri hızla yayılmaya başlamıştır.

    Kanuni Sultan Süleyman giderek huzursuz olmaya başlamıştır. Bunu fırsat bilen Sadrazam Rüstem Paşa ve Hürrem Sultan planlarını bir adım daha ileri taşımışlardır. Rüstem Paşa Şehzade Mustafa’nın vatanına ihanet edip, İran Şahı ile gizlice ittifak kurduğu yönünde bazı sahte mektuplar yazdırarak Kanuni’ye sunmuştur. İlk başlarda bu iddialara inanmayan Kanuni, Rüstem Paşa delilleri çoğalttıkça yavaş yavaş oğlunun bir hain olduğuna inanmaya başlamıştır.

    Şehzade Mustafa’nın yazışmalarda kullandığı mührü bir şekilde ele geçiren Sadrazam Rüstem Paşa, onun ağzından İran Şahı Tahmasb’a mektuplar yazmış ve Şehzadenin mührünü basmıştır. Mektuplarda yazılanlara göre Şehzade Mustafa İran Şahı’na damat olup işbirliği yaparak babası Kanuni’yi devirmek için yardım istemektedir. İran Şahı da kendisine gelen mektubu gerçek sanıp cevap yazınca ve yazılan bu cevap Kanuni’nin önüne sunulunca, Padişah'ın artık oğluna inancı kalmamıştır.

    Sultan Süleyman’ın huzuru iyice kaçmış ve din adamlarından tavsiye istemiştir. Güvenilir bir kölenin efendisinin parasını çaldığı ve ona karşı tuzak kurduğuna ilişkin hayali bir olay uydurup din adamlarından fikir almıştır. Şeyhülislam Ebussuud Efendi “Böyle bir durumda köleye ölene dek işkence yapılması uygundur.” ifadesini kullanarak Kanuni’ye cevabını vermiştir. Bu ifade dinen kendisine bu kişiyi öldürmesine izin verilmesi anlamına gelmektedir ancak bir fetva niteliği taşımamıştır; çünkü Şehzade’nin yaşadıkları danışılan hikaye ile çok farklıdır.

    1553 yılında Kanuni, İran üzerine sefere çıkılması için Sadrazam Rüstem Paşa’ya emir vermiştir. Padişah ise İstanbul’da kalmıştır. Rüstem Paşa ordunun hareketinden kısa bir süre sonra Aksaray civarında orduyu durdurmuş ve Kanuni’ye bir ulak göndermiştir. Gelen habere göre asker içinde söylentiler hızla yayılmıştır. Söylentilere göre Padişah artık iyice yaşlanmış ve sefere çıkamamıştır. Bu sebeple Rüstem Paşa’yı görevlendirmiştir. Padişah artık Dimetoka Sarayında dinlenmeli ve Osmanlı tahtına da gönülden bağlı oldukları Şehzade Mustafa geçmelidir. Rüstem Paşa'nın habercisi bu söylentilere inanan Şehzade Mustafa'nın isyan için harekete geçtiğini iletmiştir. Sadrazam Rüstem Paşa'nın tehlikeli oyunu istenen amca ulaşmıştır.

    Kanuni Sadrazam Rüstem Paşa’yı geri çağırmış ve sefere bizzat kendisinin çıkacağını söylemiştir. Kanuni yanına Şehzade Cihangir’i de alarak 28 Ağustos 1553 tarihinde İstanbul’dan ayrılmıştır. Sefer yolunda yanlarına Saruhan Sancakbeyi Şehzade Selim’de katılmıştır. Sefere gelmesi için çağrılan Şehzade Mustafa büyük bir ordu ile babasıyla buluşmak için yola çıkmıştır. Osmanlı Ordusu Aktepe’ye gelip konakladığı vakit Şehzade Mustafa’da askerleriyle beraber Orduya yetişmiştir. Kendini bekleyen acı sondan habersiz babasının Otağının yakınına kendi otağını kurdurmuştur. Şehzade Mustafa’nın askerleri ile birlikte Osmanlı Ordusuna katıldığını duyan bütün askerler arasında heyecan başlamıştır. Gelecekte padişah olacağına inandıkları Şehzade Mustafa için askerler tezahürat yapmaya başlamış ve sesler Kanuni’nin çadırına kadar ulaşmıştır. Kanuni bu olay üzerine Şehzadenin asker ile bir olup isyan edeceği konusunda emin olmuştur.

    Devlet erkanı adet üzerine Şehzade Mustafa’nın çadırına gelip el öpüp hil’at almıştır. Kanuni ise Şehzade Mustafa’ya haber yollayarak ertesi gün elini öpmesi için kendini kabul edeceğini bildirmiştir.

    Ertesi gün Şehzade atına binmiş ve babasının otağına doğru yola çıkmıştır. Etrafta toplanan askerlerin büyük sevgi gösterileri arasından geçerek babasının bulunduğu çadıra gelen Şehzade Mustafa, daha önce eşine az rastlanan bir uygulamayla karşılaşmıştır. Osmanlı kaidelerine göre padişahın huzuruna sadece şehzadelerin silahlarıyla çıkabilme hakları vardır. Fakat otağın önündeki askerler Şehzade Mustafa'nın silahlarını bırakmasını istemiştir. Genç Şehzade bir anlık tereddüde düşmüş ve aklına daha önce kendisine yapılan ikazlar gelmiştir.

    Şehzade Mustafa sefer katılma emrini aldıktan sonra eniştesi ikinci vezir Damat Kara Ahmet Paşa'nın ve üçüncü vezir Haydar Paşa'nın Şehzade Mustafa'yı bu sefere bir bahane bulup gelmemesi yönünde ikaz ettikleri rivayet edilmiştir. Fakat Şehzade babasının kendini anlayıp dinlemeden bir hüküm vereceğine inanmadığından bu ikazları dinlememiştir. Şehzade Mustafa babasının kendini çok sevdiğini, Hürrem ve Rüstem Paşa'nın oyunlarına inanarak kendine zarar vermeyeceğine gönülden inanmıştır. İşte bu güven duygusu Şehzade Mustafa'nın sonunu hazırlamıştır.

    Otağın içine girdiğinde babasını görmeyi ve ona durumu izah etmeyi düşünen Şehzade Mustafa karşısında babasını değil de yedi dilsiz celladı bulmuştur. Celladların boynuna geçirdiği yay kirişinden gençliğinin verdiği güçle bir anda kurtulan Şehzade Mustafa, perde arkasından babasının kendisini izlediğini fark etmiş ve ona suçsuzluğunu haykırırken bir yandan da celladlarla mücadelesine devam etmiştir. Son bir hamle ile kendisini çadırın dışına atmaya çalıştığı anada ayağı takılarak yere düşmüştür. İşte o an Celladlar saray ağası Mahmud Ağa'nın (Zal Mahmud Paşa) yardım etmesi ile kirişi bir kez daha Şehzade Mustafa'nın boynuna geçirmişler ve bu sefer emellerine ulaşmışlardır. 38 yaşındaki Şehzade Mustafa artık yoktur.

    Bu sırada çadırın önünde bekleyen emirahuru ve bir ağasının da başı kesilmiştir. Şehzadenin cansız beden çadırın önüne bir İran halısı üzerine bırakılmıştır. Askere verilmek istenen mesaj Şehzadenin İran ile işbirliği yaptığı yönündedir. Şehzade'nin naaşı kılınan cenaze namazından sonra Bursa'ya gönderilerek burada defnedilmiştir. Aynı zamanda da Şehzade Mustafa'nın 7 yaşındaki oğlu da ileride intikam almak isteyebilir düşüncesiyle Kanuni Sultan Süleyman'ın emri ile öldürülmüştür.

    Şehzade Mustafa'nın ölümüne halk ve orduda büyük bir tepki oluşmuştur. Şehzade Mustafa'nın haksız yere öldürüldüğüne inanan halk büyük bir mateme bürünmüştür. Yeniçeriler aynı gün bu acı sondan sorumlu tuttukları Rüstem Paşa'nın çadırına saldırmış ancak onu içeride bulamamışlardır. Rüstem Paşa'nın çadırı yerle bir edilmiş ve asker matem göstergesi olarak da öğlen yemeğini yememiştir. Yeniçeriler Rüstem Paşa'nın azledilmesini istemiş ve Kanuni'de ayaklanma çıkmasını istemediği için mecburen bu isteği kabul etmiştir. Divan toplandığı sırada Rüstem Paşa'dan sadaret mührü alınmış asker tarafından sevilen ikinci vezir Ahmet Paşa'ya verilmiştir. Kanuni böylece huzursuzluğun önüne geçmeyi planlamıştır.

    Şehzade Mustafa hayattayken ilim meclislerine bolca katılmış ve devrin önemli Müderrislerinden ders almıştır. Şehzadenin hocalarından Mustafa Sururi Efendi Şehzade'nin katli üzerine Kanuni ile tüm alakasını kesmiş ölene dek de bir daha görüşmemiştir.
     

Sayfayı Paylaş