1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Semavî Kitaplarda Hz. Muhammed (sav)

Konusu 'Hz. Muhammed (SAV)' forumundadır ve BeReNN tarafından 18 Ekim 2011 başlatılmıştır.

  1. BeReNN
    Uykumvar

    BeReNN Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    30 Nisan 2011
    Mesajlar:
    8.855
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    5.330
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    Istanbul, Turkey
    Banka:
    289 ÇTL
    Son peygamber Hz. Muhammed (asm)'ın dünyayı teşrifi, dünya tarihinin en büyük olayıdır. O'ndan önce dünya, manevî karanlıklarla, zulüm ve cehaletle dolu iken, O'nun bereketiyle iman nurlarıyla aydınlanmış, insanlık cehaletten kurtularak ilim ve hikmetle donanmıştır. Dünyadaki bütün siyasi ve dini düzen alt-üst olmuş, eski dinler ve büyük devletler yerlerini İslamiyetin hâkimiyetine bırakmıştır.
    O'nun bu büyük inkılâbı aslında asırlardır beklenen ve bütün peygamberlerin ümmetlerine müjde verdikleri bir hadiseydi. Elbette insanlığın en büyük peygamberinin (asm) ortaya çıkması ve büyük inkılabı, bütün peygamberlerin (as) ve ellerindeki semavi kitapların ilgisini çekecek ve ondan bahsedeceklerdir.
    Onların Resul-ü Ekrem (asm)'ı haber vermesi konusunda Üstad Bediüzzaman çok mühim bazı tesbitler yapar. Mucizat-ı Ahmediye adlı eserindeki tesbitlerinden bir kısmı şu mealdedir:
    Tevrat ve İncil gibi semavi kitaplarda Peygamberimizin adı, Ahmed, Muhammed ve Mustafa manalarına gelen Süryanice ve İbranice tabirlerle geçiyordu. Açıkça Ahmed ve Muhammed az idi. O az miktarını da kıskanç yahudiler değiştirmişlerdir.
    Hem, Eski semavi kitaplar en küçük gelecek hadiselerinden bile haber verdiklerine göre, o dinleri yürürlükten kaldıracak olan Hz. Muhammed'den (asm) ve onun meydana getireceği büyük değişimden haber vermemeleri mümkün değildir.
    Öyleyse o kitaplar Hz. Muhammed'i (sav) ya kabul ederek veya redderek muhakkak bahsetmeleri gerekir. Onları incelediğimizde Peygamberimizi reddeden ifadelerle karşılaşmıyoruz. Öyleyse O'nu tasdik edem cümleler bulunması gerekir. Hem çokça vardır. Bir önceki asırda yaşayan Filistin'li büyük İslam alimi o kitaplardan yaptığı incelemlerle, bozulmuş olmalarına rağmen, Hz. Muhammed'den (asm) bahseden tam 114 yer bulmuştur. Demek ki daha önce çok daha fazla varmış.
    Üstad Bediüzzaman da, o kitaplardan yaptığı incelemeyle bulduğu işaretlerden en mühimlerini kitabına almıştır. Onlardan bir kısmı şunlardır:
    1-Hz. İsmail'in Neslinden Gelmesi:
    Tevrat'ın âyeti:..."Hazret-i İsmail'in annesi olan Hacer, evlâd sahibesi olacak ve onun evlâdından (İsmail as'ın neslinden) öyle birisi çıkacak ki, o çocuğun eli, herkesin üzerinde olacak ve umumun eli huşu' ve itaatle ona açılacak."
    Tevrat'ın âyeti: "İsrail (Yakub) oğullarının kardeşleri olan İsmail oğullarından senin gibi birini göndereceğim. Ben sözümü onun ağzına koyacağım, benim vahyimle konuşacak. Onu kabul etmeyene azab vereceğim."

    2-Hicaz'da Dünyaya Gelmesi:
    Tevrat'ın Beşinci Kitabının Otuzüçüncü Babında şu âyet var: "Hak Teâlâ, Tur-i Sina'dan ikbal edip (yönelip) bize Sâîr'den tulû' etti (doğdu) ve Fâran Dağlarında zahir oldu (göründü)." …İttifakla Hicaz Dağları'ndan ibaret olan Fâran Dağları'ndan zuhur-u Hak fıkrasıyla, açıkça Ahmed (asm)'ın peygamberliğini haber veriyor.
    Hem Tevrat'ta, Nebiyy-ül Harem (Mekke Medine Peygamberi) manasında "Hımyata" ismiyle geçer.

    3-İsmi Muhammed, Ahmed, Mustafa Olması:
    Hem peygamberlerin kitaplarında, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Muhammed, Ahmed, Muhtar (Mustafa-seçilmiş) manasında Süryanî ve İbranî isimleri var. İşte Hazret-i Şuayb'ın suhufunda ismi,Muhammed (övülmüş) manasında "Müşeffah"tır.

    Hem Tevrat'ta yine Muhammed manasında "Münhamenna",

    Zebur'da "El-Muhtar (Mustafa-seçilmiş)" ismiyle isimlenmiştir.

    Hem Suhuf-u İbrahim ve Tevrat'ta "Mazmaz"dır.

    Hem Tevrat'ta "Ahyed"dir. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm demiş: (Benim ismim Kur'an'da Muhammed, İncil'de Ahmed, Tevrat'ta Ahyed'dir) buyurmuştur.

    4-Son Peygamber Olması:
    Tevrat'ta (son peygamber manasında) “El-Hâtem-ül Hâtem”dir. (Bir ismi, Hâtemü'l-Enbiya'dır)

    5-İnsanlara Sünneti Öğretmesi:
    Hem Tevrat'ta ve Zebur'da "Mukîm-üs Sünnet (sünneti koyan)'dır.

    6-Âlemin Reisi Olması:
    Türkçe Yuhanna İncili'nin Ondördüncü Bab ve otuzuncu âyeti şudur: "Artık sizinle çok söyleşmem, zira bu âlemin reisi geliyor. Ve bende, onun nesnesi aslâ yoktur!" İşte "Âlemin Reisi" tabiri, "Fahr-i Âlem" demektir. Fahr-i Âlem ünvanı ise, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın en meşhur ünvanıdır.

    7-İnsanlara Teselli Vermesi:
    Yine İncil-i Yuhanna, Onaltıncı Bab ve yedinci âyeti şudur: "Amma ben, size hakkı söylüyorum. Benim gittiğim, size faidelidir. Zira ben gitmeyince, tesellici size gelmez." İşte bakınız! Reis-i Âlem ve insanlara hakikî teselli veren, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'dan başka kimdir? Evet Fahr-i Âlem odur ve fâni insanları ebedî yokluktan kurtarıp teselli veren odur.

    8-Dünyaya Hâkim Olup Islah Etmesi:
    Hem İncil-i Yuhanna, Onaltıncı Bab, sekizinci âyeti: "O dahi geldikte; dünyayı günaha dair, salaha dair vehükme dair ilzam edecektir." İşte dünyanın fesadını salaha çeviren ve günahlardan ve şirkten kurtaran vedünya siyaset ve hakimiyetini değiştiren Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'dan başka kim gelmiş?

    9-Hakk İle Batılı Ayırması
    İncil'in âyeti:..."Ben Rabbimden; hakkı bâtıldan ayırdeden bir peygamberi istiyorum ki, ebede kadar beraberinizde bulunsun." Faraklit, hakla batılın arasını ayıran manasında Peygamber'in o kitablarda ismidir.

    10-Kılıçla Cihad Etmesi:
    Hem İncil'de, Peygamberin isimlerinden, "Sahib-ül Kadîbi ve-l Herave" yani kılıç ve asâ sahibi." Evet kılıç sahibi peygamberler içinde en büyüğü; ümmetiyle cihada emredilen, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dır.

    11-Sarıklı Olması:
    Yine İncil'de "Sahib-üt Tâc"dır. Evet "Tac sahibi" ünvanı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a mahsustur.Tâc, imame yani sarık demektir. Eski zamanda milletler içinde, milletçe umumiyet itibariyle sarık ve agel saran, Arabdır Kavmidir . İncil'de "Sahib-üt Tâc", kat'î olarak "Resul-i Ekrem" (Aleyhissalâtü Vesselâm) demektir. (19. Mektub, Mucizat-ı Ahmediye Risalesi)

    Bütün bu işaretlerin neticesinde, o kitaplar bu günkü halleriyle dahi, kör gözlerin bile görebileceği bir açıklıkla, Peygamberimizi (sav) şöyle tanıtmış oluyor:

    “Peygamberlerin sonuncusu olan, Ahmed Muhammed Mustafa, Hz. İsmal'in neslinden olarak Hicaz'da dünyaya gelecek, Mekke-Medine bölgesinde peygamberlik yapacak, Allah'ın vahyini insanlara tebliğ edecektir. Getirdiği dini ile hak ile batılı birbirinden ayıracak, insanlar ona iman ederek teselli bulacaktır. Örnek hayatıyla insanlara sünneti öğretecek, âleme reis olup âlem onunla iftihar edecektir. Kılıçla yapacağı cihadı sayesinde dünyada hâkimiyet kuracak, günahlara son verip insanlığı ıslah edecektir.” Bundan daha güzel nasıl anlatılırdı acaba?!

    Yazımızı yine Bediüzzaman Hazretlerine ait şu güzel cümle ile bitiriyoruz:
    “…Herşeyi bırakıp ona koşmak, onu dinlemek lâzım gelirken; ekser insanlara ne olmuş ki sağır olmuşlar, kör olmuşlar, belki divane olmuşlar ki; bu hakkı görmüyorlar, bu hakikati işitmiyorlar, anlamıyorlar?” (19. Söz)


    (İrfan Mektebi Dergisi'nden)​


     

Sayfayı Paylaş