1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

SeNi BeNDeN ÇaLMa!!!

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve sessiz gemi tarafından 29 Mart 2009 başlatılmıştır.

  1. sessiz gemi

    sessiz gemi Forum Tutkunu

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    1.643
    Beğenileri:
    27
    Ödül Puanları:
    1.130
    Meslek:
    mühendis
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    80 ÇTL
    Gecenin bir yarısı, uzun zamandır tatmadığı uykunun tam ortası, irkilerek uyandı.
    Göz yaşlarının ıslattığı yastığa sarılarak tekrar uyumaya çalıştı. Son zamanlarda kabusları artmış, uykuya kapanmakta inat eden göz kapakları ağlamaktan mı? Uykusuzluktan mı? Bilinmez, kırmızıya boyanmıştı. Bir rüyalarda hoyratlaşıyordu gözleri ve sadece rüyalarında görebiliyordu terk eden sevgilisini. Ve hep o son sahne, aşklarının ebediyeti yüzüğü kızın parmağından çıkarırken duyduğu acı ve nefret dolu kabuslar süslüyordu rüyalarını. Kız vermek istememişti, ölünceye kadar salkıyacağım bu yüzüğü, senden kalan tek hatırayı alma benden diye yalvarmıştı ama nafile. Ne kızın göz yaşlarına aldırdı nede yalvarışlarına. Acı çekiyordu. Hayatında tatmadığı ağrılar saplanıyordu yüreğine, kızın acılarını görmezden geliyor, kendi yarasının acısıyla inliyordu. Çok savaşmışlardı bu yüzükler için, kızın babasını ikna etmek hiçte kolay olmamıştı. İki sene önce babasının yasakları ve diretmeleriyle ayrılmışlar ve nihayetinde babası yumuşamaya başlayınca tekrar kavuşmuşlardı. Uzun bir aradan sonra telefonla gelen güzel habere öyle sevinmişti ki delikanlı, kızın bunca zamandır neden hiç aramadığını sormayı bile unutmuştu. Mutluluğu kafasındaki bütün soruları perdeliyordu. Aceleyle, bir aksilik çıkmasına mahal vermeden sözleri kesilmiş, yüzükler bu beraberliği aileler arasında resmileştirmişti. İkisi de çok mutluydu, onlar kadar mutlu olan biri daha vardı, kızın annesi. Delikanlıyı çok seviyordu kadın. Evladından ayrı tutmuyor, bir oğlum olsa seni sevdiğimden daha fazla olmaz sevgim diyordu. Kısa bir süre sonra evlilik planlanıyordu, ama gün geçtikçe kızın tavırları değişiyor, ilk ayrılıklarındakine benzer sürtüşmeler çıkıyordu. Delikanlı acı çekiyor, kendini işine veremiyordu. Bir süre sonra korkulan olmuş delikanlı işinden ayrılmıştı. Şimdi sevgilisine daha çok ihtiyacı vardı. Ama problemler gün geçtikçe artıyor kızın soğukluğu su yüzüne çıkıyordu. Fazla dayanamadı delikanlı, o zaten bir kere ölmüştü bir daha ölemezdi ya. Bir akşam ansızın otobüse binip kızın yanına gitti. Sabahın ilk saatleriyle kapıya dikilip zile bastı. Annesi karşılamıştı onu ve karşısında görünce hayli şaşırmıştı. Neler olduğunu annesine soruyor, her cümlesinde acısını kusuyordu. Annesi de bir anlam veremiyordu olup bitenlere, oda çok üzülüyordu. Kız uyanmış delikanlıyı karşısında görünce şaşırmıştı. Ardı arkası gelmeyen sorular peş peşe sıralanıyor, kızın cevapları, suallere merhem olmuyordu. En sonunda babam diyebildi;
    Babam öğrenmiş
    Şaşkınlıkla neyi diyebildi.
    Babası mezhep ayrılığını bahane ediyordu. Delikanlının kolu kanadı kırılmıştı, babasının ne kadar inatçı olduğunu biliyordu. Ya baban, ya ben diyebildi yüreği parçalanarak.
    Babam kelimesi çınlayıp duruyordu kabuslarında. Kızın babama inat takacağım dediği, vermek istemediği, boynundaki zincire geçirilmiş yüzüklerin ağırlığıyla uyanıyordu her gece.

    Sabah içinde bir sıkıntı, telefonun sesiyle uyandı.
    Ağlayan bir ses, kızım ölüyor, kızım ölüyor diye feryat ediyordu. Bir el uzanmış ciğerlerini parçalıyor ansızın nefessiz bırakıyordu. Boynundaki yüzükleri avuçlarının içine almış, daha önce hiç olmadığı kadar tanrıya dua ediyor, benim canımı al diye pazarlık ediyordu. Aceleyle toparlanıp kızın yanına, yattığı hastaneye gitti. Dört saatlik yolculuk ömründen ömür çalmıştı. Kızın annesi karşıladı delikanlıyı.Tüm aile oradaydı, babası da. Bir kaza geçirmiş böbrekleri iflas etmişti. Aileden kimsenin dokuları uyuşmuyor, bazıları da tatlı canlarını riske etmek istemiyordu. Delikanlı çaresizlik içinde, benim böbreklerimi alın diye haykırıyor, doktorlara yalvarıyordu. Aşkın mucizesi gerçekleşmiş, delikanlının böbreği uyuşmuştu. Hemen dedi, hemen çıkarın böbreklerimi. Ameliyat masası hazırlanmış delikanlıyı hazırlıyorlardı. Bir dakika dedi delikanlı, bir dakika onu görmeme izin verin, kimse hayır diyemedi. Yanına girip,

    son defa sevgili, son defa, gözlerimin yüzüne değişi,
    ben şanslıyım, sen göremiyeceksin beni bir daha
    boynundan çıkarttığı zincirden aldığı yüzüğü kızın parmağına taktı, alnına bir buse iliştirip bir damla göz yaşıyla ameliyat masasına gitti.
    Kız ,başarılı bir ameliyattan sonra kendine gelmiş, hareket etmeye başlamıştı, ilk annesinin yarı ağlamaklı gözleri karşıladı onu. Kız, annesine gördüğü kabusu anlatmaya çalışıyordu.

    Onu gördüm anne, yanıma geldi, beni alnımdan öptü, sonra gitmesi gerektiğini, tanrıya söz verdiğini söyleyip gitti. O ölüyordu anne, benim yerime ölüyordu.
    Annesi göz yaşlarını tutamadı, hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu. Kızın gözü parmağındaki ağırlığa ilişti. Hastanenim koridorları aynı sesle inliyordu,
    Hayırrrrrrrrrrrrrr...
     

Sayfayı Paylaş